Kalbin Kirlenmesi ve Ruhun Arınması kaydında Kalbin siyahlaşması, kararması, Nefsani arzulara uymaktan ileri gelir. Nefsin heva arzu ve istekleri on beş madde halinde ifade ediliyor. Artık kötü ahlak. Kibir gibi, hasetlik gibi, reis. Bu çok kötü bir sıfat. Böyle işte bir kin. Daha sonra tamah gibi. Adavet gibi düşmanlık gibi. Bayağı bir sıfatları var. Kötü bir sıfatları. Bunlara…
Kalbin Kirlenmesi ve Ruhun Arınması kaydında Kalbin siyahlaşması, kararması, Nefsani arzulara uymaktan ileri gelir. Nefsin heva arzu ve istekleri on beş madde halinde ifade ediliyor. Artık kötü ahlak. Kibir gibi, hasetlik gibi, reis. Bu çok kötü bir sıfat. Böyle işte bir kin. Daha sonra tamah gibi. Adavet gibi düşmanlık gibi. Bayağı bir sıfatları var. Kötü bir sıfatları. Bunlara…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbin siyahlaşması, kararması, Nefsani arzulara uymaktan ileri gelir. Nefsin heva arzu ve istekleri on beş madde halinde ifade ediliyor. Artık kötü ahlak. Kibir gibi, hasetlik gibi, reis. Bu çok kötü bir sıfat. Böyle işte bir kin. Daha sonra tamah gibi. Adavet gibi düşmanlık gibi. Bayağı bir sıfatları var. Kötü bir sıfatları. Bunlara uymaktır diyor kalbin siyahlaşmasının sebebi. Oku ve kötülük kalp. Cenabı hak korusun. Çünkü kalbimizle Rabbimizin huzuruna varacağımız için üzerinde duruluyor. Buyuruluyor ki kalbin akıbetinin Allah korusun cezası Nedir? Erran. Hayat cellelerle sadece bir işaret ediliyor. Erran kir demek. Kalbin kir tutması, kirlenmesi. Neden kirlenir? Tabii günahlarımızdan dolayı kirlenir. Bu da katılaşması. Yani duyarsızlaşıyor kalp. İşte etkilenmiyor. Okuduğum kitabı kerimimizden de etkilenmiyor. De Hadisi Muhammediyeden de. Hayırlı hikmetli sözlerden de etkilenmemesi.
Bu kapkatı. Teksil etmiyorum. Bu da kör olması. Körlük ne kadar zor insan gözü bağlı bir şekilde evinden çıksa buraya gelmek için ne kadar zor olduğu o zaman belli olur. Şu anda bilemeyiz ama Cenabı hak korusun. Böyle bir arıza meydana geldiği zaman o vakit anlar kişi. Demek ki kalbin büyük belası kirlenmesidir günahlarını. Yine tabii günahlarını kapkatı olması, tesirlenmemesi ve kır olmasıdır. Kuran-ı Kerim'de buna benzer dolu ayet celirler de mevcut zaten. Buraya ilk Sami Efendi Hazretleri buyurmuşlar. Dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin o günde bir hanesi yok. On beş kişilik bir aile iki göz olanın içerisinde. Çokça demişler, efendim size bir ev yaptıralım. Evladınız oluruz. Biz ustayız. Elimizden bu işler gelir. Demiş ki dünyayı imal edince ne olacak? Ölüp gideceğiz. Yarın ahiret var. Bununla oyalanıp da uhrevi amellerden mahrum mu kalalım diyormuş.
Sure Sami Efendi Hazretlerinin teşrifinde üzülmüş. Bir evim yoktu ki misafirdeydim diye. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz de saadet alameti olarak şunları buyuruyor. Kişinin saadetindendir. Huzurlu olmasındandır. Birincisi belki değişecek sıralama olarak ama beni süratli bir vasıta. Bir yere ulaşmak için şimdi bir ihtiyaç olduğu belli zaten. Bunun yanında zevcütün saliha tün, saliha bir zevce, hayırlı bir zevce, ibadette taatte, kocasına ibadet noktasında yardımcı ibadeti, tatil zikri, Allah'ın kullarına ikramda, misafirinde vesaire her hususta. Bir de Geniş bir ev. Evinde genişliği misafir için. Elbette bir saadettir, huzurdur insana, onlara ikram etmesi, iyilikte bulunması. Şimdi kısmetiyle geliyor. On kısmetiyle birisini yiyip dokuzunu bereket olarak Cenabı hak lütfediyor. Sonra ev sahibinin günahlarının bağışlanmasına da vesile oluyor. Ne kadar önemli.
Burada bir kimsenin evine misafir olarak vermiş. Böyle bir odası var genişçe. O gün de müderris olan böyle bir fakültenin artık dehkanı gibi diyelim o zamanın müderris'in rektörü gibi diyelim. Öğretim görevlisi gibi. Onlar toplanmışlar. Halkın ileri gelenlerinden tabii bir hocaya bir ilim ehline büyük saygısı var halkın. Toplanmışlar. Şu ayeti celileyi okumuş. Onlar için dar bir geçim vardır. Sıkıntılı bir hayat vardır. Burada tekfirlere baktığımız zaman siz de incelerseniz orada dir. Kim bizim Kuran'ımızdan ayrılırsa, o zaman hani burada zikir, hani burada ibadet tat oruç hac çeker zaten Kuran-ı Kerim her şeyi içine almıştır. Bu ayeti celile ile artık iki saat kadar görüşmüşler. Cenabı hakk'ın gönüllerine indirmiş olduğu nur ile beyan giriyorlar. Kim de tarikatimizden ayrılırsa onlar için de sıkıntılı bir hayat var. Biz bunu gelenlerimizden görüyoruz.
Ne kadar malumat sahibi olunsa bile bir gönül darlığı, bir sıkıntı hissediliyor. Hani ilim insana bir huzur temin etmiyor haşyet olmadıkça. O haşyet halini tarikatı aliye ile temin ediyorlar. Anlatmışlar tabii güzel güzel ifade buyurmuşlar. Demek ki körlük asıl körlük kalbimizin kör olması biz onları kör olarak haşrederiz. Derler ki ya Rabbi biz görüyorduk. Siz görmüyordunuz. Hakkı görmediniz. Ne itikadi yönden inanç noktasında ne böyle yol olarak İslam'ın bir yol olduğunu, Habib-i Kibriya Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin hidayet ve ilahi esası temin için geldiğini bir türlü görmediniz. Bunun için çalışıp gayret göstermediniz. Siz dünyadayken bu hakikatleri görmediğiniz için kör olarak haşrolurdunuz. Bu ne olur? Burada kalbin körlüğü bu maddi olan körlükten çok daha ağırdır. Çünkü burada kör olur adam belki gülmeyebilir.
Bura belli bir vakit ama ebedi bir hayatta kör olmak orada cennetti, nimetleriydi. İl Veysel Karani ve onun mahiyetinde velilerin bir sohbeti, Resul-i Ekrem efendimizin bir sohbeti Sallallahuallahüteala ve sellem, onun nuru cemali, Cenabı hakk'ın müşahedesi, bunları görememek kadar acı bir şey yoktur. Bunu okumuşlar. Gerçekten de çok önemli. Çok mühim. Demek ki burada görürsek orada da görüyoruz. Burada Allah'ımızın kitabını görür. Ne kadar ona uygunluğumuz varsa bunu hesap ettiğimiz sürece, işte ne kadar uyabiliyorum diyeyim, Muhasebeleriz kendimizi. Efendimizin Hadis-i Şeriflerine bakarız. Evliyaullah'ın hayatını okuruz. Bu bizim gönlümüzü çok acayip. Şimdi fırsat bulursam okuyacağın, onların öyle bir ifadeleri var ki bunu ancak bir fan sahipleri söyleyebilir yoksa kitaplarda yazdı.
Bak bunların ifade buyurdukları kitaplarda yazılmayan, Rabbimiz tarafından nur şeklinde gönüllerine inen esaslardır. Bunu okumuş baygın görünümü tabii büyük bir beraberdir. Bunu ifade buydu. Daha devam etmişler. Namusu korumak hususunda en önemli konulardan birisi de bu zaten. İki husus yerin hareketine sebep olan, huzurun bozulmasına sebep iki şey özellikle anlatılır. Biri zina birisi de faiz. Allah'ımızın emirlerini nedir? Yasakladıkları nedir? Bunu görmektir. Allah'ımızın koymuş olduğu sınırı geçmemektir. Rabbi zücelalimizin edebiyle edeplenmek habibini bile Salli Allahu Teala Yusuf buyuruyor. Rabbim beni terbiye etti ve terbiyem de ne güzel oldu buyuruyorlar. Eğer Allah'ımızın koymuş olduğu esasların dışına çıkaracak olursa insan sapıtmış olur, buyruluyor. Burada Ahzap suresindeki otuz beşinci ayetçilere geçen müminin vasfı olan sıfatlar ifade buydu.
Çünkü birbirinden değişik olabilir onlar. Fakat oradaki esastan ifade buyuruyor. Allah'u zülcelal ibadetlere vakitle tayin buyurmuştur. Mesela hac. Zilhicce ayında yapılır. Rebiolevvel ayında olmaz Zilhicce'dir. Onun vakti o hac aynı, taatini vakti. Oruç mesela Ramazan-ı Şerif'tir. İşte cuma namazı cuma günüdür. Cumartesi günü olmaz. Bir vakit tayin edilmiştir zaten. Hep tayin edilmiş, belirlenmiş. Mesela kurban belli bir ayda, belli bir günlerde yerine getirilir. Vesair taatler de öyle. Yalnız diyor için bir vakit tayini yok. Şimdi Eşref vakitler var, bura ayrı. Mesela seher vakti, istiğfar, Kuran-ı Azimüşşan'da geçer yaparız. Ama istiğbarı o seher vaktinde yaptıktan sonra öyle vakti olmaz mı? Olur. Akşam olmaz mı? Olur. Ama evla olan Seher'i istiğfarda geçirmek Cenabı hakk'ın kabulü vardır dilerse. Bunun yanında mesela mesela velasıyla buyuruyor Cenabı hak.
Cenabı hak'ı sabah ve akşam tespih edin buyuruyor. Şimdi sabah ve akşam tesbih edeceğiz de ikindi vakti yapılmaz. Ne yapalım? Bunu ifade etmek istiyorum. Mesela bundan dolayı büyüklerimiz buyuruyorlar ki, nakşi olan evradınızı seherde yaparsınız. Hadili olan evradınızı da bu proteem ve asıyla buyurulduğu için sabah ve akşam, ikindiden sonra da kadiliği evradınızı yaparsınız. Kuran-ı Kerim okunur, yaparız tabii. Çünkü Cenabı Hak buyuruyor ki Kitabı Kerim'inde. Cenabı Hakk'ı çokça zikredin. Bu ne demektir diyor. Çokça zikredin. Çokça zikretmek kalbin Cenabı Hakk'ı zikridir. Çünkü otursan da zikreder, kalksan da zikreder, yatarsan da zikreder. Uyurken de artık kalp uyanmış. Çok güzel beyan boylu. Şimdi dilimizle yaparız ama kalp artık harekete geçer de o da zikretmeye başlarsa, o zaman her an zikirdi demek. Zikr-i keti buna bağladı. Çokça Allah'ınızı zikretmeyin.
Burada kayıtlarını ortaya koydu. Çok güzel belirledi ama. Kaydesin çok iyiydi. Kalp hiçbir zaman zikirden gafil olmayacak buyuruyor. Hiçbir zaman gafil olunmayacak. Neden? Müşahede diyor. Hangimizde var bu sıfat? Müşahede hali. Konuş konuş konuş konuş konuş konuş oradan buradan hep bunlardan mahrum kaldık. Hiç gerek yok. Hep Rabbimizin zikriyle konuşsaydı, Kuran-ı Kerim'le konuşsaydı, böyle hayırlı kelamlar, rabıtayla konuşsaydı, bak müşahede hali görünce olmaz bu. Müşahede hali hayata gelişinin artık maksadını gayesini anlar. Eyvah, boş geçirmişimdir. Yok. Ne kadar uğraşmış bize büyüklerimiz çok uğraşmışlar gerçekten. Onlar buna nail olduğu için üzülmüşler. Mesela ben üstadımızdan çok iyi duyardım. Bazı kimseler için derdi. Babamın evlatları ben ricalullah olacak diye düşünüyordum buyurdular. Ama şununla bununla meşgul ola ola bundan mahrum kaltığımıza üzülüyordu.
Yani siz yerine göre bahçecilik yapıyorsunuz. Ziraatımız var. Ama dikmiş olduğumuz bahçeye o fidanlar yetişmezse insan üzülüyor. Bu maddi olan bir fidandır. Onun gibi. Onlar manevi bir fidan dikiyorlar gönüllere. O evrak ve ezkar mişkati nübüvvetleridir. Efendimiz Aleyhisselam'ın nübüvvet nurundan atılan bir tohumdur. Onun gelişmesini istiyor. Müşahede halinden dün hiçbir zaman uzak olmaması. Nedir? O huzur nedir? Huzur Fetih suresindeki son ayetler. Şimdi bunları biz kelime olarak bunları biz kelime olarak ifade ederiz de ancak yaşanan bir husus, yaşanan bir hususu şöyle belirleyebiliriz. Yine baktığımız zaman tefsirlere, Ey huzura eren nefis. Burada şunu göreceksiniz. Kekeleme Musa Aleyhisselam'dır. Cenabı hakk'ın Musa Aleyhisselam'a kelamı gibi. İşte bizi bu noktaya getirmek için çabaları gayretleri bu huzur hali bu. Evet. Yaşanır bir halde bunların zuhurunu istiyor.
Şimdi şunu ifade etti. Yukarıda zaten zikrullah için bir belirli vakit yok. Her zaman yapılır diye. Hiçbir zaman ayrılmamak her vakit Rabbımızı anmakla meşgul olmak. İşimiz gücümüzle de onu helal yoldan temini vasıtasıyla. Tabii çok yüksek bir makamı ifade ediyor olsun. Biz de buna imrenebilirsek ne ala? Yaptığımız zikri unutmak. Buradaki şeyi söylemek istiyor. Yoksa zikri terk etmek değil. Rabbi Zülcelal'imizi müşahede ile diyor. Artık suyun içerisine dalmak gibi. Suyu görmüyor, dalmış içerisine. Bu. Bundan dolayı Esadi Erbili Hazretleri buyuruyor ki murakemeyi zikret tercih edin buyurmasının sebebi de olur. Çünkü o öyle bir halin içerisindeki o anda Cenabı hak ile bir alışverişin içerisinde, manevi bir alışverişin içerisinde. Ne demek tecelliyat? O alışverişin içerisinde tamamen dalıyorum. O zaman ne olacak dalmış, zikretmeyecek mi?
İlk saat tefekkür bir yıllık saatten daha efdal, altmış yıl diyen de buyurun yıldır diyen de mevcuttur, dinilmiştir. Bu rivayet de vardır. Aman diyen de derken Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam bizi çok zengin etmeye çalışmışlar. Mesela bir kimseye yardımda bulunuyor. Diyorlar ki ben sana şunu sermaye olarak veriyorum. Sen diyor hayatını bununla idame ettirirsin. Fakat o kimse o verilerini çarçur içse, orada burada boş yere harcasa ne olur? İflas eder gider. Allah korusun. Efendimiz bize çok büyük üstadlarımız sermaye vermiş. O rabıta gibi büyük sermaye olamaz. Murakabe gibi sermaye olamaz. Aynen şunun gibi, elimize kazmayı vermiş, püre vermiş, buzeri vermiş. Artık bir madenin dağdan çıkarılması için ne gerekirse bütün alet ve edevatı vermiş. İşte bak burada maden var onu kaz demiş bize. Buyurmuş ki, kalbinde öyle bir maden var ki evladım demiş bize üstadlarımız.
Kalp Arşullah'tır Allah'ın arşı. Kentiullah'tır, Allah'ın hazinesidir. Beytullah'tır. Bunlar hep hadisleri söyledi. Cenabı hakk'ın muhabbetinin girdiği yer beni neseme aldı, ne yer? Kamil müminin kalbi aldı. Bunu çalıştır diye bize vermiş evrad ve ezkarımızı tavsiyelerini bu noktada yapmış ve diğer birçok madenler göstermiş. Şu sadırımızda göstermiş. Bak okuduğumuz Ayet celleye bu idi. Gibi olur mu Gönül? Evet. Şunun gibi Rabbi Zülcelal'imizin artık müşahede değil de tecellileridir. Mesela isimlerde tecellisi melekut alemidir. Sıfatlarda tecellisi ceberut alemidir. Zati tecellisi lahu alemidir. Bunun için kalp gözlerimizin açılmasını burada ifade ediyor. Kabe gibi biz mesela yanıyor, yakılıyor kişi Kabe'ye bir kavuşsam, bir görsen diye. Vardıktan sonra Kabe'ye bir görsem de seni yansak yakılsak değil mi? Bu zikredenin de mevhuru bulması zikrettiği Mevla'yı bulması budur. Su.
Bakıyoruz şarıl şarıl akıyor. Şelalelerde birbirimizin konuştuğunu dahi istemiyoruz. Ama o şelaleden akan sular şelale gibi akan sular, denize kavuştuğu zaman Kızılırmak denize kavuşmuş. Hiç ses çıkar mı? Bunun gibi işte. Vasını ilallah olmuş artık ses çıkmaz. O artık o nurun içerisinde Rabbimizin razı olduğu kul Sıddıkı Azam'a buyurulduğu gibi Sıddık benden razı mı diye buyuruyor. Sıddıkı Azam'ın rızasını Cenabı hak soruyor. Razı mı diye? Bir kısmı buyurmuşlar ki bu ayeti celilere geçen. Sabreden erkek ve kadınlar sabreden kapı ehlidir diyor. Biz böyle diyelim de artık iç manası sizin gönüllerinizi Allah'ın izniyle belirecektir. Vel radı, Allah'ımızdan gelen bela ve mesaibe razı olmak. Neden? O evin o evin misafirleri gibi. Her şeyini Allah'a ısmarlamış. Tabii şartlarına riayet etmek suretiyle. Bunlar da evin sahibidir. Bunun gibi.
Ayetinde de Allah'ımıza saatte daim olan erkek ve kadınlar buyruluyor. Allah'ımıza itaat ediyor, isyan diye bir şey yok. Onlar artık bu konuya gelince bu şekilde ifade edilir. Başka türlü olmaz. Helalde bile çok dikkatli. Mesela ayağını uzatmış kıbleye doğru, bunlar hiçbir günah yok. Ama Rabbimin Kabe'si oradadır diye ede ben kendisini toplayıveriyorum. Yani yeme bir haram değil. Ama efendimizin emri Muhammedisine uyarak acaba şükrünü eda edebilecek miyim diyor. Bu ayağını uzatma hususu pek muvaffak düşmez. Hani mübahlara bak büyüklerimiz, bizim kıymetli hocalarımız üstadımız hakkında konuşurken şunu diyorlardı. Mübahlara farz gibi sarılıyordu efendilerimiz diye. Bunun gibi. Hani bunları çağrıştırır bu ifadeleri, onu demek istiyorum. Allah'ımızı zikredenler beş kısımdır. Şimdi biz burada kendimizi bu teraziye vuracağız. Acaba bizim kilomuz tartımız boyumuz Nedir?
Ölçümüzü bu mübarek sözlerle almış olacağız. Bir kısmı vardır ki onun zikri aşağı dokunmuyor mu bu yüzden? Dokunmuyor. Zikreden bir kimse. Onun zikri nedir? Bir sene. Allah'ımıza hamdediyor, sena ediyor. Elhamdülillah, elhamdülillah, eş şükrü lillah. Bir kimseyle üstadımız karşılaştı. Çok hamdediyordu. Efendimiz dediler elhamdülillah ne güzel dinlerinizden bu kelimeyi tayyibe çıkıyor diye. Bu kelimeyi çok söylüyor. Demek ki böyle olan kimseler de var. Zaten ahirette de malum. Onların hali böyle olacak. Rabbimize hamd içerisinde olacaklar. Çünkü her nereye baksa Allah'ımızın nimetini görecek. Her nereye baksa. Bunu Değil suresinde Mevla-yı Zülcelal'imiz buyuruyor. Gözü her nereye ilişecek olsa Rabbimizin nimetini gördüğü için ne diyor? Elhamdülillah elhamdülillah diyor esrarı. Her nereye baksa Allah'ımızın büyük bir lütfunu ihsanını gördüğü için elhamdülillah, elhamdülillah diyor.
Bu iki gizemlerden bir kısmı böyle. Birden değişik onlara girdik. Bir kısmı da onun zikri de Allah'ımıza yalvarıp yakarmaktır. Yalnız bu dua hususu çok önemli. Bir maddi ordu olur, maddi bir ordu olur. Bunun yanında bir dua ordusu olur. Akşemseddin veli kimdi? Dua ordusunun serdarıydı. Geliyor sultan Fatih Muhammed Han Hazretleri. Sultanım Fethi ne zaman gördü? O da ellerini kaldırmış Cenabıhakk'a yalvarmıyordur. İkisi beraber gider. Kanuni Sultan Süleyman fethe giderken Muğla dolaylarında buranın ehil buranın en önde duası makbul İnsanı kimdir diyor. Sarı anayı gösteriyorlar. Rodos seferinde. Anaya geliyor. Anada öyle güzellikler var ki bir ineği var. Bir ineğiyle Allah'ımızı ona lütfetmiş, orduyu olduğu gibi sütüyle o ineğini doyuruyor. Ana dua et. Dua ederim ama başarı Cenabıhakk'a teslimiyetle olur, emrine riayetle olur. Ordunu bir imtihan et.
Armutluk diye bir mevki var oradan geçir. Ondan sonra de ki ben rahatsızlaştım armuda ihtiyacım var. Kimin çantasından armut çıkarsa başaramazsın. Çünkü haram yenmiştir. Geçer. Bilir padişah rahatsızlaştı. Parmut olan var mı? İki veya üç kişiden çıkar. Onu da orduya almazlar. Zafer Allah'ımıza bağlılıkladır. Bak şu hastalığı konuşup duruyoruz. Hiçbir de Rabbimize tam bağlanalım da, teslim olalıyla, gözyaşlarımızı akıtıp da, Mevlamıza dönelim de ayeti celilesini bir hayat edecek olsa kurtulacağız. Essane bütün maddi ne gerekiyorsa bunlara riayet etmek suretiyle maskeye de riayet ediyoruz, mesafeye de riayet ediyoruz, temizleyene, bir de buna dikkat edersek Rabbımız koruyacak, muhafaza edecek. Evet zikir hususunda bir de dua. Bir dedik ruhu bir tesbih. Biz tespih diyoruz ya, biz tespih diyoruz ya, onların o ilahi alemi müşahedesiyle sigortasının atmaması için sübhanallah demesidir.
Daha, Estağfurullah deyip Cenabıhakk'a yönelme. Bir lepazne Sami verdi hazretleri, Kaddesallahu Sırra, bir yerde oturuyor. Böyle gönül ehli kişilerden birisi diyor ki ümmetim Muhammed'in affı için istiğfar okuyor diyor. Zikri Allah ile olan vardır. Ne anlayacağız bundan şimdi? Zikri Mevla ile olan. Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Cenabı hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin.