Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bu kitabımız daha ziyade, gönül alemine hitap eden çok kıymetli bir eser İmam Şarani hazretlerinin. Burada Efendimiz aleyhissalatu vesselamın Ashab-ı Kirama zikir telkininde bahis buyruluyor. Sıdhi-i Azam radiyallahu anh Efendimize, Zikrullah telkinini yaptıklarını mübarek gürlerini yumarak Sıddık-ı Azam'ın da derin bir huşu içerisinde onu takip ederek Lapsa-i Celali okuduklarını, böylece Hazreti Sıddıyka hafi zikir, yani gizli zikir, içten okunan bir zikir. Bunun birkaç şekli var. Hem sesin dışarıya duyurmaması hem de kalbe okunması bunu emanet duyurmuş. Bu sebeple gönül doktorlarımız bize açıktan ezkarımızı yaparken gönülden de yapmamızı tavsiye buyururlar. Çünkü bu Efendimizin Sıddık-ı Azam'a vermiş olduğu bir emanet. Ondan dolayı içten okunuyor.
Bunun yanında Ali Kerimullah veche Efendimize de ya Ali, Şimdi, Ale Efendimiz'e Kelime-i Tevhid-i Telkin buyuruyorlar. Ali Efendimiz diyor ki ya Resulallah bana susileştir bunu, çok özel bir zikir telkininde bulun deyince, yani ben ve benden önceki nebiler, kelime-i tevhidi okurlar. Bu öyle bir kelime ki terazinin bir kefesine tevhit konacak olsa, konacak olsa, şimdi öyle bir tevhit ki, yedi kat sema ile arz terazinin bir gözüne, bu kelime de bir gözüne konulacak olsa kelime-i tevhid ağır basar buyurdular. Musa aleyhissalatü vesselam dedi ki bana bir fikir, bir dua öğretmeni istiyorum. O zaman ya Musa, sen kelime-i tevhidi oku. Ya Rabbi bütün bunları okuyor bu kelime-i tevhidi, bana hususileştir deyince yine aynı anlam merit. Kelime-i Tevhid terazinin bir kefesine, diğer tarafına da tevhid konacak olsa kelime-i tevhid ağır basar diye buyurdular. Daha burada izahlar yapılmış.
Demek ki Ali Efendimize de hem bu da anlaşıldığı üzere açık zikri de telkin etmiş, gizli zikri de telkin etmiş. Bak, açık zikir daha ziyade tercih buyrulmuştur. Demek ki yapmış olduğumuz vazife gelişigüzel bir görev değil. Bunu Nebi-i Ekrem Efendimiz, iki Hurepa-i Raşidin'den iki mühim zata ifade buyurmuşlar ve bunu takliden de yapmamız, Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, Efendimizin sünneti olmaktadır. Bambaşka izahlar yapılmış. Yani Zikrullah'tan gaye veya maksat, gönül aleminin açılması diye ifade buydu. Demek ki kalpte perdeler oluyor. Hem zulmetten perdeler hem de nurdan perdeler. Onların açılması gerekiyor. Bu da ancak Allahu Zülcelal'i zikirle bulacaktır. Hiç şüphesiz bir talimle olur. İnsan tıbba dair bin tane eser mesaj verir. Bazı bir gözetim, bir eğitimle bunu devam ettirecek olursa tabii diplomasını da alacak ve doktor da olacaktır. Mesela Kuran-ı Kerim okunuyor.
Okuduğumuz Kuran-ı Kerim bir hocanın talimiyle devam ediyor. Bir hadisi şerif okuyoruz. Yine bir muallimin talimiyle tefsirler, yine bunların talimiyle aynen bunun gibi Zikrullah da gelişigüzel yapılamaz. Onun ehli tarafından yaptığımız zaman belli mertebe ve makamlara doğru insan yürümeye başlar. Çünkü biz kendi başımıza yapacak olsak ne olacak? Birbirine karıştırmış oluruz. Halbuki onlar öyle bir usul takip ederler ki bizim yokrucicukün minavzulumadıyla nur karanlıktan nura çıkmamızı sağlayacak, esaslar koymuşlardır. Mesela diyorlar ki Zikrullah'ı yaparken ve evveluha et tevbetun nasuh, öyle bir ebeveydin ki bir daha dönmemek üzere, isyana dönmemek üzere. Çünkü kalıntıları olur. Kolay kolay atılamaz. Allah korusun, bir kanser rahatsızlığında kalıntısı olacak olsa, bir müddet iyi olduktan sonra tekrar başlar. Ondan dolayı kökten silmeye gayret ve çaba gösterdiler.
Bunun için esaslar vurdular. Buyuruyorlar ki başta evvela, biz daha işlememek üzere bir deve tövbe. Öyle bir tevbe ki, şimdi diğer Kuran-ı Kerim'de tehdit, ifade edilen, tazir, azarlanan yapıldığı zaman, cezayı gerektiren suçlar sayılmıyor burada. O sözlerden diyor. Çünkü onu yapmaz. Sıddık Azam'la Ali efendimizin radıyallahu anhuma onların yolunu takip eden insanlar bu hataları işlemez. O sözlerden dolayı tövbe eder. Var ise onlardan da tövbe eder. Bu gibi hallerden de özelliğine binaen bu mübarek yolun mada yani o sözlerden dolayı da diyor, tövbe eder. Şimdi tövbe ediyoruz, istiğfar okuyoruz. Yalnız tövbe edip istiğfar okurken gönül dünya muhabbetine dalıyoruz. Bu da şehvet demesi, şehvet aşırı istek ve arzu manasına gelir. Aşırı aşırı istek ve arzu anlamına gelir. Dünyaya muhabbet de bu şekilde ifade buyrulur.
Eğer bir dünya muhabbetini gönlünden silip atmamışsa, o yalancıların terbiyesi olur. Ama ne olursa olsun yine yapmamız icap eder. Şimdi bu Evrad ve Ezkar'ı okurken başta yapılabilirse usul diyor abdesti ile yapılır, yoksa abdest niyetle başlar. Önünden geçirdiğimiz niyet yeterli olmakla birlikte bu bizim hatırımızdan çok çıkan bir husus. Abdestimizi alırken niyet Ya Rabbi ben azalarımın dışına yıkıyorum. Sen de azalarımla işlediğin, hataları bağışla. Buna benzer güzel düşünce ve niyetlerle yapılması icap eder. Ve sonra ve diğer zannedelerim güzel kokular sayılıyor. Hem bedenimizin bunun edebi de şudur, bir lisans kullanılırken işte sol elimizin içine dökülür. Sağ elimizin baş parmağı ile evvela sağ kaşımız, sonra sol kaşımız, bıyıklar ve yüzümüz mesh edilir. Bunun yanında elbisesi de temiz olur, park olur.
Bir okul diyor ki bu güzel kokuların nesli için, yayılması için bazı maddelerin yakılması, bununla da odanın da mis gibi kokmasını temin etmektir. Bu şekilde diyor vazifesini yapar. Üçüncü olarak, Şimdi vazifesini yaparken bir kez de sükunetli bilgi arar. Bunun da en güzel anı gece vaktidir, gecedir. Olmasa dahi insanlardan ayrı pek dışarıdan seslerin işlemeyeceği yerleri tercih edelim. Kalbini başka düşüncelerle meşgul etmemek için, tamamen kendisini Zikrullah'a teslim için. Dördüncü olarak Bir kere diyor vazifesini yaparken üstağzının da manevi yardımını Allah'ın izni ile bekler. Ondan manen yardım ister. Okuduğu Silsile-i Şerif'te Sıdddıy-i Azam'dan bu zamana kadar gelen manevi doktorlarımızın da yardımlarını biiznillahi teala bekler ve iki gözlerinin arasına da nazar eder. Çünkü bu nurun da zuhur ettiği yerdir, iki kaş parası.
Aslında bu istimdadı yardım dilemesi, Bu yardımı hakikatte Resulullah'tandır. Çünkü onlar Efendimizle o kişi arasında vasıtadır, vesilettir. Hakikatte yardımı iki cihan güneşinden, sallallahu aleyhi ve sellem, beklemiş olurlar. Bu daha vazifeye başlarken yapacağımız beş esastır. Bunun dışında Namazda nasıl ellerimizi dizlerimize koyup oturuyor isek, aynen bunun gibi temiz bir mekanda oturur. Bulunduğu yer seccadesi, tertemiz olur. İkinci olarak oturduğunda, kıbleye karşı oturur. Kıbleye karşı oturur ve tadyibu, meybis zikri bir radi hacip tayyibe. Bulunduğu yeri mis gibi güzel kokularla kokulandırır. Bilhassa ül esansını tercih ederler. Dördüncü olarak elbisesinin de helalden olması lazım. Hem temiz olacak hem de helal bir giyim ve kuşak olması gerekir. Bir kere evradını, tezgahını okuyacağı yerin, karanlık olması daha faydalı olur.
Yine burada edep olarak üstatının iki kaşı arasına bakması icap ettiğini, çünkü bu ilahi edep ile Allahu Zülcelal'in kendisini gözetlediğini de hiç şüphesiz unutmayacak diyor. Başta Halikül Lemyezel onu gözetliyor, bunu bilecek. Sonra gerek izi olsun gerek açık olsun. Bu fark etmez. Her halinde Zikrullah'ta bir samimiyet düşer. Canı gönülden tam kendisini diyor verilmesi gerek. Alelade yapmaz. Eğer tesir edecekse, bunu canı gönülden yapar. Yine görevinde, samimi bir şekilde, amelini de gösterişten, benlikten, bir başkasına üstünlük taslamaktan, tamamen temizleyerek, yine iflas ve sadakatle yapılacak olursa, bu, o kimseyi sıddıkıyye, şu samimi vazifeyi yapanların derecesine ulaştırırız. Onuncu olarak, la ilahe illallah zikrini yaparken, bilhassa nef ü ispata da şahit ediyor.
Belli bir seviyeye geldikten sonra nefesi bebeğin altına alıp, nefessiz, La ilahe illallah demeyi daha çok terzi deertiyor. On birinci olarak, bir kere kalbini Zikrullah'a hazır bir hale getirir. Çok yüksek makamlarda ifade ediyor. Onu düşünüyorum, o müşahede halleri ki tarifi zor bunun. Hani bu alemin ışığında bir alem. On ikinci olarak, tevhidin dışında gönlünde ne gibi Allah'ın dışında bir arzu, istek varsa onları da tamamen çıkarır, bunun dışında üç edebe de riayet eder buyuruyor. Birisi, birisi nefeslerini muhafaza eder. İkincisi, bir müddet sükut olarak sessizce oturur. O sessizce oturması, belki diyor otuz senenin çalışmasının neticesi verilecek manevi iltifat o anda kendisine arz edilebilir. Üçüncü olarak soğuk suda içmez. Çünkü Zikrullah, gönülde bir yangınlık meydana getirir. O sıcaklığın kaybolmaması için.
Bilhassa bu nefesi tutmak yine biraz önce denildiği gibi nef-i ispattır. Nefesi göbeğin altına alıp nefessiz, tevhidi okumaktır. Biraz daha işi kolaylaştıracak olursak, İbrahim bin Edhem Hazretleri bu görevleri yaparken nelere dikkat edeceğimizi şu şekilde haber veriyor. Kişi şu altı güzel hali elde etmedikçe, salihlerin derecesine de ulaşamaz. Salihler bir kere Kuran Azimüşşan'a uygun hayatı düşüren kimseler demek. Salih dediğiniz zaman ortalıkta dolaşan bayağı basit kimselerimiz değil o. Bunların oturması, kalkması, yemesi, içmesi, insanlar ile münasebeti, ev ile olan hayatı, her türlü davranışı, Allah'ımızın arzusuna, iradesine uygun şekilde devam eden kimseler demektir. Seçilmiş, sevilmiş, Allah'ımızın rızasını elde etmiş, Cenabı hak bizi sevsin diye değil, onun sevdiği amelleri yapmış Cenabı hak. Bunların derecesine erişebilmek için El müceahedeü lin nefs. Hepimizde mevcut nefis.
Ona fırsat bilmemek, onun arzularına katiyen meyletmemek, hilafına hareket etmek. Velüllu lehe, belki de bu kendisini Allah'ımızın celle celaluhu, azameti karşısında hiç olduğunu bilmek. O zaman ne kibir alır ne benlik kalır. Der ki, bu koskoca alemin yanında ben hiç mesabesindeyimdir. Peki. Dünya bilen bu alemlerin yanında iğnenin ucu kadar olduktan sonra bizim yerimizi artık düşün. Ulema-i kiramdan bir tanesi cemaate hitapta buyrulur. Diğer işlerden biri de onun konuşurken böyle kibir ve benlikle konuştuğunu biiznillahi teala sever. O hocanın işte benim gibi böyle okuyan, benim gibi böyle bilen, yoktur gibi düşünceler gönlünden geçer. Hemen o derin şayağı bakacak. Hoca, uyuzdur. Elimize bir kağıt alsak, onun ortasına bir nokta koysak, zaten o konuşan hocanın bu ifade hoşuna gelmez. Çünkü vaazını bölmüş. Hocam diye ayağa bakmış, ne var diyor. Bir de uzatın güzelliğini bilmiyor.
Muhakkak bir hatam söylenecek burada diyor, söyleyecek burada. Bu diyor dosyanın, dosya kağıdının ortasına bir nokta koyacak. Olmaz ama bu kağıdı Cenabı hakk'ın ilmi olarak düşünsek, ortasındaki noktayı da insanlara vermiş olduğu ilim olarak farz edecek. Bu noktada iki yüz yirmi dört bin bir rivayete göre peygamber, nebi, ilim alsın. Onların tabileri alsa, Ashab-ı Kiram alsa, tabiin alsa, tebei tabiin alsa, eğim vei müçtehidin, mezhep imamları alsa, mezhepte müçtehid olanlar alsa, buradan sana ne kaldınız diyor. Tabii bu benliğin karşısında hocanın ayakları suya değir. Allah'ımızın ilmi karşısında hiçbir malumatımızın olmadığı ortaya çıkıyor. Bunu ve seher, Ve seher ve çok fazla uyumamak, gece ibadet ve taat için kalmak. Dünya nimetleri azalttıkça, ondan dolayı memnun ve mesul olmak. Hesabım ağırlaşmıyor diye.
Eğer dünya nimetleri ona yüz göstermiyorsa, bundan dolayı da sevinmek ve gasrü'l-Emel, uzun endişeleri de atmaktır, buyurmuş. Bir kere bu yolun müdavim devam eden kimselerine, açıklamadan yememesi gerekir. İşte çok hoşuma geliyor, çok seviyorum deyip yiyeceklere meyil etmemek. Uyku da aynen o şekilde, ağır basmadıkça uyummamalı. Ya Kuran okumalı, ya zikretmeli, ya selamet selam getirmeli. Şerhi bir zaruret olmadıkça da ulu orta konuşmamalıdır. Bir kere bu güzel yolun dört tane de esası vardır buyuruyor. Bu da yeni geldikçe anlatmaya çalışırız inşallah. Velhamdülillahi Rabbi'l-alemin. Efendimiz Aleyhisselam'ın ruhu tayyibelerine ehline ashabına, Peygamberanınıza, Piranınıza, bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına, El Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.