Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Isteklerine karşı koyma hakkında. Onun son bölümünde çok güzel bir izah var. Oraya geçmeden önce önemine binaen şunu ifade etmek istiyorum. Hepimizin işte ne yapalım, neyin edelim, böyle bir sıkıntılarımız var. Bunları nasıl halledeceğiz demelerimize en güzel okuduğumuz zaman belli olacak. Nefs-i emmarenin öyle oyunları vardır ki aynen bu şeytanın şöyle dese daha güzel anlaşılır. Yedi başlı şeytan gibidir. Bunu Saffet suresinin üçüncü sahifesinde göreceksiniz. Diye geçer. Müvednik hazretleri malumat sahibi oldukları için çok müstesna bir malumatları var. İfadeleri de hep Kuran'a uyar. Hadis-i Şeriflere uyar. Çünkü aşina olmuş onlara. Eş-Şevee, bu şeha fiilinden şehvet dindiği zaman sadece biz bir yönünü anlıyoruz öyle değil. Mesela bir zat ben diyor sığarayı terk ettim. Daha hala diyor terk etmeme rağmen küllü bir yiyesim geliyor diyor.
Teryaki çünkü. Küllü bir yiyesim geliyor. Bu fena bir tiryakiliktir. Onun arzu ve isteği çok kötüdür. Neymiş bunlar? Şeytanın başı durumunda olan eşehve, vel gada, vel kibir, vel hased, vel bu anlaşılmayabilir. Kimlilik demek. Vel hers. Bu da aşırı bir istek ve doyumsuzluk. Dünyaya olan aşırı bir istek. Bu da gösteriştir ama bunun kolayı var. Bunları biz kıracağız, yok edeceğiz. Çünkü öyle bir bela ki bunu tedavi etmezse bu bizim ruhani hayatımızı tamamen ortadan kaldırır. Bizi öldürürüm ama tedavisi var. Şimdi devre göre değişir de öldürücü hastalıklar var. Mesela verem bir tane öldürücü hastalık. Geldiği zaman adamın hayatına son verecek bir rahatsız. Mesela sıtma. Bizim büyüklerimizin duyduğumuz bu eğer sıtma on tane yorganı da üzerine alsanız, altında üşür. Bunlar altında. On üç gün sayarlarmış. O hastalığa tutuldu mu? On üç gün sonra tamam. Şimdi buna ne bulmuşlar?
Bu hastalıklara deva bulmuşlar. Şimdi sıtmadır, neremdir. Neredeyse kanser bile tedavi etmenin yolları bulunuyor. Bunun gibi. Öldürücü bir hastalık. Nasıl öldürücü desen Risale-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Küll-i Nur Kül elli dokuzuncu ayeti celile. Bunu derken hemen şunu söyleyeyim. Hepimizin kafasına, gönlüne, defterine yazılsın, silinmesin. Her bir surenin kendine has bambaşka özellikleri var. İçine bir dalarsak göreceksiniz, doyumu mümkün değil. Diyelim ki bir şehir söyleniyor. Mesela Bahçesaray'nı etmeye imkan bulamadı. İşte bir yol var dediler çok kısa geçebilirsiniz. İşte diğer tarafı dolanırsanız üç yüz kilometreye geçer varamazsınız. Anlatıyorlar, yalancı dünyanın cennetidir.
Eğer girilsin hakiki cennetin ta kendisi. Öyle olmasaydı Hazreti Ömer radiyallahu anh, Bakara suresinin tefsirini yapınca Ashab-ı Kiram'a bir deveyi kurban etmiş. Demiş ki, Bakara suresini tefsir ettin. Onun tefsiri bizim tefsire benzemez. Onu yaşıyor. Hazreti Ömer öyle deve kesmesi radiyallahu anh öyle tefsirini yaptım demek değil. Bu Hazreti Ömer Resulullah'tan ilim almış Ömer. Sa'den aleyhi ve sellem. Onun için tefsire ne gerek var ki? Uzun boylu hiç uğraşmasına gerek yok. Hangi sure deseniz, çünkü o kelimelerin Arabi kelimelerin doğu sebeplerini biliyor. Bu dilbilimcileri, dilbilimcileri bunun için hususi ta kır yerler diyelim. Suudi Arabistan'da ücra köşelerde oturan kimselerin yanında bulunurlar. Hocalarımızdan bir tanesi iki ay diyor çadır kurdum yanlarında kaldım, Bu dilin diyor anlamını asıl üzüyle öğrenebilmek için. Hakikatini biliyor, aslını biliyor ama buradaki nedir?
Buradaki şudur. Onu bir kere yaşıyor, bize buradan büyük hakikatler doğuyor. Bunun için Ashab-ı Kiram'a canlı Kuran diyor. Bize yine büyüklerimiz şunu anlatırlardı. Hocalardan biri ders veriyor. Kuran dersi veriyor. Demek ki hafızmış ki onlar, Kuran üzerine Kuran üzerine artık kıraat ilmi diyelim. Hafız olunca kıraat ilmi işte aşere, taklit, kayıbe bunları görüyorum. Nasıl ifade edebiliriz? Mesela kıraat imamlarına göre okuyuş. Mesela ve emr-emri yevmiyirilillah vedenru'dir. Mesela şeyde bunu şey yadır, şey yadır, şey edir kıraat imamlarına göre. Fakat bu on, on beş Kuran okutacağı kimselerin oturdukları minderlere yaşlı amcalar gelip oturuyor. Otur. Hoca da tövbe bir kimse onlara kalkın, yahu buraya hafıza oturacak diyen, pat oturun bunlar. Nasıl diyeyim demiş. Gönlünü kırarsak hiçbir işe yaramayacak. Oturdukları minderlerin üzerine birer Kuran-ı Kerim varmış.
Şimdi eski adet üzere yaşlılar geliyor ya, oraya oturacaklar. Kuran-ı Kerim'i görünce çekiliyorlarmış. Kuran-ı Kerim'i görünce çekiliyorlar. Demiş ki siz aslında Kuran'ın üzerinde oturuyorsunuz demek istiyormuş. Onlar öyle bir Kuran yaşayan kimsedir. Eskiden şöyle bir imtihanlaşacak. Mesela ulema-i kiranın bir var. Öğrencilerin de ona mahsus mahsus bir kisvesi var. Yani giysisi elbisesi anlayın. Bu bazı tariklarda görürsünüz bunu, bazı tariklarda mertebelere makamlara hallere göre mesela şeyhin bir giyimi olur, şeyhin bir giyim olur. Bunun yanında bakarsınız huulafa'nın da bir giyimi olur, huulafa giyiminin yanında müridanın da bir giyimi olur. Bunlar birbirlerinden farklı olur. Kuran-ı Azimüşşan'ı kıraat edenin kisvesi bir ailedir. Ruhen diyor. Onu eğer hafız olmakla birlikte amil olmuşsa, onunla amel ediyorsa onun kisvesi daha bir başkadır.
Okumuş, hafız olmuş, ilmiyle de amel etmiş, ahlakıyla da ahlaklanmış. Onun kisvesi de daha başkadır. Bunu nasıl anlarız biz? Bunu gönül lehde insanlar anlar. Ulemanın ulemaya göre bir kisvesi, ariflerin arifliğe ait bir kisvesi, hepsinin kendine hepsinin kendine mahsus bir halini müşahede ederler. Bu işte şu durumda derler, bu budur derler. Bu onların artık kendilerine gizli olmayan, aşina oldukları bilgilerdir. Meleklerde bile bu var. Kerfu bir gün melekleriyle bir diğerleri bir olmaz. Meleklerin peygamberleriyle diğerleri bir olmaz. Arşı İnsanlığın bir kisvesi olur, Müslüman olmanın bir kisvesi olur, müttakinin bir kisvesi olur, mukavreb onun da kendisine mahsus bir kisvesi olur. Onu saçının renginden bile tanırlar. Şemninle, şemaille biçiminden bilirler. İnşallah o kisrelere bürünmeye gayret edeceğiz. Zaten bu kisreyle Allah'ın huzuruna varacağız. Bunlar o. Bir halef kelimesi var.
Halef, hayırlı kimse demek. Kullanırlar ya hayrul halef, hayrul halef, hayırlı bir nesildir, hayırlı bir nesildir denilir. Kayseri'ye Sami Ramazanoğlu abdest sallallahuü sırra üst ağzımız teşrif buyurmuşlar. Etrafını ulema kirama alıyor. Böyle bir yemek sofrası hazırlanmış. Sünneti seniyyeyle ayet yerlerini yıkıyorlar. İfeyen gelip efendi hazretlerine sağ veya sol tarafından itibaren oturuyorlar. Üstazımızla hedefe, onların arasına nasıl girerim diye en sona akıyor. Mübarek ellerini yıkayıp onun bir tarafına da oturtuyor. Sağ veya sol. En geriye kaldığı için. O esnada Konya'dan Sami Efendi hazretlerinin arkadaşlarından Hacı Mehmet rast geldi diye bir zat diyor ki bizim Kayserililer böyle yapıyor ama Konyalılar olsa böyle bir harekette bulunmaz. Şimdi bu genç bir kimsedir. Genç müstahımız için. Çok genç.
Olsa olsa ya bir öğretmentir, ya bir bir Efendimiz hazretlerinin şekil ve şemail de müstesna, giyim ve kuşam olarak da o günde farklı, ya kaymakamdır diyorlar, ya vadidir, ya bir meslek sahibidir, idarecidir. Böyle derken, Sami Efendimiz bunu diyene doğru yöneliyor. Siz bunu tanıdınız mı bu zatı Mehmet Efendi? Bu hayrul halef şey Mustafa Efendi hazretlerinin evladıdır. Bizim de aynı zamanda halifelerimizden deyince Eyvah. Halben gıybetine bile razı oluyor. Beraber Yeşilhisar'ın içmecesi var. Oradan yerleri ayarlanacak, girin buyur buydu. Giderken yolda diyor ki Hasan Efendi ben seni duyardım. Ama böyle ya altmış yaşında ya yetmiş yaşında bir insan olarak tasavvur ederdim. Bu kadar genç miydin? Muhammed Masum hazretlerinin kutbiyeti kutbiyeti on iki yaştır. Abdülhalık ve Hoyrevani Hazretlerinin kemale verildiği an on altı yaşındadır.
Verirse Cenabı Hak ihsan ederse demek ki o yaşlarda da ikramda bulunuyor. Ashab deyince burada cesim de geldiği için nedir? Tehlikeli bir zümre geliyor. Tehlikeli bir zümre geliyor. Ya dau's-salah onlar namazlarını kılmıyorlar. Şimdi namazlarını zayi ettiler diyemezsiniz. Siz bakacaksınız anlamına, anlamında diyecek ki size, anlamında onlar namazı zayi ettiler. Hayır, kılmamak suretiyle onlar kendilerini zayi etmiştir. Böyle gelişigüzel anlam verilmez. Yoksa bakarız namazlarınız hayır, hayır katiye. Sen nasıl namazı zayi edebilirsin? Namazı kılmayanlar kendilerini zayi ediyorlar. Onlar şehevi arzularının peşine düştüler. Yememi hiç beğenmediler. En güzelini yemek için şehevi arzu için doldular. Giymem mi ona, gezmem mi ona, hayat yaşantı olarak tamamen ona meylettiler. Sadece bir noktasıyla değil işin. Kendi namusu varken bir başkasının namusunu düşünmeye başladılar.
Böyle pijama uzmanı yerlerini bilmeyiz. Yatağa gel bir sesi diyelim biz. Caddeden öyle bir koşuyor ki camiye erken giren bir zat hayırdır evladım diyor ama kafayı değişmiş, deli gibi geliyor. Sonra kendine gelince hocam diyor sorma. Beni cehennemin tam böyle kenarına kadar getirdiler. O hali görünce diyor yatakta da duramadım. Yorganda yatakta, ilde, bartı her şey kaldı. Kendimi diyor sokağa zor attım. Bizim bir kardeşimiz var, arar da ziyaretti veriyorum. Bu gece televizyonu almış dışarı, sabah olduğunda görenler diyorlar ki gözleri kıpkırmızı idi diyor. Kıpkırmızı gözleri. Arkadaşlar demiş bu aletin suçu yok da ben öyle yerlere baktım ki şehevi arzuyla, çektiğimi ben bilirim demiş. Çektiğimi ben bilirim şimdi bak. Bu şehvet kelimesi umumi olarak bir arzu olarak ele alındığı zaman mesela onun bunun sözünü bilmiyorsun haberin yok, yapıyorsun gıybet ama haberin yok, namuslu insanlara.
Bu gıybetin neticesi ağzını bir maddeyi sürmüşler. Madde bir sene ağzına lokma almamış. Bu bildiğimiz diyoruz. Bir sene ağzına bir şey alamıyor. Nasıl cesaret diyeceksiniz? Demek ki ölmeyecek kadar iymiş. Bu öyle bir arzu ki, öyle bir fena arzu ki, bir kardeşimiz şimdi felçtir. Allah'ımız cümle hastalarımıza şifalar ihsan buyursun felç. Bu konuşmaz. Bizde şahit olduk. Torununa da sorduk. Hiç konuşmuyor adam. Böyle diz şükür. Dedim ki, dede ya bir soru niye konuşmuyor dedim ya. Ben ahiret ediyorum bir. Kelam eder insan. Bir merhaba dedi. Ben onu söylüyor, konuşmuyor. Demiş ki torununa yavrum ben bir hadise geçirdim. Başımdan bir hadise geçti. Öyle bir kavga oldu. Ev dertleri birbirine gitti. Sonra öyle sözler söylendi ki, öyle kelamlar edildi ki gece yattığımda utanırım bir köpeği benim önüme yemem için getirdiler ama idrak ettim, diyor. Nasıl konuşuyorsun, diyor.
Biz şimdi Kayseri'den derece hemen hemen on derece var. Tekirlenme içsek, ondan düz yoldan Adana'ya giden, Niğde'ye giden yoldan dikdiysek düşünüyoruz ne yapsak, nasıl isek? Tribun açıyorlar, işte yolla alakalı olanlara, kara yollarına niye geçebilirsiniz. Halbuki her taraf sıcak, açı, haysiyet hiçbir şey yok. Biraz çıktı. Şöyle ipi çıktı. Hacıları ne geçtik? İmkan var. Öyle bir esinti ki yolu tamamen o esintiyle, esintiyle kar dolduruyor. Soğuğun şiddetiyle de hemen bulur. Bura böyle de yukarısı aman dedik biz düz yoldanyız. Efendim biz düz yoldan gitmedikçe mümkün değil. Adam biri deveye demiş ki deve kardeş, yokuşlu yolu mu seversin, inişli yolu mu seversin? Bunu diyenin gözüne şöyle bir bakmış deve, düz yola ne oldu? Bana inişli yol diyoruz. Düz yola ne oldu? Allah'ımızın koyduğu Essailübillah. Bu yola ne oldu? Essailübillah. Bu yola gördük.
Habibullah gibi sallallahu aleyhi ve sellem, Rabbimizin sevgilisinin açmış olduğu o yola ne olur? Öyle yol açtı ki nasıl yemek yiyeceğimizin yolunu açtı. Tıka basa midemizi doldurmamak şöyle dursun, birkaç lokma insanı ayakta tutacak, yiyecek ayakta. Öyle bir yol açtı ki liya gol hayvan evli yasmut dilimize bir yol açtı. Midye yol açıyor, dilimize de yak hayır söyle ya da sükut et. Gözümüze yol açtı, kulağımıza yol açtı. Hepsine hepsine Allah'ın resulü ne yaptı bir yol açtı. Hepsine bir yol açtı. Ailevi hayatımıza yol açtı. Sizin en hayırlınız ehli ile güzel geçinendir. Biz cemiyet içerisinde insanlarla beraber mutlak yaşamak mecburiyetindeyiz. Buna Allah'ın Resulü yol açtı. Her hususta yol açtı. Şimdi burada kısa bir zamanda, bir milyonun üzerindeki hadis-i şerimi sıralayacağız. Şu oturmamıza yol açtı. Ve bunu maas sadikıy, diye Rabbimiz yol açtı. Habibullah yol açtı. Ehlullah yol açtı.
Şimdi diyoruz ki yollar az geldi. Öyle yollar açtılar. Ki. Mahlukatın nefesleri aledince yollar açtılar. İnşallah oradan en güçlü en kuvvetli bir şekilde yürümeye gayret ederiz. Çünkü yaya ineli de var, motosiklete gideni de var, vasıtalarda gideni de var, trenle girenler de var, havadan gidenler de var, füze gibi gidenler de. Bu aldığımız evlat ve ezkara canlı gönülden riayet diyerek yürüdüğü gibi yürürse Allah'ın izniyle o füze dediğimiz yollar açıktır. Nedir o hangi yoldan gitti? Bir, elim ilegil. İki, hilimlegil. Yumuşak huyludur. Üçüncüsü, sünneti seniyyeye son derece bir ayet, bir senet suretiyle git. Dördüncüsü züntürle git. Hiç gönlünü dünyanın muhabbetine kaptırmadan git. Nasıl gitti? Takva ile gitti. Füze çok geç kalır. Biz Nemil suresinde Süleyman Aleyhisselam'la Belkıs'ın hadisesini okursak, yüz açıp Yumuncu'ya kadar kısa bir müddet çenenizin de gider geliriz.
İlim olarak da alırsınız, nasıl alacağım. Kırk senemi verdim diyor bir zat ve gülüşü. Kırk senemi verdim diyor. Dört saniye bile sürmez. Yeter ki biz Evrad ve Ezkarımıza edep ve erkana riayet edelim. Nasıl olur yani bu nasıl olacak? Bunu biz bilgisayarlarda neden görüyoruz oradaki bilgileri, eğer adres varsa bastığımız zaman hemen anında var. Sor diyecek ki. Bir gün bile okumadım diyen üstkazlarımıza bu şekilde gelmiştir zaten. Şehvet, çok kötü bir duygudur. Her şiin şehveti vardır, gözün şehveti vardır, boşa baktığın zaman şehvettir. Kulağın şehveti vardır. Uygunsuz sözü dinleyip de namuslu kimselere buğz etme gibi bir çılgınlığa düşmek. Bu kadar anlattım. Böyle bir mukaddime olmaz. Konuştukça konuştu, konuştukça konuştu. Allah'ımız hayırlara tebdil etsin, bu kadar söylenir. Şehveti neyle biz yok edeceğiz? Çok önemli bir hastalık. Doktor Peçete'ye yazı veriyor. Hasta açıyor.
Eğer hastalığın şiddeti fazlaysa, dolabın açın. Eğer hastalığı, şiddeti fazlaysa, dolabın açıyor. Dolabını açın, açın. Şunu içmiyor, içmiyor. Niye hasta? Hemen biz bu ilaçları kullanacağız yoksa bizi götürür mü? Allah bilir. Ruhani hayatımızı götürür. Avukatlardan birisi bize geldi. O temiz bir insandı. Avukattı ama temiz bir insandı. Geldi Mürşid-i Kamil'mizin huzuruna. Üstadımız orada bu mübarek yolun önemini anlattı. Anlattılar, anlattılar. Efendimiz çok hani bir gönlün sahibi. Öyle tabi çoğağız bilmem falan. Bu duygu düşüncelere dalmayan bir Allah'ın veli uhu. Buyurdular ki memleketinizde bir zat var. Oradan temin edersiniz. O adam öyle bir turpu ki mübarek huzurunda bir adım daha ütü atmam dedi. Biz de huzurunda bulunuyoruz ama bunu çok tatlı bir şekilde diyor. Neden dedi üstadımız. Efendim dedi, hadi ben ölürsem dedi, öyle anlattınız ki dedi.
Şimdi dedi, beni ölmeden bir adım daha öteye gitmeden niye bölmesin dedi. Üstatımız da çok seviyordu. Hatır diyorum, gördüm de kendisini. Ona evrat-ı ezkar talihleri verdim. Biz bunların hepsine muhtacız. Ondan dolayı öğle ikindiye ikindiye akşama bırakamayız namazlardı. Evrad ve ezkarda bir müddet çekiyorduk. Ondan sonra soğuttuk. Mesela şimdi bazı kardeşlerimizle görüşeceğiz hemen söyleyin. Bahara giriyoruz, şu baharın rahatlığı bizi oyalamasın diye görüşeceğiz. Onlar da arkadaşlarını anlatacaklar. Baharın gelişi bizde ne gibi baharları meydana getirecek bunu görüşüyoruz. Nedir şehvet yok edeceğim? Riyazi. Bir riyada riyazet. Az Az yemeler, az uyumalar, az konuşmalar. Yemeğini içmeye düşerek diyor hayvan gibi, haşa tanıyorum ama hayvan gibi diyor yaşamak diyor. Bazı kardeşlerimiz anlatıyorlar işte bizimle diyorlar yabancılar alışveriş yaparlar.
Diyoruz ki bunlar nasıl bir hayat geçiriyor. Onları da çok iyi tanıdıklar için. Hiç diyor aldılar onların bir istekleri neler yok. Akşam nerede oturacağız, nerede kalkacağız, ne yiyeceğiz, ne içeceğiz, bu diyor başka hiçbir şey düşünmezler. Sadece yemene. Bunun dışında bir şey yok. Büyüklerimiz yine buyururlar ya yiyip, içmeden uyumakla Mevla bulunmaz. Bu sınıf zümreyi hayvana münasip diye. Yemeler, içmeler, ona münasip. Bunu nasıl ma'vereceğiz? Yumuşak huylulukta. Bu da zorla olmaz. Şimdi bitireyim de arzilerim inşallah. Kibirinin başını biz nasıl kıracağız? Dört tevazule ve resul-ü hasedli, mülkün Cenabıhakk'a ait olduğunu istediğine verir, istediğine vermez. Bunu ilahi takdiri görmek suretiyle cimriliği nasıl yok edeceğiz? Hırsı nasıl yok edeceğiz? Ganaatetle. Burada halis olanlar çok hırsız olanlar için bazı malumatlar vermiş.
O da diyor ki hırsıyla diyor toplar toplar, ondan sonra da varislere bırakır. Hiçbirisine de kon almaz, erişemez. İrtihal etti bir kardeşimiz çok güzel sıva işlerini yapar. Zengin de diyor bir adam. Onun diyor sıva işlerini yapıyorum, çok güzel diyor malikanesi var yani büyük bir evi diyor çok güzel donattı, her şeyiyle mükemmel yapmaya çalıştı. Akşam da diyor taşınacak. Akşam diyor taşınacak. Bir haber atıp geliyor adam ölmüş. Halbuki diyor akşama yarım saat bile yok diyor, yaşıyor da. Bak işte yiyoruz, topluyoruz, zikrediyoruz. Bir şey kalmamış. Gösterişi biz Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.