Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Yani bunu muhafaza ederek çatışmamızda bazı hususlar söyleyecek. Temel sağlam olursa üzerine vuracağım bina da sağlam olur. Çürük temel üzerine hiçbir zaman bina Hz. Ömer bırakıyor. Dedi ki Ey Kabe korur lan ona La ilahe illallah diyen mümin senden üstündür. Bak bu anlamda zulüm. Şimdi bizim kuracağımız bina da temel güçlü olursa Allah'ın izniyle, Kuvvetini olursa, üzerine kaç kat bilesindir. Şimdi o gökdelenler diyoruz ya, gökdelenlerle geçin. Zannelerin Arap devletlerinde, birleşik Arap devletlerinde kuruldu. Öyle binalar kuruldular ki çok yüksek. Daha bunun da dönüyorlar, yükseğini kuracağız. Çok yüksek binalar. O binaların yüksekliği neye bağlı? Temel edilecek. Şurada, basitinden bir kermes açtı. Bunu Allah'ı ne yürüteceğiz? Yürütürken, Temel edilecek. Bir temel iletecek. İman mevzu.
İkincisi İman mevzusu dediğimiz zaman Allah'ımızın sıfatları. Basir oluşu, Semi oluşu, yüce kudret sahibi oluşu. Bir İman ve sıfatları. İkincisi nedir? İkincisi de ahiretten anlatılır. Üçüncüsü de infaktır. Şimdi biz bu işi yaparken diyeceğiz ki Rabbi zülcelal'miz Kuran-ı Azimüşşan'da bize infaktan bahis buyuruyor. Biz bunu yapıyoruz ama Kuran'a uygun bir hareket yapıyoruz deyip aşkımız çoğalacak. Gelen kardeşlerimize de siz herhalde bir nöbetle bunu yürüteceksiniz. O nöbeti diğerine verirken de bunu anlatıp veya yazın çok güzel etiğ bir şekilde edebiyata düzgün olan bir kimse bunu yazsın güzelce fayda çıksın. İkinci, temelin gücü için, kuvveti için söylüyorum arşı az ama gölgesinde gölgelenecek kimseler var. Bak bak şurada terlede miyiz? Ne var? Terleyecek ne var? Biz daha bahar ayındayız, yazda da değiliz. İşte biraz havanın sıcak olması, gittikçe sıcaklığa doğru gitmesi. Ne yaptı?
Bak terletti biz. Yarın nedir terleme? Yarın güneş tepelere kadar yaklaşacak. Tepelere kadar yaklaşacak. Düşünün o zaman ne yapacağız biz? Adam şu serin memlekette bile Kars'a gitmiştir. Kars'ta diyor ki yaylalarımız var. İnanın hayret ettik Kars'ta bu serin yerde adamın yaylaya neye ihtiyacı var? İhtiyaç duyuyor. Yarın ahirette bizim yaylamızın bulması lazım mahşerde Güneş tepelere kadar iniyordur Hatta ter havuzlara kadar geliyordur kişi diyecek ki Ya Rab bizi buradan kurtar da cehennemine at diyeceği bir zaman var. Hatta gemi diyor o terde büzecek. Kolay mı bu? Orada kimler kurtaracak? Birisi Allah yolunda infak edenler. Allah'ımızın yolunda infak edenler. İşte şu yaptığımız hizmette birincisi Kuran-ı Azimüşşan'da işaret duyulan uçsuzun biri, bir diğeri ise Saha Hadisi Muhammediye'de dolu Hadis-i Şerifler var. Efendimizin Hadis-i Şeriflerine de Arşı Azam'ın gölgesi.
Bu öyle kolay değil. Şimdi hararetin kırk beş derece olduğunu düşünelim. Elliğine doğru da yükseliyor. O kadar varmaz, o gölgede hesap edilir. Güneşte hesap edilirse altmış adam alır. Gölgede hesaba, söylüyorum. Tahammülü güç, orada ise tepelere yaklaştığı bir zamanda bizi kurtaracak olan kardeşlerimizin gruplar halinde çok güzel bunu tensip etsinler. Çok güzel ayarlasınlar. Ne yapsınlar? Bilsinler ki burada en çok ne geliyor? En çok ne gidiyorsak öz açık kardeşlerimiz, kardeşlerimiz tespit etsin. Şu daha çok gidiyor, şu daha çok gidiyor. Bakın şu hazırlansın, bu hazırlansın. Şunu yerine getirelim. Daha temel bitmez. Temelde anlatmak istiyorum. Temelin birisi de şu Çünkü burada bir azim ile gayret edilecekdi. Edilmesi şu Diyeceğiz ki Evimizden biz çekildik. Diyelim ki minibüslere bindik, otobüslere bindik, hususi vasıtalara bindik, tramvaylara bindik.
Evimizle, adamımızı Bir milyon sevap, bir milyon küçük günahı hasrettir. Çok büyük ecri var var, davacı var. Şimdi o temellerden bir tanesi de şu. Kişi sabaha çıktığı zamanı. Vücudumuzda üç yüz altmış tane eklem vardır. Şu kemikleri düşünelim. Üç yüz altmış tane eklem. Bu eklemin hepsinin nesi var? Bir sadakasının olması lazım. Efendimiz buyuruyor hepsinin bir sadakası var. Üç yüz altmış tane düşünerek gözü ama olsa şuradan bırakın siz bir amayı Allah korusun deyin ki siz işte bu Fatih camiine haydi yürü bakalım gidebilir mi? Allah korusun arabaların durumu belirledir. Bak ne kadar mühim yüz üç yüz alınmış eklemin şükrünü eda edebilmek sadakasını verdi. Rabbimiz cümlemize sıhhatler afiyetler versin. Bir kardeşimiz sıkıntı geçirdim diyor, ayaklarını geçirmiş.
Dedim ki diyor Ya Rab Rab şöyle insanların yolda giderken birbirlerinin oruçlarında sulte sulte gitmesi diye büyük bir nimetmiş dedim diyor. Nimet varlığında bilinmez. Yokluğunda bilinmez. Şimdi çok arızalı, sıkıntılı kimselere arabalar hazırladılar. Onlara göre işte vasıtalar hazırlanıyor. O yürüyemeyenlerden birisi diyor ki bu içime bulduğu için söylüyor. Yani siz şu hizmet ederken boşuna bir hizmet yapmıyorsunuz. Şimdi o arabaya biniyor binince artık röportaj yapıyorlar diyor ki bizi diyor ne olur diyor ayda bir evimizden çıkartsalar şöyle diyor etrafı bir görsek. Develi'de otuz sene askerden gelmemiş bildiğiniz üzere Cemil diye birisi bir hata böyle kulağıma geldi. Allahu alem bu askerden gelmemiş bir rahatsızlık. Hiç evden dışarı çıkamıyor, oturamıyor bile. Gelmiş ki şu memleketi beni arabanın arkasına hastaları da bir görsen. İşte eklem budur. Bu eklemin şükrü, sadakası nedir?
Allah'ınızın yolunda infak etmektir. Siz bunu hazırladınız. Hazırladığınız bunların ecri ve mükafatı ne olacak? Bu hazırladığınız arkandaki Müslümanları şimdi anlatıyorlar anlatmamız nedir? Aman anlatmadım anlatmadım. Tahammül edemiyorum insanın bir yüreği var Allah'ımız bir vicdan vermiş, bir merhamet vermiş, bir şefkat vermiş. Tahammül edemem dedi. Bana söylemem dedi. Allah'ın izniyle biliyorum geçende geldi vakfımızı görürüz tahammül edip mümkün değil. Adanılık, insanlık sınıfından çıkarmışlar böyle hayvana o kadar rica edilmez. Edilmez. İnşallah bu yaptığımız çalışmaların sonucu onlara bir yardım gelecek. Allah'ın izni ile onlara bir yardım gelecek. Şimdi anlatılan bir yer daha var. Ne elektriği var ne suyu var. Ondan sonra tahammülü mümkün değil. Bunu Erdemli'de kardeşlerimiz, hususi oraya yardımda bulunuyorlar.
İşte bu yaptığınız kermesler gibi, vesaire çalışmalarını, bu iki, haso nedir eski taş, yotma devri olur ya, yotma taş, onun gibi hayat yaşıyorlar. Sizin bu yaptığınız çalışmalara neticesi oraya yardım olarak gidiliyor. Daha başka sayamayacağımız, kardeşlerler bakın sumaliyi söyleyeyim size. Subalide görün ki şehirlik bir bayide, bir yerde, ünlü bir yerde değil. Siz bilirsiniz kümes gibi bir sene sizin yanınızda hicap ediyorum yıkananadır. Bir sene. Biz burada şimdi bir gün dahi bunu terk etmiyoruz. Ihtiyaç duyuyoruz. Bir sene buna imkan bulamıyor vücudunun temizliğine imkan bulamıyor. Bu sıkıntının içerisinde Sizin bu yaptığınız yardım buralara girecek. Anlatsa da bizim Mithat kardeşimiz bir görseniz. Tahammül edilmez. Daha da anlatmadıkların neler var? Diyoruz ki biz kendi memleketimizdekilere de bakalım. Bizim yavrumuz, biz bir gün sofrada bulunuyoruz, yemek deniyor.
Yemek yerken dedi ki şunları şunları kaldırın dedi. Kaldırın mı? Meğer karşı komşumuz, şu ekmekle lokum, Şu bizim o seçkin, kalitede bulunan lokumlarda değil. Onunla ekmeği yiyor. Yanında domates yok. Yanında başka yiyecek de yok. Pazar günü çarşıya çıktığı zaman sadece patlıcan alan. O da ucuz olduğu için. NBA bu. Öldü. Bir gün bizi burada Hidiv Kasına götürdü kardeşimiz. İkran ediyor. Çorba geldi. Şöyle haşıyı al. Kaşa kapıldım. Emin ol. Ben ağlayacağım ben tahammül ederim. Şunu götürürken gözümün önüne bu Enbiya kardeşimiz geldi. Haftada üç gün diyalize yine yiyeceği yok. Efendim yiyemeyeceğim ben rahatsız oluyorum. Efendim giye buraya geldi. Belki birkaç kaş çay var. Şimdi siz o sıkıntıda olan kardeşlerimize şu yaptığınız hizmetlerle büyük bir yardımınız olacak. Büyük bir hizmetiniz olacak. Sizi biz bütün Türkiye'deki kardeşlerimize örnek olarak sunacak.
Siz yeter ki çalışın, gayret gösterin, örnek vereceğim. Ankara'ya bunları örnek vereceğim. Konya'ya örnek vereceğim. Yahya'ya örnek vereceğim. Bir de sizi örnek olarak sunacağım. Diyeceğim ki kardeşlerimiz arkamdan tutun, o Bulkina Passo'daki kardeşlerimize hizmet için öyle bir gayret gösterirler ki evlerinde aynen sizin şu yaptığınız Pakistan'dır. Nasıl? Şimdi memleketimizde büyük bir sıkıntı oluyor. Pakistan'ın şairlerinden Muhammed İtban ayağa kaldı. Fakat gözü yaşlı olarak ayağa kala. Diyor ki neden gözünüz yaşlı deyince, bir müddet gözüm yumuldu. Ben Rasulullah'ı gördüm. Rasulullah'a dedim ki Ya Rasulullah, Allah yolunda cihad edenlerin, elinde bir bardak, onun içerisinde kan. Bu mücahitlerin senin yolunda akıtmış oldukları kanlardır Ya Rasulullah. O zaman Pakistanlılar coşturdu. Öyle oldu ki iki tane entaresi olan birisini getirdi, Allah yolunda infak etti.
Evlerimizi biliyorsunuz, bizim buzdolaplarımızın durumu geldi. Difrizler geldi. Daha başka sakladığımız yerler geldi. Ona tabii erkekini kadınını hep hissetmek suretiyle çok büyük bir azimle çalışacağız, çok büyük bir gayretle çalışacağız. Hem belki bu size kardeşler haber verecektir. Grupların ne hazırlaması gerektiğini söyleyin. Bu konuşmamızı da bunları kulaklarına verip dinlesinler. Siz buraya koyup konuştuklarımızı kaydediyorsunuz. Dinlenler ona göre gayret ve çaba gösteririz. Hacasın efendimiz bir dostuna dedi ki ağzımızdaki dilimiz Allah diye diye erise alnımız da secdeye vara vara çürürse, eğer Mevla'nın yolunda hizmet etmiyorsa, zulüm gören kardeşlerimizi, sıkıntılı olan kardeşlerimizi düşünmüyorsa bunun bize hiçbir faydası olmayacak diyor. Keşke inşallah ruhaniyetleri aramızdadır büyüklerimizin. Bulunsalar neler yapacaktı neler diyecekti.
Üstadımızın hem yaş itibariyle de hem de hususiyetlerinin müstesna oluşuyla ne kadar güzel. Bacıları, kızları, kardeşleri, hanım kardeşlerim dedi. Hanım kardeşlerim nasıl hizmet ediyorsunuz? Bu hizmetinize bizi de ortak edin, rezilinizden bize yok mu diye böyle çok güzel nasihatlerle, nelerle gönüllerimizi alır ki insanları memnun ve mesul ederdi. En çok sevindiği bunlardır mürşitlerimizin, efendilerimizin. Bir gün biz Medine'de Sami efendimizin torunu Mahmut Sami Arkayı olduğu gibi yiyeceklerle doldurmuş. İşte Bedianamız pastalar yapmış, bilmem filan yap, yürekler yapmış değil de, böyle bazı plastik kapıları nelere doldurmuş. Mahmut abi ile gidiyoruz, fakirlerin kapısını çalıp çalıp o paketlere koyuluyor. Kapıları çalıyor fakirlerin kapısının önüne koyuyor. Ellerine veriyor.
Sonra bize dedi ki dedem Rahmetullahi Sami Efendi Hazretleri şu kadar zikrettik, şu kadar ibadet ettik, şu kadar taat ettik demetten ziyade dedi. Eğer bir fakir, bir yoksul, bir sıkıntıda olan hüküm edecek olursa buna dedi sevinirler, buna memnun olurlardı. İnşallah okuduğumuz sıddık Azamlar bu zamana kadar gelip geçen Meşşa-i Kiram'ın ruhaniyeti bunlardan memnun olacak. İnşallah bunu zenginleştirirsiniz daha güzel edersiniz. Ne arzu ediliyorsa artık bilmiyorum bölgeye göre değişiyor bizim memleketimizde. Mantılar çok gider. Mantığı gider. Mesai sarmalar. Görüyorum kardeşlerimizin hazırlıklarını en güzelini yerine getireceğimize inanıyoruz. Cenabı hak hepimize başarılar Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.