Nuh Aleyhisselam oğluna demiştir ki oğulcuğum sana iki şeyi emrediyorum, İki şeyden de nehyediyorum. Birincisi La ilahe illallahu vahtehu la şerikele demeyi emrediyorum. Çünkü semavat ve arz bir kefeye, la ilahe illallah da bir kefeye konulsa muhakkak ki la ilahe illallah ağır basar. İkincisi sana Süphanallahi ve bihamdihi demeyi emrederim. Çünkü bu melaikenin duası mahlukatın da duasıdır ve mahlukat onunla merzuk kılınırlar. Birincisi olarak seni hiçbir surette Allah'a bir şeyi şerik tutmaktan nehy ederim. Şunu bilesin ki kim Allah'a bir şeyi şerik ortak tutarsa Allah ona cenneti haram kılar. İkinci olarak da seni kibirden de nehy ederim. Bilesin ki hiç kimse kalbinde hardal tanesi kadar yani buğday tanesi kadar kibir bulunduğu halde cennete giremez. Ali efendimizin fetva hususunda mübarek bir sözü var.
Ali Keremallahu veche kim ki insanlara ilmi olmadığı bir mesele hakkında fetva verirse arzu sema ona lanet ederler buyurmuştur. Bazı büyüklerimizden rivayet olunmuştur ki murakabe ile değerlendirmediğin zamanın fevt olmasına, geçmesine mahzun olmamak ve bu esnada işlediğin hatalara nadim olmamak, pişman olmamak kalbin ölümünün alametlerindendir. Bu murakabe edindiği zaman illa kalbi arşı azama açma şeklinde değil, keşke bu şekilde olsa. Rabbimizin her an ashab billah innallahe aleyküm rakibe. Cenabı hak bizi her zaman gözetlemektedir. Mevlamızın bizi gördüğünü bildiğini hatırlamaktır. Bunu derken bir şey artırma geliyor tezkiretül evliyada. Sehl bin Abdullah ettüsterih hazretleri daha üç yaşında. Dayısı Muhammed Sevvar rahmetullahali ona diyor ki dayı kalbim kararıyor üç yaşında. Olur mu? Allah'ımızın öyle kulları var ki bunu üstadımızdan diyeyim size.
Belki bir sırrı ifşa etmiş olacağım ama siz yabancı değilsiniz. Anamdan emdiğim sütün tadını bile bilirim derdi. Zaten müstesna bir veli daha küçük yaşında büyüklüğü delirmiş. Bizim burada yaylalar var. Daha o yaşlarda gece şöyle seslenerek kalkar. Kurtbu cihan geliyor. Havsilazam geliyor der. Dedem rahmetullah aleyh oğlum nedir bu? Baba gece şu eşkalde böyle beyaz bir sarık siyah bir cübbe şeklinde haber verir. Koluna girmişler diyorlardı Gavsil azam geliyor, kurtbu cihan geliyor diye meğer Esad Erbili Hazretleri'ni söylermiş. Daha o yaşta alaka kurulmuş biiznillahi teala. Kendisinin sekiz yaşında yazmış olduğu bir şiir var. Emin olun onu nasıl insan yazabilir? Cenabı Hak'tan bir ilim olmasa Cenabı Hak'tan bir lütuf ikram ihsan olmasa nasıl yazabilir? Hemen hemen hata olmasın. Elli gün kadar yatakta kalmışlar.
Böyle bir kertenkeleyi öldürmek helaldir diye onu öldüreceğim düşüncesiyle kayadan düşmüş. Elli günde Esadi Erbili Hazretleri'ni görmüş bize anlatırdı. Elli gün devamlı hiç sapıtmadı. Bir gün bile geri kalmadı. Bizim Kuran kursunda bir evladımız diyemem kardeşimiz var. Efendimiz aleyhissalatu vesselamı görmediği gün hüngür hüngür ağlıyor. Bugün göremedim, ne hata ettim diye. Hacı Hasan efendimizin sohbetlerinden hatırlarsınız. Kayseri ulemasından bizzat daha çok böyle ulemayı kiramı Cuma günleri ziyaret ederler. Burada İpek hocamız Rahmetullah Ali Cuma günü gelirdi. İnşallah hadiseyi unutmadan hemen nakledeyim. Geldi üstadımız konuşuyor. İşte Şeyhi Kamile muhabbet lazım. O anda sordu. Efendim dedi. Bu muhabbeti nasıl temin edeceğiz? Hatırladığım kadarıyla iki şeyle buyurdu biiznillahi Teala. Birisi birisi sünneti seniyyeye riayet etmek.
Edebi ilahiyeye dikkat sayesinde diye söylediğini hatırlıyorum. Bir bir rabıta hali birincisi bu. İkincisi de edeple buyurdu. Bu muhabbet Cenabı Hak tarafından gönle ihsan olunur diye. O esnada evimizde Rabbimize şükürler olsun devamlı ikram olurdu. Üstadımız bizi ayakta tutar. Buyururdu sor oğlum yemek mi isterler, çay mı isterler, ayran mı isterler, ne arzu ederlerse getir. Mutfağımızı bir görseniz çok küçük, çok küçük ama Allah'ımız o mutfakta neler taşırıyordu, neler lütfediyor, ihsan ediyordu. Dedemde de öyle rahmetullah Ali, üstadımızda da devamlı ikram ederlerdi. Çay getireceğim. Çayı kendilerine tuttuğumda İpek hocamıza ağlıyordu. Hatta o artık nasıl bir şevk, aşk olmuşsa hiç şüphesiz bir mürşid-i kamilin huzurunda, derciyese kar yağıyor da yanındaki tepelere de hep kar yağıyor. Allah'ımız velisine ihsan buyurduğu zaman dostlarına da ikram ediyor hiç şüphesiz.
Kendisine o lütfedilen o kutbu cihanlık hırkasında şunu gördük biz. Ev halkı olarak hepimize bir değişme oldu. Yani biz bir değiştik, bir başkalaştı insan. O günkü sohbetlerine hatırladığımız zaman dahi kendimizden geçiyoruz adeta. Öyle bir feryat, öyle bir ağı, öyle bir aşk, öyle bir muhabbet ki tarif edilemez. Sohbetlerini yaptı. Bir tanesine Kuran-ı Kerim okuyun buyurdu. Kuran-ı Kerim okuyamadı gözyaşlarından dolayı. İkinci birisine evladım siz okuyun, Yahudi Besmeleyi zor çekiyordu. Böyle aşklı, şevkli, muhabbetli bir hal hatta görenlerden kendilerine ifade edemezlerdi de Hac Abdullah amcamız vardı. Derlermiş ki Hac Abdullah amca biz Acarsen efendimizi görünce tahammül edemiyoruz ağıt geliyor bize derlermiş. Efendimizin mübarek sözü bu Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Görüldükleri zaman Allah hatıra gelir Bu Cenabı hakk'ın hatıra gelmesinin sebebi uhrevi amellere aşkı ve şevki artar.
Bu Kayseri Ulemasından bizzat Cuma günü ziyaret ediliyor. Fakat ziyaret ettikleri kimse çok muber böyle üzüntülü kederli bir hali var Diyorlar ki efendim bu keder nedir böyle der demez gözünden yaşlar boşanıyor Efendim söyleyin belki bir deva olabiliriz derdinize diyor Resulullah'ı görüyordum. Her Cuma günü bu Cuma hangi sünnetini acaba yerine getirmedim göremedim diyor. O anda o anda uyku ile uyanıklık arası yakaza diyoruz ya hali gözleri böyle yumulmuş gözlerini böyle sevinçle neşeyle açıyor görüştüm elhamdülillah diyor. Bir hatırayı hiç unutamıyorum. Bizim bir mahallemiz var. Çiğilli diye bir mahalle. Orayı üstadımız, tabii diğer yerlerde olmakla birlikte levhalar yaza yaza el emeği ile temin etmiş. Bir bahçeye giriyorsunuz. Bahçeye girdiğinizde adeta müstesna bir yere giriyor gibi aşkı ilahi sizi kaplıyor orada. Öyle bir yer. Çok gencim. İmam Hatip'te okuyorum. Çok gencim.
Hutbe okumamızı emir buyurdular, yalnız namaz kıldıramam daha, alıştırıyor demek ki. Yalnız hutbe var elimde, yalnız bir ayet-i celilerinin bulunması lazım, o da yok. Dedim bu hutbe var ama bir başlangıç Ayetcelle yok. O anda mübarek gözlerini yumdular, bir müddet durdu. Ondan sonra kendisi hafız değilim dedi. Esriübillah vaharal fesadu filber ve el bahri. Vime kesebet ey din nas ayet-i celilesini okudu. Resul-i Ekrem Efendimiz bu ayet-i celilenin yazılmasını tavsiye buyuruyorlar dediler. Demek ki onlar için hiçbir şey yok. Gönül perdesi kalktıktan sonra görünmeyen alemleri elbette müşahede ederler. Böyle murakabe dendiği zaman, murakabe Rabbi Zülcelal'imizin bizi gördüğünü bilmek. İşte Muhammed Sever Hazretleri'ne dayısına diyor dayı kalbim kararıyor. Üç yaşında. Diyor Allahu mai, Allahu nagiri, Allahu şahiti de evladım diyor.
Allah'ımız bizi görüyor, her halimize şahit biliyor diye Murakabe ile değerlendirmediğin zamanın fevt olmasına mahzun olmamak ve bu esnada işlediğin hatalara nadim olmamak kalbin ölümünün alametlerindendir. Kalbin diri olmasının alameti zararını faydasını hissetmesidir. Bunun aksi ölülerin halidir. Gaflet ve nisyandan dolayı her masiyet işledikçe nedamet edilip Cenabı hak zikred olunursa o kişi dünyada ve ahirette salim olur buyrulmuştur. Daha mevzu uzar Elhamdülillahi rabbil alemin aleyhüssalatü vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine ehline ashabına peygamberan nizam ve piran nizam bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha