Kalbi Selim. Hakiki arifin edeplerindendir. Her şeyi yerli yerince kullanmaktır. Her şeyi yerli yerine oturtmaktır. Allah'ımızın Rabbi Zülcelal olduğunu, Halıkımız olduğunu, Habibinin Onun resulü olduğunu, bir peygamberi olduğunu Bizim de Allah ve Resulüne Celle Celalühü itaatle emrolunduğumuzu yerle yerince tespit etmek. Eşyayı da Allah'ımızın yüce kudreti olarak görmek, onların da eşyanın da bizim Rabbimize olan kulluk görevimizi icra etmesi için görevlendiğini bilmek, çocuklarımızın, Allah'ımızın emirlerinin, hükümlerinin yerine getirilmesi için halk olunduğunu, ailemizin namusumuzu korumakla görevlendiğini, işimizin, gücümüzün, rızkımızı helalinden temin etmek için gerekli olduğunu bilmektir. Bazı haberlerde geçiyor Biz bunu hadis kutsi olarak biliyoruz. Zaten öyle demiş Kim benim hükmüme razı olmazsa gaza hüküm manasına gelir.
Yaz bir Verdiğim musibetlere de sabretmezse Benim benim Sema'mın altından çekilsin Benden gayrı de kendisine bir Rab bulsun. Efendim Ali radiyallahu anh kitabında şöyle buyurdu. Kim, zahiri görünen hakikatleri onun ehillerini tanıyacak olursa Onların hallerinden hiçbirisini inkar etmez. Eğer diyor tanıyacak olursa Eğer onları tanıyacak olursa onların hiçbir hareketini ya da yadırtamaz. Ve onların elleri altında da yetişir. Onların tavsiyeleriyle de muvaffakıyyeteyler. Eder. Hiçbir şey onu hayırdan da alıkoymaz. Bu ariflerin dışını gördüğü zaman onları inkar edemiyor hakikatlerini ve teslim olduğu zaman da o manevi makamlarda derecelerde muvaffakıyiyete giriyor. Onu hiçbir kimse hayırdan da men edemiyor. Eğer onların iç alemini de tanıyacak olursa hallerinden hiçbirisini inkara katil olamaz. Her hal üzere yetişmeye gayret gösterir. Hayırdan da hiçbir zaman mahrum olmaz.
Allah'ımızı tanıyan bu kimselere gelince Bunlar artık hem zahir hem de batın olanı hiç şüphesiz kötü seyreder ve hakkı teslim ederler demiş. Bunu bir sıralama kurmuş. Sıralamanın birisi, aletlerin edebindendir. Her şeyi geldi gelince tespit etmek. Mesela ben kulum kula icap eden ona köleliktir. Mevlayı Zülcelal vazifesini yapmaktır. İkinci olarak Bu çok önemli bir tabirde bulundu. Artık beşeri olan halde ilahi bir hale döner. Yani insan beşerdir. Onun melekiyet vasfında olması mümkün değil. Nurda yaratılmış varlıklardır. Yalnız ruhani yönü galip gelir. Nefsani yönü mahvolur. O ondan hiç söz bile etmezler. O kalmaz. Ruhani bir manevi gelişme nur üzerine nur hasıl olmaya başlar. Bir kere bu bizim gibi insanları söylemiyor. Bu çok yetişmiş. Mübarek kimselerin vasıflerinden bize bahsediyor. Onlar diyor bir kere aklı kamil vardır.
Aklı yönde çok olgun, hakkı batıldan ayırabilecek bir kudrete sahip ol. Ömrünü boşa geçirmez demiş. Ve onlar La iva daleh bir maksat da gözetmezler. İşte ben evliya olayım. Ben şöyle bir kimse olayım. Ben dünyevi nimetlere kavuşuyum. Böyle bir halde düşünmezler. Ve fil hadis an resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Peygamberimizde bir Hadis-i Şerif sallallahu aleyhi ve sellem. Bu akıllı olmanın işareti şudur diyor. Eğer akıllı olacaksanız. Şu geçici olan aldatıcı olan dünyanın muhabbeti kalmaz onda ondan kurtulur bunun geçici olduğunu bilir ebedi olan aleme yönelir hep oraları düşünür hep yaptığı işte ne olursa olsun bu alemle münasebetini düşünür İşte ben ileride şöyle olurum böyle olurum. Bana işte bir yüksek makamlar ve sahipler maddi olarak. Verilir düşüncesinin yanında hiç aklından, fikrinden kaybetmediğim. Ben ebedi alem için halk olundum. Bir gün oraya varacağım.
Oraya layık, taatlerde bulunmam gerekirdir. Unutmaz bunu. Hiçbir an unutmaz. Olur böyle şeyler geçer deyip de atlatmaz. Her zaman Rabbi Zülcelal'imize dönüşün düşüncesi, fikri onda canlı olur. Her zaman. Mesela dünyevi nimetlere kavuşacak olsa yine Rabbimizi katiyen terk etmez. O andaki düşüncesi de aynen Süleyman gibi. Allah'ım bana bu nimetleri lütuf etti. Acaba şükür mü edeceğim yoksa inkarında mı olacağım diye derin derin bir düşünce bir düşünce içerisinde olur. Hiçbir zaman Rabbimizin muhabbetini gayretmezler. Bu bizim gibi insanlarda olur. Nefsini ıslah girememiş, Ruhen olgunlaşamamış. Kimselerde olur bu. Onlar da olmaz bu. Onlar oturmuş artık oturmuş mutmainne dediğimiz huzur ehli kimselerdir. Kadir alemi için bir azık hazırlamaya gayret eder. Oraya için çalışıyor. Bu da huzuruna varacağımız Rabbisi Zülcelatemizin makamından da çekinir. Acaba nasıl varacağız, nasıl edeceğizdir.
Bu keyiz akıllı demek. Burada onlarda aklı kamil var ya onun için söylüyor. Bu akıllı olan kimseler. Nefsini devamlı kontrol altında bulundurur. Hiçbir çılgınlık yapmaz. Evet, sevinç günü de olsun, keder günü de olsun akıllı olmaya çalışır. Nefsini kontrol altında tutar. Çığgınlık yapmaz. Artık bugün bir zevk günümüzdür. Değil mi? Şirktıramaz. Secdelere bakar. Şükür secdelerine varır. Öldükten sonra varacağımız alem için hazırlık yapar. Akılsız Nefsinin arzularına çok düşkündür. Devamlı kendisini kurtulmuş kimselerden görür. İşte biz kurtulmaya kim kurtulacak? İşte biz cennete girmeyip kim girecek gibi düşüncelere dalar. Buyurun Kelime-i Şehadet düşünelim. Kelimesi ile cümlemize düsturatiler tevfik eydeler. O tariflerin vasıfları içerisinde İbrahim Aleyhisselam'ın sahibelerinde geçiyor. Akıllı olan insana düşen Hiçbir zaman o mağlup olmaz.
Onun için öyle saatler vardır ki Rabbine müracaat içerisinde böyle bir yalvarır, yakarır. Biz böyle yalvarır yakarır diyoruz da dediğimiz gibi değil bu. Bunu biz anlıyor bu kadar anlayabiliyoruz. Bizim kabiliyetimiz bu kadar. Anladığımız bu kadar. Yoksa Rabbimizle mükaleme şekli olur. Mükalemeyi de bilmeyiz. Onu şu kalemitir. O dille olmaz. Bir vakit gelir. O vakitte de o yani bir vakit ayarlamaz ona. Onun durumu Allah'ımıza olmak Celle Celalühü. Onun da hemhal olmak diyelim artık. Böyle olur. Bir de bakarsın biz göremeyiz de onlardaki olan hal nefislerini hesaba çekerler. Bir de Rahman ha dikkat edelim riayet edelim. Üzerimize yüklenen görevleri icraide gidiyor muyuz gidemiyor muyuz düşünür. Allah'ımızın yarattığı mahlukat üzerinde de derin derin düşünür, ibret alır. Yarın gardan bile ibret alır. Yarın garların beş bin tanesinin her bir tanesi üzerinde çalışma yapmışlar.
Beş binin de biri bir diğerine benzemiyormuş. Kokar tanecikleri, yavru ile. Biz lapa lapa diyoruz ya, bunlar lapa lapa demiyor. Onlar onun sırdarını görüyorlar. Allah'ın sanatındaki. Bir tanesi bir diğerine benzemiyor. O mümkün mü? Siz saymanız Mümkün değil bir insanın gar tanelerini saymaz. Bunu tefekkür müsunlar? Ve görürlerle. Bir saatleri daha vardır ki Yeme ve içme için de zaman ayırırlar. Yalnız bu yeme ve içmeleri şöyledir bunların gördüğüm kadarıyla. Mübarek bir zat ben diyor ekmeği yutmakla çiğneme arasında hamsiyle tesbih Elli tesbih yapabilirim. Çiğnemeye başladığım zaman bu ipi bir zaman alır diyor. Bu bize zor gelir. Bu olacak bir şey değil. Biz oturacağız, yiyeceğiz tabii. Hadi onlardaki güzellikler çiğnemeyip de diyor yutacak olursam o zaman diyor zaten yedikleri de çok az bir şeydir. Ekmeği kavurmak suretiyle kızartıp onu un haline getirip, yutuyorlar suyla.
Suyla yutmayıp diyor, eğer çiğneyecek olsak elli tesbih zayi etmiş oluruz. Biz o çiğne çiğneme anı elli defa süphanallah, süphanallah demenin üzerine bizim mali olur. Onun için diyor hemen onu hap gibi yutarsa bölgeler diyorlar. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.