Nefsani hallerde hilmiyet gösterebilmek, yumuşak tabiatlı olmak, içlerinde iç aceleye gitmemek. İşte bana böyle bir hakaret oldu, ben de ondan böyle hücum alacağım dememe. Beğenniyle. Çünkü hilmiyet, biraz önce okumuştuk hadis-i şerifleri, peygamberde çok yakın olan bir derece ve makamdır. Kalbin kiri, pası her gün yapılan zipullah ile arınması gerekir. Evimizi her gün temizliyoruz. O sehpaları diyelim pencerenin önlerini silmeyecek olsa toz oluveriyor. Fakat kalp buna benzemez çok hassastır. Devamlı temizlenecek, devamlı temizlenecek. Abdest alırken abdest azalarını yıkarken dualarını yaparak. Eğer dualarını yaparsak son damlasına kadar soyun bir iznillahi Teala küçük günahlar dökülür. Efendimiz buyururlar Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nasıl ki bir demirin pası varsa, kalbinde pasıldur.
O pası siz namaz kılarken, oruç tutarken, hac dinlerken, zekat verirken, nafile taatler yaparken, sadakalarınızla, müminlere olan iltifatınızla, bir hasta ziyareti ile bir cenazeyi takip etmekle, müminlere yapmış olduğunuz nasihatle kötülükten insanları kurtarmakla Gençler acaba internet kafelerden nasıl kurtulacak diye kafaları yorup bu usta emek vermekle şu yaz döneminde yazı eğitimleri nasıl olacak? Diyanetin vermiş olduğu görevler, imam kardeşlerimize bunların yerine getirilmesi için çocuklarımızı camilere kılavuzlayalım. İtikadım ibadetim, ahlakım diye bu eserler takip edilsin. Okusun çocuklar diye bir gayret, bir çabaya düşmek gönüllerimiz ancak böyle arınacak. Düşüneceğiz, tefekkür edeceğiz, biz daha evvel ne yedik şimdi gözümüzden bir damla döküldük. Kalbimizde bir ürperme yok. Neden oluyor bu? Bunu soruyorlar Sami Ramazanoğlu, Hadisallahu Sırra üstadımıza.
Diyorlar ki efendim Eshabı Erbili Hazretleri meclise girdiği zaman hüngür hüngür ağlardı. Şimdi böyle bir hal yok. Hatta bir sorularında da diyorlar ki Adana'da siz gönüllere yöneliyor, tevessül ediyordunuz, şimdi olmuyor efendim neden deyince, Adana'da diyor on dört tane bizim salikimiz vardı. Bunlar dünya muhabbetiyle meşgul değildi. Evet elleri kardaydı ama gönüllerin yağılığı kardaydı. Dünya ile, dünya sevgisi ile nefsani arzularla dolmadığı için biz kalplerine yöneliyoruz. Yani bağı yediriyoruz. Şimdi ise kafalar parmak karışık. Gözler başalarının namusuna bakın. Diller lüzumsuz sözler konuşuyor. Eller ticari hususta ahlaksızlıkla mecbur. İsyan mahalline geliyor. İnternetlerde çeşleşmeler başlıyor. Neler neler zuhur ediyor evladım buyurmuş.
Biz nasıl gönüllere yönelebilen, nasıl bu hakikatleri anlatabilen, ancak zinanın çirkinliğini, faizin insanda meydana getirmiş olduğu zararları, gıybetin fenalığını, hasetliğin kötülüğün, nefsani isteklerin, hayvani duyguların bize atmış olduğu yaraların, hüküm mevkiinde ise haksız bir hüküm vermenin cezasını, yetim malını yemenin yanlışlığını, haksız yere adam öldürmelerin, Kuran'da olan vebalini, cezasını, rızık korkusuyla yavruları katletmenin, Allah'ımıza isyanı, zahirde ve batında emri ilahiyeye uymamanın felaketlerinden anlatıyoruz buyurmuşlar. Başta bu bunları takip etmemiz icap eden görevlerimizi, vazifelerimizi bileceğiz, günahlardan bir arınmaya Essalatte elhemeha fücura ve takva. Envena kötülüklerden kurtulup Allah'ımıza yakınlık kes verilecek. Yoksa zamanın futbol ahtabı olan o mübarek zahtan istifade edilmez. Biz çok büyük alışveriş merkezlerine gidiyoruz, imreniyoruz.
Diyoruz ki bir de biz girelim. Bakıyoruz ki arabanın satışı ne kadar var. Neler neler. Çok kıymetli eşyaya sahip olmak istiyoruz. Şunu da alalım bunu da alalım. Haydi al para yok hepimiz. Para olmayınca alabileceğimiz cebimizdeki paramıza kadar Hadisleri buyuruyor ki ne kadar alıcıysanız o kadar vereceğiz. Bizim gönlümüz buyuruyor. Allah'ın aşıyla dolu, Rasulünün muhabbetiyle dolu, tecellilerle dolu, validetı ilahiye ile dolu. Allah'ın feyziyle tamamen dolu. Ama sizin diyor muhabbet harçlığınız yok. İçinizde zevk yok buyuruyor. İçinizde zevk yok. Mevlana Fani Gatyasallahu Sırrı hazretleri Abdullahi Dehlevi hazretlerine varınca, ayrıldığında buyuruyor ki, hali hayli götürdü buyuruyor. Hali hayli götürdü Bazı mübarek insanlara üstadları diyor ki mesela Muhammed Bahait'in hazretleri için üstadının söylediği bir söz var. İnşallah yanlış olmaz. Ama bir hakikati ifade etmiş oluyoruz.
Diyor ki evladım ben seni doyurmam için manevi memelerim kurudu. Sende öyle bir kabiliyet var ki ben kurudum. Artık Bu nasıl olacak? Sünneti seniyyeye riayetde ve rabıta olacak. Yoksa hiç dolmaz. Bölünümüze hiçbir nur damlamaz. Dediler ya boşanma bulmayınca dolma olmaz. Yani kibirle, benlikle olmaz bu. Tamamen bir yokluk var. Bunlara riayet edersek olur. Bütün ibadet ve taatlerde Allah'ımıza yakınlığı meydana getirmek. Ehlullah mesela namaza dururken, diye başladılar. Her taate yakınlık isterler. Yolda yürürken yakınlık isterler. Derler ki bu toprak bir gün berin içine alacak dediler. Böyle bir yakınlıkla yürürler. Semavata bakarken Allah'ımızın yüce kudreti derler. Hani bir lokmayı ağızlarına sokarken bu lokma elli bin yıllık yoldan geliyor. Ya Rab bunu isyana malzeme etme. İbadet ve saatte eritdime suretiyle makam ve mertebe kazak. Bakışlarında bile öyle. Şu ne kadar güzelmiş demez.
Rabbimiz ne güzel halk etmiştir. Her an terakki içerisinde olurlar. Yani işi artık yoluna koymuş olur. Bizim de öyle olmamızı isterler. Yoksa bu dünyayı böyle boşuna çiğner geçerler derler misin? Ne güzel misal vermişler. Adamın birisi Bahaa. Yillarca çalışıyor. Irk elli sene Baha'a. Artık yaşanmış evime çeki değilim. Bak evine gideceği zaman nasıl olduysa dükkanın taban tahtalarından birisi bozulmaya yüz tutmuş. Böyle aralıklar meydana gelmiş, açılmış tahtalar arası açılmış. Bakar ki burada bazı parıltılar var. Nedir bu parıltılar diye tahtayı kaldırdığında bir de bakar ki küp küp altın dolu. Eyvah der dizlerine, burnuna vurur. Ben boşuna herhalde aksine çalışmayayım. Şu tabanda ne kadar güzel madenler varmış, ne güzel altınlar varmış. Bir küpü değil küpün üçte biri bile bana yeterdi diye dert yanar durur.
İrtihat eden kimselerin diyorlar, ölmen üzere olan bir kimsenin gözünün açılmasının sebebi bu. Cenabı Hak sadrının kapaklarını kaldırıyor. O sabrın tahtaları kalktığında kalp madenini görüyor. Ruh madenini görüyor. Letaitleri görüyor. Eyvah. Hep dedikoduyla kendimi mahvetmiş. Bir arabanın alımı satımı şu araba ondan daha yeni çıktı. Şu araba, bu araba saatlerce vaktimi geçirdi. Bir maaşın katsayısı ile uğraştırdım. Bir evin alımıyla hep vaktimi geçirdi. İşte şu neden bu kadar kazandı? Bu niye böyle oldu, şu şöyle olmuş, şunun işi böyle, bunun işi böyle, şunun evinde şu var, bunun evinde bu var diye diye diye kendimi mahvettim dedim. Hiç gerek yok. Maide suresinde yüz beş. Ayet-i celileye bakacak olursak, orada görürüz biz nasıl bir yanlışlık yaptığımızı görürüz. Şu ayet-i celîle. Ey iman şerefiyle şereflenen müminler. Siz kendinize bakın. Bu ne demek kendinize bakın?
Ne yapan sen onun bunu, kalp madeniymiş, ruh madeniymiş, dili şuraya dönmüş gözü şuralara bakarmış. Bırak sen onu bunu kendine bakmayı. Sıdri fi Azam bu ayeti celleler durun bir Ashab-ı Kiram durun diyor. Yanlış anlıyorsunuz. Siz kendinize bakın demek Nefsinizi ve ehlinizi yakıtı taş ve insan olan cehennem ateşinden kurtarın. Insanların kurtuluşu için ne kayıp yapabildim? Amel defterimi kapatmayacak ne iş yapabildim? Bu cihattır diyor Allah yolunda cihattır. Siz denilen tavsiyelere uygun olursanız, bu tarif edilen vazifelere, bir Behçetüs-Semige'deki edep ve erkana dikkat ederseniz, Ehlullah'ın eserlerine riayet ederseniz, size muhaliflerin hiçbir zararı dokunmaz siz Mevla'yı buldukça, Ayet-i Celile devam eder, Ashab-ı Kehf'e düşmanların, muhaliflerin zararı dokundu mu?
Onlar Mevla'ya dönünce, hacimetle amel edince, şirke düşmeyip, Rabbimizin her şeyden bir olduğunu kabul edince düşmanların düşmanların tapyanusun zulmü onlara zarar verdim. Üç yüz dokuz sene Rabbimiz uyuttu. Onları üç yüz dokuz sene uyuttu. Melekler de vücutları gelinmesin diye sağa sola çevirdi. Havasız kalmasın diye Kuran-ı Kerim'de geçertmecve diye bir delik açarak buradan da hava aldı. Rabbimize sığındıkları için. Rabbimizin emrine teslim oldukları için Ashab-ı Rahim'e bir şey oldu mu? Ashab-ı Rahim taş geldi mağaranın ağzını, dağ gibi bir taş kapattı. Rabbimize dönüşleri Siz Allah'ın yolunda buldukça onlar size zarar veremez. Konuşup durmayın. Böyle diyor. Bu böyle diyor konuşmamak. Siz bu Ayet-i celileye bakın diyor. Ne oldu? Rabbimize olan yakınlıkları, teamusunu korudukları, namusunu kirletmeyişi, Hakk'a vuku ve riayeti, anne ve babasına itaat sebebiyle hiçbir zarar gelmeden.
Musa Peygamberimize dört yüz sene mücadelesi var. Firavun ne zarar verildi? Kızıl denizden on iki tane yol açıldı. Ve Musa Peygamber havmiyle gitti. Nemrut'un İbrahim Aleyhisselam Ben müşriklerden değilim. Tamamen yüzümü Rabbime çevirdim. Semavatla arzı yaratan Rabbime üzere döndüm dedi de Nemrut'un ne zararı dokundu? O ateş içerisinde Cenabı Hak ül bahçesinin içerisinde oturdu. Mevla'ya dönünce Yunus peygamberi balık eritebildi mi? Zikrini yaparaka, Yusuf Peygamberimiz kuyunun dilinde aynı zikri yapa cennetten Cenab-ı Hakk'ı bir gemi vasıtasıyla bir gömlek gönderdi. Bir taşı Cebrail Aleyhisselam kuyunun içerisi böceklerle doluydu. Yılanlarla, akreplerle doluydu. O taşı kaldırdı, üzerinde durma suretiyle düşmanların buna zararı okunmadı. Yunus peygamberi balık eritemedi. Nuh peygamberi, Nuh peygamberi biliyorsunuz o gemide, o tufanda gemiyle Cenabı Hak kurtuluşa eğilir.
Misalle çoğalttırsınız bitmez ve tükenmez misalle. Yeter ki Mevla'ya yöneldin. Yani şu sebeple oldu, bu sebeple oldu, şu mani oluyor, bunun eliyle oluyor, bu karışık hiç şeref yok. Onu diyene kadar, La ilahe illallah, La ilahe illallah deyip ür yiyeceğiz. Hiç gerek yok. Kendimizi boşuna üzmüşüz diyeceksiniz. Bu ayet-i kerimeye bakarsak. Bütün insanlardan nefsimizi daha aşağı