Euzubillahineşşeynutanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Gönle gelen bazı duygular hepimizde kalp dindiği zaman kalbi dönücü olarak haber verirler kelime anlamı da bu zaten bundan dolayı aleyhissalatu vesselam Efendimiz Ya Rabbi kalbimi dinin üzere sabit kıl buyuruyor. Burada bize yol göstermek için aleyhissalatu vesselam Efendimizin bunu ifade etmesi yol gösteriyor, ümmetine numune, en güzel örnek, en güzel misal. Mesela Kuran-ı Kerim'de geçer, Muhammed Suresi'nde on dokuzuncu ayet-i celle Allah'ımız buyuruyor. Üç şekilde haber verilmiş. Müfessirine'zam hazıratı bir ilmelyakin. Biz anlayacağımız şekilde misal olsun Mekke'yi biliyoruz. Bu ilmel yakindir. Bunu tarih kitaplarında da, coğrafyada da vesair sebeplerle bunu biliyoruz ki Kabe diye, Mekke diye bir memleket var. Bu ilmel yakin, ilim olarak biliyoruz. Aynel yakini bir omre yapıyoruz, bir hac yapıyoruz, bizzat görüyoruz.
Mekke'nin dağlarını görüyoruz. Ondan sonra o şöl ifadesini ora için kullanamam. Çünkü Resulullah'ın doğup büyüdüğü yer. Velhasıl oranın tabiatını, coğrafi konumunu müşahede ediyoruz. Bu aynı el yakindir. Çünkü bizzat biliyorsun. Bir de gidiyoruz, bunun yanında orada meskun olan kimseler var. Onlar için de hakkal yakin. Bunu biz değişik kekillerde de söyleyebiliriz. Çünkü Neml Suresi'nde Cenab-ı Süleyman dedi ki Hüdhüd, bu nerededir dedi. Ben onu dedi keseceğim dedi. Dedi ki ya Süleyman beni kesme, ben sana bihaberin yakinin, kesin bir haberle geldim. Aynen lakini gösteriyor, kesin bir haberle geldim. Tekasür suresinde zaten ifade buyruluyor. Dedi, ben kesin bir haberle geldim, orada bir kraliçe var, Ay'a, Güneş'e, yıldıza tapıyorlar diye haber verdim. Bunun olumsuz bir fiil olarak faiz. Biz biliyoruz ki faiz haramdır. Bakara suresinde Cenab-ı Hak onun haramlığını bize haber veriyor.
Hadis-i Şerifler beyan buyuruyor. Bir de duyuyoruz ki adam faizle meşgul, bu ilmel yakin faizin haram orucunu bilmemiz battı diyorlar. Ya çok büyük bir servet sahibiydi. Faizle meşgul olduğu için alışverişini faiz üzerine kurduğundan battı. Bu aynel yakın. Bir de Allah korusun, Cenabı Hak yaklaştırmasın. Kişinin kendisinin faizle meşgul olup batması var. Bu da hakkalyakındır. Biz bir de neyden misal verelim? Zikir derseniz zikir, rabıta derseniz rabıta, murakabeden söyleyelim. Murakabe, biz bunu biliyoruz. Çünkü Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de Cenabı Hak hiç şüphesiz bizi gözetlemektedir. Bunu Sehl Bin Abdullah İşleri Hazretleri bile üç yaşında gece namaz kılıyor, gece namaz kılıyor. Ne kadar kamil bir kimse ise dayısı Muhammed Sevr Hazretleri'ne diyor ya dayı diyor benim kalbim kararıyor, üç yaşında.
O zaman şu sözü söylüyor, ne güzel, hepimiz için bir misal, örnek, takip edeceğimiz husus hiçbir zaman düşüncemizden çıkmayacak. Allah benimle beraber Celle Celalühü, Allahü şahidi Esselamü ve huve makuminem akuntüm. Siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir. Hani büyükler bir söz söylerken gerçekten çok büyük sözler ediyorlar. Allahu şahidi Esselamü Alimu loybi ve şehede. Allah'ımız gizliğiyle açıyla bütün biliyor. Şahit işte bunu kimsenin görmediği yerde yapalım mümkün değil. Ali Efendimizin şu sözü çok muazzam. Gerçekten insan biraz düşününce Ali Efendimize aşık olası geliyor. Çünkü ilim, aleyhissalatu vesselam Efendimiz'de ikinci olarak Ali Efendimiz gelir. İlimde en üstün O gelir. Dediler ki Cenabı Hak nerededir? Olmadı yeri gösterin dedi. Bu ancak Ali Radıyallahu Anh'ın mübarek Femi Saadetinden çıkar. Şu söze bakalım, olmadığı yeri gösterdim.
Böyle olsa alemde bir ne kavga kalır, ne gürültü kalır, ne ailede geçimsizlik kalır, ne komşularla çekişme kalır, ne akrabasıyla ne sair insanlarla ülkeler arasında hiç böyle bir hal olmaz. Şahit Cenab-ı Hak'tır. Daha çok Ayet Cehennem var. Cenab-ı Hakk'ın şehadetine ait her halimize şahittir. Allahü mai, Allahü şahidi, Allahü nazeri diyor. Gözetliyor bizi. Her an Cenabı Hak bizi gözetliyor. Şuradan bilelim Ayet Celle'dir. İkinin üçüncüsü, üçün işte dördüncüsü kim? Cenabı Hak'tır. İbni Ömer radiyallahu anh'a bir çobana denk geldi. Orada çok güzel bir sözü var da belki onu tam söyleyemeyeceğiz. Fakat çok ibretli bir söz. Dedi ki çobanı, buradan bana bir koyun veya keçi versen, başkasının malı dedi, nasıl verebilirim? Canım kurt kaptı dersin, olur gider. Burada İbni Ömer Radıyallahu Anüma bir hakikati dile getirmeye çalışıyor. Yoksa yiyeceğinden, içeceğinden, onu alacağından değil.
Dedi ki bir kurt kaptı diyorsun ama gören Mevla bilmez mi deyince bunu İbni Ömer Radıyallahu Anhüma Hazretleri devamlı tekrar edermiş. Gören, bilen Mevla değil mi diye bu sözü tekrarlıyor. Allahü şahidi, Allahü nazırı deyince her halimize vakıf öyle bir vukufiyet var ki bunu bilirsiniz. Essavna. Alimun bidat-i soydur, Zaten konu da bu zaten. Alimun Bi'at-i Su'dur. O gönlümüzden geçen en gizli düşüncelere vakıf. Hem de Taha Suresi'nde de geçer, bunun yanında Ala Suresi'nde de geçer. Ya'lem-ı sır, vah. Biz bir ders okuyoruz, Elhamdülillah mübarek bir ders okuyoruz. Öyle bir mübarek ki bu ders hep iç alemiyle alakalı. Zaten dışın temizliği içle, içinde temizlik olmaz da dışın da olmaz onun. Biz insanlara da şahit oluruz, bakarız Ne deriz? Adamdan bir doğru hareket meydana gelmiyor. Bu nerede olsa bir sıkıntı. Bir yazı okudum.
Bir kimsenin giymiş olduğu potin mi değil mi, nasıl diyeyim, böyle bir ayakkabı. Bu her yerde başa bela olmuş. Öyle bir yazmışlar ki mesela su kanalları kapanmış, onun potini midir ona ne diyeceğiz, ayakkabı denmez, ayakkabı kapatmaz pek. Bir çobanın çizmesi gibi bir şey, orayı kapatmış. Sonra ah buyurun, ah buyurun Kanal izolasyonu kapatmış. Daha sonra elektrik direğinde sıkıntı meydana gelmiş. İki tel birbirine bağlarmış. Cereyan gelmiyor. Meğer bunun giymiş olduğu potinmiş. Onu atmışlar. Her yerde sıkıntı. Eğer gönlümüzde huzur olmazsa her yerde sıkıntı olur, düzelemeyiz. Bunun için mürşidi kamillerimiz beş yüzünü dıştan, beş yüzü içten diyor, boşuna dinmiyor bu. Biz burada ne yapacağız? İşte bunu verdiler neden bu hasıl olmuyor diye bir gayrete gireceğiz. O gayrete girersek Cenabı hak lütfeder. Bak yine mürşid-i kamilimiz ne kadar güzel söylemiş.
Letaif dersini alan, mahzun olma geri kalan, riyakarlar bela bulan, yokluğuna atılmak lazım. Burada Tombak'ta Hacı Ahmet Efendi çok duyulan bir kimse. Böyle duyardık. Duyma değil bir gördüğünüz zaman onu anlardınız Rabbimizin izni. Şöyle, bakışları bir derin, ondan sonra ağır, öyle bir gülmene sadece bir tebessüm, Konuşmaları bütün ölçülü hali durumu belli ediyor zaten. Siz onu gördüğünüz zaman bu gerçekten değerli bir kişi diyebilirdiniz. Bağda çalışır, bahçede çalışır, tarlasında çalışır, geçimini temin etmeye çalışır helal yoldan. Bunun bakarsınız üniversitede profesörler gelir, dizinin dibine oturur Hacı Ahmet Efendi. Otururlar. Sonra bakarsınız bir müessesenin müdürleri gelir oturur. Timurtaş'ı uçarak kadar geldiler, otururlar dizinin dibine. Dediği söz şu, demiş ki biz de okuduğumuzda zannettik. Timurtaş uçağı görseydiniz gerçekten uçuyordu.
Gördüm onu Süleymaniye'de miydi neredeydi? Gerçekten kabına sığmıyor. Öyle bir aşk vermiş Allah'ımız ona, Kuramıyor böyle. Said I Nursi Hazretleri öyleymiş. Oturarak konuşmazmış. Hele bizim gibi hiç. El ordusunu makbul. Ayakta konuşurmuş. Böyle bir kimse. O mahferlerden neden Allah diye bağrışıyorlar? Gerçekten müstesna, kabına sığmıyor. Bir Ali varmış, mevzuyu çok dağıttık. Bir Ali, buna pehlivan diyorlar ama görünüşü, gösterişi bizim bu Ali gibi, kardeşimiz gibi, çelimsiz diyemem, imanı düşürür inşallah. Böyle birisi, güreş meydanına çıktı mı şişermiş böyle. Üstadımız görüşmüş bununla, Demiş, Ali ne oldu o güreşlerin nelerini? Sormedi. Sor. Ne oldu? Benim demiş, sırtımı Ali Radıyallahu Anh sıvazladı. Öyle oldum ki demiş, kendimi yenemiyorum. Hayber'in kapısını, rivayetler çok, kırk kişi kaldıramaz, tek başına kaldırdı Ali efendimiz radıyallahu anh. Bu ilahi bir güçtür.
Mesela üstadımızda Hacı Hasen Efendi, KaddeSallallahu Sırrı Hazretleri diyor ki, beni en güçlülerinizden kimse o kaldırsın. Mümkün değil. Dört kişi mi olmuşlar, ne yapmışlar, kaldıramıyorlar. Evliyanın gücü müstesnadır. Sami bendi hazretlerine hizmet eden bir kimse, biz diyor gündüz hizmet ediyoruz, akşam da müşaveresini yapıyoruz. Yirmi sekiz kilo. Allah'ın aşkı, muhabbeti, şevki, ilahisi haşyetullah'tan o hale geldi. Dedik ki diyor, mübarek nalinini giydirirken arkasına da böyle bir parmağımızı veya elimizi koyalım mı? Rahat giysin. Bu diyen insana haber versen çok düşün. Zahiren çok düşün. O parmağı neyi? Böyle kalın. İnan dedi parmağımı koydum, eziliyordu dedi, eziliyordu. Yirmi sekiz kilo. Şu parmağımı koyduğunda eziliyordu. Üstadımız onu gördüğünde efendim zayıfladı, biraz zayıflamış vücudu deyince elimi diyor kavuşturuyordu birbirine diye. Bu evliya gücüdür.
Batındaki gücünü haber veremezsiniz. Bak, Ali Efendimiz'i diyoruz, Kabe'nin üstünde putlar vardı. O putlar indirilecek. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz üzerime bas dedi, basılır mı hiç? Ama çok ısrar buyurdular. O putları dondurmuşlar Kabe'nin üstünde Lat'ı, Uzza'ı, Uzası Menat'ı. Öyle bir tuttum diyor, o putların, putların ayağından. Resulullah'ın diyor himmetiyle sallallahu teala aleyhi ve sellem, o anda diyor yedi kat semayı tutsan indirirdim diyor. Bunda hiçbir zorluk yok. Allah öyle bir tasarruf lütfetmiş ki bir gün Hazreti Ömer radiyallahu anh'ı biliyorsunuz namaz hususunda şöyle bir gözümü semaya kaldırdım, neredeyse kerahat vakti gelecek. Mübarek gözüyle güneşi yerinde tutuyor güneşin. Namazı kılıyor tekrar dönüyor. Bunlar evliya nazarında öyle zor görünen işler değildir. Biz işi zorlaştırdığımız için böyle oluyor. Onlar için bir zorluk yok. Daha da derim size deyim isterseniz.
Yeşilhisar içmecesinde malum bu şifalı sular, yağmurda başlamış. Diyorlar ki efendim yağmur başladı, bu suyu da içemeyeceğiz, mübarek parmağını diyor yukarıya kaldırdı, bir daire çizdi. O çizdiği dairenin içerisinde yağmur dökülmedi, diğer taraflara dökülüyordu. Hacı Hasan Efendi buydu. Ne olur? Rabıta olsun iyi yapalım. Sökemeyeceğimiz bir şey yok. Çok güçlü. Abdülkadir Geylani, Katde Sallallahü's-selamü's kadar vericiyiz. Bak, efendimiz bir söz söyledi, bunu nasıl anladık? Pazarımı açtın, açtım, almak isteyen alsın dedi. Bunu size cuma günü buranın pazarıdır pasta açıp da oradaki malları almak mıydı? Gönülünden ifade ediyordu. Hoca mı yok dünyada? Dolu hoca var ama bizim istediğimiz onlar. Ne oldu? Tonbaklı Ahmet Efendi toplamaya çalışacağım. Bazen böyle harmanda neden olur. Böyle desteler olur. Deste, deste, deste. Sonra onu birer, birer, birer çekerler. O Ali'yi anlatayım.
İyi ki karşımızdasın, yoksa unutacak. Ali ne oldu diyor. Ali Efendimiz Radıyallahu Anh sırtımı şöyle bir sıvazladım. Kendimi yenemiyordum diyor. Şimdi pek kullanılmıyor da bu damların yuvakları olur. Buna lav da değiller damların. Kendimi yenemediğimden kalkardım. Böyle yatmadan önce o dam yuvağını şöyle Herkül olur ya, kuvvetli, kaldırır tepemden aşağıya bırakırdım. Yoksa yenemezdim kendimi diyor. Kaldırırdım, indirirdim. Çünkü Ali Radıyallahu Anh sırtını sıvazlamış. Aslında bunları anlatırken hepimizin sırtı sıvazlanır da buna bir ehil olmamız lazım. Bak kalbimiz sizi sıvazlarlar, nurdular yani çok büyük nimet önümüze serilmiş, hanımı şüphelenmiş. Onun şüphesini izale etmek için gel de bir gör demiş. Bakmış ki dam günahı kaldırıyor böyle. Sanki bir tuğlayı kaldırır gibi ona. O anda bir hayret etmiş kadın, ondan sonra durmuş. Derler ya, naehle sırrını verme sakın, derler.
Yoksa o sır şişesini çarparsın bir taşa. Velhamdülillahi Rabbil alemin.