Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Altı şey, altı yerde gariptir, buyuruluyor. Altı şey, altı yerde gariptir. Garip vatanından uzak düşmüş, komşusu yok, akrabası yok, kimsesi yok, perme perişan der gibi bir harf. Garip, kimsesiz, bir mescit yapılmış ama çok güzel. Hapısıyla, penceresiyle, sıvasıyla, süslemesiyle, döşemesiyle, halısıyla, mihrabıyla, minberiyle, kürsüsüyle, her şeyiyle seçkin bir mescit. Çok güzel bir mescit. Fakat bu mescit içinde namaz kılınan bir mekan değil. Namaz kılan yok. Sultan Ahmet gibi yapılmış ama ezan okunur kimse gelmez. Bu mescit orada galip. Hatta denir ki bu kadar masraf yapılmış, kimsenin de gelmediği yere, Çin böyle bir binayı dikmişler, böyle bir mabethaneyi yapmışlar deriz. Bu gariptir. Kuran-ı Azimüşşan evin en güzel yerine de çok güzel kılıflar içerisinde işlenmiş, Müstesna örtüler de bezenmiş, duvara asılmış ama okuyan yok.
Kuran-ı Azimüşşan. Baskısıyla da müstesna, örtüsüyle de kılıfıyla da yalnız okuyamıyorum. Açıp da bir cüz Kuran okuyun veya yarım cüz okuyun. Bir Yasin-i Şerif olsun, bir Tebareke suresi olsun, bir Amme suresi olsun, bir Keyif suresini okuyalım cuma gecesinde diyen hiçbir kimse yok. Açık da sahifesine böyle bir bakılmıyor. O Kuran-ı Azimüşşan o evde gariptir. Mesela bizim geçmişlerimizin Kuran-ı Kerim'ini ele aldığımız zaman, sahifeyi çevirdikleri yer besbellidir. Bazı yerleri de böyle kopmuş vaziyette. Erimiş gibi. Neden? Çünkü çok okunuyor. Döndere, döndüre, döndüre, döndüre sahifeleri eskimiş gibi oluyor. Fakat bunda hiç bozulma yok. İlk gün nasıl konulursa yillarca aynı Celle Celalühü, okunmuş, ezber edilmiş fakat okuyan, ezberleyen kimsenin hali buna uygun değil. Okuduğumuz kitabı kerimle, yaptığımız hareketlerle hiç uygun değil. Yani kalkıp da buna hafız dememiz mümkün olamaz.
Hafızlar zaten şeklinden, şemailinden derhal tanınır. Okuduğu Kuran ona nur verir. Her bir sure nur verir. Her bir ayet nur verir. O ayetlerden her bir kelime onun kalbine nur olarak düşer ve bir kapının içerisinde ne varsa dışından da görünen odur. Ne görünür? Kuran-ı Azimüşşan'ın güzelliği gözünden, yüzünden, elinden, ayağından, halinden, tavrından belli olur. Yok. Hiç ona muvafık bir hal görünmüyor. Tam tersine hareketler. İşte öyle bir kimsenin kalbinde Kuran-ı Azimüşşan da gariptir. Ulema-i kiramdan hakikaten seçkin, ilim ehli, böyle bir kimseyi de bulmak zamanımızda biraz daha güç eskiye nispeten. Cenabı Hak yeni yeni ihsan buyuruyor. Halıkımız güçlendirsin, kuvvetlendirsin, okuduklarımızla amil etsin. Çok iyi bir alim fakat istifade eden yok. Bir istifade ettirmeyişi var, bir de istifade edilmiyor. Bazı hoca olan kimselere deniyor.
Hocam böyle okutsanız güzel vaaz-u nasihat ediyorsunuz, bizlere konuşuyorsunuz Ama sizin arkanızdan bu vazifeyi devam ettirecek, okumuş olduğunuz bu ilmi diğer insanlara da neşredecek, yayacak bir fidan bıraksanız dendiği zaman yoktu. Gelen kimse yok diyor başlıyoruz. On kişi, on beş kişi sonra aynen yaprağın dökülüşü gibi yediye düşüyor, beşe düşüyor, üçe düşüyor hiç kimse kalmıyor diyor. İşte böyle bir alim kendi yerinde nedir? Gariptir. Salih bir insan, abid bir insan, aşık bir insan, her tarafından rahmet süzülen bir insan. Hep hayır. Eli de cömert, dili de cömert, gönlü de cömert, ayağı da cömert, hep hak yollara gider, insanlığa faydalı olmaya çalışır ama bir zalime kadının elinde o da esirdir. Yoksa kendisi gece taatleri ile de güzel, gündüz taatleri ile her haliyle de güzel ama uygunsuz bir kadının elinde o da gariptir. Bunun tam tersi kadın salihattan, kadın çok iyi.
Abdestsiz de yere basmaz, abdestsiz de yemeğini yapmaz. Guslü icap eden bir hal olduğu anda dahi çok dikkatli. Öyle cenabet bir halin devamına katiyen razı değil. Yere bile öyle basılmasını istemez cenabet halinde. Yemeler, içmeler şöyle dursun. Bir yatak odasından temizleneceği mekana kadar dahi üç adımlık yere bile cenabet olarak basılmasına da razı değil. Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem hayvanlar gibi olmayın diyerek yapmış olduğu tavsiyelere de son derece riayetkar. Gece kalkar ibadet ve taate çünkü Müzzemmil suresinde gecenin ihyası çok güzel bir şekilde ifade edilir. Sahabe-i Kiram o ayet Cellei cemile nazil olduğu zaman geceyi neredeyse bütün ihya etmeye kalktılar. Kimi sahabe gecenin yarısından itibaren ihya ediyor. Öyle geceler kısa bilmem falan yok. Öyle bir aşk var ki içinde kaldırıyor onu, yatamıyor.
Gündüzü de öyle, iştirak namazıyla da öyle, kuşluk namazıyla da öyle, işinde gücünde, her şeyinde düzgün. Artık masiva şurada dursun. Masiva Cenabı Hak'tan gayrı düşünceler. Böyle bir haluk, Ehlullah'ta masiva olmaz. Cenabı Hak'kın gayrı bir düşünceye katlayan dalamazlar. İbadet ve taatlerini yaparlar. O da gafletle olmaz. Rabbimiz görüyormuş gibi yaparlar. Hatta bu yolun saliki devam eden öğrencisi diyelim nefisten hiç anlatmazlar. Çünkü nefis diye bunların bir sıkıntısı yok. Nefsin işte şu mertebesi yok. Onu aşmış geçmiş o. Hep konuştukları nurdan perdelerdir. Allah'ımızın muhabbetinden konuşurlar. Dedem rahmetullah Ali hazretleri, biz diyor annenizle sabaha kadar Mevla'nın muhabbetinden konuşurdur. Hep böyle. Şimdi ise iş tamamen tersine dönüyor. Masiva Cenabı Haktan gayrı düşünce ne şöyle dursun. Dedemin de şiirinde geçer ya, ben Sivas'yı sevmezem, gayrı sev bilmezem diye söylerim.
Ben Allah'tan gayrı bir arzuymuş, bir istekmiş, hiç diyor bunu bilmem, bu benim defterimde de yok, hitabımda da yok, hayatımda da yok. Her şeyim Mevla, yaptığım bu iş Rabbimin rızasına uygun mu değil mi? Eğer öyle yapalım gönlümüzde bir sürur derhal meydana gelir. Mesela bir müşteriye karşı davranışımızda dahi ona haksız bir ticarete gitmeden, haklı bir şekilde ölçüleri muhafaza ederek ve eline bir eşyayı verirken Bismillahirrahmanirrahim diye vererek, hatta kalbine nazar ederek uygunsuz bir hali varsa Ya Rab, bunu hidayete eriştir diye o vesile ile eğer o kimseye ters gelmeyecek olursa, hakkı tavsiye etmesi derhal gönlüne bir nur olarak girer. En azından kapıdan çıkarken ben bir söz duymuştum, Ehlullah'tan bir kimseydi, Allah'ı ve ölümü unutma demişti. Dsek gönlümüze nur iner.
Mesela evimize geldiğimizde rahmet nazarıyla bakılacak olsa, çocuğumuza yemek esnasında sofrada elimizi yıkayıverelim. Hadi yüzünü bir yıkayıver, elini yıka. Çok güzel olur. O zaman seni Allah da sever, melekler de sever. Bak Allah yakar demeyeceğiz Celle Celalühü. Allah seni sever diyeceğiz. Yıkayıver elini şöyle. Tuzlarını da Bismillah de alıver, Bismillah de al desek önümüze nur iner. Kadına söyleyeceğimiz sözler de bugün hangi sure ile meşgul olacağız? Bugün hangi hadisi şerifi ezberleyeceğiz? Efendimiz'in hangi sünnetini Sallallahu Aleyhi ve Sellem tatbik edeceğiz desek gönlümüze nur indirir. Artık bu masivaymış, gafletmiş ibadet, taatte bunu geçiyoruz. Küçük günahı da geçiyoruz. Artık büyük günahı abid dediğimiz zümrelerimiz de görmeye başladı. Bunu kabul etmek mecburiyetindeyiz.
Hani ibadetli, taatli, çok güzel bir yolun mensubu dediğimiz kimselerde bile, bizlerde bile, dediğimiz kimselerde bile, bizlerde bile büyük günahlar görülmeye başlandı. İşleniyor, büyük günahlar işledi. Biz işlemesek evimizde işleniyor, evimizde işlenmese dahi çocuklarımız işliyor. Velhasıl değişiyor. Ne yapacağız biz burada? Kendimizi iyi bir yoğun bakıma alacağız. Bu yoğun bakıma binen bir kardeşimiz söylediği için, hacda idi, böyle anlatıldı. Ehlullah'ın hallerinden, onların güzel davranışlarından, durumlarından etkilendi. Çevreyi de hayırlı bir çevre irinince dedi ki biz kendimizi yoğun bakma almalıyız. Aldı kendisini yoğun bakıma. Terk mi etti bütün yemeleri içmeleri? Yok. Şer'i esasa uygun şekilde. Nefsimizin istediği gibi yememeye çalıştı. Nefsimizin istediği gibi giymemeye.
Yani nasıl arzu ediyorsa nefsimiz, çok uyumayı sever, yemeyi sever, eğlenmeyi sever, böyle afet derdiymiş, bunu hiç sevmez. Ölümden anlatsan nefret eder. Eder. Sırası değil. Onun şu anda sırası değildi. Fakat tam kendisini sıkıya aldı. İki gün geçmedi. Dedi ki benim kalbimde bir ateş meydana geldi ve zikrullah'ın mutlak eseri olmalı ki vuruyor. Bunu Bunu üstadımızda demek ki halimiz de çok gariplik hissetmiş ki, anlatmışlar. Sonra biz okuldan geldik. Dedik ki oğlum, gün sohbette huy yolun esasını en ince teferruatına kadar anlattı. Dedi hiç ummadığı, böyle düzelmesini pek hayal edemediğimiz bir kimse çok geçmeden geldi. Efendim benim sadrımda detayifin işaretleri hazır oldu dedi. Demek dikkat edersek ne güzel haller olacak. Bunu bir vakte kadar da değil. Yani şu olmayacak, bu yanlış. Diyelim ki bir vaku. Biz bunu tren yolunun üzerinde, rayların üzerinde. Ne yapıyoruz biz?
Öyle bir şiddetli itiyoruz ki, tutuyoruz, o şiddetle gidebildiği yere kadar gidiyor. Fakat orada duruyor. İleri gitmiyor ama gidiyor. Bir anda çok süratli gidiyor ve bir yerde duruyor. Eğer biz buna lokomotife bağlanacak olursa ne olur? Öndeki hangi süratteyse arkadaki ile aynı süratte gidecektir. Böyle bu gibi sözler neler? Bize bunun gibi olmamalı. Mesela bize bir arifanı ilahi söz söylüyor. Diyor ki aman ha dikkat edelim, biz ondan o anda etkileniyoruz. Diyoruz dikkat edelim iki gün sürüyor. Diyelim üç gün sürüyor. Ondan sonra aynı hale dönüyoruz. Bu bazen kirman denir. Bazı yörelerde bu ipler eğrilir. Böyle şiddetli bir şekilde çevrilir. Çevrilir. Eğer bırakacak olsak aynen tekrar döndürildiği yere, ilk ana döner. Öyle olmayacağız işte. Bunun için ehlullah'ın çok mühim bir özelliği var. Onlar mesela şu cuma gününde gusül abdestini almışlar gelmişler zaten gecelerini ihya verirler.
Ta perşembe gününden başladılar onlar ikindiden. Sonra başladılar hazırlığa. Geceyi düzgün geçirmeye çalışırlar. Cuma namazını kılarlar, ikindi namazında almış oldukları haz mesela cuma gününde onların hususen musafalaşmaları olur. Kim ile olur? Ehlullah ile olur. Allah'ın rical dediğimiz taifesi ile olur. Biz bunu okuduk. Bitmiyor rical taifesi Muhyiddin Arabi hazretleri de yazıyor. Çok uzun. Biz onu okuduğumuz zaman mesela şu altı gün ile alakalı olan her bir gün ile alakalı. Her bir saat ile alakalı. Yerin nizamını, intizamını sağlayan Allah'ın izniyle veli kulları. Ondan daha ötesine giriyorlar. Akşamında işte ben böyle bir an geçirmiştim, ne kadar da tatlıydı deyip bırakmıyorum. Akşam namazında o biraz daha güçleniyor. Biraz daha bu kalben yaşıyor bunu. Biz şöyle diyelim, birinci gün bu güzelliği yaşadı mı bu manevi ruhani hali? Mesela gözünde yaş belirmeye başlıyor.
İçinde bir ilahi aşk ateş yanıyor. İkinci gün daha ziyadeleşiyor. Üçüncü gün daha ziyadeleşiyor ve onun ufku açılıyor. Hem dünyevi asıl üzerinde duracağımız İmam-ı Ali Radıyallahu Anh Hazretlerinin akıl diye almış olduğu bir husustu. Akl-ı kamil oluyor ve terakki ediyoruz. Şunu söyleyeyim sizi hemen toplayın. Şimdi altı şey, altı yerde garip ya, aklımız da garip. Aklımız bu başta, bu beyinde çok kayıp. İnanın aklın öyle sırları var ki, şunu söyleyeyim size, aklın kamil olmasının işareti nedir? Bu kadar nasıl verelim biz. Şeyh Ahmet Bin Nacibe Rahmetullahi Aleyh, Alametü'l-akl aklın kamil oluşunun, salatün, üç tane işareti vardır. Şimdi akıllıyım bilmeyen kimse yok ki. Herkes akıllı. Herkes akıllı. Aklın burada öyle ölçüleri verilmiş ki inşallah fırsat bulursak anlatmaya çalışırız. Burada kardeşlerimiz bir araya geldiler dün. Kendi vazifelerini, görevlerini yapıyorlar. Bize söylediler.
Biz de onlardan önce Rabbimiz zayi etmesin yaptık. Vazifemizi. Şimdi onlar buraya toplandılar. Biz içerideyiz. Eğer kişi aklını kullanmayacak olursa orada inşallah kendi arzu ve isteğimize göre olunmaz. Meşgul olup burada onları o tarzda bırakmaz. Düşünüyor insan aklını çalıştırırsa, üstadımız mürşid-i kamilimizi düşünüyorsun. Ehlullahı düşünüyorsun. O hiçbir zaman evlatlarını bırakmaz. Her zaman başlarım. Onun için görevli olan kardeşlerimiz hiçbir zaman on kişi ise, beş kişi ise terk etmeyecek. Elinde telefonu. Soracak ne haldesin? Çocuk bugün karneyi aldı mı? İşte karne günü ya. Karne aldım ne kadar not almış. Bende ona bir müjde vereyim. Yani böyle tahrik etmiyorum. Nisa. Sonra duymuştum. Bir kardeşimizde bir sıkıntı varmış. Ne oldu hastalıkları? Tedavi oldu mu? Yardımcı olalım. Böyle demezsek bu iş hiç yürümez. Böyle sahip olunacak. Neden?
Bir gün Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz ilk iliverdi. Hazreti Ömer radiyallahu anh. Böyle ilk iliverdi. Bir ah çekti. Dediler ya Ömer nedir? Bir keçi veya keçinin yavrusu nehre düşecekmiş. Onun nehre düştüğünü müşahedeyi diyor ve titremeye başlıyor. Ne oldu? Çünkü diyor ben idaredeyim. Bu keçiye veya yavrusuna bir eza olursa bunu Rabbim benden sorar. Hani bizim bizi idare eden arkadaşlarımız, bize sahip olacak. Bir, bir takip edeceğiz. Diyorum ya artık küçük günahlardan anlatmak şöyle dursun, büyük günahlara dalmaya başladı. Bunu mesaj olarak duyururuz, Uygun bir tarzda evlerine gideriz. Bir vesile ile görüşürüz. Aklı kamil nedir? Nasıl olur bu? Akıl çok önemli tabiri çok müstesna. O zaman Ali Efendimizden söyleyeyim. Akıl Rahman'a kul olan ve bütün azaların da diyor, kullukla, kulluğun gereği ile geçiren kimse diyor. Çok güzel talip oluyor. Ve sonra aklın aklın maaş oluşu var.
Aklın made oluşu var. Çok esrarı var aklın. Hani Rabbimiz bize bunu vermiş. Bu garip kalmasın. Bunu çalıştıralım. Bunu nasıl çalıştıralım? İşte bunu anlatacağız bize. Hemen tekvallah. Hep bu sözler. Vesair Hali'de diye bir eser var. Açarım hep Ehlullah'ın tavsiyeleri başta Cenabı Hakkın, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, dört halife ashabın velilerin, takvallahi fi sirri vel alaiyyedir. Hep bu üslupdür. Hep Allah korkusu. Allah korkusu. Bu usul zaten o dediğimiz hallolur mu? Ve sıdgu'l hadis. Doğru konuşur. Bunu böyle geçiştiremeyiz zaman zaman yok. Doğru sözü, doğru sözü Allah'ın kelamı. Kırk yıl bir kadın var ya hep Kuran'dan konuşmuş neden böyle. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Büyük gözümüzü açacağız. Yoksa bak kabre gireceğiz. Orada ne yapacağız bu çok önemli ama. Yapayalnız kalıyoruz. Ellerimiz yanlarımızda böyle uzanıyor.
Artık namaz kılayım, zikir edeyim, cihad edeyim hepsi bitmiş. Ne yaptıysak onunla zaman eyvah demez mi kişi? Eyvah. Neden böyle yaptım? Neden böyle ettin? Bizim bir kardeşimiz, kardeşi Medine'de ithal etmişti de vardığı gece, demek kardeşini görmüş demiş ki Osman demiş buraya öyle kolay gerilmiyor, ne yaparsanız yapın çalışın demiş durmayın. Daha şiddetli bir şekilde. Demiş öyle kolay değil, her şeyden iğneden ipliğe kadar soruluyor demiş. Her şeyden soruyor Cenabı Hak. Üçüncüsü, ve telküm ma la yani. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.