Kalp Hasta Olanın İyileşme Yolları ve Manevi Zekat
Kalp Hasta Olanın İyileşme Yolları ve Manevi Zekat kaydında Şu ayeti celilesinde ne buyuruyor? Sıdkılar dinleyelim. Sıdkılar dinlemedikçe istifade edin değil diye gelmedikçe istifade edemez kimse. Çeşmeler Rablardan doldurmadan bulursan, bin yanında durursan kendi olası der. Yani bin defa yanında dursan çeşme akıyor, besliğin ağzını açıp da çeşmenin tam akain yerine tutmayınca bir damla su gelmez.…
Kalp Hasta Olanın İyileşme Yolları ve Manevi Zekat ne anlatıyor?
Kalp Hasta Olanın İyileşme Yolları ve Manevi Zekat kaydında Şu ayeti celilesinde ne buyuruyor? Sıdkılar dinleyelim. Sıdkılar dinlemedikçe istifade edin değil diye gelmedikçe istifade edemez kimse. Çeşmeler Rablardan doldurmadan bulursan, bin yanında durursan kendi olası der. Yani bin defa yanında dursan çeşme akıyor, besliğin ağzını açıp da çeşmenin tam akain yerine tutmayınca bir damla su gelmez.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şu ayeti celilesinde ne buyuruyor? Sıdkılar dinleyelim. Sıdkılar dinlemedikçe istifade edin değil diye gelmedikçe istifade edemez kimse. Çeşmeler Rablardan doldurmadan bulursan, bin yanında durursan kendi olası der. Yani bin defa yanında dursan çeşme akıyor, besliğin ağzını açıp da çeşmenin tam akain yerine tutmayınca bir damla su gelmez. İlla işlerde çok kabiliyetli dinlemek lazım ki, Samii'nin dinlemesiyle söyleyen coşa gelsin. Bir mağaza sahibini coşa getirmenin için sermayeli gelmeli ki, gelmeli ki, şunu indiri, şunu indiri. Adam coşmalı, yani mağaza sahibi, coşmalı. Çok sermayeli kardeşlerimiz var içinde. İyi istekli bulunun da Şairin kalbi, söyleyenin kalbi Allah'ın gazinesi olur o zaman. İstediğin sözler doğar ama kibirli gelecek olursan, yüksek dağlar gibi olur. Yüksek dağlar gibi olursa, yağmurlu yağtın mı? Üstünden sıyrılır girer, haddi içtimalara birikir.
Kalbin çok tevazulu geldin ise, akan füyuzat-ı ilahide senin kalbin atar. Dik geldinse, ben de malumatlıyım, ben de hocayım, ben de efendiyim, ben de beyim derimse istifade değemezsin. İstansımız, Hacı Es'adi Erbili Kuddise Sıralı'l Aziz ayeti celilesine mana verirken hemen ancak birinci derecede fakir olana bilinir zekat. Füyuzat-ı İlahi manevi zekattir. Kendimde hiç ilim, irfan, ibadet, itaat, bir şey görmeyip yokluğun içerisine girmiş bir kimse ise ona manevi zekat gelir kalbine girer. Fühuzzafla içi dönmeye başlar ama kendinde bir varlık görürse hiçbir şey gelmez. Ene alim fel fel ve cahil. Kim ben alimim diye geldiyse o cahildir. O mesleke cahildir, füyuzata cahildir. Üstadımız buraları yazarken da diyor ki aynı kitapta açıp okumayayım, çok ihvanımıza okudum. Onun için ezberelerimin gerçekini geçmiş. Her kim eyler iddiayı kabiliyet başlıca.
Her kim başlıca iddia eder ben de kabiliyetliyim dersen, cehlini iskan eder benden eşitsem doğruca. Hazreti Efendimizin şu kelamları, o kelam-ı kibardır bunlar. Onun için kardeşim kalbimizi baştan bir aşağıya indirelim. Birçok şeye haber verelim de inan ufak ilinizden başka içimizde kırtınız yok. Efendimiz en ufakları bizi gördü ve bizi tayin ediyor, hizmet edeceksiniz bunlara deve. Hizmet, ben size Allah rızası için hizmete geldim. Bak hizmet eden bir çık olur böyle. Sizin hizmetlerinizle meşgul olsun. Yani bunu dilim deyip de kalbim inmiyor. Hisset ben içimden diyor ki kalbim bunları ayağının duramam sen diyor içim buna inanın. Hepimiz böyle olasınız da manevi zekat alalım. İnşallah. Daha hayır riceliyle okuyorum, kusura kalmayın kalbim pıhtılıyor başka tarafa gidiyor. Mükerrem olan, velakat muhakkak Allah'ımız buyuruyor.
Kerrem ne Beni Adem, Bu et ile kemikten ibaret olan cisim değildir Mükrem. Et kemik herkeste var. Onun da iki ayağı var yürüyor. Günahıpta yeri yiyor, kafir de yiyor, kahmadive yeri yiyor. O da Adem aleyhisselamdan oldu. Onlarda Havva annemizden oldu. Lakin Allah'ım sen de anın. Allah'ım bize ayırdı diyor. Hayır diyoruz lazım. Belki ruhaniyettir adam. Böyle gövdesiyle adam olamaz. İçiyle adam olur. Ruhun gıdası da ibadettir. Yani ibadetten fedasını alarak adam olur. Hiç anlayalım. Namaz kılmayla, abdest tanımayla, hurda kutmayla, haccetmeyle, zekat girme anneye babaya itaatle, komşuları incitmemekle neyle itaat eder? Böyle bir ibadetlerle kendi tefe yüz eder. Bir, ruhun, ruh ibadetle feyiz alır da, ruhun büyülür, büyükler. Yani feyiz alır, büyülür. Efendimiz, biz de size rica ediyoruz. Biz takat meslekine çok seneler olduk. Hiçbir terakki ettiğimizi de anlayamıyoruz.
Füyuzattan, Füyuzattan iddiasını alır dedin de hatırıma geldi. Niye biz alamıyoruz onu acaba? Hacıbe, Behlizlerini mi yiyoruz ona? İyileşleri mi iyi kullanmıyoruz ona? Bir an, bilinen ilaçlar mi iyi kullanılmıyor? Üstadımız Edep Risalesi'nin baş taraflarında bu edep risalesi şu tertip, şu verilen ders reçete yüz binlerce veli yetiştirdi, yüz binlerce. Veli, veli, Allah'ın gömliyesi. Siz bu reçeteye iyi dikkat etmiyor musunuz yoksa? Neden almayayım diyorum, ne almayacaksın? He müjdeliyorum şimdi. Üstat mısınız hep onların, konuştuğu sözler hep onlar fenla alakam yaptı. Tabi ve sizin Teyed'in söylediği gibi söyle yani. Adamın konuştuğunu aynı aynıyla konuşur ya, bir sazlarımızın konuştuğunu ben de sizle aynı konuşuyorum. Güneşten elma, üzüm, incir, armut, bütün meyveler gıdasını neden alıyor? Güneşten, yağmurdan, mavi ve nartıraptan. Bunlar da geliyor.
Lakin üzüm şimdimiz gerekene daha çiçek açma gibi, yarın saçmalar gibi olur. Misallarla gidelim de siz her dediğimi anlayın. Bir izninle, sabrıyla koruk, helva olur. Bu atekkira, bu dersle sabrıyla ile, koruk şimdi hazzını, hacsanla çiğnesen ekşisinden dişlerim, dillerin uyuşur lakin günün birinde ellerini yapıştıracak kadar çilelenir. Şöyle kaynattın mı pekmez olur, pekmez olur. Pişirdiğin mi helva olur. Anlıyoruz, serbest konuştuğumlarını sıkmayın. Yani kalben hiç itiraz olmasın. Burası biliyor onu diye. Bismillahi Teala sıkışırım beter zorlanır. Onun için maşallah hiçbir şey yok. Bütün niyeti Halis Ağa ile dinleyen kardeşlerimiz olduğundan tek tek konuşmak geliyor bak. Bu yine sizin fazilet ediniz. Efendim, elma, üzüm, armut vesair güneşten müdafaa alıyor da ulu oluyor da bilmiyor, aldığını bilmiyor.
İhvan-ı Bağ-Safa sevgili kardeşlerimiz da tarikattan feyiz alıyor, büyüyor da kendi bilmiyor. Kendine sorsan işte bana sorun. Efendim sende ne fazilet var? Kanaatin olsun merkeplerden de aşağı in. Yani günah, börek için böyle diyor ama kendi feyiz almış büyümüş ben bilmiyorum. Beyefendi kendi beni halk eden de al Allah, dilimi halk eden de al Allah'a. Diyor ki, çünkü ki, nakşim medih, nakşaha girer, namazını kim kabul eder? ALLAH! Cenab-ı Celali o. Mahvettin mi o Konya girer ya. O da okudu biz meydana geldik. Dinleyin, Sinüs'te Alim Fazıl, veli insanlar var. Ondan sonra kolaylıktim inşallah. Kardeşlarımız, sevgili dostlarımız, ahiret arkadaşlarımız, fakiri dinle. Eğer üzüm gibi, vesaire, meyve gibi güneşten, prizdan gıda aldıysa, gıda aldıysa iki şeyden belli olur. Birisi Allah'tan çok korkar içi.
Yani Havfullah, Resulu Hikmeti Mahatatullah Bu gelin içine onun güneşten olup da geldiğini kendi bilemez, bildirmez ki riayet etmesin diye Allah. Bir, ikincisi ibadetlerini yaparken kendine çok kolay gelir. Namaz kılmak, oruç tutmak, haccetmek, zekat girmek, devlet okumak, asker okumak, ihbarların yanına sohbete girmek, herkessin kendine kolay gelir. O kolay geliş Güneş de Füyoz adlı ilahiyeden bir daha almış da, büyümüş olduğu delil olur. Anladınız değil mi? Sizi bu vesileyle bir de gönlünüze almak istedim, vasp etmek istedim. Şöyle istasımızın bir şeyini daha okuyorum. İstasımız bu kitabı bize verirken, bu için uzun tuttum be, var burada. Hasan, efendim nedir ya? Uğurbaması beyefendiliğe. Hasan, bu tuttabda size veriyorum Hacı Ezhel Efendimiz koymuştu, bende not aldım bunu. Kelamı dergahında diyor efendimiz not almış. Bende size o notu veriyorum.
İhvanlarımızı konuşurken takır takır takır takır takır takır takır kitap okuma. Onun himmeti bu şimdi. Birkaç kelime, okudun mu sen kendi, isteme, mahzun, ne istiyorsa onları konuş, mutalalarını konuş, efendinden duyduğunu konuş yani kitap ihvanı yiyorlar, ihvanı yiyorlar. İşte her birine bir türlü himmet etmiş diyorum ya, bize de dediği böyle. Şimdi atıyorum, Üstadı Ekrem Hazretleri diyor, Mükerreme üstad, Hacı Esbabı elbili, Kudsesir Rabbats. O on sekiz yaşında ilim tahsili başladı. Burda onların da merakım var. Yirmi üç yaşında icazatını aldı. Yirmi üç yaşından sonra bana çok akıllı derlerdi diyor. Ben akıllı olman için ben ne meslek tutsam diye düşünürdüm. Dünyada sevgili meslekin tarikat olduğunu bildim. Çünkü Ayet-i Celileyi bilim olunca evlendim. Sallallahu Aleyhi bismillah, o da burada. Sadakallahu lazım.
Tepsiyir-i kebir'e bakılırsa anlaşılacak, Tepsiyir-i kebir'de bunun manası, ey kullarım, sizin iki şeyi vacip ettim. Evvela şeriatı sanıyan tarikat. Bir insan şeriatta olur da tarikata girmezse, tarikata girmezse vacibi terk etmiş, yatsıyı kılmışta salahatı vitiri kılmamış gibi. Kurban bayramını etmiş de kurban vacibiymiş kesmemiş gibi mes'ul. Şart, bütün böyle şart. Yani hepsi tarikatı Ali'ye girerler bu ayeti. Celile-i cemile ile amel ederler. Onun için ben diyor yeryüzünde senin ende uluhiyetinde en hayırlı mürşidi bana nasip et Ya Rabbi diyelim diyor. Babamın evinde icazet namam verilmek için bir de merasım hazırlanıyordu. Babamın odasında istihariye yattım diyor. Evveli diyor, Mevlana Halid Ziyaüddin İl Bağdadi Es'a oğlum gel Es'a geri beni Evin içi mumlar ne sönmüştü, ziyanın içinde kalmış. Rüya bu ya. İki üç dakika kadar o ziya geçmeli. Vücudumun sallantısı da geçmeli.
Rüyama bunun ikisini şahit telakki ettim. Kendileri hemen bir ne Almanya mektup yazdım. Üstadım beni kabul et, size isabet ediyorum. Gelmem biraz geç geçekiyim, haniler var. Geceki kabul ettiğim gibi kabul ettim üç yıldız bir Fatiha eski ders koyuyordu. Çünkü etraf, pankasızdı. Etraf yık yüzüyordu, etrafta münafıklar azılı, az dersler çok iş örülüyordu. Efendimiz dedi ki şimdi çoğattık, gine gücü yetmiyor Nihva'nın. Yani o surların neye affa feyiz almalarına kafi gelmiyor habire çoğ attığımız andan oluyor. Eskiden odunlar vuruyordu Efendimiz misal veriyor ocak yandın mı üstündeki tencereyi, haltını önüneyi kaynatıyordu. Şimdi odunlar yaşlı olduğundan, vurduğumuz ataç kaynatmadığından dört odun üstüne dört odun daha koyduk mu diyor, yani iki bin lafsa, dört bin of left leftayı Celal'i beş bin ok dedin mi diyor. Güelden ısınmışmış o iki bin tane de.
Altına o kadar daha ilave etti mi baksan ki kazan ortasından güp güp güp kaynıyor. Ben efendim bir türlü ileriye gidemiyorum ne oluyorsan. Senin da ocağın altında odunla az olduğundan, ravutan az olduğundan kaynatmıyor o çarkı göndermiyor. Açıktan Efendimizin misali. Yusuf amca gösteriyor işte ne olduğuna alem beni, evlenmeyen, o gösteriyor, benimle haber veriyor. Şunu söyle, şimdi söyle diyor. Peki, Allah razı olsun, bu ihvan ne diyecek tereddüt etmiyor diyorsanız diyor Efendimiz, ben bugün Efendimiz'in musallarını vereyim size çok güzel, şöyle kollu ısrar veriyor, istedim diyor. Böyle bir bilek, elma, armut vesaire var. Kıymatlı bir üstad getirin aş için ama mahir olmalı. Aş için halife ol. O bileği yok olmalı, kendi takacağı kalemler sulu. Bu da sulu olmalı ki takmalı, bir de bile talimat vermemeli insana. Mukaddeme vermeli, bir zaman bekletmeli, bizim orda çok zor tarikat almak.
Söyledilerimi üç ayda anca bize getirirler. Üç ayda iyice sıhhatli şeyini, ihlasını tecrübe için. Efendimiz de diyor duvara birkaç vurun da kırılmayan desteleri alın diyor. Bozuveren alanları almayın diyor. Şöyle diyor, şu bileğe diyor, kaç tane kalem, diyor sokuyor diyor. Kalplerin işi pahası Allah, Allah, Allah, alkış gibi şuraya da bir rabıta kalemi sokuyor sarıyor diyor. Yukarıdaki ağacı tüm kesiyor. Bizim başka var da bak şimdi böyle muhterem mübarek bir şeyler oldu ki kirazlar anassal merhem ağacı. Şu an kötüyüm, soyu kötüyüm ne yok. Onu birkaç keseceksin kötü yerine, şu bilek lazım bize. O kıymetli kalbindeki teslimiyet bileği geldi de oraya bakıp yerden mi hemen gömerir. Bu üstüne, güvenmeyen yok zaten. Efendimiz diyor, biz olan onların bahçesinde fasulyeyi akdık mutlaka gömerecek diyor. Göverecek. Bir huzurumuzda dursun da onun kalbine manevi tohum düşmesin.
Bunu hiç kimse tasavvur etmesin diyor. Düşer manevi tohum. O da gevredir. Bahçenizde yok size misal veriyorum ya. Bu anlarda oldu bilirsiniz böyle şeyleri. Ama diyor oğlum diyor şu attığın tohumun etrafı çakırtacağını, kumsallık, sevimlilik o tohum ve trak vesaire oraya tohumu düşmüş olan daha da gömerir böyle diyor. Ne gömerir? Benim attığımda gömerir olan eline mücahit, çapasını eline alacak. O kötü ahlakları öyle çabalayacak. Ben mi vahim çabalayım diyor Efendimiz. Gıcık cihan dedim kendiniz kötü ahlaklarımızla. Bizi ileri göndermeyin kötü ahlaklar. Ben açık söylüyorum. Onu o sarımsaklı sarmaşıklar ne? Benim stillediğim stili Suyunu da füyuzat suyunda koyardı mı ihvan? Aşağıya sapan. Gitmeye başla çünkü bakılıyor ama biz tedmine riayet etmiyoruz, ahlakımızı çapalamaıyoruz.
Hasan Efendi, Efendimiz'in şeyleri diyorum bakın, şuraya biz kalemleri taktık, gömerdi ama şu gövdesinden de o eski ağacın cinsinden gömerdi. Onları şöyle yolacak diyor hırs, hırsını, amanı, pukulünü, adavatını, kinini, bozunu, riyasını, sübhanını, hırtadını hep yolacak diyor. Yarımız o kalemler kalacak, o zaman fışkırır diyor. Fıştırdın mı bir aşağı girer görüyorsun armudu aşağı, birden el aleme. Ne diler o zaman? Riyazü'l-ha nefis Şeytan rüzgarları akar götürür. Onun çapılığını arttıktan sonra bezelini alınca çamurları, bir güzel tikelleri, yedraktan şöyle bağla onu. Yani bağlasın ihvanlarımı, sen de bağla. Onun için tereddüt etmiyorsun sana, sen caz oldun. Böyle bağla. Neyle bağlayayım efendim? Emri bil maruf nehy-i anil münker ile. Allah'ın emrettiklerini tutup nehyettiklerinden kaçmak suretiyle iyice bağla.
O zaman Özge eser ama, gene şuradaki bağladığına gelir dayanır, koparıp atmaz. Çokları tarikat alır da koparır atar. Çokları da almış da hiçbir meyva veremez, etrafında da yıkma meydana getiremez dediği şurdakiler gömermiş, şunları geçmiş. Çünkü anada olduğu için kötü ahlak o taktığı daha ileriye geçer. Sen tembih etle ellerine mücadele destteresini alsınlar da, o ağaçlarda kalınlaşmış ama kimlerinden yüresinler, kessinler. Yalnız rabıta yalnız Allah demek alsın. Bak nasıl olacaklar inşallah, böyle böyle armut verecekler. Biz bahçelerımıza bunu telif verip duruyoruz. Efendimiz de bunu bilir diye bize böyle misal veriyor. Size de ben aynı misali veriyorum. Kardeşler, altmış dokuzuncu mektup okunduk da, Mektubatımız var. Altmış dokuzuncu mektup. Hep şahit bir yerlerimiz. Üstadımız buyurmuş ki çünkü biz köyde batırıyoruz, köylüye göre konuşuruz. En yani daha da çoban olsa da anlaması lazım.
Sözü büyükler sabretmeli, en küçüklerimizde anlamalı da onun için dünderiyorum, dünderiyorum konuşuyor. Allah ya Bismillah! Mahbub-u Hakeykımız Allah Celle Celalühü. Sevgilimiz Allah'ımız. Bizden razı olgun kurtuluruz. Hiç başka türlü ibadet etmem. Baş olayım, ayak olayım, cennete gireyim, şunu bulayım, bu hiç bunun için ibadet etmem, ona ibadet etmiş olursunuz. Allah'ın rızası için Allah'a ibadet edersek, Allah'a ibadet etmiş oluruz. Onun için kalbinizde bir şeyle Allah'a ibadet etmem. Sırf Rıza-yı İlahiyeyi istediğimiz için Allah'a ibadet verelim değil mi kardeşlerim? Peki efendim, senin köylü insanına da razıyım, böyle bizde Allah. Efendimiz üç türlü intisap ettiler dedi. Karnını kaldırdı. Bir, kerametimi görürdüler ki, bulmuş için intisap ettiler. Bu boş. Bir de geldiğimde görmedim mi vazgeçin tabii. İkinci filan filan filan intisap etmiş, ben de gideyim.
O filan filan çıkarsa demek bu da çıkacak. Bu da boş. Üç, sırf Mevla'nın rızası için biz tecrübe ettik yalnız iyi bir koçumuz vardı. Daha koyardık çobansız nessiz olduğundan kurt parçalamış derisini söylediler getirdiler. Çok mahcuuum. Çobanın önüne katsaydık silahı vardı ve köpekleri vardı. Semtine uğratmaya, çocuk semtine uğratmaya imkan yoldu. Şu vücudu ruhu zamanın kutlu cihan çobanının önüne kattık biz. Ona teslim olduk. Ne bileyim başka yerlerde çok başka konuştum da bu arada tekrar etmeyi istemiyorum. Tahir hocamız, Beykrülükçü hocamız, Sultanımız, görüşmek istedim, yoklarmış. Eshab-ı Suffa'da Muhammed aleyhissalatu vesselam'ın karşısında oturuyorduk. Ben ona şu an sorarım ona cevap verir. Benim üst kardeşındır bu dedi. Mutlaka bir araya geldim, ayağım memişmesi Zengin mevzu Efendimiz verdiği için, Arş-ı Azam'ın gölgesinde yedi sınır gölgelenecek.
Birisi de Allah için dost olanlar. Tahir Hocamız demiş ki Yahya'ya bir ümidim var. Hasan Efendi ile dost mu oldun? Otuz seneye yaklaştık. Zerre kadar birbirimizi gırtlağına kıracak bir söz söylemedik. Ondan sordum ölürken indim Tahir Efendi mürşidin geliyor da Sekaratta. O şartta olsa kalpteki dermiş, başında bulunur diyor kitaplarda sebep. Hocalara niye ikna için nasıl söylesek ona? Kabire girdin mi babam vefat edince üç gün sonra biz konuştuk. Bana diğeri her şeyi, kendimi açamamıştım. Başka yerlerden misallar değilim size kusura kalmayın. İki çift kardeş daha ziyade Allah dostları, birbiriyle sevinçmişler, ille ne kadar da devam etmişler, kusuruna bakmamışlar birbirinin. Canı gibiymiş, canı gibi. Böyle zaman geçmiş. Halık-ı Zülcelal ı Habib-i Muhammed Aleyhsalahu wa's-selam arşı Azam'ın gölgesine varınca yedi sınıfı davet edeceğim.
Birisi de Allah için sevişip ölene kadar o sevgiyi terk etmeden yaşayıp ölenler arşı azamın gölgesinde ama öte yanı nasıl? Öte yamaçalardan çok duyarsınız Güneş bir mızrak boyu inmiş. Millet birbirine giymiş. Gebeler, longgır long. Elli bin sene, elli bin sene. Kitap böyle mübalağa ne yapmaz? Ama Peygamberimizin civarında olanlar, Rasulullah'ın civarında olanlar bir koyun sağımı kadar geliyor. Orada bekleyiş. Burada seviştik bak şu sağdan başlıyorum. Şöyle bilemiyorum siz mütefekkik insanlarsınız. Bilemiyorum, Allah dostlarını severiz biz. Sizde severiz, böyle seviştik elhamdülillah. Allah'a inmasın. Ne bir uğruna geçiyorum oradan dayanamıyorum. Dayanamıyorum konuşmaya, ısrımla kalmayın. Fahri Kainat Muhammed aleyhissalatü vesselam, Miraçtan teşrifim de Hafi Azam'ın tahtında iki levhaya rast geldim.
Birisi bir kimse ne kadar günahkar olursa olsun tövbe eder de tövbe eder de tövbe eder de iyilere karışır da onlarla beraber olursa, dışarıda onlar onunla beraber olur. O, 0 iyilerin hürmetine o bir kötüyü seçip de hayır sen çıkacaksın burdan diyemem diyor. Diyemem çünkü onun hürmetine olay yeter. Bir kimse, bir kimse bütün ibadetler etmiş anlık gelini ne kadar ibadet etse, Lakin iyilerle değil de kötülerle teşdi iki mesai etse, kötülerin içine karışsa. Fa ufa anlatıyorum. Ben şeye gidiyorum ben, doktora gidiyorum İstanbul'a. Hasta halimde bunları gırtlıkta verilen lokma umulmaz diyor. Yakında belki vefat edeceğim diyor. Diye. Allah rahmet eylesin sizce kardeşimizin yanında bir sohbet etmiş diye. Unutamam arkadaş ben o gönül. Aksarayda dün Yahyalıda vaazımızda bulunmuş da unutmama imkan yok diyor. Gelirse bana malumat verin diyor, terdirdiler. Bilmiyorum, Allah öyle tesir ettirmişim.
Ama kitaba müracaat. Girenler neler? Zihnimizle karşılar, ileriye gelin diyorlar, geri bana işaret ediyorlar, bize işaret olur mu? Rahatalı, sözlerim ayıp oluyor o zaman. Yani muhabbet-i masivaya, dünya muhabbetine, meftun bir kalp ile meftun olmuş dünyaya, mağazalara, paralara, pullara dünyaya. Muhammed Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, dünyada durduğumuz kadar, duracağınız kadar dünyada, dünyaya çalışın. Ahirette duracağınız kadar ahirete çalışın. Ümmet ashabım diyor ki Ahiret ebedidir arkadaşlar, ebedi çalışmak lazım. Hiç unutmamak lazım Mevla'mıza. Mahbubu Hakkının huzuruna varmayalım tabirini izah buyurdular. Böyle Türkçe konuşmuş ama metin olmuş bu. Onu bir de Türkçeleştirmiş ihvanlara.
Şöyle de buyurmuşlar, bir kalpte masiva muhabbeti oldukça, bir kalp de Allah'ın gayrı paranın, pulun, evladın, ailenin, sivanın muhabbeti oldukça, azatımız o kalpte Cenab-ı Hakk'a muhabbet yok demektir. Allah'a muhabbet yok onda! Dünya muhabbeti her günahın başı buyuruyor. Hazreti Peygamberimiz Muhammed aleyhissalatu vesselam sizin vücudunuzda Bir muzkayet parçası var Hadis-i Şerif. O salih olduğu vaat bütün vücut salih olur. O fesada girdi mi bütün vücut fesada gider. Sahabe-i Ekrem ne ya Rasulallah! Kalbiniz, kalpleriniz fesada gittin mi, bünye muhabbeti onun içine girdin mi çok olur o. Efendimiz kendi azıyla bile çık kimseye Selamun Aleyküm denilmez. Çünkü dünyayı putlaştırmış için de ona darp yok diyor. İşte Muhyiddin'nin Arabi efendimizin şeyi geliyor hocalarımız biliyor onu, sizin taptınız benim ayağımın altında diye yere defid vurunca onu idam ettiler, kestiler, öldürdüler.
Benim sırrım, benim sırrım ne zamanki padişah gelir, neydi Sultan Süleyman yine? Yavuz derler. Yavuz muydu? He Yavuz. Geldiğin zaman belli olur caminin içinde cemaat dolu. Ben bir gün Müiddinül Arabi budise Sırrabü'l Azizin sırrını açacağım dedi. Bana onun ayağını vurduğu yeri bileniniz var mı dedi içinizde. Kimsemiz kalmadı ondan. Biri ihtiyar kadından sordular, sinek kızırlar gibi dedi ki Ben ayağının vurduğu yeri bilirim. Anladın mı? Sesi duyulmuyor. Anca sahipleri anlıyor. Doktoru çevirdi Bu kadını konuşturun, nasıl konuşturacaksanız dedi. İlaç getirin ne getirin konuşturun. Kolay yani, beni, kanını konuştururuz biz. İki bakire kız getirin dedi. Çıplak vücudu ile temas ettirin, bağlayın. Yumruğın arkasına kadının dili, güpe gibi çalışır ondan sonra. Esseten kızları bana iyidir. Hele o kurban açtığı yerine binerim, kurban olayım muhakkdini ara. Allah Allah!
Burdan temas etmiş cereyan var insanın vücudunda. Onun için rabıta ettin mi cereyan ondan geçiyor. Onun için namazda sık durun diyorlar cemaate, sık durun. Kolun desek vasıtasıyla feyiz birbirine gelsin diye, gelsin değil. Onun için musafaha ettiriyorlar eller böyle, feyizin geçiş yerleri biz. Onları hep yaşadık da onun için konuşmaya çok kolayıma geliyor. İnansa da konuşurum inanmasa da. Çünkü ben inandığım şeyi bütün dünyaya değişmem. O inanmazsak boynuma gol götürürüm yerim be! Bana inanmıyor diye sözümden mi kalacağım? Yaaa! Hadi yatalım, peki ayağı uzatmayalım. Caminin önünde şeyi saçmaya başladılar, altın saçmaya parası. Cemaates kalmamış içeride padişahın atı Yası dağılıyor diye. Tüm dışlarını bir imam efendi, bir iki kişi kalmış. Habiılacak kıl, kapıları kilitlenmişiz. Hadi Muhyiddin Arabi'nin ayak bastığı yere kadın diye vardım demiş gönderdim padişah. İşte nereye bastı?
Şuraya kazılmış da bir gün altın. Görüyor musun, sizin taptığınız dünya ayağımın altında diyor. Allah demiyor ki, siz dünyaya tapıyorsunuz demiş. Onun için diyorum, sizin kalbiniz salih olduğu zaman onun anahtarı kutbacanın elinde. Onun tarihi orayı açacak, virdiği zikirle Allah, hep gene ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH Derkene derkene Zikrullah şifaululü kalbin şifası olur, şifaya kavuşur. Yeni bu yola gelmek isteyen kardeşim, bu kalbine gelen füyuzatatı bazı açıktan görün, bazı gözlerin keşfi kapalı. İkisi de keşiftir bunun. Manevi keşif, zahiri keşif, hamamı i̇kide bilin. Gözü açık hem duvarlarını görür, hamamı hem bilir. Gözü de kül olsa bile bu tarikatta, oranın hamam olduğunu ıscağından bilir, her tarafından ısınacak başlar. Bu tarikatın her tarafından ısınacak başlar?
Der ki nasıl dayıymış ya ben niye şimdi ağlar durmuşum, durmuşum, beni niye niye uyandırmamış? Hakkım kalsın sende yav niye demedin sen bu yola desem o zaman kötü kötü cevap verirdi ya. İşin lezzetini aldıktan sonra başlar şey etmeye. Git daha siz demediniz bana da böyle bir yer olduğunu da dedi. Allah'ımız bizi büyük bu yerden ayırmasın İsa. Oğlum, yok mu oğlum? Mallar kesiliyor, ezbahhaneye git. En iyi iki azasını maldan getir bana. Bir dilini almış, bir de kalbine almış gelmiş. Buyur baba. Getirdim demiş. Oğlum bir de iki en fena azasını getir. Koşmuş gitmiş, iki azasını getirmiş, o da kalbiyle geliyormuş. Biri oğlum iyi desem de onu getiriyorum, kötü desem de. Misallı şeyler pek anlaşılır da onun için üstadımız daima lukatlı, lukatlar, cukatlar, çaylılığı alacak ne edecek şekilde görüşmez. Kocaman taksirli hukuktan meczül üstaz.
Çok da alim biliyoruz, kırk bir senedir görüşürüm ben, daha tek anlayamadığım kelime olmalı. Daha tek senesin, sana ben anlayamadım mı? Evet efendim, söyle. Şu tür iyice, bu büyülü anlatır. Üstasımız kapalı bir kelime konuşmaz. Onun için size kapalı bir kelime koymayayım diye çalışıyorum. Mukad parçalamayı bilirim, istemem ben onlara. Müftü mü olacak, vaaz mı olacak? İşte fakr ki vaazlar var bunun ona. E, yavrum demiş, kuzum hem ya kötü ağızasını bunu. Babacığım, babacığım, lisan kötü olur, kalp de kötü oldun mu? Bütün vücut kötü olur. Lisan doğru söyler, kalp dürüst olur, bütün vücut, bütün hası iyi olur. Doğru söyledin yavrum demiş. Bunu üçüncü kardeşlerim, çocuklarım, amcelerim, üstazlarım, kardeşlerim. Bizim de kalbimiz ile lisanımız güzel olsun. Ney ile ne olur? Seçikte kullanmakla olur, hastalık onunla geçiyor çünkü. Yine misal! Bir doktora varın en korktuğun yer neden? Midem.
Midem ısırıyor doktor bey. Çöküyorlar, acaba kanser midir? Ünser midir? Çıvan mı çıktık? Çok korkuyorum. Neden bildin? Hem sızısı geliyor hem de yediğimi istifra ediyorum. Yağ, bal vesair bulandırıcı bir şey yiyemiyorum. İstifra geliyor. O more röntgeni aldılar, ona göre tedavi edilir, ona göre reçetesi verilir, ona göre ilacı kullanılır. Değil mi kardeşim? Bizde kalbimiz hasta olduğu zaman, kalbimizde hırs, tamah, fuhul, adavet, kin, omuz, riya, süma, hıkıt, hasetlik, kin, kibir. Bunlardan biri bulundun mu yaşamak. Ahirete yürürkene fena giderek. Bu ahlak-ı zemimi'yi kaldırmanın için tab gibi hazırlarımız var. Bu tab gibi hazırlarımız var. Neden biliyorum? Ballardan tatlı olan Kuran-ı Kerim'i okuyamıyorum, bir eriyincelik geliyor. Vay midem hasta, kalbin hasta. Vallahi dan tatlı olan zikri yaparken uykum geliyor, böyle bayılıp bayılıp ki ediyorum.
Ersin vay hastalanmışsın ben de acelemmuk olacak. Bu ahiret hastası, ahiret hastası. Bu içerini, Aleyhsai Ceylan Kuran-ı Kerim yağ, bal. Dönderdiği gibi diyor, Ercan'ın istemedi mi bil ki büyük hastasın. Bu hastalık öldürürsek kötü öldürür yani. Kötü öldürür. Annen kötü öldürür. Bu dertlerle Allah bizi öldürmesin. İnşallah bundan tedavi olalım. Üstadımız buyuruyorlar. Benim ihvanımın semtine şeytan yaklaşamaz diyor, gerçekten. Okutaydı okuyun! İşte kardeşlerimiz, hocalarım el, tehıhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh, hhh, hhh, hhh, h, h, h, h anlattık mı? Cemi günahın başı dünya muhabbeti. Yani dünya muhabbeti her günahın başıdır buyurmuştur. O da üstadımızın tefsir ettiği. Şeriat da demir yolu gibidir.
İyi anam, şeriat demir yolu gibidir diyen üstad. Geçen Nur Saç anne bizim ziyaretimizdeydi, çok büyükler geliyor. Memnun dönüyorlar nal oluyorsa. Bunlardan konuştun mu içi çok memnun oluyor. Demir yolunun, demir yolunun bir gecesi Şeriat ray demiri. Tren yolu var ya demir yolu. Bir keçesi de tarikat ray demiri. Şu vücudumuz da vakun. O demiryoluna tekerlerini iyice yerleştireceğiz inşallah.
Kaynak: Genel
Kalp Hasta Olanın İyileşme Yolları ve Manevi… | Mihmandar