Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Kuran-ı Kerim eğer yaşanmayacak olursa emirlerine uyup nehiylerinden kaçılmazsa onların okumuş oldukları Kuran hançerelerinden aşağı inmeyecektir diye buyruluyor. Efendimizin bir Hadis-i Şerifinde de sallallahu aleyhi ve sellem Kuran okuyunuz, emirlerine uyup nehiylerinden kaçarak okuyunuz, eğer böyle okumazsanız Kuran'ı okudum demeyiniz. Burada ifade edilmek istenen mana, gaflete düşmeyin demektir. Bir kere aklınız başınızda olarak yapın. Her işi aklınız başınızda olarak yapın. Eğer kurban kesecekseniz aklınız başınızda olarak kurban kesin. Ya Rabbi, benim kendimi boğazlamam caiz olmadığı için kendi yerime bu hayvanı boğazlıyorum deyip ona İbrahim Aleyhisselam gibi bir teslimiyet, İsmail Aleyhisselam gibi bir teslimiyet göstererek o kurbanı kesmek icap eder.
Çünkü Halıkalem Yezel sizin o kurbanlarınızdan ne etler ne de kanlardır Allah'a ulaşan ancak takvadır, ondan korkmaktır, korkup emrine yapışmaktır. O kurban kurban ibadeti vasıtasıyla Halıkı Lemyezel'e zaten kurban demek Mevla'ya yaklaşmak demek. Mevla'nın Celle Celalü kulunu kendisine yaklaştırması demek. Biz şimdi şöyle keseceğiz, böyle yapacağız, evimize bir et girsin şeklinde düşünmeyeceğiz. O evimize et girerken dahi dinimizin emirlerine öyle yapışacağız ki aklımız başımızda olarak yaparsak sadece bir taatten misal veriyorum. Ya Rab kendime boğazlamam caiz olmadığı için bu hayvanı kendi yerime boğazlıyor, sana teslimiyetimi, sana muhabbetimi, sana aşkımı ifade ediyorum demektir. Sonra o kurbandan gaye maksat Halıkı Lemyezel'e yaklaşmaktır. Ne demek o yaklaşmak? Yaklaşmak öyle bir mana, öyle bir sır ki ancak bunu yaşayanlar bilir.
Yaşadıkları için derler ki ya Rab bizi kendinden uzak kılma da istersen ateşine at, cehennemine at ama bizi kendinden uzak kılma derler. O yakınlığın hazzı ve lezzeti vücudun bütün zerrelerinde hissedilir. Aleyhissalatü vesselam efendimiz secdeyi ifade ederken secdeler eti ve yaklaş. Secdeye yaparken yaptığımız secdede Allah'ımıza en yakın olduğumuz anın olduğunu bilip bunu yaşayabilmektir. Bir gün Fatımatüz Zehra Radıyallahu Anha annemize Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ya Fatıma bana yardımcı ol, secdeler ederek yardımcı ol. Yani onların yapmış olduğu secde secde başlarını secde mahalline koymak değil, Rabbimizin rahmet kapısına koyup tecellilerine mazhar olmak demektir. Velhasıl aklımız başımızda olarak okuyacak olursak Mevla-yı Zülcelal ile dilleşmektir o.
Çünkü Kuran okuyan kimse Kuran-ı Azimüşşan'ı okuyan kimse kim Mevla-yı Zülcelal ile kim Mevla-yı Zülcelal ile konuşmayı severse Kuran okusun diye buyuruluyor. Allahu Zülcelal ile konuşmak ne demek? Aleyhissalatü vesselam efendimizin o anı ifadesinde buyurur ki ben o anı beyan etmek deyin, tasavvurlar kimin harcı onu hayal ettiğim zaman tepemden tırnağıma kadar nur oluyor diye buyuruyor. Tepemden tırnağıma kadar nur oluyor diye. O kelime harf ve ses olarak da değildir hiç şüphesiz. Biz bunu da ifade ediyorduk asıl Kuran'ı okuyanların kelime, harf ve sözle değil gönüllerini vererek, kelime de olsa harf de olsa gönüllerini vererek, kalplerini vererek okuduklarını beyan etmeye çalışıyorduk. Keşke öyle bir Kuran-ı Azimüşşan okusak doyulmaz ona. Kuran-ı Azimüşşan'a doymak mümkün değildir.
Bunun için bunun için İmam-ı Azam Rahmetullahi Ali Hazretleri bir mevzuda bir konuda içinden çıkılamayacak bir hal olunca Kuran'ı kırk defa hatmediveriyor ve mesele ortaya çıkıyor. Yine mezhep imamlarımıza ve mezhepte müçtehit olanlara baktığımız zaman Kuran ile hemhal olmuşlar. Allah'ımız ona onlara tayyi lisan çok kısa bir zamanda çok kelam ifade ediliyor. Mesela Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın Miraç'taki bin bir kelamı kılması öne bir anda diyemezsiniz, hesaba sığmaz, o akillara sığmaz, ifadeye hiç sığmaz. Abdülkadir Geylani Kaddesallahu Sırri Hazretleri her vakit her namaz vaktinde Kuran-ı Azimüşşan'a hatmediyor. Bu tayyi lisan değil de nedir? Efendimiz'de olan sallallahu aleyhi ve sellem Miraç hadisesinde o çok uzun kitaplar, kitler dolduran sözlerin bir anda zuhuru risalet olarak, peygamberlik olarak zuhur etmişse velilerde de velayet olarak zuhur eder.
Mesela İbrahim-i Buli diye bir zat günde on bin salatü selam okuyor, günde on bin salatü selam okuyor. Annesi diyor ki yavrum aklın başında olarak oku, Resulullahı görünceye kadar devam et ve sonunda da Efendimiz Aleyhissalatü Vesselamı müşahede ediyor. Efendimiz buyuruyorlar ki diğer mürşitlerden almış olduğun bütün evradı ve ezkarı bırak, ben senin mürşidinim diye buyuruyor. Bu da ayrı bir sırdır, ona mahsus bir haldir. Mesela Muhammed Baki Billah Hazretleri, Kattasallahu Sırra, gece Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmi ediyor, biraz istirahat ettikten sonra mescide geliyor, sabah namazını eda ettikten sonra güneş doğuncaya kadar o idrak vakti çok önemli. Sabah namazının bitiminden güneşin doğuncaya kadar ki, anı Allah'ımızın nurunun gönüllere daha ziyade aktığı bir zamandır, o vakti boş geçirmezler.
Bakın siz büyüklerimizle konuşup görüşecek olursanız evlerinin kapılarını, pencerelerini o zaman açarlar, bereket nüzul etsin, eve bereket girsin diye yaparlar. Nasıl ki o anda nimetin taksimi olduğu gibi gönül nimetinin de taksimidir. Eshamle ve espava aleyküm ne taksimdir. Maddi ve manevi nimetlerin yayıldığı aktığı bir zamandır. O zaman da Muhammed Baki Billah Hazretleri güneş doğuncaya kadar Yasin-i Şeriflere devam ediyor. Sonra elini kaldırıp Ya Rab geceler ne tez geçiyor, Ya Rab geceler ne tez geçiyor diyor. Çünkü sırların açıldığı bir zamandır. Baktığımız zaman büyüklerimize Kuran'a hiç doymuyorlar. Bizim Şeyh Mustafa Hulusi Gatta Sallallahü Sırra dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin evlatlarından Hacı Mehmet Yapıcı diye bir zat ruhu şad olsun. Kardeşi vefat etti taziyesine vardığımızda onu Kuran-ı Azimüşşan'ın üzerinde gördük.
Bize dedi ki Kuran'ı o kadar seviyorum ki Kuran'ın sahifelerini bile yesin geliyor. Amcamız Abdullah Efendi Rahmetullah Ali Efendimiz aleyhissalatu vesselam nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz Allah'ın huzuruna öyle varırsınız Kuran-ı Azimüşşan'a doymayan bir kimse idi. Kuran üzerinde bir cuma sabahı ruhunu Mevla'ya teslim etmiştir. Esad Erbili Katdesallahu Sırra Hazretleri bir gün dergahta buyururlar ki Kuran-ı Azimüşşan'a önem verin, Kuran-ı Azimüşşan'a önem verin, onda insanın gönlünü tesvir eden gönlüne ilahi nurların, nurların akmış olduğu bir feyiz var, bir aşk var, bir muhabbet var diye dergahta bütün Kuran-ı Azimüşşan'a yönelirler, okumuyor değiller ama daha çok dikkat ederler, doyulmaz.
Mesela yine kılavuz hafız diye bir zat yatsı namazını kıldıktan sonra üstazı alimiz Hac Hasan Efendi haddesallahu Sırra Hazretlerinin manevi kardeşi Allahu ekber der, elini bir türlü bırakmaz. Kuran-ı Azimüşşan'ı okumaya başlar Bakara suresinden neredeyse hatmedecek, zorla elini bıraktırırlar. Çünkü doyulmaz. Çünkü Mevla ile dilleşiyor artık. Doyulur mu? Kuran-ı Azimüşşan'a, İmam-ı Azam efendimizin hali malum. Kabe-i Muazzama'nın içerisine girip iki rekatta Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmettiği ve bunun misali pek çok tükenmez. Bu bir zevktir. Yine kardeşlerimizden biri biz diyor bir dağ başında dergah gibi bir mekandı. Teheccüd namazını bir zat bize kıldırdı. Kılarken öyle oldu ki Bakara suresini birinci rekatta diyor tamamladı. Birinci rekatta Bakara suresini sonra Al-i İman suresini baktık ki diyor o dergah gibi mekanın etrafını bütün kuşlar doldurdu. Çünkü onlar da dinlemek için geliyor.
Biliyorsunuz Hazreti Hudaire Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a halini anlattı. Ben Kuran okuyordum. Böyle ışıkların üzerime yıldızlar gibi indiğini gördüm. Yanımda Yahya diye de bir oğlum vardı. Bu hadiseden dolayı deve midir, at mıdır, o bir harekete geçti neredeyse yavruma zahmet verecek zannettim deyince Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz oku ey Hudayroğlu, oku ey Hudayroğlu, eğer sen okumaya devam etseydin onlar meleklerdi, daha da sana yaklaşacaklardı. Bu yaklaşmaları rahmeti ilahidir. Eğer Kuran okunursa, Kuran okunursa zikrullah yapılacak olursa melekler tabi o halkayı Arşı Azam'a kadar kuşatıp Rabbımızdan Celle Celalü o cemaatin affını talep ediyorlar. Kuran-ı Azimüşşan'ı sadece okuyup geçmek değil, onu yaşamaya önem vermelidir. Efendimiz aleyhissalatu vesselam bu hususta bize tavsiyelerde bulunuyor. Buyuruyorlar ki ancak iki kişiye gıpta edilir. Gıpta imrenilir demek.
Birisi Allah'ın kendisine mal mülk verdiği ve bu malı gece gündüz Allah yolunda harcayan kimse. Diğeri de Allah'ın Kuran-ı Kerim'i okumayı, anlamayı, öğrenmeyi lütfettiği ve öğrendiği Kuran'ın emirlerini gece gündüz uygulayan gereklerini yerine getirendir buyuruyor. Dikkat edilirse Kuran-ı Kerim'i sadece okumakla değil, sırf okumakla geçiştirmiyor. Kuran'ın emirlerini, Kuran'ın emirlerini gece gündüz uygulayan gereklerini yerine getirendir. Biraz önce arz ettiğim söz burada efendimiz aleyhissalatu vesselamın mübarek dillerinden ifade buyuruluyor. Ahir zamanda öyle bir kavim olacak ki Kuran'ı okuyacaklar fakat okumuş oldukları şeyler hançerelerinden aşağıya geçmeyecektir. Bu sadece Kuran-ı Kerim değil yaptığımız saatler de öyle. Onun için aklımız başımızda olarak yapmak.
Mesela bir silsile-i şerifeyi okurken Estağfurullahel-alıyım diye başlayacağımız evrad ve ezkarımızla Halık-ı arz u semaya eyleriz hamdu sena diye başladığımız silsile'de okuduğumuz zevat ile ruhen alaka kurabilmek. Mesela bir velinin kabrine vardık, bir Allah dostu, bir peygamberlerin kabri diyelim. Urfa'ya gittik, orada İbrahim aleyhisselam, Eyyub aleyhisselam vesair peygamberler. Kabrine vardığımız zaman ruhen alaka kurmamız gerekir. Bir Fatiha, on bir ihlas, bir Ayetül Kürsi, sonra ruhaniyetlerini nur şeklinde kalbimizde düşünüyoruz. Mesela İbrahim Aleyhisselam'ın vardığımız zaman kabrine bizden ne meydana gelecek iyi bir iletişim, iyi bir alaka kuracak olursak onun Rabbimize olan teslimiyeti ne demek oğlunu kurban etmesi demek? Çocuğuna dokunulmasını ister mi kişi? Bir parmağının sızzamasına bile razı olmaz.
Yavrusunun dahi okula kendisi götürüp getiriyor, yiyeceğini kendi hazırlıyor, kendi eliyle yediriyor. Böyle bir yavruyu kendisinde nübüvvet kokusu olan işareti olan yavrusunu kesmeye hazırlanıyor Allah'ın emridir diye. Aslında o kesme değil Allah'ımızın muhabbetinin daha çok galebe çalmasının işaretidir o. Yoksa yavrusunu kestirmek bıçağın altında onu boğazlayıp atmak değil ki. Bu teslimiyetini, tevekkülünü mesela Cebrail Aleyhisselam'a bile ne için geldin, sana acıdığım için geldim deyince hasbunallahu ve ni'mel vekil, Allah'ım bana yeter, o ne güzel vekildir diye onu bile kabul etmediğinin tevekkül sıfatı gönlümüze yerleşmeli. Onun hilmiyeti, onun ahu vah çeken bir peygamber, Rabbimizin aşkından dolayı devamlı inleyen ağlayan bir peygamber. Bunların gönlümüze yerleşmesi. Mesela hiç misafir olmadan hemen hemen bir yemeğe oturmamıştır. O sahaveti, o cömertliği, o ikramını yaşayabilmek.
Bir Eyyub Aleyhisselam'ın kabrine vardığımız zaman o kabirde Eyüp Aleyhisselam'ın ruhaniyeti ile alaka kurup sabrının bizde tecelli etmesi. Aynen bunun gibi evliyağullahın kabrinde de mesela biz sinsilede okuduk. Sıddıyı Azam'ın sadakati mesela Hazreti Selman Radıyallahu Anh'ın ibadeti taati onun secdesi, onun dünyaya hiçbir önem vermeyip evinin dahi olmadığı ağaç gölgelerinde yatıp kalktığı, bir elbise dahi istemeyip bir abası hem yorganı hem de elbisesi su olduğunu onun kanaatini dünyaya meyletmeyiş halindeki güzelliği zühdünün kalbimizde yer etmesidir. Böyle okunur silsilei Şerife. Bir çırpıda okuyup geçmek değil ki. Okuduğumuz kimselerle alaka kurabilmek, o zaman frekansımızın uyması gerekir. Ahlakımızın güzel olması gerekir. Dünyaya süs kabilinden olan dünyaya meyletmememiz gerekir. Buranın cennet olduğu bir kere hatırımızdan çıkacak.
Çıkacak, yani buraya cennet gibi ebedi gibi bakmayacağız. Bir çocuğun babasının evinde şu mal benim, şu mülk benim dediği gibi emanetçi olduğumuzu bilmek. Yani bura bize ebedi olmadığını düşünebilmek. Bunların gönlümüze gelmesi. Asıl bize mani olan zevkimize bu. Neden zevkimiz yok? Neden gönlümüzde bir ateş gözümüzde bir yaş kalmadı diyorsak sebebi bu. Bir türlü cereyan evimize gelmiyor. Neden? Elektrik gelmiyor. Lambalar yanmıyor. Tellerde kopukluk var. Dünya muhabbetiyle dünya zevkiyle yemenin içmenin arzularıyla giymenin gezmenin dolaşmanın arzularıyla o manevi teller tabi kopuyor. Gafiller de olmamız ve şeri emirlere riayetsizliğimizden hiç şüphesiz zuhur etmektedir bunlar. Hepimize tesir ediyor. Mesela aklımız başımızda olarak ne yapacağız? Hançerelerinden okudukları Kuran aşağıya geçmiyor derken sadece Kuran değil bu.
Evrad ve Ezkarımızda bile Sisila-i Şerife'yi okurken okuduğumuz zevatın ruhaniyeti ile alakadar olmak. Mesela bir Ebu'l Hasan'ı Harakani Hazretlerinin huzurunda kardeşlerimizin anlattığı, çıktığımız zaman diyor dünyanın muhabbeti tamamen gözümüzden de gönlümüzden de çıkıyor, kendimizi başka alanlarda buluyoruz diyor. Mesela İmam Buhari Hazretlerinin bir kardeşimizin ifadesi öyle olmuş, çok mühim bir kimse. Kuran-ı Azimüşşan'dan sonra ikinci kaynak Sahibi Buhari'dir. Buhari sahibi İsmail Buhari rahmetullah Ali Hazretlerinin kabrinde zaten kandiller görünürdü. Toprağını bereket için alırlardı, onun için muhafaza altına aldılar. Onun gönül aleminden istifade edebilmektir. Kuran'ı bu şekilde okursak elbette bize faydalı olacaktır. Cenabı Hak muvaffak kılsın. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.