Şah Abdullah Dehlevi Hazretleri, boyu orta, levn-i esmer, sakalı seyrekçe yüzü gök çek idi, yani yüzü sevimli idi, allame idi, nesepleri Hz. Ali radiyallahu anh'a varır, seyyidi idi. Yirmi iki yaşında can u canan, mazhar bu sultana erişti ve o da, oğlum burası tuzsuz, taş yalamak gibidir zevk ve şevk ister isen başka yerde ara buyurdu. Bunun üzerine Ali Dehlevi, benim de indimde makbul ve mergub olan tuzsuz taşyalamaktır, cevabını verince üstazı nakşi yolunun adabını talim buyurdu, on beş sene sohbetleriyle müşerref oldu ve dört mübarek yoldan da icazet aldı. Buyurdu ki bu yol dört şeyden ibarettir. Bu ifade ettiği husus dört yol dediği hep dinimizin esaslarıdır bunlar. Yoksa din bir ayrı, bu münevver yol bir ayrı değil. Dinimizin emirlerinin çok hassas bir şekilde yaşanması demektir. Birincisi def-i havatır, yersiz düşünceleri gönülden çıkarmak.
Ikincisi devamı huzur, üçüncüsü cezebat, dördüncüsü validedı. Aşık taliplerin batınlarında tasarruf eylerdi. Binlerce dervişan bir lafza da feyiz ve berekat sayesinde cezbeye kapılırdı. Burada huzur ne anlama geliyor? Baktığımız zaman biz huzur kalbin devamlı Mevla ile olmasıdır. Çünkü sahibi halk, hadara bil hak. Eğer dünyanın süsü, püsü, aldatıcı nesi varsa hepsinden kurtulup Mevla ile olmaktır. Onları terk etmek değil, bakış açısını değiştirmek, dünyanın fani olduğunu bilmek ve arkasına düşmemek. Burayı cennet gibi zannetmemek. Buranın ahirette Allah'ımızın arzu buyurduğu şekilde olmak için gayret ve çaba göstermektir. Diyor ki bir kere kalbinizde Allah'ımızın muhabbeti, Onun zikri, yüce kudretini tefekkür, onun aşk muhabbeti, gönülde zuhur itmedikçe bu kalp huzuru hasıl olmaz. Şimdi bura apaydınlık, hiçbir gizli karanlık bir yer yok. Sebebi de ışıktır.
Böyle bir ışık olduğu için orada karanlığı göremiyoruz, her taraf aydınlık. Bunun gibi zikrullah'ın aydınlığı, Allah'ımızı zikrederken kalbimizde ilahi bir ateş, bir yanış, bir vuruş, daha sonra da huzur hali meydana gelince kalpte ve kafada, gönülde hiçbir takınaklık, hiçbir ne bileyim, zulümat diye bir şey kalmaz. Hep huzur olmaya başlar. Yerine göre sıkıntıya girer, o sıkıntı Rabbimin beni deme, denemesidir der. Beni Rabbim imtihan ediyor şu anda. Acaba sabır gösterebilecek miyim, gösteremeyecek miyim diye bu düşünceler hasıl olur. Eğer diyor, Kalbinde Allah'ımızın zikri tamamen yer tutarsa ama tamamen gerleşecek. Bunun için evrad ve ezkarımızdaki sıralamaya baktığımız zaman bunu görürüz biz. Eğer gusül abdesti alma durumumuz varsa alırız.
Yok alamazsa tastamam abdestimizi edeplerine dikkat ederek, her azamızı yıkay işte, emmareden temizlenme, ikinci yıkay işte mülheme, ondan temizlenme, üçüncüsünde mutmainne ile nur gibi olmakla tertemiz bir abdest alınır. Sonra iki rekat namaz kılınır. Biz bu esnada nurun kalbimize inmesi için sadat-ı kiram hazeratından o sinsire okumak himmetlerini istemek demek manevi yardımlarını onların Cenabı Hakk'a olan bağlılıklarını, Allah'ımızla olan dostluklarını, Allah'ımızla olan kurbiyet yakınlıklarını, ibadette hakkın rızasına erişlerini vesile kılarız. Daha sonra istiğfarımızı gözyaşlarıyla, Tevhid, salatü selam, ondan sonra devam eder. Bu şekilde yapacak olursak o zaman kalbimiz Rabbimizin huzurunda olur ve onun muhabbetiyle dolmaya başlar. Öyle olur ki Ali bin Hüseyin secde halinde iken rahmetullahi aleyh, evine bir yangın düşer, bir ateş düşmüş.
Fakat namazını kesip yangınla meşgul olmamış. Neden böyle hareket ettiği sorulunca büyük ateşi, cehennemi düşündüm, bu düşünce beni bundan alıkoydu demiştir. Yoksa evine ateş düşecek de ona bakıp duracak değil, derhal söndürecek. Burada eğer biz Ali bin Hüseyin gibi olursak Rahmetullah Ali olur, bu kendinden geçmiş bir vaziyette, ilahi aşkla dolmuş, ilahi ateşle yanmış, onu hissetmiyor. Burada vurgu ilahi huzura erince bundan habersiz olması. İbadet Allahu Teala'nın emirlerini yapıp yasaklarından sakınmaktır. Bu ise kalbin huzuru ve agahlığıdır. Hiç okuduk mu girdiğimizde üstadımızın orada vasiyeti var. Ne buyuruyor? En huzurlu günüm Allah'ame ibadet ve taat yaptığım, itaat ettiğim gündür, diyor. Kalbin huzuru kalbi itminana kavuşturan itminen, huzur demektir. Tek yol vardır, bu tek yol Allahu Teala'yı zikretmektir. Biz zikretmiyor muyuz? Ediyoruz.
Yalnız, zikir yaparken, bu zikrin bazen yağmur yağar, çok kuvvetli yağmak suretiyle, önü arzın yüzünden geçer gider ama ağır ağır yağacak olursa o toprağın derinliklerine doğru işler. Yalnız toprağın da işlenmesi gerekir. Kalbimizin istiğfar da işlenmesi, tövbe ile işlenmesi, tövbe dönüştür Cenabı Hak'ta. Tevhidle salatü selamla, ölüm tefekkürüyle bilhassa işlenecek olursa o rabıta da füyuzat-ı ilahiye kalbimizin derinliklerine nüfuz etmeye başlar. Daha sonra da Lafza-i celal manevi bir tohumdur. Kalbe atıldığı zaman o da büyür. Yalnız bunun yanında yabani otlar da olacaktır, devamlı mücadele edeceğiz. Gözümüzün harama bakmamasına, dilimizin yanlış sözler söylememesine riayet etmek suretiyle bu meydana gelir, kalp huzuru. Biz bu huzura baktığımız zaman bakın neler göreceğiz, bu huzur halinde? Huzuru'l-kalb kalbin huzuru. Ne kadar biz, aslında Allah'ımız bize bizden yakındır.
Uzak gibi görünsek dahi, görünsek dahi o yakın nuru, bunda insan ilahi aşka ve şevke düşecek olursa bunun izahı ancak bu şekilde olur, yaşanan bir haldir. Yakin kesin bir inançtır. Artık iman bütün zerrelerine işlemiş. Hayatın her anında imanın görüntüsü var. Hiç yanlış yapamıyor. Helalde bile dikkatli. Değil haram, değil şüphe, helalde bile acaba yanlış yapar mıyım diye tir tir titriyor. Çünkü eriştiği makamlar çok yüksek. Allah'ımızla korkbiyeti temin etmiş, yakınlığı temin etmiş. Yapamaz. Çünkü Ondan bir an gafil olmak onlara cehennem ateşinde yanmaktan daha şiddetlidir. Bu sebeple dikkatli olurlar. Hepimizin riayet edeceği bir husustur. Allah'tan gayrı her şeyden kurtulmaktır. Ve devamu'l haşyetiminu sübhanehu ve teala. O kavuf biliyoruz, kavuf korkmaktır. Cenab-ı Hakk'ın yasakladıklarından çekinmek, emri ilahiye riayet etmektir. Haşyet, bunun bir değişik şekli.
Haşyet, onun yüceliğine karşı duyulan saygıdır. Ariflerden bizzat diyor ki, ben onun yüceliğine bir an diyor nail oldum. Allah'ımızın azamet-i ilahiyesine. Biz nail olamaz mıyız? Namaza şuru eder başlarken Allahu ekber diyoruz. İşte bu azametini seyirdir. Neden haberimiz olmuyor? Böyle nasırlı olan eller olur, iğneyi batırsan duymaz. Kalbimiz Allah'ımızın gayrı düşüncelerle nelerle nasırlandığı için duyamıyoruz biz. Ameliyatlarda neler de görüyoruz? Narkoz. Adamı kıtır kıtır kessen duymuyor. Nefsimizin narkozlaması bizi bu hale getiriyor. Ondan kurtulduğumuz zaman azamet-i ilahi tecelli eder. Onun rivayeti dikkati bizim hiçbirimize benzemez. Diyor ki ben diyor o azamet-i ilahiyeye nail olunca kendimi diyor sinek kadar bile görmedim o yüceliğin karşısında diyor. Bunun için düşüneceğiz. Neden mübarek üstadlarımız eserlerinde ey marifetullah'a talip olan kişi diyor.
Cenabı hak'ı tanıma hususunda bize bir anahtar, bir şifre veriyorlar. Bunun üzerinde duracağız. Acaba Cenabı hak'ı nasıl tanıyacağız diye. Bakın helalde bile çok dikkatliler. Öyle yanlış bir muamele mümkün değil. Gönüllerinden geçmesi mümkün değildir. Muhyiddin Arabi Hazretleri biz diyor, istiğfarı gönlümüzden geçen yanlış düşüncelerden dolayı okuruz, diyor. Neden hatırımızı kirlettik, kalbimizi kirlettik, Rabbimizin mekanı olan yeri buyuruyorlar. Burada, Huduru'l-galp, inde vebetihi feattasifu bilbeneh, Allahu Zülcelal de yok olmuş, erimiş. Buna aynileşme derler. Allah'ımızın dışında onda hiçbir şey hasıl olmaz. Bu Niyazi'den de Mevla görünür. Diyor ya, her halinde Mevla'mızın güzellikleri görünür. Gözünde basar sıfatının tecellisi olur. Kulağında semia, es Semi sıfatının tecellisi olur. Velhasıl Allah'ımızın her halinde murad-ı ilahisi tecelli eder. Onun dışında hiçbir şey yoktur.
Huzur nedir? Üvehüve devamu zikr. Zikirde devamlı olmak. Zikri daimi İmam-ı Rabbani Hazretleri, evet seccadeniz üzerinde zikrinizi yaparsınız. Bunun dışında bizim dünya işlerimiz de var. Onları görürken rızkın helalinden olsun ve Allah'ın yolunda sarf edelim düşüncesi olursa bu zikri daimdir buyuruyor. Yoksa, zikredeceğiz diye gizli bir mekana çekilip orada kalma manasına değildir. Yerine göre devlet Devlet reisi gibi zikirde olan kimse olamaz ki. Çünkü yeryüzünde Allah'ın gölgesi mesafesinde buyuruyor bir adil devlet reisi için. Her yerde bu zikrullahı kulluğumuzu gösterebilmektir. Bir öğrenciyse öğrenciliğinde gösterecek. Diyecek ki ben dinimin yücelmesi için okuyorum, marifetullah için onu tanımak için. Bunun gibi diğerlerine kıyas ederiz ve onda yok olmak, bu aynı zamanda velayete adım atmaktır, buyuruyor.
Huzur halini haber verirken ve şuuru bir vücudi himmal hak, devamlı hak ile beraber olduğunun idrakinde. Yoksa hiçbir kimse demez ki, ben Allah'tan uzağım demez ve Rabbimizin her an kendisi ile olduğunu bilir kişi bilmez olur mu? Essayun ve ve ve makum eyne maküntum. Ama bu nazaridir şu anda bizde. Siz nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir. Bunun şuhudi olması gerekir. Önümüzde bir içecek diyelim. Biz bunu görüyoruz. Bu, şu anda nazaridir. Biz buna ne diyoruz? Kahve. Tekrar edip duralım. Kahve, kahve, kahve. Böyle demekle içmiş olmuyoruz. İçtiğimiz zaman kahve oluyor. Allah, Allah, Allah demek çok güzel ama zikrettiğimiz merkur ile olursak Allah ile olursak o zaman zikretmiş oluyoruz. Merkuvru bulmak, mühim olan bu. Allah'ımızı bulabilmek, onunla olmak. Zaten buna da işaret etmiş. El Abduma Allah, kul Allah ile beraberdir. O huzur meydana geleceksin.
Demişler ki, Mevlana'mıza, ya Mevlana, aşk nedir? Benim gibi olursanız bilirsiniz. Şimdi biz huzurdan anlatıyoruz. Huzur ne demek? Huzur ehli olacağız ki anlayabilelim. Ama ne yapacağız? Aynı zamanda sana, felyaameli amilum. Ey amel edenler, işte bu iş için amel edin. Ey yarışanlar, asıl bu iş için yarışın. Biz ne yapacağız? Bunlara gönlümüzü vereceğiz. Bu halin elde edilmesi için bir çabamız olacak, gayretimiz olacak. O zaman bir bakkalın kazancı gibi olmayacak bizim kazancımız. Bir fabrikatör gibi olacak. İlahi kazancımız. Öyle olacak ki o hesaba bile sığmayacak hale gelecek. Rabbamızdan gayrı ne varsa onun bitmesidir. Bunu biz semaya baktığımızda da görürüz. İbretle bakacak olursak, yıldızlar ne zaman görünüyor? Yıldız, her taraf yıldızlarla donatılmış simavatı. Ortalık karardığı zaman, o yıldızlar meydana gelir. Kutup yıldız da görünüyor, vesaire yıldızlarda görünüyor.
O yıldızların insanla münasebeti ayrı bir konudur. Dediği gibi Mevlana'mızın benim gibi olursanız anlarsınız demiş. Eğer biz Ehlullah'mızın tezgahına girecek olursak, o zaman anlarız. Bakıyorsunuz akşam oluyor, kararmaya başlıyor ortalık. Yatsı da biraz daha fazla kararıyor. Bir müddet sonra tamamen ortalık karardığı zaman yıldızlar çok berrak bir şekilde görünüyor. Gönlümüzde dünyanın muhabbeti kararırsa, kötü niyetli insanların düşüncesi kararacak olursa, şeytanın ivası aldatması, nefsani arzu ve istekler tamamen kapandığı zaman gönüldeki Abdullahi Dehlevi Hazretleri'nin devamı huzur buyurduğu ilahi ışıklar parlamaya başlar. Ondan sonra kişi Eyvah der, ömrümüzü zayi etmişiz. Ancak diyor Cenabı hakk'ın muhabbetinin zuhuruyla huzur meydana gelir. Bunu biz bahçelerimizde görürüz, meyvelerde müşahede ederiz. Ona bile gitmeye gerek yok.
Evimizde bile, şu kış aylarında, eğer bizim odalarımız kıbleye karşı ise, güneşi almak suretiyle hem ışığı hem de ısınıyor. Ama kuzeyde kalan yerlerimiz hem soğuk oluyor hem de karanlık. Bahçeye geldiğimizde meyvelerimize bakıyoruz. Güneşe karşı olan meyvelerimizde bir büyüme de oluyor. Bir elmadan misal verecek olursak kızarıyor da tatlılaşıyor da, ama güneş görmeyen girdiler hem küçük kalıyor, hem kızarmıyor, hem de tadı o güneş gören yer gibi olmuyor. Kalbimiz rabıtada. Sadatı-ı Kiranın ilahi bir vesile olarak Allah'ımızın nurunu taşımaları sebebiyle Cenabı Hak'tan Ya Rabbi, nurunu bize bu vasıta ile lütfet dediğimiz zaman kalp aydınlanıyor. Kalbin aydınlanması, eğer kalp düzgün olursa bütün azalar düzelir. Diğer azalarımız da güzelleşmeye başlıyor. Elimiz cömert oluyor, Allah'ın yolunda veriyoruz. Her hususta göz de öyle kulak da öyle. Velhasıl nur galip oldu. İstiğfarın nuru yok mu?
Bir Estağfurullah el azim dediğimizde Cenabı hakk'ın üç ismi celali var orada. O ismi Celal'in, ismi Celal'in nurları vurmaya başlıyor. Daha sonra okuduğumuz Tevhid'de o nurlar oluyor. İmanın zerresini bir görebilsek, nasıl bir nur olduğunu, o zaman anlarız. Salatu selam da Resulullah'ın ruhaniyeti ile bir araya gelmenin nuru zuhur ederse ve diğerleri o zaman tabii ki bizim gönlümüz ne olacaktır Cenabı hakk'ın iskan edeceği, tahyir kalben, en es güne. Kalbet. Kalbini nurlandır. Benim iskan etmem için, benim muhabbetimin oraya girmesi için.