Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz değerli dinleyiciler. Bugün inşallah Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirrahü'l-Aziz'in sohbetlerini, onun sohbetlerinden derlenmiş eserlerini sizlere seslendirmeye devam edeceğim. Bugün inşallah bayram sohbetlerine başlayacağız. Muhterem Üstat Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin sevenlerine irticalen yaptığı iki sohbet bu programımızın muhtevasını oluşturuyor.
Değerli dinleyicilerimiz, muhterem Üstat kalp konusu üzerinde ısrarla duruyorlar, ehemmiyetine binaen sohbetlerinde bu konuları bizzat kendileri irticalen konuşuyorlardı. Bu programımızdaki iki sohbet ele alacağımız, aktaracağımız bu iki sohbet işte böyle sohbetlerdendir. Kendileri bir sohbetlerinde kalp birliği ve nefs eğitiminin gerekliliği hakkında sizlere seslendireceğim bu kitapta da özeti sayılabilecek ifadelerinde şöyle buyurmuşlar. İnsan ölmez, insan ölmez. Ölen hayvandır. Ehl-i zikir ölmez. Kalbini ihya eden ölmez. İnsanın bir sureti bir de sireti vardır. İnsan siretiyle, kalbiyle insandır, kalıbıyla değil. İnsan kalıp olarak ahsen-i takvim en güzel biçimde yaratılmıştır ama bu ahsen-i takvim oluşu kalbinin ihyasına bağlıdır. Kalbin ihyası da nefsin ölümüne bağlıdır.
Siz sevgili dinleyicilerimiz, tabii ki ilk defa yayınlanacak bu sohbetleri dinlerken sohbet ortamının feyzini, sıcaklığını ve akıcılığını inşallah hissedeceksiniz. Ayrıca muhterem üstadın sevenlerinin terbiyesi için en gerekli gördüğü zikir, nefs terbiyesi, kalp tasfiyesi, salihlerle beraber olmak gibi konuları Kuran merkezli olarak nasıl hassasiyetle işlediğine muttali olacaksınız. Çok uzun değil gerçi ama bu programda ele alacağımız bu kısa sohbetler manevi yolun temellerini ve ölçülerini vermesi bakımından siz kıymetli dinleyiclerimize çok faydalı olacağını ümit ediyoruz. Yüce Rabbimizden o gönül sultanlarının gönül dünyasından hisler alabilmeyi ve bu eserin istifadeye medar olmasını temenni ediyoruz tabii ki. Gayret bizden, tevfik Rabb'ül aleminden.
Fahri Kainat Efendimiz Hz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek ruhları ile Ashab-ı Kiram'ın, al ve ezvac-ı tahiratın, ulema, suleha, şüheda ve cümle meşayık ve evliya-i ğılamın ve geçmişlerimizle ehli imanın ruhları için üç İhlas-ı şerif bir Fatiha. Peygamber efendimiz bütün sözlerine hamdederek başlamıştır. Biz de Allah'a çokça hamdetmeliyiz. Hamdetmek bütün ibadetlerin sırrıdır. Cenab-ı Hak hamd edenleri yerde gökte metheder. İbadetlerin hepsinde hamd vardır. Cennete gireceklerin başında da Hammadun yani Allah'a çok hamd edenler olacaktır. Allah'a hamdetmek sözle olur, dille yapılır. Elhamdülillahi rabbil alemin diyerek olur. Duaların da en büyüğü ve efdali Elhamdülillahi rabbil alemindir. Peygamber efendimiz Buyurmuş, yani duaların en üstünü Allah'a hamdetmektir. İkinci olarak hamd kalp ile yapılır.
Kalbin Allah'ı anması, Onun zikriyle meşgul olması, Allah'ın nuru ile nurlanması, Allah sevgisiyle dolması kalbin hamdetmesidir. Kalp zikir ve nur ile hamdederse bütün sadır da bu halde iştirak eder, ruh ve sır da halde katılır ve sadır nurlanır. Bundan başka bütün beden uzuvlarıyla da hamd yapılır. Kalpten ve lisandan gelen hamd nuru ile bütün beden uzuvları da nurlanırsa onlar da halde iştirak ederler. Akıl hamdeder, fikir tefekkür eder, iç ve dış bütün azalar Allah'a hamdeder. Bütün hamd Allah'a aittir. Dört-beş Allah'a her zaman ve herhalde çok hamdetmek müminin vazifesidir. Hamd, Allahü Teala'yı övmek, şükür de ona teşekkür etmektir. Allah'a çok şükretmek bütün şekilleriyle ibadettir. Allah'ın verdiği sayısız nimetlerden dolayı Halık-ı Zülcelal'e teşekkür etmek her insanın vazifesidir. Hamd mümin için büyük bir ibadettir.
Tövbekarlar, ibadet edenler, hamd edenler ayetiyle müminler hamd ve ibadet vasıflarıyla medholunup müjdelenmişlerdir. Allah'a şükür de hem lisan hem kalp hem de bütün beden de olur. Ayrıca mal ile de şükürde bulunmak şarttır. Maldan tasadduk ederek şükretmek lazımdır. Şükür nimeti artırır. Zikredin beni, ben de sizi zikredeyim. Şükredin bana, sakın nankörlük etmeyin buyurulmuştur. Keza Cenab-ı Hak Eğer şükrederseniz ben de ziyadeleştiririm buyurmuştur. Hazreti Peygamber Efendimiz şükretmek için uzun uzun namaz kılmış, rüku ve secdeler yapmış, kendinden geçmiş de ruhunu teslim etmiş sanmışlar. Ben de Rabbime şükreden bir kul olmak istiyorum buyurmuşlardır. Onun için ibadetlere devamlı olmalı ve Allah'a şükürden geri kalmamalıdır. Buna dair şöyle bir kıssa vardır.
Geçmiş peygamberlerden birine Cenab-ı Hak şöyle buyurmuş: Filan yerdeki kuluma söyle ki ömrünün yarısında zenginlik vereceğim, yarısında da fakirlik vereceğim. Böyle takdir ettim. Yalnız önce veya sonra olmasını kulumun arzusuna bıraktım. Ona sor hangisini önce vereyim, fakirliği mi zenginliği mi? O kimse de zevcesine sordu. Hangisini önce isteyelim dedi. Zevcesi önce zenginliği isteyelim dedi. O zat da hayır önce fakirliği isteyelim. Gençliğimizde nasıl olsa katlanırız fakat ihtiyarlığımızda fakirliğe katlanamayız. O zaman zenginlik daha iyi olur dedi. Allah'a değil de zenginliğe güvendi. Zevcesi ise biz önce zenginlik isteyelim, bir şartla madem zengin yaşayacağız, biz de zenginliğimizden bütün yoksullara yediğimizden yedirelim, giydiğimizden giydirelim, herkesi faydalandıralım. Bu şekilde şükrederek zenginliği önce yaşayalım dedi.
Bunun üzerine zevcesinin şartıyla önce zenginliği istemeyen karar verdiler. Zenginliklerinden hep yedirip geçirdiler, tasadduk ettiler, herkesi faydalandırdılar. Fukaranın gönlünü hoş ettiler, muhtaçları sevindirdiler. Bundan Cenab-ı Hak da çok hoşnut ve razı oldu. Baktaki zenginlik bitti, fakirlik başlayacağı zaman geldi. Allahu Teala şöyle ferman etti. Madem bu kulum nimetlerimden herkesi faydalandırdı, yoksullarımın gönlünü hoş etti, ben de onlar hakkındaki fakirlik hükmünü tebdil ettim. Ömürlerinin hepsini zenginlikle hükmettim. Fakirliği kaldırdım, artık onlara fakirlik yoktur dedi. İşte şükretmek ve mal ile şükür nimeti böyle artırır. Cenab-ı Hak buyurmuştur ki Yalnız Allah'a ibadet ediyorsanız O'na şükredin. Demek ki Allah'a ibadet edebilmiş olmak için şükretmek şarttır. Şükürsüz ibadet olmaz. Cenab-ı Hak cümlemizi hakkıyla şükretmeye muvaffak kılsın. Amin.
Müminler cennete girince herkes hiç şaşırmadan kendi makamını, kendi kürsüsünü bulur ve doğruca oraya gider. Cenabı Hak cennette herkese mutlaka bir kürsü vermiştir. Her mümin hangi kapıdan gireceğini, hangi yoldan gideceğini, hangi kürsüye oturacağını hiç şaşırmadan bilir. Cenabı hak bütün huri ve gılmanlara emir verip hitap eder. Mümin kullarımı burada sürurlandırın buyurur. Bütün peygamberler makamlarına yerleşir. Evvela Davud aleyhisselama Zebur'dan bir parça okuması emrolunur. O da güzel sesiyle okur. Sonra her peygamber kendi kitabından okur. En son da Hazreti Peygamber efendimize gelince o da Kuran-ı Kerim'den Sure-i En'am'ı okur. Cennet ehli bunun tekrar tekrar okunmasını isterler. Her gün okumaya devam olunur. Bu sure Mekke'de ve bir günde nazil olmuştur. Cenabı Hak müminlere hitap eder. Ey kullarım, men ene, ben kimim biliyor musunuz?
Müminler hepsi birden entallah, sen Allah'sın derler. Cenab-ı Hak buyurur ki benim bir adım da es-selamdır. Burada selamlaşın. Selam size iyilik ve emniyet içinde girin oraya, orada ebedi kalın. Selam size selamet ve emniyettesiniz. Dünyada sabrettiğiniz günlere karşılık işte ne saadetli bir duraktır burası. Cenab-ı Hak yine hitap eder. Benim bir adım da el-Mümindir, emn ü eman veririm. Siz de müminsiniz ve emn ü eman'dasınız, emniyet ve selamettesiniz. Bundan sonra Cenab-ı Hak cemaliyle tecelli buyurur ve müminler tam üç yüz sene Allah'ın cemaline bakarlar da gözleri kamaşmaz, gözlerini kırpıştırmaz ve bakmaya doyamazlar. Cenab-ı Hak yine buyurur ki, ey kullarım ben sizden razıyım. Siz de benden razı mısınız? Müminler derler, ya Rabbi, bundan daha büyük nimet mi olur ki senden razı olmayalım? Daha ne isteyebiliriz senden? Sana hamdolsun diye sevinirler.
Cenabı Hak da onlara haydi öyleyse makamlarınıza gidin, zevcelerinizle görüşün der. Bunun üzerine müminler koşarak makamlarına varırlar ve zevcelerini görürler. Fakat bambaşka bir halde bulurlar ki onlar da nura gark olmuşlar. Hem birbirlerine koşuşurlar hem de şöyle konuşurlar. Sen ne kadar nurlanmışsın, seni hiç bu kadar güzel görmemiştim. Ben de seni hiç görmediğim bir halde nurlanmış ve güzelleşmiş gördüm derler. Allah'a iman etmiş ve ameli salih işlemiş müminlere ne saadet, müjdeler olsun onlara. En güzel makamlar onlar içindir, varılacak en güzel yerlerdir. Firdevs cennetinde bir vadi vardır ki oraya Mezid Vadisi denir. Oranın her yeri nurdan minberlerle doludur. Cuma günü olunca peygamberler o minberlere çıkarlar. Sıddıyıklar, şehitler ve salihler de zümrüt ve zebercetle süslü altın kürsülere çıkarlar. Bütün cennet ehli de minberlerin etrafında toplanır.
Hepsi birden Allah'a hamdederler. Allahu Teala müminlere size bugün başka bir ihsanım daha var diyerek cemaliyle tecelli eder. Bu cemal tecellisine her hafta nail olanlar vardır ki bunlar çocukluklarından ömürlerinin sonuna kadar Allah'a iman, taat ve zikirle yaşayanlardır. Cemalullah'ı ayda bir defa görmek şerefiyle ikram olunanlar vardır ki bunlar da Allah'ın taat ve zikrine gençliklerinden bir kısmını isyanda geçirdikten sonra daha gençlik elden gitmeden dönüp de ömrünün sonuna kadar iman ve zikirle yaşayanlardır. Cemalullah'ı seyretmeye yılda bir kere mazhar olanlar vardır ki onlar da ihtiyarlıklarında kulluğa başlamış kimselerdir. İlk tecellide olmak üzere bir defa görenler de vardır ki bunlar ömürlerini isyanla geçirip sonradan tövbe istiğfar etmiş ve affolunmuş ve tövbeleriyle ahirete göçmüş olanlardır. Cenab-ı Hak cennette herkese müsavi eşit görünmüyor.
Herkesin haline, taat ve zikrine, iman ve ameline göre kimine haftada bir, kimine ayda bir, kimine de ömründe bir görünür ki dünyada bir an evvel iman etmenin, taat ve zikre koşmanın lüzumu anlaşılsın. Allah'ı görmeyenler de olacaktır. Bunlar Mu'tezile taifesidir. Çünkü bunlar En'am suresinin yüz üçüncü ayetine dayanarak Allah'ın hiçbir yerde ve hiçbir zamanda gözle görülmeyeceğine inanırlar. Bundan ötürü onlar hiç göremeyerek cezalanacaklardır. Gözler onu göremez halbuki o gözleri görür. O eşyayı pek iyi bilen her şeyden haberdar olandır. Halbuki Kıyamet suresinde Rablerine bakacaklardır ayet-i kerimesiyle cennette müminlerin Rab'lerinin cemal tecellisine nazar edip duracakları müjdelenmektedir. Bir evvelki ayeti kerime dünyada iken bu baş gözüyle görülemeyeceğine işarettir. Ahirette Cemalullah'ın müşahede olunacağına mani değildir.
Sevgili dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirrahü'l azizin bayram sohbetlerinden bir kısım aktardım. Bir sonraki programımızda bu sohbetlerden inşallah bir kısmını daha aktarmaya sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.