Kalbi Selimle Ahiret ve İyi Ahlak kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Sizlere evlatlarım demekten haya ederim. Sizlere kardeşlerim demekten de haya ederim. Sizlere kıymetli annelerinim diyorum ve bu yolda bir öncü deyin, zahirde öncü görünmekle birlikte, batında efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin, Seyyidü'l-kavun Hadimuhum, kavmin seyyidi efendisi hizmet…
Kalbi Selimle Ahiret ve İyi Ahlak kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Sizlere evlatlarım demekten haya ederim. Sizlere kardeşlerim demekten de haya ederim. Sizlere kıymetli annelerinim diyorum ve bu yolda bir öncü deyin, zahirde öncü görünmekle birlikte, batında efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin, Seyyidü'l-kavun Hadimuhum, kavmin seyyidi efendisi hizmet…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Sizlere evlatlarım demekten haya ederim. Sizlere kardeşlerim demekten de haya ederim. Sizlere kıymetli annelerinim diyorum ve bu yolda bir öncü deyin, zahirde öncü görünmekle birlikte, batında efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin, Seyyidü'l-kavun Hadimuhum, kavmin seyyidi efendisi hizmet edendir. Biz bir hizmetçi olarak burada bulunmaktayız. İnsan olarak bizim anlayışımızı, bizim düşüncelerimizi, bizim hayatımızı lekeleyen, gaflet hale düşüren nelerdir? Biz bundan kurtulmak için hangi hususlara riayet etmemiz gerekir? Bunu ifade etmek istiyorum. Başta Lokman aleyhisselam dört bin nebiyi tetkik ettim, ondan sekiz tane öğüt seçtim. O öğütlerden en sonu unutmayacağımız iki esas şudur. Birisi Allah'ımız celle celalü, ikincisi ise ölümdür. Bizi hiçbir zaman Rabbimiz unutmuyor. Eğer iradesi bir saniye duracak olsa insanın hayatı biter.
Kainat söner, ne güneşin, ne ayın, ne yıldızın ışığı kalmaz. Her şey söner, her şey biter. Böyle bir Rabbi Zülcelal'imizin azametine karşı, azim olan mevlamıza karşı saygımızı göstererek onu unutmamak. Ne demek? Onu unutmamak ne demek? Onu unutmamak ne emrediyorsa onu yapmaktır. İkincisi ise ölümdür. Ölüm bizim için en büyük derstir. Aynı zamanda ölüm ve uyku bize ders verir. Evet ölüm bize ders verir. Çünkü annemizi kaybetmişiz. Sizin de anneniz olması hasebiyle Meryem validemiz bütün kardeşlerimizin gerçek anasıdır. Çünkü o öyle bir anaydı ki bahçede bir fasulyeyi, bir nohudu toplarken bunu benim kardeşlerim gelecek, evlatlarım da demez. Kardeşlerim gelecek, misafirlerime taam olarak hazırlayacağım diyen anamızdı. O öyle bir anaydı ki, üst ağzına hiçbir zaman ihanet etmemiştir.
Hem kocası hem de üstazı alisi olan Hacı Hasan Efendimiz Biz kölelerin kölesi olmamıza rağmen maalesef evladıma neden böyle yapılıyor demiştir. Çünkü biz baktığımız zaman Rabbi Zülcelal'imizin kitabına ve İslam tarihindeki hadiselere bakıyorsunuz Sıdddik-ı Azam radiyallahu anh oğluna karşı muharebede, yahu bunlar bir aile değil mi? Aile oğlu onun kanından, etinden, sütünden, artböl ifadeleri, anne olarak diyorum, etinden, kanından, kemiğinden gelmesine rağmen din uğruna oğlum dememiştir. Hz. Ömer radiyallahu anh efendimiz, Hz. Ömer radiyallahu anh efendimiz bu bir ayinedir, yahu girilir mi Velhasıl Ashab-ı Kiram'a baktığınız zaman din uğruna anaymış, babaymış, kardeşmiş, hiçbirisini tanımadılar ve bunu Rabbi Zülcelal'imir, Kuran-ı Azimüşşan'da esamle. Demek ki din uğruna, İslam uğruna ana, baba, kardeş bunlar, bunlar düşünülmemiştir.
Okuduğum ayet-i celile-i cemile bakın oğul da olsa kardeş de olsa din uğruna bize neyi bildiriyor. Allah'a ve ahiret gününe imanda sebat eden hiçbir kimsenin, hiçbir kavmin Allah'a ve resulüne muhalefet eden kimselerle, diyelim ki Allah'ımızın emrine muhalif bir hal var, habibinin yoluna uygun olmayan bir tavır var, itaat etmek ile yükümlü olduğumuz ulü'l emir diye tarif edilen sizden olan ulü'l emir, bu otorite olan herkese işaret edilir. Bir mürşid-i kamil de bu sıraya girer. Eğer onlara karşı muhalefet eden Kuran-ı Kerim'i söylüyorum size, es-salne ve levkanu eba ehum, bunların babaları da olsa, ev ebna ehum, ya oğulları olsa, yahut da biraderleri, kardeşleri olsa, yahut soy sopları olsunlar, bunların dostlaşacaklarını görmezsin.
Siz Allah'ımızın dinini, dinini yüceltin, İslam'ı yüceltin, dinin ve İslam'ın hadimi olanlara saygı ve sevgi içerisinde olarak bu gibi yanlışlığa düşmeyin buyuruyor Mevlamız. Bizi uyaran nedir? Lokman aleyhisselam dört bin nebiyi tetkik ettim. Onlardan sekiz öğüdü seçtim. Unutmayacağınız iki husus bildiriliyor. Birisi, birisi Rabbi Zülcelal'imizdir, ikincisi de ölümdür. Diyorum ya anamız gitti, babamız gitti, etrafımız gitti, anamız deyince onu da rahmetle yad etmeden geçmemiz mümkün değildir. Biz dualarımızda bile onların ruhlarını okşarken, üstadımızla zevce-i muhteremelerini mutlak beraber ifade ederiz. Çünkü o bizim hepimizin anasıdır. Rabbi Zülcelal'imiz bize ölümden ibret almamız hususunda uykuyla bile ders veriyor. Yani ölüm geldiği zaman Cenabı Hak o kişinin ruhunu kabz ediyor.
Zaten diyor Azrail aleyhisselam bana bahane bulmayın, benim için hiçbir yanlış sözde de ifadede de bulunmayın. Ben yemeğine baktım, yemelerine, içmelerine baktım, onun nefeslerine baktım, yiyeceği bir lokma dahi kalmamış, içeceği bir damla suda yok, alacağı bir nefes de yok. Ben o şekilde ruhunu Rabbi Zülcelal'imizin emri ile kabzettim, aldım demiştir. İşte ölüm geldiği zaman Cenabı Hak bu kimsenin ruhunu alır. Velleti lemtemüt menamia ölmeyeni de uykusunda bir tür ölüme sokar. Demek ki ölüm bize ders olduğu gibi uyku da bir derstir. Diyeceksiniz ki uyku nasıl ders oluyor? Efendimiz uyku ölümün arkadaşıdır buyuruyor. Mesela biz uyuduğumuz zaman ne görebiliyoruz, ne duyabiliyoruz hiçbir şeyden haberimiz olmuyor bizim uykuya vardığımızda. Ama sabah olduğunda kalkıyoruz, sanki dirilir gibi. İşte bu size uyku uyku ölümü hatırlatsın da ibret alın. Demek ki bizi uyandıracak olan nedir? Ölüm.
Eğer ölüm bizi uyandırmazsa alemde hiçbir şey uyandırmaz. Bizim sevgili mürşid-i kamilimiz biricik efendimiz, biricik değişim mürşid-i kamil bir olur. Aynı zamanda pir olur. Rabiatü'l Adeviyye annemize Hasan-ı Basri diyor ki, ya Rabia neden iftihar ediyorsun? Hiç kadınlardan bir peygamber geldi mi? Evet diyor, kadınlardan peygamber gelmedi. Ama ya Hasan, ya Hasan hiç de kadınlardan firavunluk, firavunluk iddiasında bulunan oldu mu? Demek ki mürşid-i kamil, racülden erkeklerden gelir. Diğerleri için mesela Meryem Baridemiz için saliha bir annemizdir. Bu şekilde ifade edilirdi. Demek ki bizi uyandıracak olan ölümdür. Ölüm bizi uyandırmazsa hiçbir şeyden ders alamayız. Üstad-ı halimiz biricik mürşid-i kamilimiz şunu da ifade ederdi bize, bağlandı bendim, gidemem kapıya. Yani bağlandım ben onların kapısına, gidemem gaybiye. Elhamdülillah sizler bu güzel dersi bize verirsiniz.
Kardeşlerinin yanında yeğenleri Hafız Ahmet Efendi irtihal edince der ki kardeşim Hacı Abdullah bu yavrunun ölümü bizi uyandırması icap eder, aman ha yaşantımıza daha çok dikkat edelim derler. Demek ki ölüm ve uyku bize derstir. Aynı zamanda tebliğ yapılan kimseye de ders verir. Nasıl bu? Diyelim ki siz gidiyorsunuz şimdi kahvehaneler. Kahvehaneler kıraathanelerdir. Kıraathane nedir? Kitapların talim edildiği, İslam'ın esaslarının öğrenildiği yer demek.
Abdestimiz, namazımız, guslümüz, zekatımız, cihadımız, teblimiz, davetimiz, komşuluk hak ve hukuku, evde bir kadının kocasına, kocanın hanımına olan görevleri, çocuklarımıza olan vazifelerimiz, yavruların anne ve babaya olan vazifelerini, komşuluk hak ve hukuku diyelim, bağ ve bahçeyi sınırlarını muhafaza etmek, bir başkasına müdahale etmemek, bir yemeğin kokusunu dahi helalleşecek kadar azami derecede riayet etmenin derslerinin verildiği yerdir. İşte böyle bir yere kardeşlerimiz canı gönülden sadakatle hizmet vererek bir kütüphane oluşturuyorlar. Oradaki kimselere yapılan hizmet nedir? Mürşid-i kamillerimizden bir tanesi evladından birine der ki evladım on iki bin kişinin şekavet haline düşmemesi için çalışacaksın, onu saadet haline getireceksin. Yani cehennem ehli olmaktan cennet ehli olmasını sağlayacaksın.
Camilere girer, öyle bir şaki olan, cehennem yaranı olan pek kimseler görünmez. İsyan mahallerine girer, orada hizmetler verir ve böylece üstadına onun bildirmiş olduğu binlerce sayıyı temin eder gelir. Elhamdülillah sizin gayretlerinizle hem de hanım kardeşlerimizin en azından sizin elinizi açıp bir dua etmeniz bizim için bir ihsandır, bir ikramdır, bir lütuftur Rabbımızdan. Kalbinizden şefkat duygunuz bile bize yeter. Sizin şefkatle, merhametle hayırlı kurumların oluşması ve ona sevgiyle nazar etmeniz yardım mahiyetindedir, hiçbesiz. İşte bu gibi yerlerde neden kahvehaneler, camiler bitti mi de oralara gidiliyor derseniz, aleyhissalatu vesselam Efendimiz panayırlara gidiyordu. O panayır dediğimiz müşriklerle dolu olan gerilere bir Ebu Cehil'in kapısını elli defa aşındırmıştır. Biz bir kahvehaneye, daha iki defa gitmiş değiliz. Nasıl gidilmez?
Bu Efendimizin ahlak-ı Muhammediyesidir sallallahu aleyhi ve sellem İşte bu gibi yerlere gidildiği zaman ne olur? Kişi öğüt vermiş olur, ders vermiş olur. Onların öğüt ve ders almalarına sebep olur. Bakın Musa a. S ile Harun a. S Firavun ne gidiyor? Cenabı Hak bunları Firavun ne gönderiyor? Biz burada mümin kardeşlerimizin ayağına nasıl gitmeyiz? Onlar bizim kardeşlerimiz kendi elleriyle düşmemişlerdir oraya. O gibi mahallere düşmelerinin sebebinin birisi de biziz. Biz onlara tebliğ yapamadık. Biz onları hakka davet edemedik. Biz onları Mevla'nın yoluna çağıramadığımız için bu hale düşmüştür. Asıl sorumlu biziz. Elimde bir Ayet-i Celile var. Bu Ayet-i celilede Rabbi Zülcelal'imiz Ulema-i Kiram'ı tehdit eden bir ayettir. Buyuruyor ki Mevlamız, gerçekten Allah dostları verdin bilginleri, onları günah olan söz söylemekten ve haram yemekten alıkoysalardı ya ne kötü yapıyorlar buyuruyor.
Yani bizim görevimiz çok ağır. Nasıl haram yiyorlar? Mesela en azından devlet dairesinde çalışırken çalışmasında ihanet etmek, vaktini tamamlayacağı halde o vakitten evvel işi terk etmek, bir patrona karşı da görev böyle. Mesela üretilen mallar, satacağı malların kalitesi de çok önemlidir. Onun hatalı taraflarını gizleyerek iyi gibi göstermek suretiyle vermeleri de bir vebaldir. Bunu bizim mutlu bilen kardeşlerimizin bizim gibi insanlara anlatması icap eder. Daha uzun konudur. Bundan dolayı, kahvehane diyelim mi, sahip, isyan yerlerinde olan kimselere yapılan tavsiyelerle onların ibret ve ders almaları temin edilir. Musa Harun Cenab-ı Hak Firavun'a gönderiyor Taha Suresi kırk dört. Ayet-i celile'de. Bir önceki okuduğum ayet-i celile idi. Zümer Suresi kırk iki. Ayet-i celile idi. Şimdi Musa Aleyhisselam biraz da çekiniyor.
Taha Suresine baktığınız zaman Firavun ben enallah diyor haşa yüz bir kere aşık. Ben Allah'ım diyen bir zalim. Astığını asıyor, kestiğini kesiyor zalim. Ona karşı varırken bir ürperti geçiriyorlar. Ona rağmen Allah'ımız peygamberlerimizi gönderiyor. Ve la teni ya fi dikri, sakın ha beni zikretmeyi unutmayın buyuruyor. Demek ki bizim gücümüz, kuvvetimiz evimizdeki bereketin hasıl olması işyerimizde vesaire yerlerde, insanlar arası münasebetimizdeki bereketimiz nedir, Mevla Zülcelal'imize dönmek onu anlatmaktır. Gidiyorlar, Rabbimiz buyuruyor ki Ya Musa belki siz ona tebliğde bulunursunuz o zalime, o düşünür ve bu emri ilahinin karşısında belki titreyecektir. Şimdi bunu ele aldığımız zaman çocuklarımız ve çocuklarımız haydi evladım. Çünkü Sahabe-i Kiram evlatları Resul-i Ekrem Efendimizi görmezse onları tehdit ederlerdi. Biz de evlatlarımızı zamanın mürşid-i kamillerine ne yaparız?
Göndeririz. Aman ha durma, aman ha durma, gidin, görüşün, hayırlı tavsiyelerde bulunuruz. Biz daha çocuk yaşta idik hemen hemen. Üste ağzımızı aldı, üstazı alilerine götürerek efendim zamanın fitnesinden korkuyorum, bir tehlike olmasın, bir ders verin evladıma buyurdu. Çok az bir evrak ve ezkar alarak kurtulmamız için yalvardı yakardı Mevla'ya, ne gece dedi, ne gündüz dedi durup dinlenmedi. Diyelim ki biz çalışıyoruz ama çocukları kurtarmanın imkanı yok ki. Bir kardeşimiz ben diyor, bir kimse için iki sene uğraştım Mevlamızın yolunu bulması için. Baktım bir türlü ayağını bunun camiye yöneltemiyorum. Hayırlı mekanlara yöneltemiyorum. Kaldırdım elime Allah'ım, irşad eyle, ıslah eyle dedim. Baktım Cenab-ı Hak kalbine hidayet lütf ederek Mevla'nın yolunu buldu. Diyelim ki çocuklarımızdan muzdaripiz. Diyoruz ki evladım gel yapma, sen de Rabbi Zülcelal'imize dön, tanımıyor. Ne yapacağız?
Baktık ki dönmüyor, elimizi kaldırıp Ya Rab ıslahiyle, irşat ile, gönlüne muhabbetini lütfeyle, habibinin zevkini ihsan ile, evliyaullah'ın aşkını gönüllerine ver Ya Rab diye yalvaracağız çünkü anne ve babanın duası peygamber duası gibi kabuldür. Sonra şeytanın aldatmasına karşı bize büyük bir ibret vardır, büyük bir ders vardır. Rabbimiz bunu bize bildiriyor. Şeytandan bir dürtü gelir, şeytanın görevi o. Çünkü kıyamete kadar ömür istedi ondan dolayı devamlı insanın üzerine hücum eder. Öyle hücum eder ki aynen şu damardaki kanın dolaştığı gibi şeytan da bizim damarlarımızda dolaşır. Ne yapacağız? Nasıl tıkayacağız? Euzudibillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim diyeceğiz. Efendimizin huzurundaydı iki kişi birbiriyle tartışıyorlardı. Biri diğerine ağır söz söylüyordu. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz buyurdular ki ben bir söz biliyorum. Onu söylerlerse onlar derhal sulh olurlar.
Demek suretiyle buyurdu. Şimdi şeytanın biz yapmış olduğu bu yanlış kalbimize verdiği kötü düşüncelerden o zaten aynen bir tohuma benzer. Bir tarla düşünelim oraya tohumu atar, ondan sonra çekilir. O kötü fikir tohumunu atınca onu yaptıran nefistir. Nefis yaptırır. Şeytan kötü düşünce verir. Verir. Mesela bir komşusundaki gördüğü nimeti tahammül edemeyerek hasetlik düşüncesine o sokar. Ama bu hasetlikle kötü bir davranışa sevk eden de nefistir. Rabbi Zülcelal'imiz buyuruyor ki Onun size vermiş olduğu vesveseye karşı aman ha ders alın. Buyuruyor. Yani ibret alın, aman öğüt alın, ders alın hiç şüphesiz hakkı görenlerde tecelli eden bir güzelliktir. Yani hakkı görürler de onlar ibret alırlar, şeytanın yoluna girmezler. Nasıl girmezler? Nasıl ibret alacağız? Diyelim ki bizim evimize şu hayırlı bir insan geliyor evimize. Zamanın bir hutbu bizim evimize. Geliyor.
Bunun yanında şeytan da geliyor. Ev sahibi çıksa da şeytanın koluna girse, buyur efendim aman ha sizi bekliyorduk, her şeyi sizin için hazırladık dese nedir der? Terbiyesiz, ne fikirsiz, ne anlayışsız, ne edepsiz, ne nankör bir kimseymiş. Orada zamanın kutbunu bıraktı da şeytanın koluna girdi. Bu bize bir derstir. Eğer biz onun dürtülerine, onun aldatmalarına kapılacak olursak aynen durumumuz buna benzer. Kuran gibi bir esası terk edip onun onun sözüne uymuş oluruz. Efendimiz gibi sallallahu teala aleyhi ve sellem Rabbi Zülcelalimizin nurunu terk ederek bir kötülüğün, zulmetin, dalaletin kaynağı olan şeytana uymuş oluruz demek suretiyle ders ve ibret alırız. Mesela biz neden ders alacağız? Çünkü evrad ve ezkarımızda artık uykular da çok başladı. Dersimizi tam da yapamıyoruz. Namazlarımızda da tembellikler hasıl oluyor. Dillerimiz acayip olmaya başladı. Gözlerimiz kurudu.
Gönüllerimiz haz duymaz gibi bir hal oldu, bundan nasıl kurtulacağız biz, nasıl ders alacağız, nasıl ibret alacağız da kurtulacağız diye başımızı iki elimiz arasına alıp derin derin düşüneceğiz. O düşündüğümüzde bizim kalbimize, gönlümüze ne gelecek? Kuran-ı Kerim gelecek. Diyeceğiz ki bize en büyük kurtarıcı Allah'ın kitabı, Kerim'dir. Kuran'a sarılalım. Ona sımsıkı tutunalım. Çünkü Sıddık Azam radiyallahu anh efendimizin irtihalinde dedi ki Ya Resulallah siz ahirete göçerseniz bu ümmetin haline olacak? Efendimiz buyurdular ki Ya Sıddık ben onlara iki esas bırakıyorum birisi Kuran'dır, bir diğeri de sünnettir.
Buna sımsıkı tutulurlarsa bunlar dalalete gitmezler, yanlış yola sapmazlar, kurtulurlar, gözleri ibretle bakmak suretiyle ağlar, gönülleri nur-u ilahi ile parlar, elleri Mevla yolunda taşar, ayakları hak yolda yürür, velhasıl bedenlerini Cenab-ı Hakkın istediği şekilde kullanırlar. Demek ki Kuran bizim uyanmamız için en büyük vesiledir. Nedir, ne buyuruluyor bu Müddessir suresinde diğeri TEDEKERU onlar öğüt alırlar, nasihat-i hat alırlar Çünkü onlar görüyorlar artık şeytanın ne olduğunu öyle buyrulur. Eğer şeytanı insan görse çirkinliğinden derhal ruhunu teslim eder, buyuruyor O kadar çirkin ama bakıyorsunuz milyonlarca insanı sapıtıyor. Milyonlarca insanı sapıtıyor. Bundan dolayı Es'ade Erbili Hazretleri, Hudde sallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki iki kese bir taşa bela. Kesek dediği nedir? Tarlanın keseklerini biliyorsunuz.
Şöyle birbirine yapışmış toprağın çamur halini almış katılaşmış bir tarzıdır. Nefis ve şeytana benzetiyor, Taşta akıl. Aklı şaşırtabilir. Onun için rabıta-ı şerifeye, evradımıza, eskarımıza, zikrimize, Kuranımıza, ilmihal kitaplarımıza ve biz imanın hakikatine mutlak girmemiz girmemiz lazım. İmanın hakikati nedir? İman. İnanıyoruz biz ama imanın hakikati ameldir. İnandığımız esasların yerine getirilmesidir. Mesela burada bir emel derneği. Kurulmuş. Bu nedir? Bu bir ameldir. Eğer biz bu vesile ile yardımcı olmaya çalışırsak ne oluyor? Fakirdi, yoksuldu, ihtiyaç sahibiydi. Şimdi sadece cepleri fakir olan değil ki. Başı da da aklı da, zekası da beyni de fakir olan birçok insanlarımız var. Eğer beyni fakir olmasaydı o başkasının namusunu düşünecek kadar yanlış hale gelir miydi?
Allah'ımızın emrine, kafamızı yoracağımız, Onun yüce kudretini tefekkür edeceğimiz yerde bir başkasının işlerine, güçlerine takoz olur muydu? Olmazdı. İşte bu gibi fakirliğe de beyin fakirliğine de yardımcı olan bu kuruma hizmet etmek nedir? Muameledir, ameldir. İmanın yüzde altmış beşine tekabül eder bu. Diyelim ki bir hastadır, gidiyoruz bir ziyaretine. Eğer imkanımız olursa yardımında da bulunuruz. Bulunamasak bile geçmiş olsun. Cenab-ı Hak afiyetler versin. İnşallah iyi olursunuz diye onun gönlünü memnun etmek nedir? Muameledir. İmanın hakikati budur. Diyelim ki bir cenazedir. Cenazeye katılmak, yetimleri var, öksüzleri var, dul hanımı var, artık o halde kalmış. Onlara ianede yardımda bulunmak, onları memnun etmek, mesrur etmek nedir? Bu muameledir, imanın hakikatidir.
Mesela bir kimseyle karşılaştık, selam verip halini tatyip etmek, gönlünü almak çoluk nasıl, çocuk nasıl, ne yapıyorlar, ne ediyorlar, okuyorlar mı, okul ihtiyaçları nasıl gideriliyor, aman ha yardımcı olmaya çalışalım demek imanın hakikatidir. Bu gibi. Mesela düğününde vesair zamanlarında Kuran-ı Kerim bize nedir, büyük bir öğüttür, Müddessir Suresi elli dört ve elli beş. Ayet-i celilede, ashab-ı kerim'e, tekira, şüphesiz Kuran-ı Kerim bizim için bir öğüttür ve bir nasihattir. Kim isterse ondan çok büyük dersler çıkarır, anlar ve hak yolunu bulur. Şimdi Kuran-ı Kerim'e gireceğiz diyelim girdiğimiz zaman bizim öğütümüz, ibretimiz için biter mi? Mesela bir yeri açtım Essahillah Elmalu velbenu minu'l hayatı dünya, dünya hayatının süsüdür. Bakın Kuran bize öyle ders veriyor ki bizi gafletten kurtarıyor, gece teheccüd namazına kalkamıyorduk, derhal kalkmamıza vesile oluyor.
Kısa dahi olsa yarın kabirde istirahat vardır. Keşke istirahati de bilsek cennetiyle, cemaliyle, cennet bahçesi olmasıyla orada çok uzun bir zaman vardır. Ben bu zamanımı şu ömür rüzgarı başında eserken güzel geçireyim diye, geçireyim diye gece teheccüd namazına kalkmak, arz ettiğim gibi çocuklarımızın internet kafelerde artık oralara gitmeye de gerek kalmadı. Evlerimizde bu gibi yanlışlıklarla, bu vesile ile kötülüğe gitmelerine engel oluruz eğer kitabı kerime bakarsak. Ashab-ı Elmal mallarımız, velbenun oğullarımız, zinetü'l hayatit dünya, dünya hayatının süsleridir. Baki kalacak salih ameller ise Rabbinin indinde sevap olarak hayırlıdır, ümit olarak da hayırlıdır. Deriz ki biz kitabı Kerim'e hemen bir izni-i Teala açtım. Çıktı söylüyorum size Kuran-ı Kerim bizim uyanmamız için en büyük vasıtadır Kuran-ı Azimüşşan. Ne dedi bu ayeti celilede?
Altı bin altı yüz altmış altı ayeti celil malımız çocuğumuz öldüğümüz zaman bunların hepsi burada kalacak. Bizimle gidecek olan amellerimizdir. O zaman kendimize aşk gelir, muhabbet gelir. Nasıl oluruz? Nasıl oluruz? Bunu da misaline girecek olsak bitmez ve tükenmez. Rabiatü'l Adeviyye diyoruz ama günümüzün de raviaları var. Meryem validemiz gibi Elhamdülillah. Onlar vasıtasıyla hakkı görmüş oluruz. Kuran-ı Kerim bizi uyaran en büyük esastır. Açarız bakarız. Kuran-ı Kerim zaten bizi uyarmak için gelmemiş midir? Yasin-i Şerife baktığımız zaman biz bunu müşahede ederiz. Yasin-i Şerif'te biz Kuran-ı Kerim dendiği zaman siz böyle zannedecekceğinizi katiyen kabul etmiyorum. Siz uyanan, bilen kardeşlerimizsiniz. Size bunları anlatmamızın sebebi araba eğer altmışla gidiyorsa aman ha ölçüler içerisinde sürat seksen olsun, ulaşacağımız mekana biraz daha rahat verelim.
Eğer müsaade edilirse trafikte yüz onsa aman yüz ona çıkartalım da varacağımız yerini ise oraya bir an önce kavuşalım. Biz ibadet süratimizi, biz iman süratimizi, ibadet süratimizi, ahlak süratimizi, birbirilerimize yardımcı olma sürati arttırmak için konuşmak. Yoksa size öğüt ve nasihat verecek bizde bir halde yok. Biz sizin hizmetkarınızyız, hiçmez. Rabbi Zülcelal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'da buyuruyor. Sadece Kuran-ı Azimüşşan işte düğünde dernekte haydi hafız bir Kuran oku da ayrılalım. Mesela bir cenaze yerinde bir Kuran oku girelim diyelim. Bu gibi merasimlerde, sünnet merasimidir, burada okunup da ayrılan bir kitap değildir. Bakın Rabbimiz ne buyuruyor. Hayatımızın her anını kaplayıp bize ibret ve ders verdiğini söylemek istiyorum.
Sadece ölüm anlarında ne de değil düğünlerimizde, değneklerimizde değil, hayatımızın her alanında yememizde, içmemizde, yatmamızda, kalkmamızda, çocuklarımızı irşatta, ıslahta, etrafımızda olan saygımızda bitmez tükenmez, dilimizin gıybetten durmasında, gözümüzün hasetle bakmasından kurtulmamızda, elimizin cömertliğinde, ayağımızın Mevla yolunda yürümesinde, ne diyeyim artık, kalbimizin ilahi korku ile dolmasında, gönlümüze imanın ziyasının daha da artarak bedenimizin her yerini işgal etmesinde, takva gibi, münib olup Mevla-yı Zülcelal'e dönmemizde en büyük vesiledir. Her an ihtiyacımız olan bir esastır esame. Kuran diri olanları uyarsın. Demek ki sadece ölenler üzerine değil de mesela diyor bunun şer'i yönünü araştırırsınız kırk. Günü derler elli iki.
Günü derler biz buna yok demeyişimizin sebebi bu vesile ile fakir ve yoksul görülüyor diye seslenmiyoruz Mesela bazı günlerde ne yapılıyor? Annem ve babam için diyor geçmişlerim için Kuran okutacağım. Bu sadece ölüler için değil diri olanları uyarsın da faize gitmesin, uyarsın uyarsın da ticari ahlaksızlığa düşmesin, uyarsın da Allah korusun sizin huzurunuza söylemekten yine haya ediyorum. Çılgınca bir tavır diyeyim bu kadar haya ederim gibi kıymetli kardeşlerimizin huzurunda. Kuran diri olanları uyarsın ve kafirler cezayı hak etsin etsin diye indirilmiştir. Neymiş? Bizim ibret alacağımız hayatımızın her safhasına hitap eden ilahi kitaptır. Diyeceksiniz ki bizim hayatımızın her anına nasıl hitap eder? Öğüne hitap eder ki şu adımımızı atacağımıza hitap eder. Yeryüzünde semi ve velaten şu fil ardu meraha yeryüzünde kibirle yürümeyin.
Mesela sesinizin tonuna kadar birbirinizi kırmayın, birbirinizi rencide etmeyin ancak dini hususlar müstesna. Dini mesele olduğu zaman mesela Sıddık-ı Azam Kabe'nin karşısında oturuyordu. Otururken babası Ebu Kuhafe Peygamberimize münasebetsiz bir söz söyledi. Öyle bir tokat indirdi ki, nasıl efendimizi seviyorsa sallallahu aleyhi ve sellem babası birkaç takla attı. Efendimiz duyunca dedi ki Ya Sıddık babana böyle bir muamelede bulunmuşsun. O senin baban değil miydi? Siz bir aile değil misiniz deyince dedi ki ya Resulallah yanımda kılıcım yok. Size muhalefet edince bize anne ve baba görünmez, kardeş ve bacı görünmez. Boynunu vururum dedi. Kuran bizim için en büyük öğüt ve nasihattir. Yine bizi uyandıracak nedir? Mesela azabın ansızın gelmesi. Bu epiyi bir sıkıntı geçirdik. Van'da geçirdik. Erçel oldu.
Mesela bir deprem hadisesi, Cenab-ı Hak bütün kardeşlerimizi müminleri muhafaza buyursun. Öyle bir gönül ki inşallah böyle bir gönle nail oluruz, hiçbir kardeşimiz sıkıntı görmesin. Bizim sıkıntımız ahiret sıkıntısı olsun. Nasıl öleceğiz, huzura nasıl varacağız, nasıl hesap vereceğiz, acaba hangi imada kalkacağız, defterimizi nereden alacağız? Mizanımız, sıratımız, mahşer bunları tefekkür olmalı. Şimdi Erciş'te diyelim, adamlar diyor biz çay içiyorduk diyor. Çay içerken hemen yerin hareketine müşahede etti. Ettik. Her şey birbirine karşı çevirdi. Ani, birden diyor. Mesela Adapazarı'ndaki bir kardeşimiz ben diyor dün buranın en çok zenginlerinden birisiydim. En zenginlerinden birisiydim. Şimdi ise halime bakın ekmek kuyruğuna girdim diyor ki musibetlerin ne zaman geleceği belirsizdir. Bu bizi uyandırmalı. En'am suresi kırk yedi.
Ayet içinde Rabbimiz Esselamine Kul Yani siz görmez misiniz buyuruyor Cenab-ı Hak. Bakın Gölcük'te de böyle bir hadise oldu. Çok yerde zuhur etti, saymakla bitiremem. Zaten memleketimiz deprem memleketi olarak haber verilir. Hatta bir tarih bizim şu bulunduğumuz kasaba veya ilçemiz diyelim. Bu mahalle dahi çadırlar kurarak dışarılarda kalınmıştır. Bu bize ders ve öğüt olmalı. Onlar akşamdan bunu biliyorlar mıydı? Hiç haberleri yok. Mesela bir kardeşimiz vefat etti Kirazlı'da vefat etti. Bu yemek yerken vefat etti. Vuhuşad olsun yemek yerken. Bak bir kardeşimiz yine çok yakında oldu bu hanımına saat altı buçukta sabah. Diyor ki hanım uyanmıyor musun? Ondan sonra ayrılıyor. Daha kapının eşiğine gelmeden düşüveriyor, ruhu kapsolmuyor. Hatta düştüğünde kalkmak istiyor. O kalkma halini de görüyorlar ama bir anda hiç hakkında ve hesapta yok. Bunlar bizi uyandırmazsa ne uyandırır?
Diyoruz ya mesela, ya adam daha dün bizimle oturdu, çay içti, biz konuştuk, görüştük. Allah Allah diyoruz. Yani şu memleket diyoruz hiçbir şey yoktu. Bak birbirine karışmış. İşte ayvaz hacı diye develinin bir yeri var. Orada bir tanesi Almanya'dan gelmiş bazı münasebetsiz sözel de oluyor. Hiç aklı hayalde yok. Gece orada evliya denen bir dağ var, bir ateş zuhur etmek suretiyle on dört evi birbirine karşı karışırdı. Yani ansızın size açıktan da gelir, hiç haberiniz olmadan yatağa ölüm bile hayalinizde yokken sabah gelirsiniz ki o kimse ruhunu teslim etmiş. Adana'da Necmettin Akçam diye bir kimse vardı üstadımızın. Sevdiklerinden bir kimseydi, doktordu. Babaları Hasan Efendi. Akşam diyor çok güzel güle oynuyor oturuyorduk. Tabi hayırlı sözlerine. Sabah diyor babamı kaldırmak için var mı? Çünkü geç kaldı diyor. Yemeğe davet edeceğim. Baba dedim hiç ses yok diyor. Baba dedim hiç ses yok.
Yani bunlar bizim kardeşlerim hepimizin başına gelecek. Diyorum ki biz öldük, öldük, dirildik. Daha da mı uyanmayacağız diyorum. Biz öldük, öldük dirildik. Daha mı uyanmayacağız? Rabbimiz ibret alan, ders alan kimselerden kılsın. Azabın da bir cezanın da ansızın gelmesi elbette ki bizi uyarmalıdır. Sonra bizim ders almayacağımız hiçbir şey yok ki. Allah'ımızın yarattığı mahlukat bize en büyük derstir. Nasıl ders diyeceksiniz. Mesela Allah'ımız yanlış ifade eden bizleri muhafaza buyursun. Kitabı Kerim'imiz olduğu için en ince noktalarına kadar riayet edilir zaten bizim görüşmemiz ince düşünmek ince düşünmek düşünüp ibret almak Rabbimiz buyuruyor ki yaratılan şu canlılardan da ders alın. Devenin yaratılışından ibret almaz mısınız? Siz yerin ayağınızın altına yayılmasından ibret almaz mısınız? Sizi gölgeleyen şu semadan ibret almaz mısınız diye bütün dersler veriliyor.
Arının bakıyoruz çiçek dolaşıyor, bin bir türlü çiçekler onların her birinden bir öz almak suretiyle getiriyor. O peteklere balı bırakıyor çeşit çeşit hem de birbirlerinden çok farklı renklerde getirmek suretiyle bize nimet olarak sunuluyor. Bu düşünen bir kimse için düşünen bir kavim ve topluluk için öğüt ve ders değil midir, buyruluyor. Ders almaz mısınız? Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz müminleri arıya benzetiyor, arı nasıl çalışıyor, siz nasıl gece ve gündüz böyle horul horul yatabilirsiniz, nasıl ibadetsiz ve taatsiz vakit geçirebilirsiniz ama bizim işimiz var gücümüz var görecek. O işimizi gücümüzü görürken, üstadımızın valide-i muhteremeleri diyor ki şimdi halı mevsimi değil, olsa bile artık memleketimizde bu pek kalmadı. O günde ise çok yaygın bir vaziyette bir kadının buyuruyor kadının evinin geçimi için helal rızık temini için çalmış olduğu her bir ilme on sevap var diyor.
Yani şu dünya işlerimizle çoluğum çocuğum, kocam vesaire kim olursa olsun helal lokma yiyelim diye tarlada, bağda, bahçede çalışmamız da ibadettir. Yeter ki niyetimiz düzgün olsun. Yatağına girmeden önce Cenabı Hak küçük günahlarını bağışlıyor. Demek ki bir arının çeşitli çiçeklere konup binlerce çiçek ondan peteğe bal dökmesi nedir? Bir ibrettir. Biz de ne yapacağız? Önümüzde Kuran-ı Kerim. Burada altı bin altı yüz altmış altı tane çiçek var. Bunların her birine gönlümüzü vererek okurken sadece dilimizin okuması değil, böyle okuyacağız. Okuduğumuz ayetler imanımızı arttırarak okursak her bir ayeti celine-i cemileden bir nur alarak gönülümüze ne yapıyoruz? Aynen arının bal yaptığı gibi kalbimize marifet balları, Cenabı Hak'tan korkma balları, münib olup ona dönme balları hasıl olacak daha saymakla bitiremeyiz hiç şüphesiz. Uzattığımı biliyorum, kısa kesmeye gayret edeceğim.
Ahiret ve kıyamet hesap günü de hiç şüphesiz bizim için bir derstir. İnce düşünmemizi icap ettiren bir husustur. Esri ve suresinde otuzuncu ayet-i celile, baktığımız zaman öyle bir ders, öyle bir bize öğütler var ki tarifi mümkün değildir. Ne buyuruyor Mevla'mız Al-i İman suresinde otuzuncu ayeti celilede, essane yevm tecridu külli nefsim me amelet minhayrın muhtera. Her nefis ne hayır işlemiş ve ne kötülük yapmış ise ne kötülük yaptıysa, tevettü, lev enne beyneh ve beynehu emeden baide, önüne konmuş bulacağı gün ister ki onlarla kötülük arasında uzak bir mesafe bulunsaydı ve yuh haldiukemullahu nefse Allah sizi kendisinden sakındırıyor celle celalü ve Cenab-ı Hak kullarına çok şefkatlidir, merhametlidir, buyruluyor. Bu ayet-i celileyi niçin okuduk biz? Çünkü ol günde, ahiret gününde yapmış olduğu hayır ve şer ne varsa bütün önüne getirilecek ve hesaba çekilecektir.
Bu bizim için öğüt değil ders değil de nedir? Bu fırsat bize en büyük nimettir, bir hazinedir sanki, çalışıp o gün de mahcup olmamaya gayret gösteririz. Daha birçok ayetcilerler güzel ahlak üzerinde düşünmemiz gerekir. Güzel ahlak üzerinde. Sonra bütün kainatın bizim hizmetimize verilmesi, semavat farz. İbret alacağımız kendimize baksak bile yeter biz. Nasıl bakacağız? Rum Suresi sekiz. Ayet-i celîlede Rabbimiz, yani onlar kendilerine bakıp da ibret, ders alıp düşünmezler mi hiç? Ne düşüneceğiz burada? Bir kere biz faniyiz, ahirete göçeceğiz, ebedi olan aleme varacağız. Cenabı Hak ise bakidir. Ebedi olan bir alem var önümüzde, burada durup dinlenmeyeceğiz. Evradımıza, ezkarımıza, zikrimize, fikrimize, şükrümüze, rabıtamıza riayet edeceğiz. Birbirimizi Allah için seveceğiz, muhabbet geleceğiz. Cenabı Hak başarılar ihsan buyursun. Velhamdülillahi rabbil alemin.
Aleyhissalatü Vesselam efendimizin ruh taifelerine, eylü ashabına, peygamber anızdan ve piranızdan, bütün geçmişlerimizin ruhları için