Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. İlim bir nurdur. Allah'ımızın sıfatıdır. Yalnız hikmet ehli olmak bir başkadır. Çok alim olabiliriz malumatımız çok olur ama ne bize tesir eder ne de etrafımıza tesir eder. Ama hikmet ehli olanın sözü hem kendilerine hem de etrafına tesir eder. Bu nimetten mahrumdur takva hayatını yaşamadıkça buyuruluyor. Batılların hayatına uygun hayat, yaşandığı sürece de, Rabbi Zülcelalimizin emirlerine uygun bir yaşantının olacağını da sen zannetme. Çünkü ev hayatı ne Allah'ın dostlarına, Arifani ilahiyeye, ne Ashab-ı Kirama, ne de efendimiz aleyhissalatu vesselamın edebine erkanına uymuyorsa, yaşantımız ona uygun düşmüyorsa, o kimsede sen ibadet ve taatin sıhhatini, onun tadını, lezzetini ibadet ve taatin bizde gerçekleştireceği güzelliğin olacağını katiyen zannetme.
Mal ve şeref, üstünlük arzusu gönülde yaptığı sürece, Rabbi Zülcelal'imizin de sevgisini kalpte uyanacağını katiyen zannetmiyor. Devamlı bir üstünlük arzusu. Devamlı bir üstünlük arzusu. Daha bir gider. Allah korusun bu şirke yakın günahtır der. Allah'ımızın sevgili kulları ehli tahkiktir. Kibir, belki zahiren belli olmaz ama gönülde mühde bir arzu var. İlla daha ileride olmak, insanların nazarında bir yer edinebilmek, kabul görmeyi istemek. Böyle bir düşünceler olduğu sürece Rabbi Zülcelal'imizin de muhabbetinden nasipten olacağını zannedip. Fakir, yetim, dul, öksüz. Kimselere cefa edildiği sürece, gönülde de bir yumuşaklığın olacağını zannetmiyorum. Fakire bir acıma yok. Yetime şefkat yok. Bir dula muhtaç bir şekilde olan dula, merhamet duygusu olmadığı sürece, Aksine onlara cihan edildiği müddetçe, gönül de bir yumuşaklığın olacağını da zannetme.
Bu devamlı zannetme zannetme dediği, umma, bekleme dediği hususlar, yaşanması gereken en ulvi hasletlerdir. Nedir o gönlün yumuşaması. Eğer toprak işlenmeyecek olursa, yağan yağmurun buna ne faydası olacak. Bir taşın üzerine dökülen yağmur tanecikleri, sıçrayıp etrafa yayılacak bir santim dahi bir milimlahür santim şöyle dursun içine geçmeyecektir. Ama toprak hallolmuş olursa, sürülmüş olursa, hazır hale getirilecek olursa, elbette ki yağ, kalp, yağmur ta bunun derinliklerine kadar işleyecek ve atılan tohumlar gelişecek, büyüyecek ve istiğfar etmeyecektir. Sadece birisini söylemek istiyorum. Gönülün katılığı acıma duygusunun şefkat ve merhametin ortadan kalkması, şefaat alametindendir. Cehennem ehlinin sıfatındandır. Acıyordur, şefkat duyuyor, merhamet duyuyor. Bu insanlık ne olacak diye efendimiz aleyhissalatu vesselamın Hira mağarasına çekilip düşündüğü gibi.
Her nerede olursa olsun, o cahillerin, o müşriklerin kapılarını çalıp panayırlarda dolaşıp, ta etraftaki ülkelere mektuplar göndererek, bunlar Rabb-i Zülcelal'imizin yolunu nasıl bulacaklar diye, bir gönül rikkatine, inceliğine gelişmek ne büyük bir nimettir. Ne büyük bir nimettir. Ve Ehlullah'ın, iç elbiseleri şöyle dursun, gömlekleri, şeketleri, halk sulerine kadar suyun içerisine kalmaktaki, suyun içerisinde kalmaktaki, din hallerinin sebebi nedir? Elbette ki şefkattir, merhamettir. Gönüllerinin inceliğidir. Kişinin yavrusunun arkasında dolaşması, aman ha evladım nerelerde yaşıyor. Uygunsuz yerlerde bulunup da, kendisini vahmediyor diye, bir endişeye düşüp yavrularını gözetlemesi. Evini, ailesini, çocuğunu, çoluğunu, etrafını görmesi, elbette ki bir şefkatin, gönlün, gönlün yumuşaklığının gereğidir. Gözlerin yaşarması, iki damlası dahi halkı ilahiye vesiledir.