Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Üsad-ı Alimizin ahirete yürüyüşü münasebetiyle programlar icra ediliyor. Aslında bu programların yapılması bizim faydamıza. Yoksa onlar Sami Ramazanoğlu Kuddiseallahu sırra üstazımız ahirete yürümüşlerdi. Buyurdular ki ona namazlardan sonra okumuş olduğumuz üç İhlas bir Fatiha'nın ecrini, mükafatını yine evlatlarına saklıyor diye. Es'adı er birliği, Katdesallahu Sırri Hazretleri biz Allah'ımızın üzerine huzuruna çıplak varacağız demiş. Ne demek o? Bütün ibadet ve taatlerimizin ecir ve mükafatını ümmeti Muhammed'e bağışlayacağız. Biz Halıkımızın razı olmuş olduğu amellerle ona varmak istiyoruz buyuruyorlar. Şimdi ihtiyaçlarının olmadığı malum. Dikkat edin buyruluyor. Halıkımız burada dikkat çekiyor. Yani bir anons yapılırken diyelim bu daha çok kırsal kesimlerde oluyor.
Dikkat dikkat dedim mi o köyde olsun, mahallede olsun, kasabada olsun, ilçede olsun herkes kulak verir. Acaba belediye ne diyecek diye. Burada dikkat çeken Mevla-yı Zülcelaldir. Rabbimiz dikkat çekiyor. Önemli binaen Allah'ın veli kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Korku yokturu biz nasıl anlıyoruz? Hiç onlar korkmaz bir tarafa çekilir. Ne olsa bizim işimiz hallolmuştur bu şekilde değil. La yakahafune levmete laim kınayanın kınamasından korkmaz demek o. 0 korkmaz demek işte koyu bir emniyet içerisinde olur da aldırış etmez ateşmiş kabirmiş mizanmış sıratmış Allah'ın vereceği Celle Celalühü'l-vaidiymiş bunları hatırlamama anlamına değil. Onlardaki korku bu şekilde mütalaa edilemez. Ne denir? Haşyet, azamet-i ilahiyeden azamet-i ilahiyeden titremek demektir. Daha bizim gördüğümüz bildiğimiz hiçbir şey yok. Neden öyle söylüyorsun? Neden öyle söylemeyeyim?
Hac suresi kırk altıncı ayeti celileden bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur buyuruyor. İsyanlarla, hatalarla biz o pencereyi kapattığımız için göremiyoruz. E görsek ne olurdu? Şimdi biz Allah'ın velilerini görse idik, pazartesi ve perşembe geceleri divan heyetini biz de seyretseydik, var mı? Haydi canım şuradan. Tabii bu olur. Femeblağum, femeblağum minel ilim. Rabbimiz Necm suresinde onların anladıkları ancak o kadardır, buyruluyor. Daha bir derin tefekkür olmadığı için tefekkür yok. TEDEKKÜR yok. İrademizi hayra kullanıp her şeyimizle kendimizi Cenabıhakk'a teslim etme hali olmayınca görünmez bu. Olur mu deriz. Eğer açılırsa pazartesi ve perşembe onun dışında olmaz mı? Orayı gözümüz açılırsa görürüz. O zaman söylenir o. Eğer kalp gözlerimiz açılırsa onların bir anda bir yıllık öğüdü ve nasihati tavsiyeleri aldığını o zaman müşahede ederiz.
Allah'ın resulü bin bir kelamı kılınca Miraç hadisesinde çok uzun bir devre mi geçti? Yatağı soğumadan denir, göz açıp yumuncaya kadar gibi gibi bir haldir o. Göz açıp yumuncaya kadar ki bir halde almış olduğunu tarif edemezsiniz. Bu sadece gözün görüp kulağın duyup tek tek dil ile okumak değil ki o. Bir anda kalbe nakş olunmasıdır. Allah'ın ayatı ilahiyesi gelince Efendimiz aleyhissalatu vesselam Rabbimize olan saygısı sevgisi insanlara olan şefkatiyle ayat-ı ilahiyeyi almak için mübarek dudaklarını hareket ettiriyor. Habibim dudaklarını hareket ettirme, biz senin kalbine Kuran-ı Azimüşşan'ı yerleştireceğiz buyuruyor. Allah'ımız yerleştiriyor onların gönüllerine ve kalplerine. Efendim bakıyoruz onlar öyle bir rahlenin önünde de oturmamışlar bir diplomaları da yok.
Ne ilkokul diploması var ne ortaokul diploması var ne lisesi var ne üniversitesi var ne asistanlığı var ne doçentliği var ne yardımcı doçentliği var ne profluğu var ne bir üniversite kürsüsü var Hiçbir şeyi yok bunların her şeyi var. Bütün bu kürsüleri, bu evrelerden geçen insanların hepsi onun dizinin dibinde talebe olamaz talebe. Neden? Derirler ki seni talim eden kimse okutan kim işte falan hoca bizi talim etti. O zaman sizin malumatınız hakikaten yüksektir. Emir Buhari hazretlerini sigaya çekerler bunun okulu, mektebi, medresesi yoktur, nereden aldı diye. Sormuş oldukları cevap, sormuş oldukları cevaba sorulara vermiş olduğu cevabın karşısında hayrete düşünce buyurur ki, bir kimsenin medresesi arşı azam, hocası fakri alem sallallahu aleyhi ve sellem olunca ona güç yeter mi buyurur. Onlar bu halin içerisinde. Sen onun diplomasını karıştırma.
Biz bu diplomaların hakkını verelim de gereği ile Rabbi Zülcelalimizin emrine riayet ederek insanlara faydalı olmaya gayret edelim. Onlar bulacağını bulmuş, geleceği noktalara erimiş, belki bu kelimelerin Hacasın Efendi, Kaddafi Sallallahuüsazımız ve emsali bunun acemisi olabilir, bunun ümmisi olabilir ama o harflerin mana alemine dalmak suretiyle batıni, ledünni ilme erişmiş kimselerdir. Bizim yaptığımız iş kuyuları kazmak suretiyle suyu, mesela biz kuyuları kazıyoruz içerisine sular bırakıyoruz. Bu bilhassa bazı bölgelerde olur, kışın işte yağmur ve kar suları doldurulur, yazın kullanılır. Bursu yerine göre hastalık da verir. Bu bizim dışarıdan almış olduğumuz bilgiler elbette alacağız bunu, zaten zahiri ilim olmasa batınisi de olmaz onun.
Şimdi Hacı Hasan efendimiz, Kaddafi Sallallahu Sırrı devrin müderrislerinden hazin tefsirini okumuş, bir gün mektebim yok diyor ama bu kendi meslektaşlarına karşı mütevazi bir tavır alarak kibre düşmemek, onların artık daha çok saygınlığını ifade edebilmek için ifade etmiştir. Yoksa bilmediğinden değil. Çünkü sorular açıyor, sorular soruyor, onları konuşturuyor. En sonunda noktayı kendisi mührü kendisi vuruyor, noktayı kendisi koyuyor ve akıl almayacak insanların güç yetiremeyeceği Allah'ın izniyle malumatları veriyor. Ne demek hazin tefsirini okumak demek? Sonra Tarikatı Muhammediye diyoruz artık berika diye.
Umbarek eserleri okumak bunun yanında bizim ta İmam Hatip'te almış olduğumuz kitapları tek tek tek okumuş veren sonuna da kitapların sonuna matlab diye önemli olan yerleri hem kitabın içerisinde çizmiş, hem de sonunda ifade etmiş, ellerinde çok görürüm, tefsirleri, hülasatül beyanları, neleri çok gördüm. Saidin Nursi, Kaddesallahu Sırra Hazretlerinin ona çok büyük, derin de bir sevgisi vardı ayrıyeten. Onun o zaman matbu değildi yazılan eserlerini okurdu. Hani malumatı çok. Camiden bahçemize kadar giderken ellerinde kitapla giderler bir ağacın altı temizlenir sulanır süpürülür oraya otururlar kitap mütalaası ederlerdi zaten biz onu sofraya neye zor davet ederdik Camiden çok git çıkarlardı, sabah namazını kılarlar. Çok da edepli bir mürşid-i kamil olduğu için kimsenin müsaade edin de burada taatimi yapayım demez, onlar çıkıncaya kadar bekler.
Ondan sonra da bambaşka bir huzura eriyorum derlerdi bize. Biz camiden çağırır yemeğe otururlardı. Bazen yemeğe hiç oturmadıkları anlar var. Kitabı ellerine alırlar. Biz çocuk olduğumuz için aman kitabı elinden alıverin otursun diye, biz elinden kitabı alıverirdik, arkamızdan bize bağırır, getirin kitabı mı diye sofraya zor otururdu. İlim ehli bir insandır aynı zamanda zahiren de okumuş ama batıni mütalaasının yanında onların değerini siz düşünün. Onlar, onlar Korku denince haşyettir, azamet-i ilahiyeden titremektir. Azameti ilahiyeyi bilmek için gönül gözlerimizin açılması lazım. Biz şu dünyadaki olan hadiseleri, dağını, taşını, toprağını, semasını, arzını, insanları, ağacı, taşları neyse artık, neyle görüyoruz? Bu gözlerimizle görüyoruz. Görünmeyen alemler, gayb alemi, lahut alemi, ceberut alemi onlar ise oraya mahsus aletlerle görülüyor.
Biz en azından göremediğimiz yerleri ne yapıyoruz? Şu dünyada diyoruz ki aman ha gözüm uzakları görmüyor, hemen gözlük takıyoruz. Daha bir uzağı güzelce görebilmek için dürbünle bakıyoruz. Mesela semadaki gök cisimlerini görebilmek için teleskopla bakıyoruz, almış olduğumuz bizim ilk evvela mukaddime ders alıyoruz, istiğfar, teyit, salatü selam beş yüz doksan yedi Celal diyelim. Bunu okuyoruz, kaza namazlarımızı kılıyoruz, edebi ilahiyeye, sünnet-i seniyyeye riayetle birlikte bu ancak gözlükle bakmak gibi göremediğimiz yerleri çok net olarak görüyoruz. O mukaddime evradı ezkarı aynen gözlük gibidir. Daha çok hakikati görmeye çalışıyor. Mesela Allah'ın yoluna insanları davet ederken bunun üzerimize farz olduğu düşüncesi görülüyor. Evimizin irşat ve ıslahı görülüyor. Ticaretimizin düzgün ve dürüst olması görünüyor. İnsanlara hakaret etmeme görünüyor. Onlara hakkı gösterme görünüyor.
Eğer biz istihareye yatmış ve birbirinden güzel görmüşsek o zaman da vermiş oldukları ölüm tefekkürü ve rabıtada da Mürşid-i Kamilin mübarek dizinin ünne dizlerimizi çöküp arşı azam olan kalplerinin altına kalbimizi koymak suretiyle Allah'ın feyzini içmeye başlar. Beş yüzünü dıştan uyuyan kalbimizi uyandırmak için Allah, Allah Allah der. Sonunda da beş yüzünü dilimizi damağımıza yapıştırarak Allah'ımızın yüce kudretini tefekküre başlarsak bu nedir? Dürbünle bakmaktır. Bu dürbünle bakmak. O zaman mesela Allah'ın yoluna insanları davet ediyoruz ya davetin gerekliliğini yaparken ashable limetegulune mala tefalun. Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz diye, çünkü daha ileriyi görüyor, dürbün takmış, rabıta dürbününü takmış artık. O mukaddime dersindeki gözlükten geçmiş dürbünü takmış. Dürbünü taktığı için daha bir görünmeyen uzak yerleri seyretmeye başlıyor. O zaman da neyi görüyor?
Ben insanlara hakkı tavsiye ediyorum ama kendim ne haldeyim acaba yerine getirebiliyor muyum emrettiklerimi ben yapabiliyor muyum düşüncesi içerisine dalıyorum. Eğer rabıtayla kalbimizi zikrettirmiş, ruhumuzu, sırrımızı, hafi'mizi, akfamızı nefis, zikri kül, zikri sultani, nefvi ispat olmuş isek ne oluyor? Ondan sonra da murakabe yedi kat semayı yok bilip kalbimizi arşı azama açmak da teleskoptur. Semadaki semadaki artık gök cisimlerini seyretmek gibi. Nasıl seyrediyor? Murakabe ne seyrediyor? Hiç şüphesiz Rabbimiz bizi gözetlemektedir. Onun her an kontrolü altında olduğumuzu bilerek ashable innallahe nalekum rakibe bizi gözetleyen Rabbi Zülcelal'imiz olduğunu bütün ilminin her şeyi kuşattığını tefekkür etmek suretiyle o zaman ne oluyor? O zaman öyle bir hale geliyor ki Emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et artık bu dürbünle murakabe teleskobuyla bakmaya başlıyor.
Onlar haşyet ile buna erişmiş bizim bu alana girebilmemiz için biliyorsunuz internet kullanmayan kimseler az bir dağın başındaki adam da artık internet kullanmaya başladı okullarımızda. Çok yaygın bir durumda. Bazı sahifelere girmek istiyoruz biz çünkü çok malumatlar var, bilgiler var. Binlerce kitabı içerisine alan siteler var, oraya girmek istiyoruz biz. Basıyoruz tuşlarına, mümkün değil girmiyor. Ya basıyoruz girmiyor, basıyoruz girmiyor. Ne yapacağız? Şifresini bileceğiz.
Nasıl biz mümin olmak için kelime-i şehadet şifresi ile mümin oluyorsak, Allah'ımızın emretmiş olduğu, emretmiş olduğu vazifeleri Celle Celalühu yerine getirmek suretiyle İslam şifresi ile Müslüman oluyorsak, ihsan onu görürcesine ibadet ve taat yapma şifresi ile biz Sıddık-ı Azam ve Ali Kerim aleyhi ve Çeyr Radıyallahu ve Çeyrallahu Anhümme Efendimiz vasıtasıyla kıyamete kadar devam edecek bu yolun artık alanına girmiş oluyoruz. Bizim bir kere onların bu gönül dünyasına girebilmemiz için ne olacak? Velayet şifresi olacak. Nedir o velayet şifresi? Zaten ayeti celilenin hemen aşağısındaki ayeti celilede Halıkımız iki tane şifreyi bize bildiriyor. Birisi iman ikincisi de takvadır. Diyeceksiniz ki hepimiz müminiz, müminiz ama bazen alışverişlerde bulunuluyor ev aletleri alınıyor.
Bunun bir taklidi var, bir de hakiki olanı var canım benim param yetmiyor onu da alamam taklidi yeter bana diyecek olsak bir bakıyorsunuz bir defa kullanıyorsun ikincisinde bozulmuş tamire git gel git gel git gel artık ötekinin hakiki olanın fiyatına neredeyse erişecek bir hale geliyor artık taklidi değil. İmanımızın tahkik olması lazım. Tahkik olması ne demektir? Şifre bu işte. Tahkik olması imanın tadını ve lezzetini almak demektir. Namaz kılarken bir secdeye vardığımızda secdede Cenabıhakk'a gurbeti ve yakınlığımızı hissetmektir. Biz oruç da tutuyoruz, oruç tuttuğumuzda takvaya erişmektir, zekat da veriyoruz, ruhumuzun arınması demektir, kalbin cömertliğidir. Bunun yanında biz diyelim ki çoluk ve çocuğumuzu irşad ve ıslah ile de meşgul oluyoruz. Burada tadı ve lezzeti nedir?
Resulullah'ın bir ümmeti, ona layık bir ümmet, Allah'ımıza layık bir kul yetiştirme arzu ve isteğidir, insanlığa faydalı olsun. Yavrular birbirine hakaret eden kimseler olmasın, ellerinde taş bulunmasın, ellerinde bunu demekten hicap ediyorum, uygunsuz aletler bulunmasın, hep ellerinde sevgi olsun, şefkat olsun, merhamet olsun, gönüllerinde şefkat, ellerinde insanların kafalarını aydınlatacak malumat verecek ilimler, bilgiler, eserler, kitaplar bulunsun. Bunu hazırlamaktır, bunu meydana getirmektir. İmanın tat ve lezzeti odur. Yavrularımızı gelişigüzel bir şekilde yetiştirmek değil, onlara günümüzde en önemli olan hususları bizzat çalışmak suretiyle çalışmak suretiyle diyelim ki bir astronomi bunda çok ileri olması icab eder. Artık buna yönelecek. Bu bilgi de eğer üstün olacak olursa Cenabı hakk'ın yüce kudretini görecek, imanı güç ve kuvvet bulacaktır.
Eğer diyelim ki matematik üzerinde bir çalışma yapıyor. Bunda derinleşmiş ise fen bilimlerinde gelişmiş ise orada da mesela bir anatomi diyelim insanın yapısı üzerinde duruluyor. Sonunda ne diyecek? Allah'ım bu ancak senin yüce kudretindir demek suretiyle ona teslimiyetin, ona muhabbetin, imanın tat ve lezzetini almak demektir. Başka ne olacak? Matematik dediğim için hemen söyleyeyim size, mesela diyoruz ki biz dört sayısı neden meydana geldi? Üç artı bir, üç iki artı bir, iki bir artı bir. Bir neyden oldu? Bunu artık ifade edemezsiniz. O zaman her şey birliğe giriyor, vahdete giriyor. Halikımızın, halikımızın her şeyde essane kul hüvellahü ahd de o Rabbi Zülcelal'imiz görmesinde de duymasında da bilmesinde de her şeyinde bir olduğu ifade ediliyor. Bir çam kozalağından tutun diyelim ki bir mısır bunun dahi diziliminin tesadüf olmadığını göreceksiniz.
Bir düşünür der ki tesadüfler ancak sözlüklerde kalmıştır, hiçbir şey tesadüfi değildir. Buna altın vuran derler. Bunu ehlullah bizzat gönül gözleriyle Hac suresinde ifade ettim ya, kırk altıncı ayeti celile seyrederek ifade ettiklerini bugün bilim olarak onların keşif olarak gördüklerini bilim olarak ifade ediyor. O dizilimin dahi gelişigüzel olmadığını Ehad çıktığını sayılara vurulduğu zaman Artık biliyorsunuz Beytullah'ın tam dünyanın ortasında olduğunu, bir burunla kulağın arasının bile orantılı ölçüsüz olmadığını, inne Allah'ımız her her şeyi bir takdirle bir ölçüyle yaratmıştır Mevla Zülcelal. Siz bunu bozamazsınız ve bozulması mümkün değildir. O zaman her şey değişir. Kıyametin kopması ne demektir? Esabne.
Ila ahir suresi sure dağlar da taşlar da denizler de birbirine karışmak suretiyle Karia suresinde gördüğümüz gibi dağlar aynen halaç pamuğu gibi semada uçuşmaya başlayacak insanlar kelebekler gibi uçuşacak diye buyuruyor. Bir denge bozulsun da bak Allah korusun. Dengenin bozulması kıyametin kopması demektir. Güneşin az bir uzaklaşması alemin donması demek. Bin yılın soğuğu geliyor diye herkes bir endişeye kapıldı. Hiç de küfrün soğuğu geliyor diye endişeye kapılanı duyduk mu? Allah'ımıza ibadet ve saatte şirkin soğuğu geliyor diye endişe duyduk mu? İbadet ve taatimizde Allah korusun bir riyanın, bir kibrin, bir benliğin, bir ucubün bulunmak suretiyle. Ahlaki bozulmalardan dolayı ahlaki, Allah korusun bozulmanın soğuğu geliyor diye bu yavrularımız acaba bizim nerede gezip nerede dolaşıyor, evden çıkıyor ama bunun arkadaşı kim?
Zikrettiren, fikrettiren mi yoksa internet kafelerde, Facebook'larla vesairleriyle bir başkasının Allah korusun namuslarıyla mı? Bu olan bir hadise olduğu için söylemek mecburiyetindeyim, şefkatimizden ve merhametimizden geldiğini sizler takdir edersiniz bunu. Bütün ümmetin çocuğu elbette ki bizim de yavrularımız demektir. Bizim çocuğumuz sizin de çocuğunuz demektir. Bu ülkenin yavruları artık her türlü hayırlı hizmette öncü olacak kimseler demektir. Ne demek? Memleketimizi bir kere takdir etmemiz gerekir. Tabiat olarak müstesna olduğu gibi tarihi olarak da hiç şüphesiz müstesnadır bu memleket. Milyonlarca şehitlerin kanıyla bize devredilmiş, emanet edilmiş bir ülkedir o bu memleket. Onun için herkesi sevgi ve şefkatle, merhametle kucaklayıp Allah'ın yolunu göstermek, öyle kısır çekişmeler bilmem filan değildir bunlar. Gaye nedir?
Gaye mevlamıza layık bir kul olalım, çünkü yaratan bizi odur. Essavne ela ya lemomen halak yaratan yarattığını bilmez mi? Onun, onun bildiğini bilerek imanımızı güçlendirerek imanın tat ve lezzetini yavrularımızı yetiştirmede bir ticaretimizde de imanın tat ve lezzetini duyarak, taklidi imandan tahkike geçeceğiz. Çünkü evliyaullahın tarifinde ne var? İman ve takva var. Eğer onların alanına girmek istiyorsak biz iman ve takva ile gireriz. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın.