Böyle maddi olan da, böyle madde zaten bitiyor. Yani dünyada ve onun içerisinde olanlar bitecek, buyuruyor ya, bitiyor. Dünyalık olan ne varsa hepsinde bir bitim var. Çokça anlatıldığı için diyemiyorum. Diyelim ki bir elektronik adettir veya yerde giden vasıtalardır. Mesela derilerdi ki şu vasıta, bilmiyorum ismine gerek yok, Mercedes'ti vesairesiydi, eskiye gidecek olursan, kadilla bilmem falan, bunlar çok üstün görülürdü, çok üstün ama. Ne oldu? Şimdi daha bir üstün için. Daha ne oluyor? Bakıyorsunuz, o zaman da en kıymetli olan bir vasıta çöplüğe atılmış. Niye? Eskimiş, hurdaya çıkmış. Bu hurdaya çıkanları değil de devam edecek olanlara değer vermemiz hakkındaki ayet-i celleler bitmez. Bizim elimizde bulunan Kürd-ün Yevî ne varsa hepsi bitiyor. Yani devamı yok onların. Eshab-Şuara. Salih ameller, bak devamlı, asıl arzu edilecek olan da bu.
Efendimizin hadis-i şerifinde de sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor. Üç şey bizi takip ediyor, ikisi dönüyor, biri kalıyor. Ailesi, çocuğu, çoluğu kalıyor, malı mülkü kalıyor, ameli giriyor. O zaman akilla yapacaksak yaptığımız işi, Ebu'l-Abbasü'l-Mursi Hazretleri'nin buyurduğu gibi akıl ve ruh, insanın ahsen-i takvim, en güzel biçimde olmasının işaretidir. Nefis ve onun arzuları da esfel-i safiliyim, aşağıların aşağısına götürür insanı. O zaman Allah'ımız bütün kainatı halk buyuruluyor. Bitkiler var, hayvanlar var, taşlar var, topraklar var, hepsi var ama bunların hiçbirinde akıl yok. Akıl insanda mevcut. O zaman Rabbimiz'ın vermiş olduğu bu nimetin elbette ki bir bedeli vardır. Bu bedeli de Rabb'ımızı bulmak, O'na ayırmak. Onun için burada salihler, azami gayret gösteriyor. Ebu Rabb'as ve Mürsi Hazretleri'nin biz velayetini anlatamayız, veliliğini. O kendi arasında.
Bir almış alıp verdiği nefesle ikincisi farklıdır. Çünkü bizim dinimizde, hele bu ihsan mektebinde durağan olmak yoktur. Devamlı hareket, devamlı hareket var. Mesela eşyada bile hareket var. Sebebi, Allah'ımızı zikretmeyen hiçbir varlık yoktur. Bir hareket var, değişiyor devamlı. Ama insan bütün kainat onun hizmetine verilmişken, asıl bizim değişimimiz, bizi aleyhisselatu vesselam Efendimiz nasıl görmek istiyorsa öyle olacaksınız. Cenab-ı Hak hadis-i şeriflerde ve sünneti Muhammedi de nasıl arzu buyuruyorsa, Kuran-ı Kerim'de de Rabbimiz nasıl bir kul olmamızı istiyorsa o evsafa bürüneceğiz. Yapmazsak mesuliyet çok büyük, mesuliyet çok ağır, zalümen cehula insanların zalim ve cahil olması, bu kıymeti takdir edemediğimiz için. Emanetler daha taşır, bütün varlıklara yüklenmiyor. Onlar ağırlığından dolayı bundan çekiniyorlar, insanoğlu yükleniyor. Demek insanda bambaşka bir değer var.
Ne demek Kuran-ı Kerim'in bize inmesi bu ne nimet? Bu ümmete inmesi Tevrat, Zebur, İncil bütün sahifeler içinde. Dağ, taş, toprak, su, hava, sema, arz, bütün varlıklar içinde. Olmayan hiçbir şey yok. Çünkü biz buyuruyor, yaş ve raporu ne varsa hepsini zikrettik. Hiçbir şeyi eksik bırakmadık buyuruyor Cenab-ı Hak. Böyle bir Kitab-ı Kerim, her şeyiyle mükemmel. Bunun yanında Peygamberimiz, bütün peygamberlerin sallallahu teala aleyhi ve sellem peygamberidir. O da bize nasip olmuş. Sıdddif-i Azam'den bu zamana kadar gelen sadat-ı kiram hazaratı, onlar da nasip olmuşken ağırlığımız, mesuliyetimiz çok büyük bizim. Çünkü verilen nimetler de bizim değil. Esad-i Erbili Hazretleri insanın hali kendi mali değildir, diyor. Mesela İbrahim Aleyhisselam misafirlere hizmet ediyor, bir tanesi gayri müslim. Ona o kadar iltifatta bulunmayınca Cenab-ı Hak Ey İbrahim, seni halir olmaktan silerim.
Ben onun rızkını veriyorum. Sen nasıl oluyor da sen onun rızkını kesiyorsun? Velayetten bile düşürüyorlar. Koskoca Bayezid-i Bistami ariflerin Sultanı, köpeği görünce cübbesini şöyle çekiyor, eğer sen bu cübbeni kibrinden dolayı çekmişsin, çünkü üstünde kir var, belki bulaşır diyorsan, onun üstündeki kiri yedi bardak su temizler. Senin kalbinde varsa, bu kibir yedi derya gönlündeki kibri temizleyemez. Ya Bayezid buyuruyor, ya Bayezid. Neredeyse arifler sultanı olunmaktan düşecek. Demek ki öyle bir hal yok kendisinde ama bize burada büyük dersler çıkıyor. Demek ki insanın yaşadığı haller, işte ben şu durumdayım, şu haldeyim, gece kalktım, öyle ibadetler ettim ki Halbuki gece yaz günü olması hasebiyle kısa, ben teheccüd namazı kılıyorum, Yasin-i Şerife hep okuyorum namazımda, neden, dersek, burada unuttuğumuz bir husus var. Yaptığımız her hareket: Rabbimiz'ın iradesi ile Nedir o?
Demek ki bizim imanımızda, İslam'ımızda, Kuran'ımızda ibadet ve taatimizde, ibadetteki müttaki halimiz, Ebrar sınıfında olmamız, mukarrebu vasfına erişmemiz, ashab-ı yemin olmamız, bizim hatta sabit kinden olmamız elimizde değil. Her an ona muhtacız. O bakımdan dolayı Ehlullah, işte biz bu haldeyiz deyip koyu bir emniyete hiçbir zaman girmemişler, halleri yükseldikçe, makamları yükseldikçe, tevazular aramış. Sebebi de Rabbamızın azamet-i ilahiyyesinin yüceliğinden dolayı. Mesela bulunduğunuz mahalle o. 0 mahallede bulunduğunuz bu kasabanın mahallesinden biri demiyorum, kimse rencide olmaz. Bir tanesi hiç o mahalleden dışarıya çıkmamış, yüksek bir dağa gelmiş, oradan Hay Şeri'ye kadar bir ovadır. Diyor ki Türkiye'nin bu kadar yeri var da neden muharebe yapılıyor, Kıbrıs çıkartması, diyor. Neden bunu söylüyor? İslam'ül Onun bildiği o kadardır.
Aleyhisselatu vesselam Efendimiz Allah'ı en çok tanıyanınız benim, buyuruyor. En çok bilen olması hasebiyle en çok tanıyanınız benim, en çok korkanınız da benim. Demek ki korku ziyadeleştikçe tevazu usulü. Yüksek. Bunun için Efendimiz'deki özellik fakr. El-Fakru, fakr. Kalbi fakirliği ile iftihar ediyor. Buraları gözetlediğimiz zaman selef-i salim gayreti bu noktada olmuştur. İşte artık size bir şey olmaz. Hayır, tir tir titremiş. Çünkü hemen o korku yok, çekingen yok, kabir vesair sıkıntısı, hemen Gerçekten iman ettik mi ve ilahi korkuyu taşıyor muyuz? Ve bir de en çok üzerinde yoğunlaşacağımızdan birisi nedir? Esayümül-Emtah, yirmi sekiz Kalbimizi Cenab-ı Hak takva ile imtihan ediyoruz. Böyle dıştan korku değil, gönülden bir korku, gönülden bir korku. Makbuliyet bu noktada. Biz ikramlarımızda bazen bütün insanlık olarak bir çay ikram ederse bardağın tertemiz olması gerekiyor.
Bir kimse idi, biz ayıplamıyoruz. Bardağın böyle bükülü gibi tarafı en son kısmında orada bir sararma meydana gelir, eğer yıkanmazsa oraya bakardı. Oranın tertemiz olması gerekirdi, oraya bakar, yoksa kula kula içmezdi. Demek ki insanlarımız bile temiz istiyor bir kaba, yemek koyacaksa kabın temiz olması gerekiyor. Allah'ımız ilim koyacak, irhan koyacak, takva koyacak, kurubiyet gibi bir nimet koyacak, muhabbet koyacak, ünsiyet dostluk koyacak, temiz et gönül evini dost gelecek, kondurmaya. Kalbin temizliği isteniyor. Kalp temiz olduğu zaman Allah'ımız indiriyor. Buyuruluyor ki: Sen Mevlana ol, şems gelir. İşte ben güzel bir rüya göremiyorum, benim kalbime de ilahi doğuşlar olmuyor, hiç demeye gerek yok. Yeter ki hazır vaziyete geldiği zaman zuhur ediyor. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın seyyar melekleri var. Seyyar mi? Gönül dolaşan melekleri var. Onlar neyi arıyor? Zikir meclislerini arıyor.
Bulduğu zaman iştirak ediyor. Öyle oluyor ki rahmet-i ilahiyi kuşatıyor, muhafazası altına alıyor ve Cenab-ı Hak, melekleri yanında onları sena buyuruyor. Kalbimizin hazır olması gerekiyor. Bu sebeple şu ara Suresi'nde, Cenab-ı Hakk es-Sa'l-Es'am-ı Ne ol, ne mal, ne mülk hiçbir şey değil ancak selim mi kalp. Allah'ımız temiz gönül istiyor, temiz kalp istiyor. Mesela bakıyoruz bazı kimseler oluyor, e biz de yanlarında bulunuyoruz, biz de pek değişme olmuyor ama onlarda öyle bir aşk zuhur ediyor ki tarifi yok. Kayseri'den bir salih, Esad-i El-Bili Hazretleri'nin huzurunda bulunur. Bulurken teveccüh buyuruyor, Es'ad-i El-Bili Hazretleri, bunun gönül gözleri açılmış. Kimin kalbine ne akıyor onu gibi.
Bazılarına damlar gibi, bizim gibilere, siz bilmiyorum, belki hiç yok, damlıyor, kimisine yağmur gibi geliyor, kimisine sev diyoruz ya, sel gibi geliyor, ırmaklar gibi geliyor, kimilerine böyle nehirler gibi, göller gibi, denizler gibi, kimilerine de okyanuslar gibi. Gözler açılınca buyuruyor ki bak evladım buyuruyor, herkes kabiliyetine göre, herkes kabiliyetine göre alıyor. Bir defasında Hızır Aleyhisselam yolculuğa çıkıyor. Yanındakilere de diyor ki bakın diyor, biz bir aleme gireceğiz, karanlık ama bu alem diyor, karanlık. Oradan ne toplarsanız cebinize çantanıza da, heybenize de, kabınıza da ne varsa hepsini durdurun. Giriyorlar, kapkara hiçbir şey büründüğü yok. Fakat ayaklarının altında çakillar var, onların bir sesi geliyor. İşte kimisi alıyor, bu çakıldan ne olacak atıyor. Kimileri söyledi diye avucunu atmıyor, kimileri artık tamamen buldu.
O zindan aleminden çıkınca bakıyorlar ki o ayaklarının altındaki çakillar altın, Almayanlar bin bir pişman, alanlarda pişman neden azaldık diye, çoğu alanlar ise mesul. Bununla şunu ifade buyuruyor, bu alem zindandır. Bu alem öbür aleme nispeten bir zindandır. Burada es-Sarü ve tezevvvedu feyu'l-il-el-bab, Dikkat buyurursa ürül elbab buyuruluyor. Akıl ama mücerret bir akıl değil. Kalbe dayalı bir akıl, irfana dayalı bir akıl, bu dünyadan azıklarınızı alın, azığın en hayırlısı takva edin. Bu zindan aleminde emrolunan görevlerimizi yaparsak, o zaman mesrur olacağız, sürurlu olacağız. Yok eğer üstünkörü geçecek olursak, öbür alem ebedi bir alemdir. Dikkat edeceğiz, meşgaleleri kaldıracağız, kalplerimizdeki maniaları kaldıracağız, birer ay İstanbul'u sil bastı, Başakşehir tarafında. O, sil köprünün üzerine oradan da havaalanına doğru gitti.
Oradaki gelen selim yolları ve etrafı bütün kaplamasının sebebi şu, orada bir menteş var suyun akıp gideceği yer var. Nasıl olduysa suyun gücü ile o köprünün altını kapamış. O mani olunca sular taşmış her taraf vermez olur. Kalplerimizde Allah korusun, Rabbimizin razı olmadığı engeller olursa bizim gözümüzle batırır, şehvetle bakar. Kulağımızı batırır, uygunsuz sözler dinler, Elüyle ayaküyle. Biz bu engelleri kaldırmak mecburiyetindeyiz. Bu kalkacak ki yolumuza güzel devam edelim. Mesela yüksek hutbeli bir veya Reis-Sümur bir yere gelecek. Eğer dikkat edilirse yollarda ara ara hep askerlerin beklediğini görüyoruz. Emniyet teşkilatından kimseler hep bekliyor, kimseyi de geçirmiyor. Yolu bir arıyorlar, bakıyorlar, Uygunsa hemen zaten ellerinde telefon, o telsizlerle nerelerde bildiriyorlar. Evet geçebilir, yol emniyeti var mı?
Cenab-ı Hakk'a vuslatta, O'na kavuşmakta, yolun bir kere engelleri kaldırılacak. Buna gayret edersek biz, melekler bize yardımcı. Bunun yanında salih kullar da yardımcı. Allah'ımız, dostlarını gönderiyor, dostlarını gönderiyor. Çünkü benim kulum, diyor. Mesela daha gelmeden önce cennetteki yerlere hazırlanıyor. Aleyhisselatu vesselam efendimiz, herkes cennete aşık, Hz. Ammar'a, Bilal'e cennete aşık, diyor. Demek ki yollar hazırlanmış, kabir hazırlanmış, sırat hazırlanmış, mizan hazırlanmış, her yer hazır bir vaziyette. Çünkü cennetin bekçileri, Rıdvan ve melekler diyor ki yaptığınız güzel amellere mukabil, haydi ebedi olarak yerini cennete diyor. Adeta karşılanıyor. Aksinden Allah'ımıza sığınıriz. Böyle bir kul olabilmek için kalpteki engelleri, manaları kaldırmak gerekiyor. Kalktığı zaman ne oluyor?
Bizim gönlümüzde, gönlümüzden Cenab-ı Hakk'ın yaratılışımızda mevcut olan ilahi muhabbet var. O muhabbete erişin. Demek ki engel, biz kendimiz oluyoruz. Es'saluh ve Yolumuzda gayret edenlere yollarımızı açarız ilimde, irfanda vesair. Aşkta, muhabbette zatımıza kavuştururuz, buyuruyor. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.