İkincisi. Az yiyeiniz az söyleyiniz. Kamil olmak istiyorsanız az yiyeiniz. Yahya bin Maas hazretleri az yerdim oruçtan götürürüm diyor. Az söylerdim zikirden götürür. Yani az bilmem de orucun için az yerdim. Haşo bir çorba içerdim, gezen çorba orucun yüzünden az yerdim. Az söylerdim zikirden ötürü diyor. Allah'a kadar çok zikrediyordum, zikten kes zira buyuruyor çünkü Allah'ımıza. Zikri kesir ile beni zikredin diyor. Yalnız doktordan reçete alan anca o kadar ile. Kalben geldi mi daimi halini alır. Mutlaka kalbi zikre alıştırmamız lazım. Çok olsun kalp zikredecek olur da bununla görürsem vücudu toprak yiyemiyor. Efendimiz'i söyle bundan mumyalanıyor. Bütün vücut toprağın tesiri olmuyor. Kalp zikretti mi? Onun için zikrimizde devamla beraber dünkü tarifler gibi. Hem zikrederiz, ilerlerkene ilerlerkene kalbimize vurur bunun birinde. Öyle acele Allah Allah Allah Allah Allah demek.
Allah Allah kudretini düşünerek Gözlerimizi kalbimizin üzerine çevirerek, kulağımızla da dinleyerek beş yüz bindirin mi gezvenin ve çaydanlığın hava kasının üstünde olup da, kilidini çalınca, dururken, dururken, dururken kaynayıp taşmaya başladığı gibi muhakkak kalp kaynayacak. Diyor. Aldatıyor musun ondan, yoksa o çam yaktığınız yere koymuyorsunuz, hava aldılar da, öteki diye göze koymuşsun, dövünden iyice ısırıyor. Allah, Allah, Allah, Allah, Allah demek dövüne koymaktır. Allah, Allah diyor. Hani kardeşimiz da istiyordu. Bir din kardeşimiz, yani tarif ettiği zikre hazırlanman için evin çocuklardan ayrı olan bir yerini ihtiyar etmedi diyor. Ve temiz seccade üzeri olmalı. Bulunduğun yeri kar atmalı, yani elektriği kirayı söndürmeli. Göz kapalı olursa kalp açık olur. Göz açık olursa kalp kapanır da onun için. Seccadenin üstünde nur gibi oturur falan kafi değil.
Koku yanlarından büyüklerin sevdiği hangısıysa gül yağı, ondan da bir kokulanırsın vücudunu kokular. Çünkü Bayezid idi. Bismii Kuddise sirrau'l Hadis Ben derse oturduğum zaman ağzımı gül yağıyla yıkamayınca Rabbimin adını anmaz diyor. Yani Rabbimi zikrederken ha, ağzını gül yağlarıyla yıkardım da diyor. Gül suyuyla ondan sonra zikre baş lazım. Her ağızla Allah zikredilmez derdim diyor. Biz laubali olduğumuzdan böyle oluyoruz. Biz dersi kendimize benzettiğimizden böyle oluyoruz. Biz tarifeye benzeyemiyoruz, tarifeyi kendimize benzeliyoruz. Onun için hareketimiz böyle oluyor. Gözlerimiz kapalı, gazan varsa kırmışım. Kaza yoksa abdest aldıktan sonra abdest alırken hep azaya da hıy edilen günaha tövbe, dışını abdestle içini de istiğfarla temiz ettikten sonra seccadeye oturur, oturulur diyor. Böyle temizdiler oturursun. Gözün yumulu, tesbihin elinde. Günahlarını şöyle bir toplarsın.
İnşallah sizin günahlarınız bir iki kadar yok. Benimki o göğe niye sığmıyor kanaatiniz olsun. Tek duymuş başıma gelmemize imkan yok. Öyle günahkarı Rabbimize karşı Allah'ımızdan afv-ı mağfiret bizleriz. Bizi anbe sınağı gibi hürmetine. O günahları guyle yığın halinde önüne üst üste yığarsın. Estağfirullah. Suyunu üstünden dökmeye başlarsın. Estağfirullah. Dedikse annemden dinledim babama haber verirken. Günahımı yığdım da diyor, istiğfar okudu mu da dağ gibi olan günah yer yiyor, mahvoluyor, yer yiyor mahvoluyor. Amellerinde en kıymetli amel istiğfar. İstiğfar en parlak olan istiğfarmış ameldir senin de. Onun için istiğfarı en evvel verirler. Tahlil eder biiznillah, binaları eritir. Yüz mü çekiyorsunuz bilmiyorum, yüz on bire çıkardı efendim. Yüz on bir mi çekiyorsunuz? Yüz on bir diyene kadar kemik kemikten kemikten ayrılmalı.
Yani, estağfurullah ders bir kelle yapılırsan seni başka hale çevirmeli bir isimle. İstiğfar bitti mi bitecek diye bazı zaman korkulur. Yani istiğfardan alınan lezzet hiçbir şeyden alınmıyor kardeşim. Estağfurullah. Yerine efendiden emirsiz olaraktan içimizden bir, şöyle eyvallah, tövbe estağfurullah, gıcık geciksin diye, tükenmesin diye. Yani o kadar tatlı gelir insana. Böyle yaparken, estağfurullah çekerken o yüz on bir bittin mi yani inşallah günah da bitsin. Yarın yine hiç o istiğfar yapmamış gibi o günahlar durur gibi, mümkünden daha fazla gözünün önüne biriktirir, gözlerin onu görünce ağlamaya başlar. Huzuruna nasıl var ey Rabbim Ya Rabbi? Şimdi arkadaşlarımın ve kardeşlerimin içinde geldim. Çocuğu da kucağıma almıştım. Çocuğun üstünden üstüne affelesin. Pislik bulansa affedin yani. Cemaatten, huzurdan haşa. Şöyle görüyorsen etrafındaki adamlardan erilsin erir.
Bu üstünde pislikle gel, üstünde yıkamamışsın diye mendille bastırır derhal yıkarsın. Ne kadar günah ettimse, kim ne yaptıysa deve çaldıysa omuzunda yüklü. Ne günah ettiyse onun genki yüzlerine yapışmış, Allah'ın huzuruna öyle olaraktan varır ve yerin namusuyla ne ile alakalandıysa onunla çöplük halde huzur-u ilahiyeye varır. Gelin toprağından bir karış aldıysa yedinci kat yerin dibine kadar, gününe kadar çıkan boynuna takılır, onu ona kuvvet veriyor. Allah onu götürecek kadar huzur-i ilahiyeye o toprağa sürüyü sürüyü varıyor. Bu günahalarla varmak korkusu varken, burada kadar tövbe istiğfar edip de insan günahını karların erittiği gibi, yerin ve güneşin erittiği gibi eritmeden giderse çok zor olur kanaat ruh olsun Biz gül gibi dahi olsak gıcık kopardın mı? İki saat sonra korur solar bir toz haline gelir atarlar.
Gül olsaktaki bir mürşidi kamilin kalp makinesinde çevrilip gül yağı olursa iyi yaşarız. Yani biz üzüm gezer, kardeşlerimiz gelince bağlarımızı gezerler. O üzümü asarsak daha tatlı oluyor mesela. İki ay geçti mi kuruyuyor, yemeye de yakışmıyor. Böyle dibi oluyor, atıyorsun üstüne. Ama onu birkaç tekniğe dolduruyoruz, iyice bir çimdik yiyoruz onun içinde. Şırıl şırıl suyu akıyor, eleklerden, kevkirlerden süziyoruz. Süzdükten sonra ateşin üstüne koyuyoruz. Zankın zankın bir kestiriyor, kaynatıyoruz. Dinle o çamurundan tahlil ediyor, şerbet haline getiriyor. Kirlerini toplayarak kaynadı kaynadı, soğuru soğuru, bembeyaz şu takkan gibi bir pekmez haline geliyor. Yüklerde iyi yaşarıyor. Şer, insansın, insan. İnsan oldu ama muhakkak müşrîd-i kamilin kalp teknesinde iyice bir çınlayacaklar, azarlayacaklar, kapıdan burnuna vurunca kovacaklar.
Mevlana Halid'i teyit de dışarıya çıktığı, çıkardığı gibi çıkaracaklar. İçinde tek ihvan göremiyorum. Yaşından kaka kaka çıkarıp da kırılmadan gitmeyecek. Nefsime amma oldu diyecek tek ihvan göremiyorum içimizde. Yani ilk önce kırılır ve belki ilk para girer der ki, frenlerde cemaatle devlet halarımız, ayın yapıyorlar. Yunus ise tarikattaydı, göğün göçüne kalkırım diye bir numaralı muhbir olur, muhbir. Şuna da bak, bir hayvan daha çıksın, cevabını vallahi yiyorum diye. Ebedi seneler de güzel. Biz böyle yıkmadık, Allah kusurımızı affetsin, taklidimizi tahrik etmeye canlan. Aşka taşıyla da kaynamazsan, üstadın elinde aşk akaşıyla da kaynamazsan, süzülmezsen birkaç gözden eremezler. Bir de kalburdan eremezler. Bir de elekten eremezler. Bir de dulbetten eremezler ve aşağıya çıkmazsan kamilim diye kendine süs verme. Usulluyum ama bu yoldan ayrılmayacağım.
Vahşi açıyorum ama gelecek yerim yok külahçı tiplerinden başka yere. Yer hemen doğan doğan oraya gel. Allah'ımız affedecek inşallah. Burada bu işi görmezsen, kabri Allah tekne gibi edecek. Kabir birbirine konuşup böyle orada ezecekler seni. En büyük kemiğin toz gibi olacak, böyle ezecekler. Ondan sonra süzecekler, günahlar yine mukabiri de cehennemde sokar sokar beynini ayn alacaklar, has olduktan sonra cennete alacaklar. Yoksa böyle kirli farklı Cennet-i Alalaya giydirmezler insanı. Allah günahlarından arılarak gelen Zillahi Ebrara ilah akmıyor. İstiyor kardeşlerimiz, istiğfarımızdan sonra la ilahe illallah. Diyor. Gözünüz kine yumru. Allah'ınızı görür gibi. Dersin kostüm üstünde Allah'ınızı görür gibi diyoruz. Böyle diyeceğiz inşallah. Bize de size de böyle zevke nail olmak, böyle dersini okumaya nasip etsin. Hadis-i Şerif, yani siz Allah'ın görür gibi hesabıdır. İbadet edin.
Eğer siz Allah'ı göremiyorsanız Allah'ın sizi gördüğünü bilerek ibadet edin. Buna aittir, geldi mi Allah? Allah beni göremiyoruz, Rabb'ımızı göremez, gözümüz kafi gelmez. Allah bizi görüyor gibi ibadeti, postun üstünde seni oturtmazlar. Fetcadenin böyle sallantı hale gelir. Bak, başlar öküz sallandı her ra'şa haline. Böyle alıştırma bak. Tevhid bitene kadar dersinden alacağın der ki almış olursun. Salihat-ı şerife okursun inşallah. Yüz on bir de salavat okunsana. Hamlet Mustafa ' ın huzuruna varmak istersen edebe mugayir olur. Mıstatın cübbasının altına gizlenerek tertip böyle, onun hırkasının altında gibi Sultan-ı Enbiya'nin Ravza'yı tayinine varıp. Bin saf kendinin şahsına Bırakmam salavatı, Çavza'yı burada haraya girmiş gibi bulunana kadar. Bir dediğimizin salatını kabul ediyorsan Ya Rabbi, biz de kabul ettir.