Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Mutlak Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam'ın yanında bulunmanın faydaları olacak ki Ashab-ı Kiram'ın iki cihan güneşine sorduğu sorularda onların büyük bir anlayışını müşahede etmekteyiz. Hz. Ömer radıyallahu anh buyuruyor ki kişinin akli seviyesini sorusundan anlarım. Siz şimdi bir işçinin bir çiftçinin yanında oturmanızla ehlullahtan olan bir zatın ulema-i kiramdan gönül ehli nur ile dolmuş, gayb alemine kalbi açılmış bir alimle oturma arasında çok fark vardır. Bir işçi, bir çiftçi ne konuşacaktır? Kendi mesleğinden konuşacaktır. Onlar ise lahut aleminden, ilahi alemden, öbür alemden, ahiret aleminden ve onun sırlarından konuşacaklardır. Buna işareten hem nişini salihhan salih şevet, hem nişini talihan, talih şevet derler. Salihlerle otur ki salih olasın, eğer gayrılarla oturursan aynen onlar gibi olursun diye.
Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'a bir Arabi gelir. Dünya ve ahirette beni faydalandıracak hususlarda senden sormak istiyorum, der. İki cihan güneşi de sor buyururlar, o da sorar kalp. İnsanların en alimi olmak istiyorum. Burada bu sahabenin seçkinliğini şundan anlıyoruz, Cenabı hakk'ın ilk indirdiği ayeti celile ashabünle ikkura, oku ya Muhammed'dir. Sadece zahiren okumak değildir o. Çünkü Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir rahle önünde ömrünü geçirmemiştir. Allah onun kalbine yerleştirmiştir Esselamü'l-ü keh'lemalatense. Allah senin gönlüne yerleştirecek diye buyuruyor ve sen de unutmayacaksın. Seni okutacağız buyuruyor ve gönlüne öyle bir ilimler bahşedeceğiz ki alimler yanında aciz kalacaklar. Öyle okutacak ki Cenabı Hak Kıyame suresinde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Cebrail vahiy ilahiyi getirdiğinde hemen onu alabilmek için mübarek dudaklarına hareket ettiriyordu.
Sen çabalama, sen kendini yorma, biz Kuran'ı bütün gönlüne yerleştireceğiz diye buyuruyor. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar Allah'ın öyle kulları vardır ki Cenabı Hak ilmi gönüllerine yerleştirmiştir diye. Hem de okumakla aynı zamanda meşguldürler onlar. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz belki bu kelimenin ümmisi olabilir ama mana aleminin bambaşka bir Mustafa'sıdır sallallahu aleyhi ve sellem, İkra, ilk ACLACUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUU Tabii ilimsiz velayetin de olması mümkün değildir. İlimsiz velilik bile doğru değildir. Allah'ımız okumadan da okutabileceğinde hiç şüphemiz yoktur. Çünkü Ebu Hüreyre Hazretleri diyor ki Resulullah'tan iki kalp dolusu ilim aldım. Nedir o iki kalp dolusu ilim? Birisi diyor neşrediyorum insanlara, bir diğerini açacak olsam şu başım gider diye. Demek ki Allah'ımız gönlüne Lut etmiş o ilmi.
Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın ümmi oluşundaki sır verilmiş onun kalbine. Ümmi demek bilmeyen demek değildir o. 0 kelimelerde belki, o kelimelerde belki ümmi ama manasında müstesnadır, mühim olan da odur. Bir ağacın siz kökünü, dalını, budağını, yaprağını konuşmaktan ne hasıl olur? O mudur asıl ağaçtan maksat ve gaye? Siz bahçenize bir fidan dikecek olsanız onun sadece kökü, dalı, bu dağı ve yaprağı mıdır? Çiçeği midir? Hayır, meyvesidir asıl olan. Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimize Cenabı hak her şeyi vermiştir. Velasefe yü atike rabbüke fetarda. Allah'ımız sana verecek, sen de razı olacaksın. O neye göre verir? Herhalde bir mahalle muhtarının vermesiyle bir reisi cumhurun vermesi arasında elbette fark olmalıdır.
Azamet sahibi Cenabı hak ululuğuna göre, kemaline göre lütfeder ve ihsanda bulunur, her şeyi vermiştir habibine, sevdiklerine de velayet ölçüsü içerisinde ihsan buyuracaktır. Bir gün evimizde otururken üstadımız hazretleri Acasın Efendi Kaddesallahu sırra böyle pencereden dışarıya doğru da bakar haldeyken buyurdular ki ilmimi gizliyorum, atsam onu anlayacak kimsede pek yok deyişleri Ebu Hüreyre Hazretlerinin Resulullah'tan aldığım iki kap dolusu ilim, birisini yayıyorum, bir diğerini ortaya koysam bu başım gider demesini andırıyor. Sonra aleyhissalatu vesselam Efendimiz bizzat kayıtlarla ifade edebiliriz. En azından İmam-ı Rabbani Hazretleri en azından demekten haya ederim. İmam-ı Rabbani Hazretleri baktığı bütün meselelerde şuhudi olarak bakan kimsedir. Delillerle de yürümüştür, gönül haliyle de yürümüştür.
Bir Muhyiddin Arabi Hazretleri fena anlamında fena yönüyle bakarken bir işe kalp cihetiyle diyelim biz İmam-ı Rabbani Hazretleri aynı zamanda delillerle de ifade etmiştir. Bir diğeri ifade etmemiş mi? O da itmiştir ama ağırlık o noktadadır. İmam Şarani Hazretlerinin mizan diye eserinde de halıkımızın gönlüne ilim verdiği ve dini emirleri bizzat kaynağından gördüklerinde beyan ederler. Burası ayrı bir konu olmakla birlikte artık daldığım için şu hususta söyleyeyim İmam-ı Azam rahmetullah Ali Hazretlerinin maim müstamel artık abdest azalarını yıkarken damlayan sulardan korunmamızı ifadesi Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz kişi abdest aldığında son damlasına kadar günahlar dökülür buyuruyor. Onun yılan ve akrep gibi biçimsiz bir şekilde bir, nasıl tarif edebilirim onu haya ediyorum sizin huzurunuzda ifade etmekten, çamur parçaları gibi diyeyim.
Onun dökülüşünü görmesinden dolayı kalbine ilim verilen bunlardır. Allah'ımız bizleri mahrum etmesin, arşın direkleridir onlar. Nevşehir'in Ürgüp, Ürgüp'ün Damsa evvelki ismi ise Daşkun Paşa diye bir yer. Burada Ali Özcan diye sevgili bir zat vardı. Hem ilim ehli idi, çalış diye bir köy, zannederim ya Nevşehir'in ya Kırşehir'in. Orada talebe okutmakla meşguldü, öğrenciler okutuyordu, ilim sahibiydi. Aynı zamanda irfan ehli idi. O bir gece kalktığında ağlar. Kız çocukları der ki hanımı irtihal etmişti Baba niye ağlıyorsun, arşın dileklerinden biri yıkıldı diye üstadımıza işaret eder. Cenab-ı Hak ve celalneel cibale evteada Biz dağları kazıklar kıldık diye buyuruyor. Bu kazıklar anlatılırken bir çivi gibi düşünün siz ilmen izah edilmekte o büyüklüğünün dağın yüksekliğinin on dokuz katı yere doğru uzadığı ifade edilir.
Yerin kazıkları bir çadır gibi çadırın bir orta direği vardır, bir de kenar kazıkları vardır rüzgarda devrilmesin diye. Şu memleketimizin muhafazası için herkesin birbirine en güzel şekilde bakması için manevi direklerdir onlar. Allah'ımızın sevgili kullarıdır. Bu sahabe de ne güzel bir anlayışa sahip ilk ilk sorusu üridü enekune alemen nas, insanların en alimi, en bilgini olmak istiyorum deyince, it tagillah tekün alemennas Allah'tan korku insanların en alimi olasın. Alimiz ama o korkuyu taşımıyorsak, o korkuyu taşıyıp biz bir Musa Aleyhisselam gibi ulü'l azim kendisine kitap verilen peygambere karşı çıkacak kadar yanlış bir davranışa girecek olursak öyle olanları Araf suresinde Cenab-ı Hak köpeğe benzetiyor.
Allah'ın koymuş olduğu, korunmasını istediği değerlere dokunan, onları hiçe sayan insanları da alim de olsa Cuma suresinde artık fikren yanlış, itikaden bozuk, amelen bozulmuş, değişmiş, kimseleri de alim de olsa merkebe benzetir, Halıkı Lemyezel. İlim eğer Allah korkusunu temin etmezse ancak Cenab-ı Hak'tan uzaklaştırır diye buyrulmaktadır. İlimden gaye nedir? Allah'ımızın korkusunu gönlümüze yerleştirmesidir. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.