Kalp Hastalıkları ve Manevi Tedavi Yöntemleri | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Kalp Hastalıkları ve Manevi Tedavi Yöntemleri
Kalp Hastalıkları ve Manevi Tedavi Yöntemleri kaydında Istifade idin değil diye gelmedikçe istifade edemez kimse. Çeşmeler Rablardan doldurmadan vurursan, bin yanında durursa kendi olası der. Yani bin defa yanında dursan çeşme akıyor, besliğin ağzını açıp da çeşmenin tam akağın yerine tutmayınca bir damla su gelmez. Dinle işlerde çok kabiliyetli dinlemek lazım ki, Samii'nin dinlemesiyle…
Istifade idin değil diye gelmedikçe istifade edemez kimse. Çeşmeler Rablardan doldurmadan vurursan, bin yanında durursa kendi olası der. Yani bin defa yanında dursan çeşme akıyor, besliğin ağzını açıp da çeşmenin tam akağın yerine tutmayınca bir damla su gelmez. Dinle işlerde çok kabiliyetli dinlemek lazım ki, Samii'nin dinlemesiyle söyleyen coşa gelsin. Bir manzın sahibini coşa getirmenin için sermayeli gelmeli ki, gelmeli ki şunu indir, şunu indir, şunu indir. Adam coşmalı, yani mağaza sahibi, coşmalı. Çok sermayeli kardeşlerimiz var içinizde. İyi istekli bulunun da Şairin kalbi, söyleyenin kalbi Allah'ın hazinesi olur Osman İstediğin sözler doğar ama kibirli gelecek olursan, yüksek dağlar gibi olur. Yüksek dağlar gibi olursa yağmur yağtın mı üstünden sıyrılır gider, haddi içtimalara birikir. Kalbin çok tevazulu geldinse, akan füyuzat-ı ilahiye senin kalbine döner.
Dik geldinse, ben de malumatlıyım, ben de hocayım, ben de efendiyim, ben de beyim dedinse istifade değemezsin. Üstadzımız Hacı Es'adi Erbili Kudsese Ral Aziz Ayet-i celilesine mana verirken hemen ancak birinci derecede fakir olana verilir zekat. Füyuzat-ı ilahi manevi zekattir. Kendimde hiç ilim, irfan, ibadet, itaat bir şey görmeyip, yokluğun içerisine girmiş bir kimse ise, onun manevi zekat gelir kalbine girer. Füyuzatla içi dönmeye başlar. Ama kendinde bir varlık görürse hiçbir şey gelmez. Kim ben alimin diye geldiyse o cahildir. O mesleke cahildir, füyuzata cahildir. Üstadımız burayı yazarken da diyor ki aynı kitapta, açık okumayayım, çok ihvanımıza okuduğum için ezberilerime geçmiş. Her kim illa iddia-i kabiliyet başlıca. Her kim başlıca iddia eder ben de kabiliyetliyim dersen, cehlini isfan eder benden eşitsen doğruca. Hazreti Efendim sizin için kelamları, o kelamı kibardır bunlar.
Onun için kardeşim kalbimizin baştan bir aşağıya indirelim. Birçok şeye haber verelim de inan bu fakirinizden başka içinizde dikkatiniz yok. Efendimiz en fakir bizi gördü de bizi tayin etti, hizmet edeceksiniz bunlara. Hizmet, ben size Allah rızası için hizmete geldim. Bak hizmet eden küçük olur böyle. Sizin hizmetlerinizle meşgul olur. Yani bunu dilim deyip de kalbim indemir. Hissetten içimden diyor ki kalbim, bunları ayağının turabullahın sevdiriyor. Şu içim buna inanın. Hepiniz böyle olasınız da manevi zekat alanı inşallah. Daha hayırlı celile okuyorum, kusura kalmayın. Kalbim pırtıyor başka tarafa gidiyor. Mükerrem olan, velakat muhakkak Allah'ımız buyuruyor. Kerrem ne Beni Adem, Beni Adem ü kerrem kıldım diyor. Bu et ile kemikten ibaret olan cisim değildir mükellef. Et kemik herkeste var. Onun da iki ayağı var yürüyor, münafık da yürüyor, kafir de yürüyor, Şahmadi de yürüyor.
Kalp Hastalıkları ve Manevi Tedavi Yöntemleri ne anlatıyor?
Kalp Hastalıkları ve Manevi Tedavi Yöntemleri kaydında Istifade idin değil diye gelmedikçe istifade edemez kimse. Çeşmeler Rablardan doldurmadan vurursan, bin yanında durursa kendi olası der. Yani bin defa yanında dursan çeşme akıyor, besliğin ağzını açıp da çeşmenin tam akağın yerine tutmayınca bir damla su gelmez. Dinle işlerde çok kabiliyetli dinlemek lazım ki, Samii'nin dinlemesiyle…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
O da Adem aleyhisselamdan oldu. Onlarda Havva annemizden oldu. Lakin orta adam sende alın. Allah'ımız ayırdırıyor. Hayır diyor, istersen. Belki ruhaniyettir adam. Böyle gövdesiyle adam olamaz. İçiyle adam olur. Ruha, ruhun gıdası da ibadettir. Yani ibadetten fedasını anarak adam olur. Hiç anlayalım. Namaz kılmayla, abdest tanımayla, uğur tutmayla, haccetmeyle, sek zekattirmeyle, anneye babaya itaatle, komşuları incitmemekle ne ile itaat eder? Böyle bir ibadetlerle kendi tefeyyüz eder. Bir, ruhun, ruh ibadetle feyiz alır da ondan büyülür, büyükler. Yani feyiz alır, büyülür. Efendimiz, biz de size rica ediyoruz. Biz, bedbaht meslekine çok seneler oldu. Hiçbir terakki ettiğimizi de anlayamıyoruz. Füyuzattan, füyuzattan iddiasını alır dedim de aklıma geldi. Niye biz alamıyoruz ona acaba? Acaba mehlizlerini mi yiyoruz ona? İlaçlerini mi iyi kullanmıyoruz ona?
Birinin, bilinen ilaçlar mi iyi kullanılmıyor? Üstadımız Edeb Risalesi'nin baş taraflarında bu Edeb Risalesi şu tertip, şu verilen ders reçete yüz binlerce veli yetiştirdi, yüz binlerce. Veli veli, Allah'ın yabliyesi. Siz bu reçeteye iyi dikkat etmiyor musunuz yoksa? Neden almayayım diyorum, ne almayacaksın? Müjdeliyorum şimdi. Üstad mısınız? Hep bunların, konuştuğu sözler hep bunlar. Ve sizin Teyibin söylediği gibi söyle yani. Adamın konuştuğunu aynı aynıyla konuşuyor ya, bir sazlarımızın konuştuğunu ben de sizle aynı konuşuyorum. Güneşten elma, üzüm, incir, armut, armut, bütün meyvalar, gıdasını neden alıyor? Güneşten, yağmurdan, mavi ve narturaptan. Bunlar da geliyor. Lakin yüzüm, şimdi biz gelirken daha çiçek açma değil mi? Yarın saçmalar gibi olur. Bir sallarla gidelim de siz her dediğimi anlayın. Bir izninle. Sabrla koruk helva olur.
Uata kere bu dersle sabrede ile koruk şimdi hazzını da çiğnesen ekşisinden dişlerin, dillerin uyuşur lakin günün birinde ellerini yapıştıracak kadar şirelenir. Şöyle kaynattın mı pekmez olur, pekmez olur. Pişirdiler mi helva olur. Anlıyoruz, serbest konuştuğum beni sıkmayın. Yani kalben hiç itiraz olmasın. Burası biliyor onu. İlahi Teala sıkışırım beter zorlanır. Onun için maşallahı hiç şey yok. Bütün niyete kalisayla dinleyen kardeşlerimiz olduğundan tek tek konuşmak geliyor bak. Bu yine sizin fazilet etmez. Efendim, elma, üzüm, armut ve sair güneşten müdafaa alıyor da ulu oluyor da bilmiyor, aldığını bilmiyor. İhvan-ı Bağsafa, sevgili kardeşlerimiz da tarikattan feyiz alıyor, büyüyor o da. Kendi bilmiyor, kendine sorsan işte bana sorun. Efendim sende ne fazilet var? Kainatınız olsun merkeplerden daha aşağı. Yani günah, bebek için bile diyor ama kendi beyz almış büyümüş ben bilmiyorum.
Beyzden de kendi, beni kavgeden de al Allah, dilimi kavgeden de Allah'a. Diyor ki, çünkü nakşi medih, nakşaha girer, ALLAH Celle Celaluhu o, mastittin mi oraya girer ya o dokudur bizi, meydana. Dinleyin içinizde alim hasıl deli insanlar var. Ondan sonra oraya gittim işte. Kardeşlarımız, sevgili dostlarımız, ahiret arkadaşlarımız, fakiri dinle. Eğer üzüm gibi vesaire meyve gibi güneşten, piyızdan gıda aldıysa, gıda aldıysa iki şeyden belli olur. Birisi Allah'tan çok korkar içi, yani Havfullah, Resul-i Hikmeti Mahatullah bu gelin içine, onun güneşten olup da geldiğini kendi bilemez, bildirmez ki riayet etmesin diye Allah. Bir, ikincisi ibadetlerini yaparsan kendine çok kolay gelir. Namaz kılmak, oruç tutmak, haccetmek, zekat vermek, evlat okumak, esmer okumak, itibarların yanına sohbete gitmek, hepsi kendine kolay gelir.
O kolay geliş, Güneş Füyuz, Atı İlahiyeden bir daha almış da, büyümüş olduğu belli olur. Anladınız değil mi? Sizi bu vesileyle bir de gönlünüze almak istedim, vasp etmek istedim. Şöyle istavzımızın bir şeyini daha okuyorum. İstavzımız bu kitabı bize verirken, bunun için bunu tuttum bir an var burada, Hasan, efendim nedir ya? Uğurba Mustafa Efendi diye. Hasan, bu kitabı size veriyorum Hacı Ezhel Efendimiz konuştu, ben de not aldım bunu. Kelamı dergahında diyor Efendimiz not almış. Bende size o notu veriyorum. İhvanlarımızı konuşurken artık tak, tak, tak, tak, tak, tak, tak kitap okuma. Onun himmeti bu şimdi. Birkaç kelime okudun mu sen kendi istek ve mahzun, ne istiyorsa onları konuş, mutanalarını konuş, efendimden duyduğunu konuş yani kitap İhvan'ı yorar. İhvan'ı yorar. İşte her birine bir türlü himmet etmiş diyorum ya, bize de dediği böyle.
Şimdi atıyorum, Üstad-ı Ekrem Hazretleri diyor, mükerrem üstad, Hacı Esmadı Elbili, Kudsesir Ravas. O on sekiz yaşında ilim tahsırda başladı. Burda onların da merakım var. Yirmi üç yaşında icazatını aldı. Yirmi üç yaşından sonra bana çok akıllı derlerdi diyor. Ben akıllı olman için ben ne meslek tutsam diye düşünürdüm. Dünyada sevgili meslekin hilkat olduğunu bildim. Çünkü Ayet-i Celileyi bilim olunca evlendim. Resulullah o da burada. Sadakallah'ın alsın. Tepsiyir-i kebir'e bakılırsa anlaşılacak, Tepsiyir-i kebir'de bunun manası, ey kullarım, Sizin, sizin iki şeyi vacip ettim. Evvela şeriatı sanıyan tarikat. Bir insan şeriatta olur da tarikata girmezse, vacibi terk etmiş, yatsıyı kılmış da salati vitiri kılmamış gibi. Kurban bayramını etmiş de kurban vacibiymiş kesmemiş gibi mesrul. Şart, bütün böyle şart.
Yani hepsi tarikatı senin indi Uluhiyetinde en hayırlı mürşidi bana nasip et Ya Rabbi diyelim diyor. Babamın evinde icazet namam verilmek için bir yerde merasım hazırlanıyordu. Babamın odasında istihareye yattım diyor. Rüyamda böyle oldu diyor. Sonra onun yerinde diyor kendi kayıp oldu Tahal Hayri Kuddise Sırrabü'l Aziz Efendimiz görüldü. Esnah gel sizi kabul etti, mühlaklığa tevhitiyor. Benim vücuduma bir mahşer sallanma hadisesi oldu. Sallanırken da uyandım evin içi mumlarına sönmüştü, ziyanın içinde kalmış. Rüya bu ya iki üç dakika kadar o ziya geçmeli. Vücudunun sallantısı da geçmeli. Rüyama bunun ikisini şahit telakki ettim. Kendileri hemen bir nama'ya mektup yazdım. Üstad'ım beni kabul et, size isabet ediyorum gelmem biraz gecikecek, haniler var. Geceki kabul ettiğim gibi kabul Çünkü etraf, pankassızdı. Etraf yık vücud idi. Etrafta münafıklar azdı. Az dersler çok iş örülüyordu.
Efendimiz dedi ki şimdi çoğalttık, yine gücü yetmiyor Nihva'nın. Yani o kusurları ahfa feyiz almalarına kafi gelmiyor habire çattığımız andan oluyor. Eskiden odunlar vuruyordu Efendimiz misal veriyor. Ocak yandın mı üstündeki tencereyi, altını neyi kaynatıyordu? Şimdi onlar yaşlı olduğundan, vurduğumuz ataç kaynatmadığından, dört odun üstüne dört odun daha koyduk mu diyor, yani iki bin lafsa, dört bin of lef lefsayı Celal'ı beş bin ok dedin mi diyor, düvelden ısınmışmış o iki bin deneyle. Altına o kadar daha ilave ettim ki gazağın ortasından gık gık gık kaynıyor. Ben efendim bir türlü ileriye gidemiyorum ne oluyorsan. Senin de ocağın altında odunla az olduğundan, ravutan az olduğundan kaynatmıyor o çarkı göndermiyor. Açıktan Efendimizin misali. Yusuf Amca gösteriyor işte ne olduğuna, amel beni, bilmem ne, hemen o gösteriyor bende haber veriyor. Şunu söyle, şimdi söyle diyor.
Peki, Allah razı olsun, bu ihvan ne diyecek tertip etmiyor diyorsanız diyor Efendimiz, ben bir oyun Efendimizin misallarını vereyim size çok güzel, şöyle kollu sığayı veriyor, nasıl demedim diyor. Böyle bir bilek, elma, armut vesaire var. Kıyma bir üstad getirin, Haşiç ama mahir olmalı, Haşiç için halife var. Var. O bileği yok olmalı, kendi takacağı kalemler sulu. Bu da sulu olmalı ki takmalı, bir de bile tarikat görmemeli insanı. Mukaddeme vermeli, bir zaman bekletmeli bizim orda çok zor tarikat almak. Söyledilerimi üç ayda anca bize getirirler, üç ayda iyice sıhhatli şeyini, ihlasını tecrübe için. Efendimiz de diyor, duvara birkaç vuronda diyor kırılmayan destileri alın diyor. Bozuveren adamları almayın diyor. Şöyle diyor şu bileğe diyor Einstein Sözler kalem zikullah şifalı kulub diyor sokuyor diyor.
Kalplerin şifası Allah, Allah, Allah, almış gibi şuraya da bir rabıta kalemi sokuyor sarıyor diyor. Ama yukarıdaki ağacı tüy kesiyor. Bizim başlayan var da böyle muhterem mübarek bir şeyler oldu ki kirazlar anasla merhem ağaç. Şu an kötüymüş, soyun kötüymüş, ne yok. Onu birkaç kesacaksın kötü yerine, şu bilek lazım bize. O kıymetli kalbindeki teslimiyet bileği geldi de oraya bakıp verdin mi? Hemen gömerir. Bu yüzden, gömermeyen yok zaten. Efendimiz diyor, biz olan onların bahçesinde fasulyeyi aktık, mutlaka gömerecek diyor. Göverecek. Bir huzurumuzda dursun da onun kalbine manevi tohum düşmesin, bunu hiç kimse tasavvur etmesin diyor. Düşen manevi tohum, o da göğe. Bahçanın üstünde yok size misal veriyorum ya, bilirsiniz böyle şeyleri.
Ama diyor oğlum diyor, şu attığım tohumun etrafı çakır dükkanı, borsallık, semizlik, o tohum, drag vesaire oraya tohumu düşmüş olan var olan gömerir böyle diyor. Ne gömerir? Benim attığımda gömerir olan eline mücahit çapasını eline alacak. O kötü ahlakları öyle çabalayacak. Benim vahim çabalayım diyor efendimiz. Gıcık cihan dedim kendiniz kötü ahlaklarınızla. Bizi ileri göndermeyen kötü ahlaklar. Yani açık söylüyorum. Onun için o sarımsaklı sarmaşıklarını benim stillediğim stili sarı veriyordur. Domates olduğunu şöyle gıcık gıcık kalıyor. Ama etrafını iyi çapalarda, benni üble saçar da suya geldiğini bilirim ben. Suyunu da, Füyuzat suyunda koyardın mı İhvan? Gitmeye başla çünkü bakılıyor ama biz Tedmine riayet etmiyoruz, ahlakımızı çapılamıyoruz. Hasan Efendi, Efendimiz'i şeyler deyin, şuraya biz kalemleri taktık, gömerdi ama şu gövdesinden de o eski ağacın cinsinden gömerdi.
Onları şöyle yolacak diyor hırs, hırsını, kamanı, pukulünü, adavatını, cinini, pozunu, riyasını, sübhanını, hıfzını hep yolacak diyor, yalnız o kalemler kalacak, o zaman fışkırır diyor. Fıştırdın mı bir aşağı girer, yürüyün armudu aşağı, birden yukarı yukarıya. Ne girer o zaman? Riyazü'n-ı Kerim'a, nefis, şeytan'ın rüzgarleri aka götürür. Onun çapının ne arttıktan sonra bezinleri alınca çamurleri, bir bezel Dikenleriyle, yedrak'tan şöyle bağla onu, Yani bağlasın ihvanlarımı, sen de bağla. Onun için tereddüt etmiyorsun, sen cazur. Böyle bağla. Neyle bağlayayım efendim? Emri bil maruf nehyi anil münker ile. Allah'ın emrettiklerini tutup nehyettiklerinden kaçmak suretiyle iyice bağlar. O zaman Özge Eser ama gene şuradaki bağladığına gelir dayanır, kopar batmaz. Çukları tarağı atar da o taryu atar. Çukları da almış da hiçbir meyve veremez, etrafında ihman meydana getiremez.
Dediği şurdakiler gömermiş, şunları geçmiş. Çünkü anada olduğu için kötü ahlak o taktığı daha ileriye geçer. Sen tembihiyetle ellerine mücadele destteresini alsınlar da, o ağaçlar da kalınlaşmış ama giblerinden yüresinler, kessinler. Yalnız rabıta yalnız Allah deme kalsın. Bak nasıl olacaklar inşallah böyle böyle argut verecekler. Biz bahçalarımıza bunu telli verip kuruyoruz. Efendimiz de bunu bilir diye bize böyle misal veriyor. Size de ben aynı misali veriyorum. İyi dinleyin, iyi dinleyin, rahat edeyim inşallah. Üstad-ı Ekrem hazretlerine altmış dokuzuncu mektup okunduk da, Mektubatımız var. Yüksek istemeniz dokunmuş, hoca olmuş, kimse dışarıdan bildiğimi de anlar ama hiç kaygılanmam çünkü biz köyde oturuyoruz, köylüye göre konuşuruz, Yani daha da çoban olsa da anlaması lazım. Sözü büyükler sabretmeli, en küçüklerimizi de anlamalı da onun için dünderiyorum dünderiyorum konuşuyoruz.
Oraya derman su verin. Selami! Sevgilimiz, dualarımız! Bizden razı olduğu gün kurtuluruz! Hiç başka türlü ibadet etmem! Baş olayım, ayak olayım, cennete gireyim, şunu boyum, hiç bunun için ibadet etmem, ona ibadet etmiş olursunuz. Allah'ın rızası için Allah'a ibadet edersek, Allah'a ibadet etmiş olur. Onun için kalbinizde bir şeyle Allah'a ibadet etmen. Sırf Rıza-yı İlahiyeyi istediğiniz için Allah'a ibadet ederim değil mi kardeşlerim? De ki efendim, senin köylü insanına da razıyım, öyle bize anlat. Efendimiz üç türlü intisap ettiler dedi. Parmağımı kaldırdı. Bir, kerametimi görürdüler ki onun için intisap ettiler. Bu boş. Bir de geldiğimde görmedim mi vazgeçer tabii ki. İkinci, filan filan filan intisap etmiş, ben de yedim. O filan filan çıkarsa demek bu da çıkacak bu da boş.
Üç sırf Mevla'nın rızamisi için biz tecrübe ettik yalnız iyi bir koçumuz vardı, dağa koyardık çobansız nesiz oldu ondan kurt parçalamış, derisini sürediler getirdiler çok mahzun! Çobanın önüne katsaydık silahı vardı ve köpekleri vardı. Semtine uğratmaya, çocuk ne diyor, başlıyor şu şey, semtine uğratmaya imkan yoldu. Şu vücudu ruhu zamanın kutlu cihan çobanının önüne kattık biz. Ona teslim olduk. Ne bileyim başka yerlerde çok başka okumuştum da, bu arada tekrar etmeyi istemiyorum. Tahir hocamız ve Kırıkçü hocamız, Sultanımız, görüşmek istemedik istedim. Yoklarmış Ashab-ı Suffa'da Muhammed ' ın karşısında oturuyorduk böyle. Ben ona şu an sorarım, ona cevap veririm. Benim öz kardeşımdır. Mutlaka bir araya geldin mi, ayak ve pişmesi çıkarırız. Ayağını öperim. Oturur mu da bu daha başarılı değil mi? Allah bütün ihvanımızı öyle etsin inşallah. Can dost olalım bırakmış.
Zengin mevzu Efendimiz verdiği için, Arş-ı Azam'ın gölgesinde yedi sınır gölgeleneceğiz. Birisi de Allah için dost olanlar. Dayı Hocamız demiş ki Yahya'ya bir ümidim var. Hasan Efendi ile dost mu oldu? Otuz seneye yaklaştık. Zirve kadar birbirimizi kırmadık, bırakacak bir söz söylemedik. Ondan sordum, ölürken indim Tahir Efendi mürşidin geliyor da Sekaratta. O şah da olsa kalpteki diğer şimdi başında bulunur diyor kitaplarımız hep. Hocalara ikna için nasıl söylesek ona. Kabire girdin mi babam vefat edince üç gün sonra biz konuştuk. Bana diğeri her şeyi kendimi aç yapamadım. Başka yerlerden misallar var, diyeyim size kusura kalmayın. Takikatta boşa girdim zannetmeyin. İnşallah selamet Allah dostları, birbiriyle sevinçmişler, güllene kadar da devam etmişler, kusuruna bakmamışlar birbirinin. Canı gibiymiş. Canı gibi, böyle zaman geçmiş.
Halık-ı Zülcelalun Habib-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselam Arş-ı Azam'ın gölgesine varınca yedi sınıfı devam edeceğim. Birisi de Allah için sevişip ölene kadar o sevgiyi terk etmeden yaşayıp öleller Arş-ı alsamın gölgesinde ama öteye mi nasıl? Öte yandan paçalardan çok duyarsınız, güneş bir mızrak boyu inmiş, millet birbirine giymiş. Bipeler longgır long elli bin sene, elli bin sene! Böyle mübalağane yapmaz. Ama Peygamberimizin civarında olanlar, Rasulullah'ın civarında olanlar bir koyun sağımı kadar geliyor. Orada bekleyiş! Burada seviştik bak, şu sağdan başlıyorum. Şöyle bilemiyorum siz mütefecrit insanlarsınız. Bilemiyorum. Allah dostlarını severiz biz. Siz de severiz, böyle seviştik Elhamdülillah. Allah ayırmasın. Ne bileyim, ulu oraya geçiyorum oradan mı? Dayanamıyorum, Dayanamıyorum konuşmaya, ısrımla kalmayın.
Fahri Kainat Muhammed aleyhissalatu vesselam Miraçtan teşrifim de arş-ı Azamın tahtında iki levhaya rast geldim. Birisi bir kimse ne kadar günahkar olursa olsun tövbe eder de tövbe eder de tövbe eder de, iyilere karışır da onlarla beraber olursa, aşağıda onlar onunla beraber olur. O, 0 iyilerin hürmetine, o bir kötüyü seçip de hayır sen çıkacaksın burdan diyemem. Diyemem çünkü onun hürmetine o da yeter. İşte kardeşlerimiz, bir şeye de yerleşecek misiniz? Yoksa, yoksa, niye böyle yapıyorlar falan, şu kapıyı aç, öte bir gün haline geçsin, buramak ederim şey o kadar vazife yapıyor mu? Allah, sakın sıkı oturuyorlar. El Efendi kardeş, bir kimse, bir kimse bütün ibadetler etmiş anlık gelinine kadar ibadet etse, lakin iyilerle değil de kötülerle teşdi ki mesai etse, kötülerin içine karışsa. Faufa anlatıyorum. O kötülerle beraber haşri cem ederim, amelini yakarım geçer gider, o da Ehl-i nar.
Öyle kardeşim, konu musun? Allah bizi, Allah dostlarından ayrımasın. Ben şeye gidiyorum ben, doktora gidiyorum İstanbul'a. Hasta halimde bunları gırtlıkta verilen lokma unutulmaz diyor. Yakında belki vefat edeceğim diyor. Allah rahmet edeceğim diyor. Allah rahmet ehli yazınca kardeşimizin yanında bir sohbet etmişti. Unutamam arkadaş ben o gün. Aksaray'da dün Yahyalıda vaazımızda bulunmuş da unutmama imkan yok diyor halam. Ha gelirse bana malumat verin diye getirdiler. Bilmiyorum vallahi öyle tesir ettirmiş. Bana kitaba müracaat, gidenler neler zihnimizde arkadaşlar, ileriye gelin diyorlar, geri bana işaret ediyorlar, bize işaret olur mu? Rahatalı, sizler mügayip oluyor o zaman. Yani muhabbet-i masivaya, dünya muhabbetine, meftun bir kal bile meftun olmuş dünyaya, mağazalara, paralara, pullara, dünyaya.
Muhammed Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, dünyada durduğumuz kadar duracağınız kadar dünyada, dünyaya çalışın. Ahirette duracağınız kadar ahirete çalışın. Ümmet ashabım diyor ki Ahiret ebedidir arkadaşlar, ebedi çalışmak lazım. Hiç unutmamak lazım Mevlamızı. Mahbub-u Hakiki'ının huzuruna varmayalım tabirini izah buyurdular. Böyle Türkçe konuşmuş ama metin olmuş bu, onu bir de Türkçeleştirmiş ihvanlara. Şöyle de buyurmuşlar. Bir kalpte masiva muhabbeti oldukça, bir kalpte Allah'ın gayrı, paranın, pulun, evladın, ailenin, sivanın muhabbeti oldukça, azatımız o kalpte Cenab-ı Hakk'a muhabbet yok demektir. Allah'a muhabbet yok onda! Dünya muhabbeti yine günahın başı buyuruyor. Hz. Peygamberimiz Muhammed aleyhissalatu vesselam sizin vücudunuzda, bir muska et parçası var Hadis-i Şerif. O salih olduğu vaat bütün vücut salih oluyor. O fesada gitti mi bütün vücut fesada gider.
Sahabe-i Kiram mi Ya Rasulallah! Kalbiniz, kalpleriniz fesada gittin mi, bünye muhabbeti onun içine girdin mi şut olur o! Efendimiz kendi azıyla dedi çok kimseye Selamun Aleyküm denilmez. Çünkü dünyayı putlaştırmış için de diyor, onlar ne yapıyor diyor. İşte Müfettiş Arabi Efendimizin şeyi geliyor, hocalarımız biliyor onu, sizin taptınız benim ayağımın altında diyor yere defi vurunca onu idam ettiler, kestiler, öldürdüler. Benim sırrım, ne zamanki padişah gelir? Neydi Sultan Süleyman ile Yavuz derler? Yavuz mu? He Yavuz! Geldiğin zaman belli olur, caminin içinde cemaat dolu. Ben bugün Medinli Arabi budlise Sırrahü'l Aziz'in sırrını açacağım dedi. Bana onun ayağını vurduğu yeri bileniniz var mı dedi içinizde. Kimsemiz kalmadı ondan biri, ihtiyar kadından sordular. Sinekılızılar gibi dedi ki Ben ayağının vurduğu yeri bilirim yalan mı sesi duyulmuyor, ancak Saimdaranlıyor.
Doktoru çağırdı Bu kadını konuşturun, nasıl konuşturacaksanız dedi. İlaç getirin ne getirin konuşturun. Kolay efendim, kafada gidelim, kanını konuştururuz biz. İki bakire kız getirin dedi. Çıplak vücuduyla temas ettirin, bağlayın. Yumruğa arkasına kadının dili, büfedeki gibi çalışır ondan sonra. Eseden kızları bana değil de, hele oğlum bastığı yerine binerim kurban olayım Muhittin'i ara. Allah Allah, buradan temas etmiş cereyan var insanın vücudunda. Onun için rabıta ettin mi cereyan ondan geçiyor. Onun için namazda sık durun diyorlar cemaate, sık durun. Kolun desek vasıtasıyla feyiz birbirine gelsin diye. Gelsin diye. Onun için musafaha ettiriyorlar eller böyle, feyizin geçiş yerleri. Biz. Onları hep yaşadık da onun için konuşmaya çok kolayıma geliyor. İnansa da konuşurum inanmasa da çünkü ben inandığım şeyi bütün dünyaya değişmem. O inanmazsak boynuma vur, götürürüm yerim ben.
Bana inanmıyor diye sözüm ben mi kalacağım? Yaa, hadi yatağını, tek kayayı uzatmayalım. Caminin önünde şeyi saçmaya başladılar, altın saçmaya parası, cemaate kes kalmamış içeride padişahın atıyası dağılıyor diye. Türk gün dışarıya bir imam efendim, birden mezun bir iki kişi kalmış, canım ay yıkılacak kılı, kapı hareketler giymiş. Dedim Muhyiddin Arabi'nin ayak bastığı yere kadın diye vardım demiş gönderdim padişah. Konuştun nereye bastı? Şuraya, kazınları kazmıştan bir ölüm altın. Görüyor musun sizin taptığınız dünya ayağımın altında diyor. Allah demiyor ki siz dünyaya tapıyorsunuz demiş. Onun için diyorum sizin kalbiniz salih olduğu zaman, onun anahtarı kutlu bir cihanın elinde.
Onun tarihi orayı açacak, bir diğer zikirle Allah, hep gene, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, bir kenara derken, zikrullah şifau kulüb kalbin şifa su oluyor, şifaya kavuşuyor. Yeni bu yola gelmek isteyen gardaşım! Bu kalbine gelen füyuzatı bazı açıktan gören, bazı gözlerin keşfi kapalı. İkisi de keşiftir bunun, manevi keşif, zahiri keşif. Hamamı yıkinde bilin. Gözü açık hem duvarlarını görür, hamamı hemi bilir. Gözü de kül olsa bile bu tarikatta, oranın hamam olduğunu ısacağından bilir, her tarafından ısınacak başlar. Bu tarikatın her tarafından ısınacak başlar. Der ki nasıl dayanır ya rabbi ben niye şimdi ağlar durmuşum, durmuşum, beni niye niye uyandırmamış? Hakkım kalsın sende yahu, niye duymadın sen bu yola gel?
Desem o zaman kötü kötü cevap verirdi ya, İşin lezzetini aldıktan sonra başlar şey etmeye itiraz. Siz demeniz bana da böyle bir yer olduğunu da ne diyor? Allah'ımız bizi bu yerden ayırmasın insanı! Oğlum, yok bunun oğlum. Mallar kesiliyor, ezbahhaneye git. En iyi iki azasını maldan getir bana. Bir dilini almış, bir de kalbine almış gelmiş. Buyur baba! Getirdim demiş. Oğlum bir de iki en fena azasını getir. Koşmuş gitmiş, iki azasını getirmiş, o da kalbiyle diliymiş. Biri oğlum iyi desem de onu getireyim, kötü desem de. Misallı şeyler pek anlaşılır da onun için üstadımız daima lukatlı, lukatlı, cukatlı, çaylılığı alacak edecek şekilde görüşmez. Kocaman taksirli hukuktan mezun üstad. Çok da alim biliyoruz, kırk bir senedir görüşürüm ben, daha tek anlayamadığım kelime olmadı. Daha Türkçeselse, sana ben anlayamadım mı? Evet efendim, şöyle şu Türkçesi iyice, hık büyüyle anlatır.
Üstasımız kapalı bir kelime konuşmaz. Onun için size kapalı bir kelime koymayayım diye çalışıyorum. Nubuk parçalamayı bilirim, istemem ben onlara. Müftü mü olacak, vaaz mı olacak? İşte fakr-ı vaazlar var. E, yavrum demiş, kuzum hem ya kötü ağızasını bunu. Babacığım, babacığım lisan kötü olur, pat de kötü oldun mu, bütün vücut kötü olur. Lisan doğru söyler kalp dürüst olur. Bütün vücut, bütün hası iyi olur. Doğru söyledin yavrum demiş. Bunun üçüncü kardeşlerim, çocuklarım, amcelerim, üstazlarım, kardeşlerim, Bizim de kalbimiz ile lisanımız güzel olsun. Neyine olur? Seçikte bulunmakla olur, hastalık onunla geçiyor çünkü. Yine misal, Bir doktora varın en korktuğun yer yine midem. Midem ısınıyor doktor bey. Çöküyorlar, acaba kanser midir? Ünser midir? Çıban mı çıktık? Çok korkuyorum. Neden bildin? Hem sızısı geliyor hem de yediğimi istifra ediyorum.
Yağ, bal vesair bulandırıcı bir şey yiyemiyorum, istifra geliyor. Ona göre röntgene alınır, ona göre tedavi edilir, ona göre reçetesi verilir, ona göre ilacı kullanılır değil mi kardeşim? Bizde kalbimiz hasta olduğu zaman, kalbimizde hırs, tamah, fıkıh, adavet, kin, omuz, riya, süma, hıkıt, hasetlik, kin, kibir. Bunlardan biri bulundun mu yaşamak. Ahirete ölürken de fena giderek. Bu ahlak-ı zemimi kaldırmanın için tab gibi hazırlarımız var. Bu tab gibi hazırlarımız var. Neden biliyorsun? Ballardan tatlı olan Kuran-ı Kerim'i okuyamıyorum, bir eriyincelik geliyor. Vay midem hasta, kalbin hasta. Ballardan tatlı olan zikri yaparken uykum geliyor, böyle bayılıp bayılıp geliyorum. Ersin vay hastalanmışsın ben de aceleim olacak. Bu ahiret hastası. Ahiret hastası. Bu içerini alev sai gelen Kuran-ı Kerim, yalvar döndürdüğü gibi dönüyor. Canın istemedi mi bil ki büyük hastasın.
Bu hastalık öldürürse kötü öldürür yani. Kötü öldürür. Annen kötü öldürür. Bu dertlerle Allah bizi öldürmesin. İnşallah bundan tedavi olalım. Üstadımız buyuruyorlar. Benim ihvanımın semtine şeytan yaklaşamaz diyor, gerçekten. Oku olsaydı okuyun. İşte kardeşlerimiz, hocalarım eli, tün bir şekilde yetmeyelim onlara, anlattık mı artık? Cemil günahın başı dünya muhabbeti! Yani dünya muhabbeti he günahın başıdır buyurmuştur. O da üstadımızın tefsir ettiği Şeriat da demir yolu gibidir. İyi anlama, şeriat demir yolu gibidir diyen üstad. Geçen Nur Saç anne bizim ziyaretimizdeydi, çok büyükler geliyor. Memnun dönüyorlar ne hal oluyorsa, bunlardan konuştun mu içi çok memnun oluyor. Demir yolunun bir keçesi Şeriat ray demiri. Tren yolu var ya demir yolu bir keçesi de tarikat, ray demiri. Şu vücudumuz da vak'un, o demiryoluna tekerlerini iyice yerleştireceğiz inşallah.