Kalbi Selimle Büyüklere Saygı ve İmani… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Kalbi Selimle Büyüklere Saygı ve İmani Değerler
Kalbi Selimle Büyüklere Saygı ve İmani Değerler kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Büyüklere saygı hakkında. Biliyorsunuz saygı duyduğumuz nesneler var. En başta saygı duyduğumuz Halıkı Lemyezel'dir. Zaten biz onu hakkıyla da takdir edemeyiz. O kendisini nasıl vasfediyorsa o öyledir. Ama bizim ona tazim ve tepki büyük bir sevgi içerisinde bulunmak…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Büyüklere saygı hakkında. Biliyorsunuz saygı duyduğumuz nesneler var. En başta saygı duyduğumuz Halıkı Lemyezel'dir. Zaten biz onu hakkıyla da takdir edemeyiz. O kendisini nasıl vasfediyorsa o öyledir. Ama bizim ona tazim ve tepki büyük bir sevgi içerisinde bulunmak üzerimize vaciptir. Diyelim bir sıkıntıdayız. Bu sıkıntımızı birileri halledirdi gitti. Ne yaparız? Yahu bir talih şöyle yirmi, otuz senede oluyor. Ben çok sıkıntılıydım. Bu iş nasıl olacak diyordum. Şu kimse bu işimi hacretti beni. Ona saygı duyarsınız. Mevla I Zülcelal artık o sıkıntılı olduğumuz anda sıkıntımızı kaldıran kimsenin gönlüne bu düşünceyi düşünen de Mevla, yaptıran da Mevla, her şeyde onun iradesiyle bütün güzelliklerin, bütün iyiliklerin hiç şüphesiz, başı Mevla'yı zülcelal'dir. Bizi yaratan o. Bize hayat veren o. Bize rızık veren o.
Doksan dokuz ismi celali, esma I ilahiyesi, sıfatları ve fiilleri artık sonsuz kudretiyle ikram ve ihsanda bulunan o. Onu zaten biz takdir edemeyiz. Şu gözümüzün kipliğinin hareketi onun dilemesiyle. Bir şeyi yapmayı murat ettiği zaman Ol demesi yeter. Ol demesin. Saniyenin şu böyle binde biri diye. Binde birinde o iş oluyor. Şu kainatın oluşumu, semavatın, arzın ve kıyamete kadar olacak bütün işler onun bir kün emriyle kün, kün deyince büyüklerimiz kevnuna değmeden derler ya en güzelini ifade ediyorlar. Saniye nedir? Saniye bilirsiniz. Saniye dediğimizden şu ana kadar yirmi saniye geçti. O bir saniyenin binde birinde. Ol deyince olur. Şu gözümüzün görmesi onun iradesi, şu elimizi hareket ettirmek onun iradesi. Onu takdir etmek mümkün değil. Artık isimleri olsun, sıfatları olsun, fiilleri olsun. Mesela bir Kahhar ismi Celal. Bir Kahhar tsunami diyoruz ya neredeyse coğrafya değişiyor.
O denizin bir anda kabarması, o kara parçalarının yok olması, alemin altüst olması Cenabı Hak muhafaza buyursun. Tarihte bunlar görülmüştür. Hep bunun bahar sıfatıyla bir Gaffar sıfatıyla affetmesiyle de bir vahşinin imanı, bağışlanması vesaire kendisine dönüldüğü zaman lütfunun ve ihsanının coşması, bir karış ona dönüldüğü zaman bir zira hatmi santim rahmetinin gelmesi, bir zira gelince bir kulaç ilahi rahmetin zuhuru, yürüyerek kendisine, rahmetine, mağfiretine, affına ibadet ve taate yöneldiğimiz zaman koşarak ilahi rahmetin gelmesiyle gaffer sıfatı tahrip edilmez. En büyük saygı şüphesiz Rabbımızadır. Zaten sizin anne ve babanıza duyduğunuz ilgi de ona tazimdendir. Çünkü anne ve babayı biz bundan meydana gelmişiz anne ve babadan. Anne ve baba kimden meydana gelmiş? Siz bunu Adem Aleyhisselam'a kadar gideceksiniz mutlaka. O Adem Aleyhisselam ile Havva annemiz nereden meydana geldi?
Kalbi Selimle Büyüklere Saygı ve İmani Değerler ne anlatıyor?
Kalbi Selimle Büyüklere Saygı ve İmani Değerler kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Büyüklere saygı hakkında. Biliyorsunuz saygı duyduğumuz nesneler var. En başta saygı duyduğumuz Halıkı Lemyezel'dir. Zaten biz onu hakkıyla da takdir edemeyiz. O kendisini nasıl vasfediyorsa o öyledir. Ama bizim ona tazim ve tepki büyük bir sevgi içerisinde bulunmak…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Hiç şüphesiz Rabbi Zülcelal'imizin dilemesiyle oldu. Siz birbirlerinize şefkatle bakıyorsunuz, merhametle bakıyorsunuz, sevgiyle bakıyorsunuz, birbirinizi kucaklıyorsunuz. Bu nereden geliyor? Bu da o rahmetten geliyor. O rahmetin tecellisi. Anne ve babana şefkatle bakma o rahmetin eseri. Bir çocuğunu sevmen o rahmetin eseri, o rahmetiyle lütfetmiş. Akrabanın birbirine olan ilgisi zaten slair rahim deniyor ya, yakın akrabalara ilgi ve saygı. O rahimde olan bağlantı yakınlıktan dolayı Diyelim bir hocaya saygı duyuyorsun o da ilahi rahmetten geliyor ondan geliyor. Bir asinin kurtulması için tavsiyelerde bulunuyorsun. Bu şefkatin bu merhametin de ondan. Her şey ondan. O zaman bunu hakikaten Rabbi zülcelal'imizi hakkıyla takdir etmek mümkün değildir, edemezsiniz. Rabbimiz buyuruyor. Esselamü. Şimdi biz bu hususları bilemediğimiz için tembellikle bizden irane geliyor.
Yoksa bunu bilen bir insanın akşamdan sabaha kadar yapması mümkün değil. Taatlerinde kafrin hep de mümkün değil. Hizmetinde de, ona olan gayretinde de, onun sevdiği amelleri yapmakta da katiyen bir tembellik göstermez. Kim o biter? Kim o dediğimizi bir anlayabilsek en azından onun kurbiyetini, onun yakınlığını bize bizden yakındır. Biz bunu diyoruz. Çocuklarımıza dahi öğretirken diyoruz ki Cenabı hak nerede anarsan oradadır. Biz bunu söylüyoruz ama bunu söylerken iyi bir tefekküre kalsak da düşünsek desek ki biz nerede olursak olalım gizlide açıkta gizliyi ve açıyı gören, gizli deve açıkta olan her şeyi bilen Rabbimizdir desek ona yakınlığa vesiledir bu. Demek ki hakkıyla takdim mümkün değildir. Demek ki aklımızda şu bizim beynimiz, beyin. Bunda bir işaretin olması lazım onu tanıyabilmek için. Bir, hepimizin kafasında beyin var. Etten, yağdan, moleküllerden meydana gelmiştir.
Hepimizde var bu. Bey. Bu değil. Beyinden asıl maksat nedir? Akıldır, fikirdir. Bu beynimizde ne olacak? Git tefekkür olacak. Tefekkür. Düşüneceğiz biz. Sahibimle. Parkımız ne olacakmış bizim? Bizim parkımız tefekkür olacak. Düşünebileceğiz. Rabbi Zül Celalimiz göklerin ve yerin yaratılışında gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Allah-u Teala göklerin ve yerin yaratılışı ile gece gündüzün değişimini bir başka deyişle mekan ve zamanın ilahi kudretle hiç şüphesiz teşekkül eden bu kudrete delaletini, aklı selim sahiplerinin ibret nazarına sunduktan sonra ve böylece bizden varlığın gerçek bilgisine ulaştırma çabasını göstermemizi özlü bir ifade ile bildiriyor. Tefekkür edin, buyuruyor, düşünüyor. Demek ki beynimizde bir alamet olacak, bir işaret olacak. Herkeste beyin var ama öyle bir beyin değil. Tefekkürlü bir.
İşte benim arkadaşlarım vardı. Bir kısmı ahirete gitti. Ben de o yolun yolcusuyum demek. Bunu. Şimdi gözümüzde de bir alametin bulunması lazım. Ne alameti bulunacak? Bakıyoruz işte. Öyle bakma değil. Bakarken ibret alabilmek. Baktığımız eşyanın sırrını görmek. Ve biz aladenik. Bunu hep piyade, diğer hususlarda malumat sahibi olmaya çalışırız. Bir farkın olması gerekir. Bizim büyük dediğimiz kimseler bu farkından dolayı. Mesela bir ilkokul öğrencisiyle ortaokul, ortaokuldaki bir öğrenci ile lise, lisedeki öğrenciyle üniversitedeki, üniversitede okuyanla yüksek lisans yapan bir kimse, asistanlık, doçentlik, burukluk buraya kadar gitmiş kimse bir olur mu? Hiçbir olur mu? Mevla-yı Zülcelal'imiz. Yoksa o inkar eder kimse, geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse gibi mi? Ey Muhammed, sallallahu aleyhi ve sellem.
De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür, buyuruyor. Elbette bunlar bir olmayacaktır. Hiç kötülükle iyilik bir olur mu? Hiç ibadet ve taate kapananla secdeye inanle inmeyen bir olur mu? Hiç Allah'ın yolunu tanıtanla tanıtmayan bir olur mu? Hiç çocuklarını ıslah için çaba gösterenle göstermeyen bir olur mu? Kış günü yaklaşırken odunu ve kömürü var mı diye bunu araştıranla araştırmayan bir olur mu? Acaba kimin ne sıkıntısı vardır diye bunu kendisine elem, keder eden, düşünen kimseyi de düşünmeyen bir olur mu? Elbette olmayacaktır. Demek ki bir fark var. Allah'ımız her şeyiyle müstesnadır. Yarattığı hiçbir mahluka benzemez o. Bu Halıku Lem'izel'dir. Kendi zatı ile haimdir. Peygamberleri nedir? Onlar da risaletiyle, Peygamber oluşlarıyla. Tazimimiz hiç şüphesiz müstesna olmalı.
Ulemayı kirama da ilminden dolayı hafızlara hıfzından, mahlukata Cenabı hakk'ın Halık sıfatından dolayı bir tazimimiz var. Bir sevgimiz var. Tazim derken Cenabı hakk'a tazim şeklinde deyin, ona olan saygı ve sevgiden dolayı bir ilgimiz var. Bir muhabbetimiz var. Bastığımız şu toprağa bile saygımız var. Yaratanı Mevla ve sırrı saymakla bitmez. Bizi alıp içine bir hendeye atmıyor bizi. İçine alıp da bizi batırmıyor. Şu sema, sema Allah korusun çatlayıp da tepemize uçmuyor. Bunları meydana getiren kimdir? Hiç şüphesiz. Bunları meydana getiren Mevla'yı Zülcelal'dir. Dir. Bu bakımdan saygımız da, sevgimiz de elbette çok farklı olmalı. Öyle ki Rabbi zülcelalimiz o ki birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır. Çok merhametli olan Allah'ın yaratılışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bozukluk görebiliyor musun?
Ben sanatkarım, ustayım diyen kimsenin ustalığında yerine gören ne meydana geliyor? Bir eksiklik meydana geliyor. Bak diyor şurayı unutmuşum diyor. Bir ömür kendisini vermiş o işe. Vermesine rağmen çok yanlış yaptığı işler var. Ama Rabbimizin tarifi mümkün olmayan semavatı halk edişinde şöyle gözümüzü çevirip baktığımızda semada bir çatlaklık, bir bozukluk görebilir misiniz? Aksaplık görebilmek için bir deyin iki defa gözünü çevirip, bak, göz aradığı bozukluğu bulmaktan aciz ve bitkin halde sana dönecektir. And olsun ki biz dünyaya en yakın olan göğü kendine öyle oldu ki kendilerine kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık. Tarifi mümkün değil. Demek ki duyduğumuz tazimler, saygılar ve sevgiler onlardaki bir farktan dolayı.
Bir gün Bayezid-i Bistami Hazretleri herhalde nübüvvet makamı bizde beliriyor gibi bir hal meydana gelince Cenab-ı Hak bir deniz açtı. Ateşten bir deniz. Geç buyruldu. İmkan yok geçmesi mümkün değil. İşte bak nübüvvet sınırı. Ona adım atmak mümkün değil. Ulema-i kirama ilmini elim sıfatından lüt etmiş. Farkı o, taziliniz ona. Evliyaullah'a velayet sırrı Cenabı Hak ile dost olmuştur. Allah'a Celle Celalühü dostluğunda. Müttaki korkusundan dolayı takva bak bir farktır. Vera bir farktır. Nasıl bir farktır bu? Mesela biz haramlardan kaçarız. Onlarda bir başka, onlar şüpheli olanlardan da kaçarlar. Daha bir değişir. Helal olanda bile çekinirler. Acaba bir haram olabilir mi Diye bir endişe gönüllerinde mevcut. Halık ille Miyazeler saygılarından dolayı. Öyle ki o veliler gönlünde Cenabı hakk'ın dışında bir sevgiyi taşımaktan da çekinirler. Onun dışında buna masiva derler.
Ondan da şiddetle kaçarlar. Böyle güzellikleri var onların. İşte bu güzelliğinden dolayı. Bir delikanlının bir kadına olan bilgisi nedir? Cazibesi var kadının. O cazibesinden dolayı çekiciliğinden dolayı. O çekiciliği de veren hiç şüphesiz Mevladır. Aynen. Zeliha validemizin Hazreti Yusuf'a dediği gibi ya Yusuf ne güzel gözlerin var. Bunlar böldüğüm zaman yüzüme akacak. Ne güzel de pırıl pırıl yüzlerin var. Bu da koruyacak o kemiğe yakışacak. Ne güzel saçların ondan onlar bu da benden ayrılacak dediği gibi. Ne varsa Dünya ve onun üzerinden ne varsa hepsi dikecek. Hiçbir şey kalmayacak, dikecek bunlar. Bunlar bitecek. Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacak. Bitecek bunlar. O zaman bitmeyen değerlere saygı duyuyoruz biz. Yani bir velinin sert cübbesine imrendiğin yok. Yahu gidelim de şu velinin bir cübbesini görelim.
Bir sarığına bakalım. Bir gömleğini seyredelim bunun için gelmez adam. Eğer ulema-i kiramdansa İmam-ı Azam gibi, onun yolunu takip eden kimselerden ise dökmesek imamımızı işte bunların cübbesini şeyhin sarığını görelim diye gelmez adam. Bir alimin ilminden istifade için gelir, tazim onadır. Bir velinin velayet sırrını Cenabı hakk'ın kendisine onları yaklaştırmasından dolayı, bu yakınlıktan dolayı o kimseye ilgi duyar. O yakınlıktan dolayı. Onun kurbiyeti Cenabıhakk'a yakınlığından dolayı bir ilgi duyar. Demek ki tazim bu. Size kavmin ehli salah ve takvasından bir zat geldik de ona ikram ediniz. Artık ne için ikram edeceğinizi dakikalardır ifade ediyoruz. Büyüğünüze tamazıyen kıyam ediniz. İkramı seni kemale girmiş. Baktığımız zaman kemale girmiş. Gene yaş itibariyle de büyük yaşlanmış bir mümin, Ona ikram etmek Cenabıhakk'ı tazim etmek demektir.
O zaman o yaşlıya bizim duyduğumuz bilgi nedir? Çünkü sakalını onun yolunda ağartmış. Saçını onun yolunda ağartmış, onun yolunda yaşlanmış. Hayatını onun yolunda geçirmiş. Yine saygı o. Yine saygı, sevgi Rabbi zü'l-celal'imizedir. Hiç şüphesiz. Bu saygılarla, sevgilerle Rabbimiz katında bir makbuliyet elbette hasıl olacaktır. Hadis-i şerifte belki harekelemelerde yanlış olabilir, Düşündüğümüz zaman manasını şöyle olsa gerek. Hiç şüphesiz Cenabı Hak, Hiç şüphesiz Cenab-ı Hak. Kişinin ömrünü Cenab-ı Hak uzatır. Kırk ise elli mi olur? Takdir edilen ne ise o. 0 takdir ettiği kırk sene, elli sene neyse onu çok huzurlu geçirir demek olur. Çok huzurlu geçirir. Anne ve babasına ikramıyladır. Hizmet ve tedbiriat ve ihsan sebebiyle Cenabı Allah insanın ömrünü uzatır. Yani vücuduna sıhhat, kalbine bir genişlik ihsan eder de sayılı nefesleri az bir zamanda ikmal eylemez.
Hep böyle rahat bir hayat, huzurlu bir hayat geçirir. Bir lul vali deyini. Yutzuyu anil cihet. Anne ve babaya söz olarak, davranış olarak ihsan eylemek, Allah yolunda cihadda bulunmak kadar faideyi muciptir. Anne ve babaya ihsan ömrü uzatır. Bereketli bir ömür geçirir. Yalan ise rızkın bereketini koymaz. Hayırlı dua, gelecek kazaları da, sıkıntıları da giderir, giderse Mevla. Üç şey bir kimsede bulunursa amel ve ibadet maksadıyla olmaz. Üç şey vardır ki onlarla amel ve ibadet ona fayda vermez. Birincisi Cenabı Allah'a şirk. İkincisi mümin olan anne ve babasının isyan. Üçüncüsü muharebeden kaçmaktır. En güzeli biz hadis-i şerifi okuyarak ifade edersek bu olacaktır. Eğer şu, güç, husus bulunursa, o amel o kişiye fayda vermez. Ameli faydası olur. Allah'a ortak koşmak. Anne ve babaya asi olmak. Muharebe meydanından kaçmak. Efendimizin ne güzel. Hadis-i Şerifleri.
Cennet Annelerin ayakları altındadır. Şu bastığı ayağının mı altındadır? Ona saygıdadır. Ona sevgidedir. Ona şefkattedir. Ona merhamettedir. Siz küçükken nasıl onlar size sevgi duymuş, saygı duymuş, bağrına basmış, iki sene yavrusunu bağrında büyütmüş, bir ömür bunun sıkıntısını gönlünde duymuş, böyle olan anneye duyacağınız saygı ve sevgi hiç şüphesiz size cenneti kazandıracaktır. Lokman suresine bakacak olursanız bunu daha güzel bir şekilde görürsünüz. Yalnız burada biz büyüklerimizden duyduğumuzu ifade edersek daha güzel olacak. Ulema-i kiramızın koymuş olduğu bir esas vardır. O da Allah'a isyanda mahluka itaat yoktur. Anne ve baba değil de kim olursa olsun bir isyanı emredecek olursa itaat edilmez. Onlardan duyduğumuz, diyelim ki bir isyan mahalline gitti. Fakat isyan mahalline giden o ana baba orada başı döndü veya bir rahatsızlık getirdi gelemiyor. O kimseyi alıp getirecek.
Çünkü isyan yerinden onu getireceği için bu bir vazifedir. Mutlak yerine getirmesi icap eder diye ne güzel misallerle verirler. Allah'ın rızası anne ve babanın müzasındadır. Gazabı da onların gazabındadır. Bir kimse yani anne ve babasını mahsuniyetini mutip bir harekette bulunursa büyük günah sahibi olmuş olur. Anne ve babasına Halık'ına itaatkar olan kul cennetin en üst derecelerine gelir. O makamları iflas eder. Anne ve babasına muhabbetle nazar etmek, evlat için ibadet makamındadır. Yine biz büyüklerimizden duyduğumuz anlatırlar. Yaşlanan kimsenin yüzüne şeytanın tozlar silkelediğini, tozlar ve topraklar attığını, onu çok çirkin göstermek suretiyle itaat edip, saygı duyup, elinden tutup, hürmet ve tazim yapmak suretiyle ecir ve mükafata ermesin diye melhun'un yaptığı oyunlardan birisi bu. Yaşlıyı çirkin gösterir. Eğer bir davet olacak olsa onu çağırmaz.
Onun yanında oturmasına da razı olmaz ve değişik sizin de ruhunuzun daralmayacağı şekli sunmak istiyorum. Tabii yaşlı olarak bazı beşeriyetin gereği halleri olacaktır. Ondan dolayı tiksinir böyle. Onu şeytan böyle göstermeye çalışır. Ama saygıyla sevgiyle onlara ikram edilecek olursa Cenabı Hakk'ın büyük bir sevgisine saygısına erişilir. Çünkü Siz yeryüzündekilere merhamet ederseniz, Allah'ın mahlukudur acırsanız. Bir kafire hidayete erişmesi için, gece gündüz çaba gösterirseniz, bir müminin ibadet ve taatte olması için, ibadet ve taat ehlinin de Cenabı hak'ta yakın, mukarrır bir kul olması için çaba gösterirseniz o zaman Allah'ın melekleri de size merhamet eder. Sizi sever. İbadet ve saatler yapıyoruz. Elimizden geldiği kadar Cenabıhakk'a saygıda, sevgide bulunmaya gayret ediyoruz. Ama taatlerimizden bir zevk alamıyoruz. Bir şirk yok. Bir neşe yok. Bir tat yok. Gözümüzde yaş kurudu.
Kalbimiz adeta karşılaştı. Neden oldu? Nedir bu? Esad Erbili Hazretleri'nden beri devam eden Allah'ın veli kullarından biri zamanın kutbu azamına bir soru yöneltir. Der ki üstadım, belki siz ruhaniyet olarak daha yüksek bir makamdasınız. Biz buna inanıyoruz. Ama sizin üstağzınız meclise girdiği zaman bizim gözyaşlarımız durmazdı. Biz adeta bir cezbeye kapılırdık. Şimdi ise o cezbede, o gözyaşı da yok mu? Nedir bunun sebebi? Buyururlar ki, o zaman sizin beldenizde ne kadar isyan yuvası vardı. Efendim işte bir taneydi. Hepimiz birbirimizi sakındırırdık. Onun yanı başından bile geçmezdik. Değil, orada bir muamelede bulunmadık. Oraya isyan yuvası diye biz onun çevresinin yanından bile geçmezdik. Etrafından geçmezdik. Şimdi ne kadar? Sayılamayacak kadar buyururlar. Bunu yine Es'adi El-Fatiha Hazretleri üç sebebe bağlar. Birisi, birisi dini emirlere riayetsizliktir.
Büyüklerimiz ifade ettiği için, yataktaki vaziyetimiz, develer gibi çıplak olmalar, sonra banyodaki hallerimiz, görünmeyen ve görülmeyecek yerlerin açılması az bir temizlik için müstesna. Dillerimizin zikrullah'tan ziyade başka sözleri tekrar etmesi. Ya hayır söyle ya da sükut et. Hayır sözlerimizin azalması, gözümüzün hasetle bakması, uygunsuz yerlerde dolaşması, kulaklarımızın eşyanın zikrini duyması gerekirken hayvani duyguları kabardan söz ve fillere meyletmesi işte bunlardır. Buraya cereyan geliyor. Lambalar yanıyor. Eğer telde bir kopukluk olacak olursa ne kadar lambamız güzel olursa olsun bir türlü lamba yanıp da ışık vermiyor. Dini emirlere riayetsizlikten dolayı, dünyaya aşırı sevgiden, gafillerle beraber olmaktan dolayı, bizim gönlümüzdeki imanın nurunun ışığı artmıyor. Artık da gözümüz ibretle bakmıyor. Şefkatle bakmıyor. Merhametle bakmıyor. Sevgiyle bakmıyor. Çinle bakmıyor.
Kulağımız da öyle diye, azalarımız da. Bu üç hususa riayet ederseniz, aşkınız ve muhabbetiniz tarih edilmeyecek şekilde olur buyuruyorlar. Bizim bahçemize su gelecek. Suyu ayarlamışız. Bahçemiz sulanacak, meyveler sulanacak. Mutlaka da sulanması gerekir yoksa koruyacak. Suyu tutmuşuz ama bir türlü bahçemize su gelmiyor. Neden? O ark bozulmuş, değişik yerlere akıyor. O ayak argı, ibadet ve taat yerlerinde bulunması gerekirken onun aksi yerlere dönmüş. Onun aksi yerlere doğru bozulmuş, bozulmuş. Hepimiz ihsanda, ikramda, irtifakta olması gerekirken, el zulüm için zulüm için mazlumun tepesine yumruk olarak inmiş, gelmiyor. Ve diğer hususlar bundan bizim gönül alemimizdeki nimetler yok olup gidiyor. Nedir? Orada ne nimet var? Kalpteki nimetler nedir derseniz, bu nimetleri Abdülkadir Geylani, haddesallahu Sırrı hazretleri çok güzel ifade buyuruyor. Abese suresinde geçer.
Şimdi o yavrunun suçu neydi ki, siz onu toprağa gömdünüz? Ayet-i celilenin meali bu. Neydi o çocuğun suçu? Siz onu alıp da şefkatsiz ve merhametsiz şekilde toprağa bıraktınız. Acı acı bağırarak, sayalar kopararak onu toprağın altında inil inil inlettiniz. Ayet-i celilesinde şu manayı veriyor. Ne oldu size de, kalbinizdeki imanın yakin halimi, kesin inanç halimi, Ali efendimizin radiyallahu anh buyurduğu gibi, görmediğim Allah'a inanmam diye, eşyada bütün nurunu görebilmenin zevkini nasıl gönlünüze gömdünüz? Ne oldu da bu çılgınlığı yaptınız? Buyuruyor. Neden siz bir fan gibi bir nimeti gönlünüzdeki Allah'ı tanıma nimetini kalbinize gömdünüz de şimdi o neş'e ve zevkten hiçbir eser kalmadı. Yüz ellinin üzerinde güzel ahlakı siz gömdünüz de şimdi cömertliğiniz kalmadı. Ne oldu? Onları gömdünüz de sizde fakir ve yoksul acaba kimdir?
Derdi nedir diye araştırmıyorsunuz bu duyguyu, niçin gömdünüz? Neden siz iffetinizi koruma duygusunu gömüp de bir başkasının namuslarında göz ve gönül gez verdiniz? İbadet ve taatten zevk alamamamız hiç şüphesiz. Nasıl ki balın içerisine sirke karıştığında balın halaveti, tadı, lezzeti kalmadığı gibi namaz gibi miraç olan taatimize riya girdiği için haşyet nurunu, haşyet zevkini yok etti. Oruç gibi Cenabı hakk'ın ahlakı ile ahlaklanma olan takibimizde, takva bütün azamızın günahlardan korunma gibi bir güzelliği var iken bunu biz bunu biz yapmış olduğumuz yanlışlıkla sadece yemekten içmekten cinsi münasebetten uzak kalıp hakkıyla riayet gidemeyişimizden dolayı biz oruçtaki takva, zevk ve neşesini kaybettik. Cihat gibi bir taat niyetimiz Allah'ın dininin yükselmesi, duygu ve düşüncesini örtbas ettiğimiz için zevk duymaz olduk.
Bir Eba Eyyub el Ensari Hazretleri gibi, irtihal ettiğim zaman mücahitlerin, haklarının altında kalsın benim kabrim, ben cihada doyamadım zevki, bu duygunun gömülmesinden dolayı olmuş. Ve diğerlerinin de bu şekilde ifade edersiniz. Bunları hayata geçirme duygu ve düşüncesiyle cumamız mübarek olsun. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.