Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ademli buyuruyor Cenab-ı Hak. Çamurunu kendi elinle yoğurdun ve kendi suretinde halk ettim. Bu ta'bayı soruyorum. Ne demek diyorum, kendi elimle, hamurunu, çamurunu kardım ve kendi suretimden halk ettim. Bu çok manalı. Bir binada en önemli olan nedir? Mesela çok bir yüksek sanat değeri var. Mimari, araştırmatirler. Mimar Sinan'ın eseri besbelli. Kayseri'ye gezseniz, Kurşunlu cami'yi hemen görürsünüz. Besbelli olur. Buna benzer dolu. Ülkemizde vesair yerlerde Mimar Sinan'ın eseri belli olur. Diyoruz ki, mimarı çok yüksek. Misaller genişletilebilir. Şimdi bizim de mimarımız her şeyin de mimar Halık ile Mezhep, ona zaten o aklın, o fikri, o düşünceyi, o yeteneği, o kabiliyeti birer Allah'tır. Kendi elinin oldu diyemezsin ki. Rabbimizi unutur kere. Buraya yüksek düzeyde kimseler gelir. Yolda da görüşmüşler.
Üstadımıza geliyorlar. İşte bizdeki bu kabiliyet Rabbımızdandır, Kendimizden bilmeyelim. Bunlar koca sınıfındır ama iyi insanlar, konuşuyorlar. Gelir gelmez de üstadımız buyurmuş ki hiç iftihar etmeyelim aklımıza, fikrimize. Cenab-ı Hak damarımızı Allah korusun damarımızda bir tıkanma olacak olsa hayattır. Aklımıza zekavatımız buyururlardı. Zekamıza az bir noksanlık geçse, gelir diye memleketle dolaşmaya başlar. Aczimizi bile önemli buyurmuş. Bir kere acziyetimizi bileceğiz, Cenabı Hakk'ın azametini de takdir etmeye çalışacak. En önemli bu. Bu. Acciyetimizi bile bilmek. Onun yüce kudretinin karşısında hiç olduğumuzu bile bilmek. Bu onu tanımaya bağlı. Ne kadar tanırsak, bu kadar acziyetimizi bilmeye başlarız. Mesela, üstadımızın sohbetlerinde dinliyorduk himmet-i amirleriyle.
Bir gün şunu söyleyelim, eğer bizi benim hatalarımı, günahlarımı, isyanımı bilseniz, hiç de yurlülün yanından da geçmezsiniz. Bu bir zamanın kutbu. Gırıların içerisine girmiş. Daha otuz beş yaşındaydı. Bihidilerin içerisinde. Rasi Azam Buna rağmen benim hatalarımı değil senin kapının bundan hiç vesvese. Öyle de misaller verirlerdi ki geriden baktım yeşil türbe, içine girdim estağfurullah. Bunu bütün günlüğüyle söylüyordu Efendimiz. Zannederim Konya'da yapmış bir sohbet. Buyuruyor ki, bunu tevazu için söylemiyorum. Hakikat bu diyor. Gerçek bu. Ben kimi diyor size alt dönüyorum. Gönlüm bu diyor. Bu Rabbi Zülcelal'i bize tanımaktan ileri gelir. Bir sözünü daha kaydettim. O sırada yazıyordum, arkada oturuyordum. Gayret verdim bazı söze. Bakıyorum ne kitap da var, ne defter de var. Pek öyle duyurmuyor bir kimseden bu söze olay kolay.
Buyurdu ki suyu suya verin, havai havai verin, ateşe ateşe verin, toprağa toprağa verin, kendimizde Allah'a verin, hiç kitap verin. Yalnız Ayet-i Celilelerin tefsiri. Bu Ayet-i Cellenin manası. Suyu suya verin. Yaratılışımızı bir unsur var ya su, hava, ateş, toprak. Suyu suya verin. Havayı, Allah'ı ateşe, ateşe, toprak, toprak, kendimizi mebraya. Hani hiçbir takibimiz yoktur bu bedende bizim. Her şey onun ol demesiyle zuhur etmiştir. Kendisini dinleyen, Musa Efendimizin yakınlarından birisi hissettim dedi, derhal dedi. Fena andır, fena bu makam dedim dedi. Dinleyince, bir gün Bayezid-i Pistami Hazretlerine bir zat gelir. İşte ben şöyle bir zata bağlayayım. Sözlerinden bir naklettir. Ne buluşuruz? Yer demir olsa, gök demir olsa yine de Allah'tan Celle Celalühü bir talebim olmaz. Ne isterse onu tüyer. Olmaz demiş. Yeri hatır diyor, semayı hatır diyor demiş. Onu da hatırlamayacağım.
Bunların makamları o. Elhamme ibadetli, taatli yapacakları Efendimizin aşkı ya hak hakim olur ya da Muhammed ölür buyurduğu bir azim, bu ikisi. Bunu istiyor bizden Cenab-ı Hakk. Şahsi taatlerimiz tam olacak. Bu taatler, bu arz ettiğimiz hususlar için olacak. Bir de abdest hususunda faydalı olur diye söylüyorum. Siz de mutlak işittiğinizi bilirsiniz. Emmare-i tathir, mülhime-i tathir, mutmainime-i tathir, abdest su bu ne? Şu parmakların arası, çok mühim bu ilerlemede, ayaklarımı bir de kulaklarının arkası. Bir de hikmet ehli insan ne zaman olur? Ağzına dair su verdiğinde Ya Rabbi, günahlarıma tövbe olsun. Değil mi? Böyle bir şuurlu bir şekilde düşünerek abdest alırsak, göreceksiniz hayatımızda çok güzel değişmeler var. Şu abdestimiz de yok. Alıyoruz da çabuk şükür böyle değil. Düşünerek, tefekkür ederek. Bunlardaki o zaten. Derin bir tefekkür, derin bir düşünce, hınca bir anlayış.
Hangi tefsir yazar? Şimdi Akallahu Anh, Tevbe suresinde Cenabı hak efendimiz sefere katılmayan, Tebük Seferi'ne katılmayan kimseler oldu. Bunlar özürlerini beyan ettiler. Dediler ki, işte bizi koyu gölge, bulgur, meyve, alıkoyut biz sefere hatırlamazdık. Efendimiz onları malum, selamın kesilmesini, alakanın kesilmesini ifade etti. Bir cezalandırıldı. Bunun yanında çok münafıklar geldi. Özür beyan ettiler, bıraktı. Özür beyan etti. Efendimiz, sallallahu aleyhi ve sellem böyle yapınca Cenab-ı Hak Allah seni bağışlasın. Şimdi ilk anda Efendimiz niçin bağışlanacağını o anda ben Rasulullah için bir şey söyleyemem mi sana bu sefer? O anda sükut buyurdular. Sonra, niçin müsaade ettin deyince anlaşıldı. Eğer dur, Niye izin verdin dese, Rasulullah'ın buyururlardı mübarek kalbi dururdu. Bu kadar hassas. Emri İlahide bu kadar hassas.
Bu üstadımızın tefsiri demek istiyorum ki hikmet ehli olandan bu sözler çıkıyor. Biz onu istiyoruz. Kardeşlerimizle ne konu istiyor? İstiyor, istifade etmek istiyoruz. İşte faydalananlar istiyoruz. Biliyorsunuz, ama ula efendimizin Ümmü mektubu, kısa ismi kul, müezzini Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem. İki etti bildiğiniz hadise Kureyş'in uluları da var. Öyle bir aşk var ki Rasulullah'ta sallallahü. İşte bağlantı kuracak olursak, Adem'i ben suretimden halk ettim demek ne demek? Hemen söyleyeyim. Ahlak-ı ilahiye ile ahlaklanmak demek. Daha bunu anlam bitmez, bitiremezsiniz. Efendimizin edebi ilmi Muhammediyyesi ile edep etmek. Bir aşk var, bir aşk. Nasıl bunlar yola gelecek diye. O esnada biliyorsunuz geldi. Bana dini talim et, gösteriyor muyum?
Efendimiz'de müşriklerin, Müslümanlara, bir iman etse de şu İslam, üç kuvvetli, bir insan var diyor ki, azim istiyor, işte bunlar güzel büyük dersler. Efendimizin büyük bir azmi. Bu dini, Ömereynin biriyle kuvvetlendir. Kim? Hazreti Ömer radıyallahu anh, bir de Ebu Cehil. İkisinden birisini diyor, Ya Rab bütün derdi ol. Bunlar nasıl Müslümanlar arkadaşlar? Şimdi ilk başta İbn-i Mektum hazretleri ifade buyurur mu diyor, ashabe, Abese, şimdi Abus çehre dersiniz ya buradan gelir. Abese, donuklaştı, böyle bir mübarek çehresi, değişir gibi unuttu. Ben yine Rasulullah için gibi katiyen bir şey diyemiyorum bunu mübarek çehre-i adi hakkında. Kardeşlerden bazı gördüm diyenler var. Diyorum nasıl dayandınız, nasıl tahammül ettiniz, Bir neden hiç kitapta yazılan gibi değil mi? Hiç alakası yok diyor. Hiç de öyle hiç de yok. Şemail kitaplar da değil diyor. Üssü alakası yok bambaşka.
Rasulullah daha Neyse ben burada ifade edilen sözü söyleyeyim. Yüzünü ekşitti diyorum da diğerini meşcit. Mübarek çehre-i alisi değişti İbrahim ve tevenle, niye böyle yapıyorsun? Dil gibi mübarek oyunlarını bir tarafa çevirdiler. Ona ama geldiği zaman, bu da üstazımız mete ilgi bilir, bundan üstün söylemek istiyorum. Ama geldi, eğer diyor, ence eula amabese ve tevellilerdi ise, ama geldiğinde niye yüzünü ekşittin? Rasulullah'ı da dayanamazdım diyor. Bundan dolayı bu incelikler önemli tabir onların kalbi, derinlikleri hissediyor. Bunu marifet edemiyor. Bir ayet-i celileye baktık, hayran baktık. İbni Arabi hazretlerinin talebesi iki arada araştırma tezi gibi gelecek bize. Bir ayet-i celreye almış, bunu tefsirler yazılıyor. Bütün, ehit olan kardeşlerimize araştırdık. Bunu bir baktım, hiç böyle hiç vurmadı diyor. Şu dediğiniz anlam yok diyor. Sadece bizde bir denk geldik. Agnusi'de var.
Ruhul Meali'de. Bir de İbn-i Arabi Hazretlerinin talebesi ancak onlar işlemiş. Burada size arz edeyim gündeminden dolayı söyleyeceğim çok mühim. Efendimiz buyuruyor ki, sallallahu aleyhi ve sellem, ey müşrikler, siz eza ediyorsunuz, yetmeyet mi? Ama akrabama dokunma. Size yine şu ara suresinde yüz on dokuz diye hatırlıyorum. Bunlar misal olarak hatırlarınızda kalsın. Bugünün hatırası olur. Mesela akrabama dokunmayın. Bunu öyle izah ediyor ki Mevla-yı Zülcelal'e korkuya yakınlık olarak Ben sizden bunu isterim diyor. Bu hepsinin içerisine alın. Ona yakınlık meydana gelirse, bu hareketler hepimiz yapılmaz zaten. Sonra yeni gördüğüm için söyleyeyim size. Efendimizin malum ehli var. Bunu bütün kitaplarda görürsünüz. Ehli Beyt diyoruz ya Fatıma annemiz, radiyallahu anh, Hasan ve Hüseyin efendilerimiz, Sıpteyni Celileyni. Niye bu sıdk kelimesiyle hafit kelimesinin farkı nedir?
Sıdk, kız tarafından gelen, kelime-i muhteremelerinden gelen torunlarını, hafit de bu boğul tarafından gelenlere. Mesela hutbede derler ya, sıteyni celileyin hasemel hısreyni. Böyle uğraştığım şu, bakın kardeşlerimizden Hazreti Hüseyin Efendimizle alakalı olan var. İstiyorum ki, hem tütün da bize faydalı olun. Bu iş böyle surete gitmesin, hep doyumla insan ulaşmanı istiyor. Bak şu dünyada binen. Her şeyin en güzelini istiyor yani. Afetin en güzelini isteyelim. Allah'ımızın yanında olanı isteyelim. Yoksa durulamayız. Burada bunu nakle edeyim size mülemne bin ensem. Bu ayet I celilede iki yüz on dokuzuncu ayetçeyle Şuara suresinde secde edenler arasında dolaşanı da görür. Bu secde ile gidenler içinde dolaşanı derken, derken öyle bir izah yapmış ki bunu hikmet ehli yapar. Rasulullah'ın enbiyanın soyundan geldiğini, bu hiçbir tepki vermiyor bunlara. Yazmaz.
Bundan sonra secde gelenlerin büyüğüz soyundan gelmiştir. Bu ne demek? Efendimiz, ben nikah mahsulüyüm, temiz ırk, temiz neseplerden, soylardan geliyorum diye. Şimdi mühim olan bu durum. Asıl bizim buna erişmemiz lazım. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.