Kalp Huzuru ve Manevi Arınma Yolları kaydında Burada evrak ve ezkarın çekilişi hususunda ve kalp, o durur kalbi. Bu çok önemli. Şimdi zikirden gayet diyor kalbin huzurudur. Bu kalbin huzuru artık yaşayan yaşanılan bir husus. Böyle cennet için, döndü cennet gibi olmuş böyle bir. Onu ancak yaşa o. Büyük bir feyiz, büyük bir onur bu. Hatta bu husustan şey aldım, Ayet-i Celil aldım, Nur…
Burada evrak ve ezkarın çekilişi hususunda ve kalp, o durur kalbi. Bu çok önemli. Şimdi zikirden gayet diyor kalbin huzurudur. Bu kalbin huzuru artık yaşayan yaşanılan bir husus. Böyle cennet için, döndü cennet gibi olmuş böyle bir. Onu ancak yaşa o. Büyük bir feyiz, büyük bir onur bu. Hatta bu husustan şey aldım, Ayet-i Celil aldım, Nur hakkında. Mevzu yarım kalacak biliyorum ama olsun, önemli. Bunlar boşuna Kuran'ı Azimüşşan'da zikredilmiyor. İki ayeti celilei Cemile aldım. İki ayet celile var bu hususta. Bunu Sami Efendimiz hazretleri Enfal suresinin tefsirinde yirmi dokuzuncu ayeti celdiyle burada almışlar. Ey iman şerefiyle şereflenen mümin der. Eğer siz Allah'a yürekten candan bir saygıyla bağlanarak dürüst ve erdemlice bir hayatı tercih eder.
Gücünüz yettiğince kötülüklerinden sakınırsanız, o zaman Allah size iyiyle kötüyü birbirinden ayırt edebilmenizi sağlayacak bir kavrayış ve sağlam sağlam sağlıklı düşünme yeteneği vermek suretiyle evet Çünkü günahlarınızı silerek sizi bağışlayacaktır. Küçük günahlarınızı silerek bak. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir. Bir bu Ayet Celle, bir de buna mümasin yani buna benzeyen Bu birincisi Enfal suresinde yirmi dokuzuncu, bu ikinci de Furkan suresinde baştaka edecek. Bütün insanlığa bir uyarı olsun diye uluna fukanı yani halk ile batıl arasındaki farkı açıkça ortaya koyan ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu insana fark ettiren en mükemmel ölçünü Kuran'ı gönderen Allah gerçekten ne yüce ne mübarektir. Ayette inşallah bir hata olmaz, bir mana değişir gibi oldu. Evet doğru. Mana doğru. Çünkü mahaller çok fazla gördüğümüz.
Bayağı biraz hukukiyeti olan mahal çıkarıyor, her şeye meyil etmeyelim. Her maale bakmayın. Bu diyanetin şeyde Bolu'da imamların nelerin eğitiminde Mahmut Kısa diye bir zatın mahallini ele alıyorlar. Diyanet'in mesela bu Diyanet Vakfı diye eğer okunabilirse, sen basit çantayı ocağımızın fikri yahu ne gibi? İnşallah hata etmeyiz. Böyle sağlıklı olanlara bakarız. Onun dışında kendilerine göre bir anlam verirlerse bu çok yanlış olur. Bu ayrı bir birimdir. Biz şeye bakalım, Ayet-i Celiliye bakalım. Şimdi Allah'ımızdan korkun Celle Celalü. Size emrettiği şekilde, bu tabir müstesna. Bakın biz okul geçeriz de düşünmüyoruz. Allah'ımız nasıl emrediyor? Mesela bir emri, tedebbür. Kuran'ı tedebbür okuyun. Tedebbür nedir? Manasını bilerek. Aslında onun hakikatine erek demek. Kuran'ı tedebb. Böyle okuyun bugün. Mesela Sami Efendimiz hazretleri, kaddesallahu beş esas sayar. Beş esastan birisi, dir.
Manaya vukufiyeti olacak, aynı zamanda onu yaşamak. Git bu şekilde yani çok kısa beyan ediyor ama tam beyan ediyor. Size emrettiği şekilde. Şöyle diyeyim size, emrettiği şekilde demenin öyledir. Manalarını göreceğiz ki biz burada Cuma suresinde beşinci ayeti gelecek. Bak bunu hiç düşünmek. Hüseyin abi başka bir şey yok. Okuruz, ileriz ama bu beşinci ayeti gelen Cuma suresinde düşüneni sorun baştan aşağıya çok az. Ne bu ayetinde? Ne buyuruyor? Çünkü bizim kitaplığımız var, büyük. Hatta benim kitaplarımın bir kısmını biz verdik bir yere. Ondan sonra çok kütüphane oldu. Mesela bir kardeşimizin gördüm ben kütüphanesini, kütüphanesi artık odaya sığmıyor. Bu mabeyin deriz işte giriş salonlara bilmem planlara, oralara neleri hep dizmiş yetişmiyor. Bir hocamızı daha gördüm, acayip kitap. Biz okurken tefsir hocalarından birisi bizi davet etti.
Kalp Huzuru ve Manevi Arınma Yolları ne anlatıyor?
Kalp Huzuru ve Manevi Arınma Yolları kaydında Burada evrak ve ezkarın çekilişi hususunda ve kalp, o durur kalbi. Bu çok önemli. Şimdi zikirden gayet diyor kalbin huzurudur. Bu kalbin huzuru artık yaşayan yaşanılan bir husus. Böyle cennet için, döndü cennet gibi olmuş böyle bir. Onu ancak yaşa o. Büyük bir feyiz, büyük bir onur bu. Hatta bu husustan şey aldım, Ayet-i Celil aldım, Nur…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bizi bir oturma salonuna götürmedi, buna çok sevindik biz. Kütüphanesi'ne götürüldü. Orada ilim ehli bir insan. Tek tek anlattı. Bakın şu tefsirimiz, şu hadis kitabımız şu fakat gösteriyor ama, Öyle bir tarif ediyor. Kitaplar çok. Ama nasıl olacak? Kesiyorum. Rabbi zücelal'niz kendilerine Tevrat kudretilen. Şimdi alıyor bunu. Ne diyor? O Tevrat'ti. Yahu bu umumu içine Allah'ın bir ayet-i celile, ayet-i celile, mesela diyor bu ayet-i cin ne diyor? Yahudiler için indi. Şu kriz, eve onlar için indi ama bu geneli kapsar. Umumu kapsar. Biraz malumat. Siz daha iyi birisiniz Allah'ın izniyle. Oursak beyanı, bedi, ondan sonra Kuran'daki ilim çok önemli. Kuran'daki ilim çok önemli. Fesahat, belagat. Yani bunları bilmeden açmış Kuran'ı Kerim'i biz, biz yapmayız Allah'ın izniyle, yapamam zaten. Öyle mana verir olmaz. Batiyen olmaz. Öldüğüm de var, duyduğum da var. Olmaz.
Kuran'ı Kerim okuyor, bir yerde duruyor, mana. Sen bunu niye böyle veriyorsun manaya? Sonra kelimetü'l guraen diye bir eser var. Arapçada bir kelimenin onlarca manası var. Bu ani manası var. Sen onu cüblemeyi bileceksin Nisan. Kendilerine Tevrat yükletilen sonra onu taşımayanların durumu koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumu gibidir. Bir ise Allah'ın ayetlerini Celle Celalühü yalanlamış olan kimsenin durumu ne kötüdür. Görme zalimin. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. Burada ne kastediliyor? Burada da kastedilen amel edilmemesi. Şimdi İmam Bilgili Hazretlerinin, bir de bir de o başka kimin de oami Bin Hüseyin Efendi? Cüccani değil mi? O Seyyid şeriflerin Cüccani mi? Muazzam. Kelam alim. Şimdi bunların hazırlanmış olduğu avam. Biz o kadar bir ilim ehli ki, mesela oradaki misalleri hadisler de veriyor.
Aynı zamanda siz avam ile Arapça'da okuduğunuz zaman aynı zamanda bir vavusun nasihat kitabı gibi oluyor. Sizi eğitiyorum. O. İşte Alimler helak oldu olur mu? Alimler amel etmezse görülüyor. Amel edenler de helak oldu. İhlas sahipleri. İhlas sahiplerinde de büyük bir tehlike var bu. Muhlas olacak. İhlaslaştırılmış. Bunu bize gelirdi hocalar birine. Çok sorardı efendimiz bunu. Muklis nedir? Muklis nedir? Sordu mu? Çok sor. Şimdi biz de işte imam hatipte Arapça var. Düşünüyorum, muhlis ismi fail, muhlas isim meful öteye gelir. Evet her şeyi samimi olarak yapma o doğru. Sonra çöpçe anlattığım bir hususam olsun. Biz vaizlerin kurs olduğu Kastamonu'da Diyanet'te yeni bir bina yaptırmış, eğitim binası. Daha yeni gezdik biz. O zaman Tayyar Altuk ulaştı, açılışa geldi. Böyle taze bir de. Orada ders görüyoruz, doyurmuyor. O kadar hocalar ilim hiç doyurmuyor.
Ona bir tenekeci Mehmet Efendi diyorlar. Said I Nursi Hazretleri ile çok ahbaplık yapmış. Allah'ın veli bir bulun diyor bana. O mübarek zatın huzuruna varırdı. Çok şükür bir öğrendik nasıl olduysa. Onun yapmış olduğu sohbet arkadaşlar diyordu işte eğitim merkezindeki bazı çıkarılamayan konuları halledermiş. Mesela o Medine'de vardı. Erzurumlu Mustafa Ünlü. O Ümmü'l Kura'da okuyorlar, okuyorlar. Tabii değişik fikirler, bu Vahhabilik de bitti. Selefi akımları bilmem filan pek çok. Burada on bayrak zat onların o öğrencilerinin beyinlerini düzeltiyor. Bayrak zatta Kastamonu'daki böyle bir kimseydi. Oturuyorum. Herhalde keramet ehli bir insan. Böyle mayıs ayıydı. Sonra soğuktu neyse. Böyle sobada yanıyor. Gerisinde şöyle oturuyorum ama bütün vaizler dolu orada. Nereden gördüyse bizi gördü, şöyle bir baktım. Muklis kesbidir, Muklas da vehbidir dedi, halletti.
Hiç yillardır düşündüğümü nedir diye oturtamadığımı bir cümlede hallettik. Muhles kendi çalışmanıza gayret gösterirsiniz. Muhles ise bilhassa bu muhlas rabıta ile olur. Olan artık kabuğu kırma diyoruz ya, kabuğu kırıp. Yani bardağa bakmakla bardak da su ver. Bakmakla bunu biz içemeyiz. Bardağı kaldırıp su içeceğiz. Tarikat-ı Aliye bu demek işte. İstihbarı kim okumaz? Bir şoför anlattı bize, hayran kaldı. O kadar biz ders yapmıyoruz. Selahattin selamı şu kadar okurum dedi. Ondan sonra tevhid yok, iflas dedi. İhlası şu kadar çok oldu. Şu kadar okurum, bu kadar okurum, şimdi bir mürşid-i kamilin denetiminde olan öyle değil. Az verir ama onun nuruyla verir nuruyla verir. Böyle herkes kafa olur. Cami imamlarına bazen soranlar hocam ne okuyalım? Olsun. Ama o mürşid-i Kamil'in izinli olanların vermiş olduğu Gevratuma benzemez. Bilhassa o deruni yönü. Mesela Allah dedi.
Şimdi ibadetlerde şöyle diyeyim. Bedeni olan ibadetler var. Mali olan ibadetler var. Hem mali hem bedeni. Ama kalbi olan ibadetler demiyor. Biz de diyoruz ki bunu niye demiyorlar? Mesela bu ay Ramazan-ı Şerif. Daha çok zekat bu ayda veriliyor. Zekatı verilirken tabi havl havldir. Havl havl demek şu, yani üzerinden bir sene geçecek. Ondan sonra gelir getiren, gelir getiren mallar. Yoksa bir arabası var altında biniyor, girip geliyor. O değil ama bunun yanında ticaret yaptığı. Bunu bunu size müftüler söylememize cevap vermiyorum zaten. Geldiler mi? Alo fetva var, gidin sorun diyorum. Çünkü çok ağır bir mesele. Onları söyler. Şimdi bu zekat anlatılıyor. İşte nasıl verilir? Madenlerden nasıl olur? Hayvanlardan nasıl olur? Bu taşınan mal, taşınmayan mallar, ondan sonra devede nasıl olur? Sığırda nasıl olur? Koyduğumda küçükbaş hayvanları nasıl olur, tek tek izahi ne zaten kitaplarda.
Bunlar verilir de bunu verirken taatin kalbi yönü yok. Bu nedir zekatta? Tövbe suresinde geçer. Onların mallarından alıyor. Zeka alınıyor. Alındığı zaman bakın kalbi yönüne bu alınması bedeni yani hem de mali. Kalbi yönde ve tütehiruhum diye. Burada tütehiruhum arındırıyor. Kalbini vurlandırıyor. O zekat vermek suretiyle. Ve tütehhin, tezkiye. Şimdi tezkiye ile tasfiyeyi aynı düşünmeyeceğiz. Tezkiye arınma, durulma. Buna tahliye de dediler. Tahliye boşanma manasını. Boşanma. Bir de tahli, o da süslenme, güzelleştirme. İşte bu yön. Ancak bununla yoksa zor, Böyle olmasaydı mesela çok büyük ulemai kiramdan kimseler var. Şimdi burada gösteririm de, okumuş düz geçmişiz aslında, düşünmemişiz. Hanefi'de, Şafii'de, Maliki Han beni ve çok müstesna kimselerin tarikat-ı adilyeyle münasebetleri var. Onun için tarikat, küçük insanların vazifesi. Küçük insanlar.
Biz de ıslahımız için tabii, dahil olacağız, kurtulalım nefsimizin şerrinden diye. Birincisi tezkiye arındırıyor. Bize bir çaycı geldi. Çaycı, efendimiz dedi oğlum dedi ben sizin çaycı olduğumuzu bilirim dedi. Ta yıllar çok eski. Yarım asıra yakın. Bir çay yap dedi. Bu çayı hemen yapmadı. Çaydanlığı aldı. İçine tursil mi? Bir şeyi mi? Neyse bir şeyi. Ondan sonra kaynattı onunla. Çaydanlığı bir kere kırın kırın itti. Bu yaylalarda tabii bu temizlik imkanı yok. Onu ondan sonra sular koydu. Çaydanlığı arıttı. Ondan sonra kaynattı. Kalbimiz böyle zikrullah'la, ibadetle, taatle kaynaması için temizlenmesi gerek. Mesela ne diyoruz? Ya o kadar anlatılıyor mesela burada neler konuşuluyor? Anlatılanların birisin değil. Mesela kalben nur girdiği zaman ne olur? Kalbe nur girdiğinde insan fıtratın muhabbetine ulaşır. İster anlayalım ister anlamıyorum. Fıtratın nuruna o da muhabbettir.
Bu ancak birine temin edilir. Şimdi bilenler elbette vardır, bilirsiniz. Ehnullah'ın koymuş olduğu esas çok mu az? Biz buna şu misali veriyoruz daha ziyade. O bal misalini diyoruz, zeytinyağım deyin. Şimdi zeytinyağım eğer zeytinleri görmüşseniz, zeytinler dalından koparılıyor. O bir temizleniyor zaten. O zeytinler çok güzel temizleniyor. Ondan sonra makinalar var. O makinalar zeytinyağı. Bakıyorum Evliyaullah'ın söylediği söz, mesela efendimiz bir söz söylemiş. Bunu ezberimizde ama düşünmüyoruz. Evvela ilim olmalı. Okuyup okuyup duruyoruz biz. Amel nehrinden dolmalı, iflas bahrine dalmalı. Bu işe ihtimam lazım. Bak akşam yok şey değil sahurda. Diyanetin midir nedir? Yayınında birisi dedi Yunus Emre'ye konuşuyorlar rahmetullahi. O spiker değil mi bu kelime hoş değil. O bağlantıyı vuran kimse dedi ki Yahya'lı Hasan Efendi'nin de böyle şeye hiç üstünde durmadılar. Çok üstünmadılar.
Yahu orada millet büyüğünü tanısın. İnsanlar hak dostunu bitsin, niye bunu demiyorsun? Biz Mahmut Efendi'nin, Çarşamba'da Şeyhi'nin burada hayatını aldım. Onu veriyorum. Ya sen niye veremiyorsun? Biz birbirimizden ayrı ve kopuk değiliz de görüyoruz dünyanın halini. Azicik bir eksik görünse, görsene, bakın şimdi yüz yirmi sekiz meselesini biliyorsunuz, açmayayım ben, konuşmayı. Nasıl bir gedik bulsa hücum edecek. Yani böyle bir dünyada isen nasıl olur da bunu üstün körü geçiveriyorsun? Keşke Serdar bir fırsat pozisyonda bir teratiğe mi çıksa, bir şeye mi çıksa? Hacı Hasan efendimize bir anlatacak. Ki. Burada Efendimiz hazretleri, ya o kardeşimiz çok güzel söyledi. Dedi ki Hacı Hasan Efendi dedi, ne güzel dedi. Biz de öyle derdik. Ya bizimle münasebetin var bilmiyorum. Dedi, Yunusça dedi, çok güzel. O Yunusça dediğini okusan inan biz derviş olurduk.
Şey mi geliyor acaba kendi içimizden çıktığında ne oluyor? Nasıl oluyor? Çok müstesna efendimizin oradaki üç şey bu derslere zarar. Mürşidimiz vermiş karar, reçetesini tutmak için çok güzel söylenir. Hem de anlaşta şimdi Arapçada şeyin efendi bilir. Bazı kaideleri şiir olarak verirler. Mesela elfiye diyelim. Kafi, neyse. Bunu böyle beyitlerde, bunu ezberlerinde, bu tevhitte bile var. Sırf ve sene, kürde, şahsın, katkeramı diye biz bunu bir şiir şeklinde görürdük. Bunun gibi bu. Bu mesela kimyada bile var. Bu demeye gerek yok elementleri sıralarken. Bunun gibi. Yani üstadımız şöyle, tezgahtarlık yapmış aslında. Alışverişte tezgahtar olmak çok önemli. İki tane bakkal düşünelim biz. İki tane alışveriş merkezi. Birisi çok satar, bir diğeri sinekov var. O niye çok satar? Tezgahtar onun için. Mesela gelse müşteri, dese ki tayin var mı? Yok demez. Yok olduğu halde yok demez.
Ben ona bir galeri vereyim. Hangi marka demişti, okuyayım olsun, hangisi? Kaydeder onu. Seni çeker o. Çok. Yani o güler yüzlü, tatlı dili, inanın biz bazen yerlere giderdik o büyük şehirlerden de zorla. Aman dedim. Emin olun, almamak mümkün değil. Bu sana yakışır. Çok güzel. Bunun gibi mal bulunmaz. İşte böyle. Efendimiz bu marifet ballarını hakikatleri bize yansıtmak için neler yapmış neler yapmış. Şiir kalıplarından çıkarmış böyle. Mesela umreye giriliyor. Giriliyor. Hacca giriliyor. İnşallah Cenabı Hak kendi bilir lütfuyla ihsanıyla. Orada mesela biz okusak ne buyuruyor? O ilde huzurla yürün diyor. Daha sonra babı Kabe babı Kabe hatim arası var ise basiretin görürsün arşı. Demek ki iç gözleri açılmış, bölünmüş, böyle yazıyor. Mesela sallallahu teala aleyhi ve sellem Muhammed saflarda gezer sallallahu teala Ümmetine gider nazar. Kusurum çok ittim hazer.
Bu heybeti Muhammed Sallallahuullahühu. Bizzat görerek yazdım buyurdu. Bizzat görerek yazdım. Sunmuş çokmuş. Şimdi bakıyorum ben kardeşlerimiz daha ziyade efendimizin etrafında bizim gibi insanlar var. Bize nasıl mal çıkaracak? Bizim bütçemize göre çıkarır. Ama ilimde gerçekten yüksek payeye ulaşmış insanlara görüştüğü daha bir başka. Onlar bantlarda yok çünkü. Listesine bunu ayırt etmemdeki gaye faydalarından var. İstifade edelim diyorum. Biz buraya bakalım. Yalnız çok güzel. Size emrettiği şekilde sizin kalbinizde Cenabı hak nur ihsan eder. Şimdi Ayet Cenab-ı Hak birbirini tefsir eder. Başta iman. İmanda kemal. Ondan sonra tam manasıyla Cenabı Hak'tan korkma. Bu korkunun neticesi Cenabı Hak veriyor. Yani bir şey demek ki bedel karşılığı olmuş oluyor. Bu nuru verince Cenabı Hak hakla batılın arasını ayırabiliyor. Bakıyorsun adam ibadetli taatli gittiği yol tamamen yanlış.
Bak buna şahit olunuyor. Neden oluyor bu yanlışı? Bu yanlışlığın sebebi kalbimizde nur olmayışından. Böyle evradeskar nur vermez, verir ama dikkatli olur tabii. Demiş de bu hüsün ve kubu bizim fıtımızla da geçer. Öyle zaten öyle buyuruyor. Rabıta hüsün ve kubuhu iyi olanla çirkin olanı bildirir diye. Takva diyor Allah'ımızdan korkmak. Kalbi nurlandırır. Kalbi nurlandırır. Şimdi ne kadar zor olur? Mesela elektrik olmasa evlerimizde ne yaparız? Daralırız. Hemen ilgilileri ararız dün ne zaman gelecek diye. Karanlıkta olmak çok zor. Maddem dile. Değil ki manen gönlümüzün kapalı olması daha büyük bir beladır zaten ve teşrahusadır. Gönlü tarif edilmeyecek şekilde genişle. Ceza mı okuyacak? Keseyim o zaman. Şerefim ya. Sen beni. Oku. Niye okumayacaksın? O kadar sevenler çok. Sadr genişler. Ve tezidü fil ilmi vel marifet. İlim ve marifet artar. Çok önemli.
Şimdi Allah korusun ibadetli olur kişi de içi kafirleri meyl eder. Allahu Ekber. Bu çok büyük bir tehlike. Mesela Müslümandır ama batına meyl eder. Orayı daha Türkçemizde. Bu küfürle iman arasında bir fark yiyelim biz. Evet. Şüphelilerden kaçar. Mesela çok sorarlar. Efendim bu bazı meseleler var, diş konusu çok sorarlar bunu. Eğer o kalpte bir nur olursa bunu siz kale fetvalara sorarsınız. Şimdi şüphelilerden de diyor onur olduğu zaman kalbinde bilir. Der ki ya bu fetva da verdiler ama ben bir tulum alıyorum dedim. Bunun gibi. Ev necaten min metehrune fitdaril minel mekruhhat. Yani iki cihanda da bizi kurtaracak bir husustur o. Ev Nuh evet, bakıyorum. Allah'ımızdan evradında, dersinde bir nur giriyor kalbine. Bu Ashab-ı Sofrada otururken Sami Efendi'nin evlatlarına Necmettin Akça, çoğu oturdu. Bunun kalbine bir ruh ermiş, dayanamamış.
Orada halifelere şeyhlere sormuş, neyse Sure efendimize gelince Hikmettin demiş efendimiz. Kalbini çok geniş açacaksın. Böyle bir nur indiği zaman diyor, Allah'ımıza yöneliyor. Allah'tan gerçekten cerkorkan oluyor. Müteveccihhi ona yöneliyor. Gayb aleminden ona pencereler açılıyor, gayb aleminden. Bu inşallah bulabilirsek o hadisi kutsiyi çok arıyorum. Bir hadis kutsi buldum. Şimdi ruhlar arasında bulamıyorum. O da şu, Allah'ın diyor öyle kulları vardır ki onların vücutları zayıftır. Zayıftır. Sonra heytleri sararmış gibi, mesela hasta olmadığı halde kişi direkt ona, efendim bir rahatsızlığınız var, hadi hasta değil. İlahi dertlerle dertlendiğinden öyle görünür o. Ondan sonra Allah'ımız buyuruyor ki onun kalbinden zatıma bir pencere açar. Bu ne demek yani? Nasıl ki buyuruluyor yıldız ay güneş geri aydınlatıyorsa onun kalbindeki nur da semavatı aydınlatır buyuruyor. İşte bu istenen.
Biraz ilerleyebilsem dedi ezan okunurken. Bunda şu var. Allah'ımız ölümüne nur verdiği zaman bu üç kısımdır, bir. Böyle devamlı uyanık. Mesela geçiyor Ramazan-ı Şerif bitirmemek. Geçiyor, uyanık aman ha şu rahmete ile bilseydim gününde, ondan sonra affa mazhar olsaydım ortasında, sonunda edkun minen niran deyince biz cehennemden kurtaracağız zannediyoruz. Evet, ama öyle değil. Gözü de kurtaracağız, beyni de kurtaracağız, azalarımızı da evimizi de barkımızı da çoluğumuzu çocuğumuzu işimizi gücümüzü çok uzun. Hemen ilerleyeceğiz inşallah. Allah'ımız o nuru verdiği zaman böyle gaflet ile uyanıklık. Böyle gaflet olmaz onda. Mesela gaflet iki şekilde. Bir bizim gibi insanların gafleti var, bir de ehlullahın. Ehlullahın gafleti ibadeti ettiği halde ben niye Rabbumla bir olamadım der. Onu görür gibi yapamadım. Mesela hepimiz zikir yapıyoruz. Zikir yaparken onun gafleti şu olur ehlullahın.
Ben Allah dedim ama Allah dediğim Cenabı hak'la neden buluşamadım? İltibat kuramadım o gönlün halinidir. Bundan dolayı gafleti ve nefsin arzularını terk eder. Sonra Allah'ımıza yönelir. Bu Allah'ımıza yöneliş nedir? Bak çokça bunu biz kürsüde vaaz edilen hocalarımızdan saygı duyuyoruz ihlaslı olanlarımıza. Sevgi duyuyoruz. Güzel güzel anlatıyorlar. Dinliyoruz. Allah'a yönelin. Allah'a yönelin. Ne kadar güzel celle celalühü. O yöneliş şu, diyelim ki önümüzde bir dağ var bizim. Dağı bir kere aşacağız. O dağı aşınca ondan sonra şoseyol deriz dedi eski bir tane bu. Asfalt bir yol. İşte bu. Allah'a dönüş bu. Nefsimizin arzu ve istek dağlarını aşacağız. Artık kötülük bize yar olmayacak, nefret gelecek kötülükten. Gelecek ondan sonra ruhun gücüyle gitmeye başlar. Onu tarif edemeyiz füze gibi gelir. Ondan sonra nedir? Bunu burada olanlar çokça duyuyor bizden.
Böyle vagonları ray demirinin üzerine koymak. Rayların üzerine koyduğumuz zaman tabii önünde lokomotif çekip götürecektir ve istasyon istiyor. Hepsi merteberenin elinde geçecektir. Bunu inşallah bol bir zamanda görüşürüz. Bitmez çünkü çok güzel ele almış müfessirin nizam efendilerimiz bunu. Bu işari tefsirler daha müstesna. Ruhul Beyan gibi tefsiri tüsterî gibi tefsirul malari gibi O şiirliğinin el-İşaratları vesaire bunu okursunuz.