Başka çare olmadığı gibi halkın hukukuna riayet göstermek ve onlara ünsiyet etmekten başka çıkış yolu da yoktur. Ünsiyet dedi. Dostluk, sevgi, kardeşlik, muhabbet. Nitekim Allah'a tazim ve ibadet. Mahlukata şefkat ve merhamet kaidesi buna delalet eder. Bu iki emrin yalnız biriyle yetinme kusurdur. Allah'a tazim duyup da mahlukuna şefkat göstermemek o uygun değildir diyor. Zira bütünün bir parçası ile yetinmek de kemal halinden uzaklıktır. Halkın ezasına tahammül, zaruri olduğu gibi onlarla iyi geçinmek de vaciptir. Allah yolunda olana tazim, Allah yolunda olana tazim olan devamlı surette fakr ve zillet duygusuyla mütevazıane, tazarru ve ilticayla kulluk vazifelerini de eda, şeri hudutları muhafaza, sünneti seniyyeye tabi olmak, Hayır yolunda niyetlerini salim kılmak. Zahir ve batınını mamur etmek. Kendi ayıklarını görmek. Cenabı hakk'ın intikamından korkmak diye bir tavsiyede bulunulmuş.
Az bir seyyiatı, hatası olsa da onu çok addetmek, az bir günahını büyük görmek, şöhret afetinden korkmak ve ürkmektir. Kişi işlerine ve içlerindeki niyete sabah aydınlığı gibi zahir ve aşikar olsa bile ihtimam göstermeli ve iyi hallerine de asla güvenmemelidir. Sadece din hizmetindeyim. Şeriata teşvik ediyorum. Halkı hakka davet ediyorum diye bu amellerine itimat edip de kendi halini iyi ve hoş görmemelidir. Bu gibi haller ve fevkalade durumlar zaman zaman kafir ve facirden de zuhur edebilir. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allah Celle Celalühü. Bu dini facir bir adamla da teyit eder buyurmuşlardır. Bu duruma göre nefis terbiyesiyle meşgul olan mürid onu aslan gibi bilmeli ve ondan zuhur edebilecek her türlü istidraca hazır olmalıdır. Çünkü bu neviden istidraçlar müridin ayağını kaydırabilir. Bu istidraç deneyi şerhi şerifin dışında acayip haller görüyor.
Bunu Sami Efendi Hazretleri de çok güzel işlemiş. Buyuruyor ki insan çok yüksek merhalelere gelse, makamlara gelse, mertebelere erişse onun sağlığının bir işareti şer-i şeriftir diyor. Allah'ımızın kitabına, resulünün sünnetine uymasıdır. Yine bir beyanında da efendi Hazretleri buyuruyor ki insana envai çeşit kerametler ve haller verilse ama hali şeriata uymasa bu haraplıktır. Fakat hiçbir hali yok. Yalnız dinimizin emirlerine elinden geldiği kadar dikkat ediyor. Bundan havuh ve keder edilmez buyuruyor. Bu duruma göre nefis terbiyesiyle meşgul olan mürid onu aslan gibi bilmeli ve ondan zuhur edebilecek her türlü istidraca hazır olmalıdır. Çünkü bu neviden istidraçlar müridin ayağını kaydırabilir. Halbe arız olan zulmet ve kederin izalesi tövbe. Halbe arız olan zulmet ve kederin yok edilmesi tövbe, istiğfar, nedamet ve iltica ile mümkün olur.
Dünya sevgisi sebebiyle kalbe düşen zulmet ve kederin izalesi ise pek zordur. Nitekim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dünya sevgisi her türlü ve hatanın başıdır. Bunu hacasın efendi hazretleri de sohbetlerinde çok buyururdu. Hobi dünya re'sü külli hatıyetim buyururdu. Hadissel de bakıyoruz. Hatiyyetin de var. Hatiyyetin de var. Demek ki Cenabı hak ona işin hakikatini gösteriyor. Dünya, dünya muhabbeti bütün hataların başıdır. Allahü Teala cümlemizi dünya ve dünya ehline muhabbetten ve onlarla münasebet ve ihtilattan, yani onların içerisine karışmaktan kurtarsın. Zira dünyayı ve ehlini sevmek öldürücü bir zehirdir. Helake götüren bir hastalık, büyük bela ve korkulu bir derttir. Bir de Şaki ki Belhi hazretlerinin kırk deve yükü kitap okudum. Bin yedi üstada hizmet ettim. Allah'ın yolunu dört şeyde buldum buyuruyor. Bir, rızık için endişe etmemek.
Bu tevekkül bahsinden geçer, çalışır, çabalar, bütün şartlarını yerine getirmeye gayret eder. Neticeyi Cenabı Hak'tan bekler. Ama şartlarını yerine getirmek suretiyle. İki, her işte ihlaslı olmak. Samimi olmak. Üç, şeytana düşman olmak. Dört, ölümü yakın bilip hazırlıklı olmak. Gerçekten boşuna değilmiş. Büyüklerin sözlerini okuyun, buyuruluyor. Yine bakıyoruz büyüklerimizin sözlerine. Hatta Teala Hazretleri mahlukatı yaratmak dilediği zaman o nuru taksim edip dört yüz kıldı. Evvelki cüzdan kalemi halk etti. İkinci cüzdan levhi halk etti. Levhi mahfuz malum. Üçüncü cüzdan arşı halk etti. Dördüncü cüzü taksim edip dört cüz kıldı. Onundaki evvelki cüzünden arşı yüklenen melekleri halk etti. İkincisinden kürsiyi halk etti. Üçüncüsünden geri kalan melekleri halk etti. Dördüncü cüzünü yine taksim edip dört cüz kıldı. Evvelkisinden gökleri halk etti. İkincisinden yerleri halk etti.
Üçüncüsünden cennet ile cehennemi halk etti. Dördüncü cüzünden yine taksim edip dört yüz kıldı. Evvelkisinden müminlerin gözlerinin nurunu halk etti. İkincisinden kalplerin nurunu halk etti ki o marifetullahtır. Üçüncüsünden dillerin nurunu halk etti ki o dahi tevhid olup, La ilahe illallah Muhammedurresulullah demektir. İbni Merzup Rahmetullah Ali naklinde Hazreti Hüseyin Radıyallahu Anh, Fahri Alem Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretlerinden şöyle rivayet eylemiştir. Adem Aleyhisselam'ın halkından, Adem Aleyhisselam'ın yaratılmasından on dört bin yıl evvel Rabbimin karşısında bir nur idim. Haberde varid doldu ki Allahü Tebareke ve Teala Hazretleri Adem Aleyhisselam'ı halk ettiği zaman o nuru Muhammedi'yi sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Adem Aleyhisselam'ın zahirine koydu. Şöyle ki alnında zahir olup geri kalanın nuruna galip oldu.
Çok önemli bir husus var burada namaz hakkında ama çok mühim. Ulemai Kiram'mışayi Izam bunu ifade buyurmuşlar. Namaz için dört tane esas gerekir buyuruyor. Hudurul kalp fil mihrak. Namaza durduğunuz zaman kalbin huzuru. Bunu defalarca deniyor. Aldığımız derslere elimizden geldiği kadar dikkat edelim. Aynen o ders şuna benzer. Bu bizim bir teşbihimiz. Daha da güzel misaller verilir. Diyoruz ki çocuk anasından süt, emmek suretiyle onun içerisinde her türlü gıda var zaten. Çünkü çocuk o gıdayı aldığı zaman yavru, gözüne görme olarak tesir ediyor. Kulağına duyma olarak. Eline tutma olarak. Ayağına yürüme olarak. Diyoruz ki rabıta-i Şerife'de bir mürşid-i kamilin efendimiz aleyhissalatu vesselamın tasdik buyurmuş olduğu bir mürşid-i kamilin kalbinin altına kalbimizi koyduğumuz zaman o aldığımız füyuzat-ı ilahiyede beynimizin tefekkürü var. Yüce kudreti tefekkür edecek hususiyet var.
Kalbimize Marifetullah'ın biraz önce de geçmişti, Allah'ımızı tanimanın nuru var, gıdası var diye. Elimizde cömertliğin var. Gözümüzde ibretle bakmanın, şehevi arzudan kesilip Mevla'ya dönmenin Celle Celalühü ve diğer azaları da ve biz alaadelik buna kıyas ederiz. Böyle bir gıda bazen çocukların çok zayıf düştüğünü görüyoruz. Çok cansız bir halde oluyor. O gıdayı alamadığı için. Kuran-ı Kerim'de Lokman suresinin eshamüla ve esbeva aleyhikum niamehu vahiraten ve batına. İki nimetten bahsediliyor. Bir maddi. Sabah kahvaltı yapıyor. Çorba ise çorbasını içiyor. Çayını, zeytinini, peynirini ne varsa gıdasını alıyor ama bir de manevi gıdayı Cenabı hak bu ayeti celilede zikrediyor. Bu gıda bizim ruhumuzun gıdası. Cismimiz zaten ibadet ve taat için alınıyor o gıda. Enbiya'dan bir tanesi Ya Rabbi gece ben taatlerimi yapamıyorum buyurunca yumurtanın sarısını Cenabı Hak ifade buyuruyor.
Ey nebim onu al yüz kuvvet bulursun. Asıl bizim Rabbimizin huzuruna varacağımız yönümüz ruhumuzdur. İşte bu namaz taatinde de bize öyle bir esas koymuş ki Hudurul gad dediği zaman bu Fecr suresindeki Allah'ımızın hitap ettiği nefis demek. Esselamle. Inşallah bu noktalarda yoğunlaşırız. Belli hedefler korsa diyelim kalp huzuru nasıl temin edilir? Bunlar maddi olan, bedeni taatlerin yanında asıl gerekli olan ruhi taatler. Burada namazda dört esas var derken bu dört esas ruhi yönü işin. Asıl güçlendiren bu bizi. Bildiğinizi tekrar olacak. Ben hayata da ediyorum size karşı. Şunu konuşurken bunları bilen kimselersiniz. Esad Erbili Hazretleri buyuruyor ki bedenen yapılan taat, karıncanın yürüyüşü gibi. O gün de demek ki trenle misal vermiş. Ruhi olan taatle yapılan ibadetin Allah'a kavuşmadaki sürati trenin gidişi gibi. Asıl dikkat edeceğimiz bu. Namazda da bunu anlatıyor.
Müellif Hazretleri Rahimehullahu teala. Eğer bir örnek verilmesi gerekirse diyelim ki bir insanla konuşuyoruz. Bir yüzeysel konuşma var. İşte bir hatır alalım geçelim. O değil de canı gönülden. O benim kardeşimdir. Müminler birbirleriyle bir vücut gibidir. Onun ezası benim ezam olmalı. Ben ondan eza duymalıyım onun sıkıntısını. O neşeliyse ben de neşeli olmalıyım. Canı gönülden sormalı. Geçelim isterseniz. Huzurul kalp bu çok önemli de onun için. Huzurul kalp dediği şu. Biz çorba mı içeceğiz? Eğer çorba içeceğimiz o tasta kir varsa, pas varsa, bulaşık varsa hak yiyen içemez insan. Ne de temiz olmasını ister. Cenabı Hak, Allah'ımız tertemiz bir gönül istiyor. Tertemiz bir kalp istiyor. O kalbin içerisine koymuş olduğumuz saatler, eğer gönlümüz Pakistan yine Sami Efendi Hazretlerinin sözüne döneceğiz. Yedi kat semada ibadet ve taatleri kontrol eden melekler vardır buyuruyor.
Musahabeyi okuyorsunuz tabi. Herhalde ezberlememiz de gerekir. Değil. Okuma. Ezberlememiz de gerekir. Diyor sema katlarında melekler içinde hasetlik varsa, gıybet varsa yeri insanın yüzüne çarpılır. Ondan öyle bir esas koydu ki müellif hazretleri gönülde bir huzur. Ondan sonra selam mi verirsin? Bir hastaya mi gideriz? Bir cenazeye mi? Diyelim alışverişimi yaparız? Ticarethanemizi açar. İçinde otururuz. Kazancımızı mı temin ederiz, her şeyimiz güzelleşir. Çünkü bir söz söylenene eğri mastardan doğru çizgi çıkmaz. Eğer cetvel eğri büğrü olursa çizgisi doğru olmaz. Gönül kalp huzuru meydana gelecek ki taatlerimiz kabule karin olsun. Medine'de mübarek bir zat var. O söylediği için diyor. Çünkü Sami Efendi Hazretleri onu ziyaret etmek istiyor. Hatta huzuruna davet ediyor. Onu bulun. Rahatsızlıklarım var. Bir dua buyursun diyorlar.
Haccasan Efendi Hazretleri de şoförüyle beraber kendi ifadesi. Onu ziyaret ediyor. Bura ravzai mutahhara. Ne dedi mübarek zat? Burada dedi namazı kabul olan acaba kaç kişi var dedi. Bunu neden söyledi? Kalbi huzur içerisinde olan kimse. Çokça umrelere giriliyor. İnsan da seviniyor elhamdülillah. Halkımız oraya muhabbet ediyor diye. İnşallah Ebul Abbasün Mürsi gibi olur Rahmetullah Ali. Okuduğumuzda da görürüz. Bulunduğu yerlerde de şeri bir görev olarak yerine gelmez ama ruhen cisim de olabilir. Efendimizin miracında ruh mahal ceset buyuruluyor. Cesetle beraber ruhu velilerde velayet ültüsü içerisinde mümkün. Öyle bir kimsenin huzurundayız ki her türlü ikramını yapan Cenabı Hak'kın huzurunda dururken kalp huzuruyla aklımızı da başımıza almak. Bak bunu çokça unuturuz. Bu hepimiz de hemen hemen çoğumuzda olur. Böyle geliriz. Mesni de hatırlayamayabiliriz.
Ben Allah'ımızın huzuruna giriyorum. İşte onun huzurunda emretmiş olduğu taat yapıyorum. Bunun için bizim evladımız caminin avlularını çok geniş yapmıştır. Birkaç kapıdan içeri girilir. Sebebi nedir? Sebebi kimin huzuruna vardığımızı belki birinci kapıda hatırlayamayız. İkinci kapıda olsun hatırlayalım diye buna kadar dikkat etmişler. Boşuna koymamışlar o genişlikleri. Ve fakül de caminin avlusu yerine göre cami hükmünde. Ve huşuul kalbi billa irtiyabbin. Yine önüne döndü. Gönülde zerre kadar bir şüphe, zerre kadar bir endişe olmadan nurlu bir kalp ile yönelmek. Rabbimiz Rahman suresinde iyiliğin karşılığı iyiliktir. Bir insandan biz ne bekleyebiliriz? Ne kadar yiyecek yapmışsak o kadar. Yerine göre yanlışlıklarımız da olur. Belki de yillarca, kırk yıl geçer yine unutmaz. Ama Allah'ımız öyle bir veha, öyle bir azamet sahibi ki bir saatimize on misliyle mukabele ediyorlar.
Eğer burada buyrulan kalp huzuruna erişirsek bigayr-i hisab, hesabı yok vermiş olduğu nimetin, Essair billah velacefa yurtike rabbüke fetarda, Rabbin vereceksen de razı olacaksın. Allah'ımız Hazreti Sıddık benden razı mı buyuruyor. İşte huzuru kalp buna götürüyor bizi. Demek ki Hacasın efendi otağını boşuna kurmamış. Fakri kainatın emriyle bizi bu ilahi kazançlara eriştirmek için çırpınmış, gayret etmiş. Ve hudurul erkan bile irtikabin. Attığımız zaman adını hiç geri dönmeden azalarımızın da huzur içerisinde olması. Bu zaten başta söylediği kalpte huzur olursa azalarımızda da huzur olur. Efendimizin mescide girişte Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kimsenin saçıyla, sakalıyla meşgul olduğunu görünce bunun kalbinde haşyet, Cenabıhakk'a saygı olsaydı azalarında da olurdu buyurdu. Dikkat edersek büyüklerimizin mübarek vecih yüzlerinde bir tebessüm olur. O tebessüm unutulmaz.
Bir tebessümü olur. O tebessüm bizim gönüllerimize işler. Neden? O kalp huzuru azalarına da sirayet etmiş de onun için. Eğer kalp huzuru meydana gelirse rağgutamızla, murakıbelerimizle, dillerimize, ağızlarımıza, sözlerimize, azalarımızı korur. Allah'ımızın emrini muhafaza eder. Sami Efendi Hazretleri gibi İslam'ın emrini ince yaşarsak ve çok söylemiş olduğu şu söze de dikkat edersek, edep bir tac imiş Nuri Hudadan. Giy ol tacı, emin ol her beladan. İslam'ın emirlerini edep ölçüsü içerisinde güzide yaşamıştır. Öyle bunlara erişmişlerdir. Eğer kalp huzuru olursa gönüldeki perdeler kalkar ve aynada şuhudil akıl, akıl da başımızda olursa bilerek ve düşünerek yaparsak reful etab, azarlanmaktan da uzak kalırız. Ve indek huşuul kalp, kalpte bir azameti ilahiye saygı olursa, fütehal ebvab, fethu'l ebvab, o zaman bize ilahi kapılar açılır.
Ve in de huduril erkan, azalarımızda, böyle namaz kılarken kıyamında da, rükuunda da, secdesinde de dikkat edecek olursa o zaman ecre ve mükafata nail olur kişi. Yoksa kalbinde huzur diye bir şey yok. O zaman boş. Gelişi güzel hemen duruluverir. Düşünülemezse, idrak edilemezse bir sünnet seniyyeyi yerine getirirken bu Resulullah'ın sünnetidir diye hatırlayamazsak Sallallahü Aleyhi ve Sellem, bir farzı icra ederken bu Allah'ın bana emridir, nasıl dikkat etmem diye itina göstermezsek o zaman ne olur? Hatalı olur. Kusurlu olur. Defolu olur. Defolu olan mallar da kapıya konur. Eğer azalarda da yapmış olduğumuz saatte rupünlerinde de dikkat olmazsa secdesinde Allah'ımıza kulun en yakın olduğu bir zamandır. O zaman ne olur? İçi boş.
Kalp huzuruna dikkat edersek, aklımız başımızda olursa, sonra gönlümüz, inancımızda, tevhidimizde, imanımızda şüpheye yer verilmezse, yıkan olur tam inanç hasıl olursa, azalarımızda da sükunet meydana geldiği zaman buyuruyor ki, namazı o zaman kılmış olursunuz.