Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bu biraz daha diğer ilmihal kitaplarımızdan farklı. Buradan ifa edeni okuyunca anlayacaksınız. Namazdaki edepler. Allah'ımızın huzuruna duruyoruz ya. Huzuru'l kalp, kalbi huzur, kalbi huzur dindiği zaman bu büyüklerimizin takip ettiği bir yol var. Bu Kuran-ı Kerim'le tespit verilmiş hepsi ayat-ı ilahiye de açık beyan gösterilmiştir. Birinci mertebesi Sure-i Yusuf'ta el-Mare. Ikinci mertebesi Kıyame suresinde lebvame, üçüncüsü mülhime, Şems suresinde. Mülhime gönlüne nurlar inmeye başlıyor. Artık Efendimizle buluşuyor sallallahu aleyhi ve sellem. Mutmainler huzura girmiş. Buradaki ifade buyurduğu o. Mihrapta Allah'ımızın huzuruna durduğunda, kalbinde büyük bir neşke. Bunun Türkçede karşılığı yok. İçimizde belki vardır. Yine gönlünü, ağzım açmış hayırlı kimseler de olur bunlar. Bir de aklı başında namaz kılar.
Diyeceksiniz ki burda hiçbirimizin aklı başında değil miydi? Haşa hepimizin, Rabbimizin lütuf ve keremi aklımız var. Yalnız, Allahu Ekber dediğimizde onun anlamını düşünüp aklettiğimiz, kıyamında istikamet üzere hareketimizi ifade eden, namazın bu rüknü, bize dilimizin düzgünlüğünü, kalbimizin düzgünlüğünü, alışverişimizin düzgünlüğünü, her türlü davranışımızda evimizde, markemizde nerede olursa olsun. Bunun ifade etmesi demektir aklımızın başında olarak namaz kılmak. Ve şu hudu'l hak indel veha sonsuz dikramda bulunan, Cenabı Hakk'ın huzuruna durduğumuzda, secdeye vardığımız anda, anda, subhanahana Rabbiyel Ala derken ona yakınlığımızı hissetmektir. Kime yaptığımız o secdeyi bilmektir. Bu da huşu bir korku var. Allah'ımızın emirlerine riayetsizlikten korkarız. Huşu ise azametini tanıyor. Onun büyüklüğünü tanıyıp çekiniyor.
İşte buralar hep yaşanılması gereken bize büyüklerimizin gösterdiği yoldur. Kuran-ı Azimüşşan'daki bu güzel tavsiyeleri yaşamamız için bize yollar gösteriyor. Hiç kalbinde şüphe olmaksızın kat'iyyet ve hudu'l erkani bilel-i itikaf, dönmeksin demek bu. Azalarında da bu huzur meydana gelecek. Biz böyle geçelim de bu leyince malum, bizim de imrendiğimiz güzel vasıflardır. Çünkü böyle dildikçe dökülmüş oluyoruz. Dökülüyoruz, dökülüyoruz. Bu da iyi olmaz. Çünkü şefkat ister, merhamet ister. Hiç halimiz uymadı şimdi. Ne duysanız değil. Esselamü Yahyau'n nefsul mutmainle demek en başta mı söyledim? Huzurun kalp, kalbin huzuru. Ey huzura giren nefis. Huzura girerse ne olur? Huzura girerse her şeyin mevladan bulduğunu bilir. Şu şöyle bu böyle demez. Artık gönlünde tereddüt yok. O huzur-u hediye var. Tarif edemeyiz.
Bunlar, güçlerin, yedilerin, kırkların, mücebaanın, müttaki Allah'ımızdan hakkıyla korkan, mukarreb Allah'ımıza çok yakın kulların halleridir. Biz yakın değil mi? Yaşıyoruzsa tabi yakın oluruz. Ne olmasın? Şu şükrü ibadet eden kimselersiniz? Kalbin huzuru bu Fecr suresindeki Allah'ımızın razı olduğu kendinden kalbinde beliriyor. Sanki vücudunun her noktasında razıyım kulum sadası gelir gibi oluyor. Gelir gibi oluyor diyor. Geliyor. Bu demek oluyor. Böyle olduğu zaman aradaki perdeler kalkar diyor. Allah'ımızla Celle Celalühü kendi arasındaki perdeler kalkar. Eğer aklı başında yapacak olursa taatlerini, ref'ul leke artık bunun için bir azarlama yok. Namaz kılıyoruz. Namaz kılan azarlanır mı? Ama evladımız Yazıklar olsun namaz kılanlara buyuruyor. Kılmayanlara demiyor. Namaz kılanlara buyuruyor. Artık bunu alalım biz. Yazıklar olsun.