Kalbi Selim ve Ruh Arınması kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Allah bir kuluna hayır dilediği zaman Onun zenginliğini kalbinde yaşatır. Ne kadar elinde bulunmasa bile gönlündeki zenginlik ile hiçbir şeyim yok, bitmez. Zenginlerden de daha zengin olur. Çünkü Cenabı Hak hayır murat etmiş, gönlüne zenginlik ihsan buyurmuş. Bundan…
Kalbi Selim ve Ruh Arınması kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Allah bir kuluna hayır dilediği zaman Onun zenginliğini kalbinde yaşatır. Ne kadar elinde bulunmasa bile gönlündeki zenginlik ile hiçbir şeyim yok, bitmez. Zenginlerden de daha zengin olur. Çünkü Cenabı Hak hayır murat etmiş, gönlüne zenginlik ihsan buyurmuş. Bundan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Allah bir kuluna hayır dilediği zaman Onun zenginliğini kalbinde yaşatır. Ne kadar elinde bulunmasa bile gönlündeki zenginlik ile hiçbir şeyim yok, bitmez. Zenginlerden de daha zengin olur. Çünkü Cenabı Hak hayır murat etmiş, gönlüne zenginlik ihsan buyurmuş. Bundan dolayı yokluktan dolayı şikayet etmez, el açmaz. Burada görevli olan kardeş bize söyledi Diyanet'in bizde diyanet mensubu orada çalıştım. Toplayanlara vermeyin diye doğru. Böyle izinsiz. Toparlandığınız verilmez. Hazreti Ömer radiyallahu anh bir dilenci geldi. Dedi ki ya Ömer yardımda bulunun. Torbanda ne var? İşte biraz un var. O unu alın, ganimet mallarının önlerine bırakın, sonra da Buyur Buyurdu ki dilenme, ona buna el açma. Bunun eline siz balta verin, on beş gün kadar da görünmesin, dağlar da uzun içsin. Dağlar da uzun itti, görünmedi.
Karşılığını, bir yarısını evinin geçimi için, bir yarısını da fakirlere infak etti. Dinimiz bunu hoş görmez. Ancak is seha ili vel mahrum, istemekten utananlara verilir. Böyle olanları siz de şahit oluyorsunuz, görüyorsunuz. Hiçbir varlığı olmamasına rağmen Cenabı Hak gönlüne büyük bir zenginliği ihsan etmiş. Halefımız tarafından bahşolunuyor tabii, ihsan ediliyor ona. Eğer gönlüne Cenabı Hak zenginlik murat etmişse o el açmaz, çalışır, çabalar. Bir başkasının gönlüne Cenabı Hak onu düşürür, infak ederim. Belki fakir görüyorum, yoksul görüyorum der yardım ederim. Habib-i Acemi'den anlatılır Gaddesallahu Sırra. Bu zat, haizle meşgul, sonra da bir hadise ile uyanır. Faisten hasıl etmiş olduğu meblağ ile bir yemek hazırlanır. Kapağı açıldığında ikna edilecek bir durum arz eder. Bunu gören Habib-i Acemi tevbe eder, Allah'ımıza yönelir. Hanımı sorar, der ki Ne yapıyorsun böyle?
Evin hiç ihtiyacına bakmıyorsun. Suyuydu, elektriğiydi, kirasıydı, ekmeğiydi, aşıydı, pirinci, bulguru, yağı ekşisi, nesi varsa hiç bakmıyorsun, çocukların ihtiyacı, bizim yiyeceğimiz, yiyeceklerimiz. Habib-i Acemi Hazretleri, ben büyük bir kapıda çalışıyorum. Ağımda çok zengin, ben haya ediyorum istemekten. Bir müddet sonra eve gelir, kendisi ibadet ve taahhütle meşgul, tövbeler günahlarından. Bakar ki evden yiyecek kokuları geliyor. Çuvallarda bulgurlar, pirinçler, fasulyeler, nohutlar, yağlar, etler, ev tamamen dolmuş. Nedir der bunlar? Hanım çok tebessümlü bir şekilde. Artık hangi ağanın kapısında çalışıyorsan senden çok memnun olmuşlar. Gayretini artırsın, çalışmasını çoğaltsın, biz de ikramımızı arttırırız diye selam da ettiler. Tabii Halık ve Zülcelal'e itimadı daha da itimadı çoğalıyor. Onu getirenler kim olsa diyebiliriz, işte getirmiş.
Halık ve Zülcelal tarafından ikram edilmiş, ihsan edilmiş. O getirenlerle çalışmasını artırsın, biz ondan memnunuz diyor. Böyle olacak olursa demek ki men yattagillah kim Allah'tan korkarsa yecalihu makracı Allah ona çıkış dolu yolu siler. İhsan eder, bir ummadığı yerden buyuruluyor zaten Ayet Cellenin devamında ve yeruzuku hı min hayıful la yahtesib ummadığı yerden Cenabı Hak ihsandır. Büyüğümüz, üstadımız, Kayseri'de bir fakir kendisinden yardım talebinde bulunur. Cüzdanında bulunan bir lira diye limonu verir. O verişinden sonra Cenabı Hak onun on katını bir hayırlı kimse vasıtasıyla ikram eder, ihsanda bulunur. Biz Mevla-yı Zülcelal'e tam teslim olursak, gönül zenginliğine girersek, Cenabı Hak ummadığımız yerden de rızıklarımızı lütfediyor, ihsan ediyor. Bir ara Musa Peygamber'in hatırına geldi.
Tebliğ ve davette bulunuyor, acaba evin geçimi ne olacak diye düşünürken, Mevlamız ona mucize olarak asa verilmişti, asayla şu taşa vur. Vurdu bir taş çıktı, vurdu yine bir taş, vurdu yine bir taş, onun içerisinden bir kuş, diğer bir kuş da onun ağzına yiyecek getiriyor ve dualar meşhurdur Benim yerimi bilen, bana rızkımı veren, beni gören, bilen, duyan Rabbime hamdolsun, onu noksan sıfatlardan tenzih ederim diye yalvarıyorum. Demek ki zani bir gönle sahip olunduğu zaman Cenabı Hak lütfediyor ve çalışmamızı da emrediyor. Takvayı, yani Allah korkusunu gönlüne yerleştirir ve tugayu pi galibi kalbine Cenabı Hak kendi korkusunu yerleştirir. Eğer Allah korusun iradesini şerre kullanmış ise, o kimsenin de iki gözünün önüne getirip fakirliğini gösterir. O da uymuyor, fakir ol. Çok varlıklı da olsa fakir. Bunu bize adet edinme olmuş. Bir başkalarına her şüphe çok görülüyor.
Varlıklı ayinelerde mesela evin perde veya hanımı bir başkasının yokluğunu çok izhar ediyor. Bu doğru değil. Niye doğru değil? Eshabru. Allah'ımız Habibine Duha suresinde nimetleri sır akıyor. İşte sen yetimdin, öksüzdün, cahiliye devrinde kaldın vesair, bütün sıkıntıları gördün. Allah'ım sana lütfetti, ihsan ettim, verdikçe verdi. Hatta o verecek, sen de razı olacaksın buyrulduktan sonra ve enma mine hameti rabbikefahhiddir. Rabbin nimetine gelince hamdi. Rabbim onu siktir. Bizim bir şeyimiz yok değil mi? Bu adet olmuş artık. Daha çok yıldızın çevirilerde oluyor. Şu denilse çok güzel olacak. Hakikaten hiçbir şeyimiz yoktur. Efendi çalıştı, çaba gösterdi. Yatmadı, uyumadı, istirahatı da olmadı. Allah'ımız da bize bahşettikçe bahşetti, verdikçe verdi. Biz de hamdediyoruz sıhhatiyle, verdiği afiyetiyle, mallığıyla, mülküyle biz de bahşediyoruz. İnse bu güzel. O zaman Cenabı Hak artırır.
Sebebi ise Eğer küfran-ı nimette bulunulursa, azabın çok işitmesi bulunur. Kalbi zengin olanlar hayatta daima müsterih yaşarlar, Çok rahat yerler. Şimdi hem maddi yönden rahat olur, yoksa onun hayatı biter. Kendisini öldürmeye kalkar, başka hallere girer, intihar düşünün. Çok büyük bir günahtır o. Eğer nefsani bir durum olacak olursa yine içi sıkırız. Rahat yok mu? Rahat edemez, mümkün değil. Çünkü kötü ahlak sebebiyle rahatsız, huzuru olmaz, mümkün değil huzurululması. Kendilerini kötü ihtiraslara kaptırmazlar. Eğer günü zenginliğine sahipse kötü arzulara, isteklere kaptırmaz. Gönlünde Allah korkusu yerleşenlerin kalbi yakin nuruyla dolar. Eğer Mevlamızın korkusu yerleşmişse o ancak yaşamakla hissedilebilir. Bunu biz nazari, böyle bir görünüş olarak ifade ediyoruz. Okuyoruz biz burada ama yaşanması eğer yaşadığımız zaman kalbinde yakin nuru hasıl olur. Yakin, kesin bir inanç.
Daru'nun güzellikleri yaşayanlar tarafından anlaşılır. Onlar da ifade edemez, anlatamaz. Biz de hayran kaldınız zaten. Onların bu beyanlarından dolayı, nurluk harflerin beyanlarından dolayı. Gaflet ve günahlardan derhal tövbe ederler. Aç gözlü insanlar malca ne kadar zengin olurlarsa olsunlar, kendilerini fakir ve muhtaç sayarlar. Bu hal gözlerinin önünde, fakir ve muhtaç sayarlar. Bu hal gözlerinin önünde bir şer, bir bela olarak dikilip kalır. Bu yüzden onlar daima ıstırap içinde yaşamağa mahkum olurlar. Kalp zenginliği nasıl büyük bir nimetse, at gözlülük de öyle kötü ve amansız bir şerdir. Gerçek zühtehirmenin yolu, dünyaya muhabbet etmemenin yolu. Bunu çokça okurlar bu hadis-i şerifi, bu ezberlerine girer. Hayırlı insanlar tabii mümin olmak hayırlı olmak demek. İman eden kimse hayırlı demek. Müminler bu Hadis-i Şerif'leri belli Hadis-i Şerif'i ezberlerinde olmalı.
Aynen bir hafızın Kuran-ı Kerim hıfzında olduğu gibi ayat-ı ilahi, bunlar onların hıfzında olmuyor. Etdi meftenallahü aleyhi ve aleyhün min abedinler. Bilir bunları çok iyi bilirler. Etdi meftenallahü aleyhi ve aleyh, Allah'ın senin üzerine emanet etmiş olduğu vazifeleri yerine getir ki tekün min abe dinler insanların en ibadetkarı olasın. Zaten yaratılış sebebimiz kulluk değil mi? Bullukta en güzel makamda ve mertebede olmuş olursun. Allah'ımızın farz kıldığını yerine getir. Zaten Arifani İlahi de bize o evlat ve ezkar inle ne yapıyorlar? Onu en verimli hale getiriyorlar. Bir toprak düşünün, toprağı en verimli hale getiriyor. Gübrelemek suretiyle, havalandırmak suretiyle, sulamak suretiyle vesair bir çiftçinin yapacağı işler. Çok iyi bir durumdur. Verimli hale getirir. Allah'ımızın sevgili kulları, ona has olan sevgili insanlar da bu kulluk vazifelerini en yüksek dereceye getirir.
Mesela Bir bakır parçası, bir demir parçası diyelim, bir bakır, Bir gümüş. Bir altın. Bir yakut. Bir züğürt. Hepsi de bir demir diyelim biz demir bir madendir. En güzel tabiri bu olabilir. Hepsi madem bunların. Demir de bir maden, çinko da bir maden, kurşun da bir maden, bakır da, gümüş de, altın da, yakut da, Zümrüt de hepsi maden. Maden ama bir zümrütü, siz demirle ölçmeniz mümkün değildir. Tonlarca demir o zümrüde eşit olması mümkün değil. Bir parçasına eşit olamaz. Şimdi ibadet ve taati bizde rabıta ve murakebeler sayesinde bu dereceye çıkartmaya çalışıyoruz. Bak aynı vaziyeti yapıyoruz ama bunların taatleri bir zümrüt gibi kıymet ihtiva ediyor. Bir demir gibi olmuyor. Nasıl oluyor derseniz bire on, bire yüz, bire yedi yüz, Hesapsız Cenabı Hak veriyor. Çünkü değerini yükselmiş. Bir taharetinde dahi, bir abdestinde dahi şok yükseltmiş.
Elini yıkarken diyor ki, bakın asıl farkında, elini yıkarken elimle diyor kötülüğü itmem demek bunun. Böyle elini savurum, kötülüğü ben reddediyorum demek anlamına gelir düşüncesiyle abdest arıyorum. Ondan sonra ağzını yıkarken. Yapmış olduğum gıybetten. Yapmış olduğum kötü sözlerden, onun kulun aleyhinde konuşmalarda tövbe ediyorum yalandan iftira vesaire kötülüklerden diyerek abdest alır. Yüzünü yıkarken de harama bakmayın diye diğer azalarda buna fias ederiz, daha bir üstün şekilde alırlar. Onları da tam ifade etmek mevzuyu dağıtmak olur. Dağıtmadan kısaca söyleyin. Emmare nefsin arzu ve isteklerini yıkar. Ondan sonra bazen gönlüne nur doğar, bazen de zulmet doğar. Mülhime bunu da yıkar, mutmainne hallolur tam durulduğu zaman imanı. Böyle temizlenir onlar. Onlar şimdi demir gibi değil ki ibadet ve taatindeki kıymeti Allah yanındaki fazilet ve üstünü zümrüt gibi olur.
Hatta değeri bile küçünemez. Asıl fark buradan geliyor. İşte ne olacak, ne olacağı bilmemek beni deriyedir. Ne olacak? Deli böyle atmaya, onu çok mazur göreceksiniz. Kişi bilmediğinin düşmanıdır diye bir kaziye önerme olarak ifadedir. E bilmiyor yapsın. Siz hiç duymadınız mı? Konuşsanız neler konuşursunuz siz? İşte bizi böyle konuşturuyorsunuz. Bir teneke gibi çağırttırıyoruz Allah'ımız bizi bağışlasın. Büyüğümüze, Gaddes Ovau's-Sura belli bir vazifeler var. Sadra tevidim yazılmaları kalemle değil. Bu noktalara gelince daha evvel bize haber verseydiniz demeleri bu zevki görünce oluyor. Bakın Sufiler bir tabirde bulunurlar. Mellem yezuk lem yari, tatmayan bilmez. Mesela onlar kazınca dünyanın bütün endişesi zerre kadar kalır gözünde. Hiç iltifat etmez ona. Çünkü dünya gam, kederle tasası beyindeki noktaları yer. Beyni çalışmaz hale getirir olumsuzluklar.
Ondan dolayı onlar neşe anında, keder anında da Rabbımızdan bildiği için, beyin perdeleri çok iyi çalışır ve çok zeki, çok akıllıdırlar. Niye? Olumsuzluk beyin perdelerini kapatırdı onun için. Olumsuzluk beyin perdelerini kapatır. Onlar hayrihi ve şerrihi minallahü teala, hayır ve şerrin Allah'ımızdan olduğunu bilmesi hasebiyle beyin perdeleri açılıyor ve zeki insanlardır. Peygamberler için ne kullanılıyor? Fıtra, fetane, akıllılıktır. Bakın peygamberlerimizin çekmiş olduğu ezaya efendimizden söyleyeyim, sallallahü aleyhi ve sellem. Bir hadisi şerifte Aleyhissalatü Vesselam ve Annemiz, eğer eza çekerseniz beni düşünün buyuruyor. Çekmiş olduğu ezada, bak Mekke'nin fethi. Ne dedi? Kardeşim Yusuf'un dediğini söylüyorum, bugün sizin yüzünüze hatalarınızı vurmayacağım. Allah sizi bağışlasın, merhamet edenlerin en merhametlisi Rabbımızdır.
Yine bak, peygamber aladına beyin damarları neden çok çalışıyor, peygamberlere hatim denmesi, petanet denmesinin sebebi nedir, onu göstereceğim size. Bak, büyük bir zulüm çekiyor. Yakup aleyhisselam, öyle kolay değil. Normal bir evlat da değil Yusuf aleyhisselam. Nübüvvet kokusu. Etinden, kanından, kemiğinden süzülerek gelmiyor sadece. Onun nurundan geliyor. Ayriyeten bu var. Etten, kandan, kemikten gelmek değil ki iş. Kenan da geldi. Bu değil. Asıl onun nurundan gelebilmek. Bizim bütün arzu ve isteğimiz, arzu ve isteğimiz, bunları beyin perdelerimizi çalıştırarak anlayabilmek. Yahu evlat olabilmek için, bir daha söylemişsin, Hazreti Selman'ı düşünelim, Suheybi Rumi'yi düşünelim, bilali Habeşi, ne 7 bildiğimiz bir husus, hiç efendimizle ne 7 münasebet var mı? Yok. Ama ehli beytim deyip bağrına başlıyor. Bizim de iki cihan güneşine sevdiklerine ehli beyt olmamız iş bu.
Nasıl olacak bu, onlar nasıl oldu? Arz ettiğim hali oldu. Size okuduğum ayet ve hadis-i şeriflerdeki sırra ermekle oldu. Neyle oldu? Allah'ımız hayır murat edince kalbine zenginlik lütf etti. Ne demek o zenginlik? Yakin sırrı demektir, Nuh'dur o. Bunu kim söylüyor? Bunu büyüklerimiz söylüyor. Yoksa biz bir diyemem ben, kendimi bir hoca sınıfına koyamam fakat içinizde var. Onları da temsil ederim. Mesela bir hoca kardeş gönül zenginliğidir ama büyüklerimiz öyle demez. Allah'ın verdiği bir Nuhdur derim. İmanın kesin bir inancın oluşmasıdır ve Rabbi Zülcelal'imiz onun kalbine kendi korkusunu yerleştirdi. Bunlar o, işte bunlara oluş ulaşmak, bunlara eşek etmek. Etinden, kanından, kemiğinden gelmek bir şeyi ifade etmiyor. Asıl onun ilminden gelmek gerekiyor, irfanından gelmek gerekiyor. Marifetinden ve hakikatinden doğmamız gerekiyor. Buna yaklaşacağız biz. Nasıl olacak?
Onların yaşadığı gibi yaşamaya çalışacağız. Öyle olacak. Yoksa şehir olarak olmaz o. Arz edecek peygamberler hayır ve şerrin Allah'ımızdan olduğunu bilince, bak biz okuyoruz amentüle, öyle değil o. Onu biz nazari olarak söyler, geçeriz onu. Onlar yaşarlar. Peygamberlere varis olan ulemai kiram bunu yaşar. Her alim değil. Size sabah anlattım. Araf Suresinden anlattım. Köpeğe benzetiyor Cenabı Hak. Hak. Öyle bilmediği bir meseleyi karıştırmaya başlarsa, ondan sonra onun ahlaki yönünü ifadeye, bilmem plana kalkarsa Allah'ımız Araf suresinde kıbleye benzetiyor. Bilmediği, ondan dur, bundan duymuş olduğu sözle hareket etmeye kalkar da hayırlı kimselere kara çalmaya çalışırsa, Cuma suresinde merkebe bezemiştir. O ceh, gerçek alim. Bir gün mektebi yok diyen üstadımız o. Onun üstadı Sami Ramazanoğlu, Haddesallahu sır'a medreseler mi bitirdi?
Ama üstazı-ı Alisi Es'ad-i Erbili Hazretleri her kitaptan birer sahife ya okutmuş ya okutmamış, bir de icazet duası yapmış, tamam diyor. Şimdi efendim bunlardan mahrum olmamak için çok arz ediyor. İfade edemiyorum, milyarda birinde asosyal. Yakup Aleyhisselam diyor ki ben sadece gam ve kederimi Allah'a arz ediyorum ve ben sizin bilmeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından vahiyle biliyorum dedi. Bunun az bir izahına geçecek olursak, aslında Yusuf Peygamber öyle uzaklarda değil, çok yakında. Fakat kardeşleri hakaret etmesin diye Hazreti Yusuf'u gizliyordu. Biliyorum, bilmediğinizi Allah'tan biliyorum denmesinin sebebi bu. Daha neleri biliyorum. Bir Sure-i Yusuf'u okumak, manevi derinliğe ermek, manevi mertebelerin derecelerini, makamları görmek demektir Sure-i Yusuf. Yani bir hikaye değil o. Dün açtık elimizde bir eser olmayınca Sure-i Yusuf açıldı.
Açılınca, bakın, İbrahim Peygamberimizde de aynı özelliği görürsünüz. Şimdi bizden istenen bu. En'am Suresi'nde İbrahim Peygamberimiz diyor ki ben yüzümü tamamen Rabbime çevirdim. Bak nefsin hiçbir arzusuna çevirmiyor onlar, kalmamış zaten o ruh. Büyüklerimiz nefsin hallerinden anlatmazlar zaten, nefsaniyetten konuşmazlar. Hep geliştikleri için ruhaniyetten konuşurlar. Bir sabah vakti buradaki görüşmemiz sükuti idi. Hiç konuşmadı yani. Mühim olan bu. O ne demek, niye sükut ettiniz, bir ayet okusaydınız, bir hadis-i şerifden güzel kelamı, kibarları çıkıp ne ya? Bunlar balı tarif etmemiz gibi. İşte arı şöyle peteği hazırlar, o altı, o altı gen daha çıkartılamamıştır. O ölçüme niye girmez o? Arıya vahyettik derken bir peygambere vahiy gibi de değil o. Biraz iyi anlayabileceğiz inşallah. Şimdi o gözenekleri, o balın peteğe dökülüşü nasıldır o?
Bunu ancak arz ettiğim, onların sadece et ve kan kemiğinden değil, manevi yönünden gelen insanlar bilir onu. Arının, beynin, Resulullah'a salavat demesiyle binlerce arı balı döküyor oraya. O çeşit çeşit renklerde, ballar dökülüyor ve şifa oluyor. Bunu görse adam, bunu bilecek olsak, biz anlasak, Allah'ımıza imanımız sadece okuyup geçmekle, Kuma suresinde dendiği gibi kitapların adedi belirsiz, yüklenmişiz ama hayırlı insanlara da muhalif olmuş. Ne olacak bu? Hiçbir mana ifade etmiyor. Ama aynel yakine ermiş, Hakk'ın yakine ermiş ise, Hakk'ın yakin ermişse, o arının salatü selam ile ballarını, peteğe döküşünü görürse onun imanı yakin haline gelmiştir. Şimdi bizim bizim durumumuz şu, biz balı anlatıyoruz.
Bakıyoruz şöyle döker, bin bir çiçekten alır, saatlerce uzağa gider, yine yolunu şaşırmaz gelir döker diyoruz biz Ama Şukuhti olarak gönül alemimizde bir açıklık olursa, onlar hiç konuşmadan Rabbi Zülcelal'imizin biiznillahi teala nuru ilahisinin gönlümüze inmesini temin ediyor. İşte bu aslında. Bundan dolayı Arifani İlahi sükutumuzdan istifade etmeyen konuşmamızdan edemezmiş. Sadi Erbili Hazretleri için anlatılır, yaşlılıklık dönemlerinde kollarına girerek yürüttükleriniz, manevi zenginliğe giren, burada biz gönül zenginliğini anlatıyoruz, daha diğerine pek geçemiyoruz, derlermiş ki O iniltiye yaşlılık diye dinlediğiniz, o inlemeye gönüllerinizi verin. Verdikleri zaman Allah'ımızın nuruyla dolarlarmış. Buna bize Rahmetullah aleyh oldu, tak tak, alamca geldi. Müstahımız birine sordu. Buyurdular ki pat tak ne demek? O da elini vurdu, bir ses çıkardı.
Buyurdular ki inşallah sonunda içine bu meselelerin nüfuz edilir. Hak demek, hak demek, daha dışında dolaşıyoruz demek iste. Ondan dolayı bu gibi insanlar siz bakarsınız, bir yere gittiniz. Eğer konuşacağınız, görüşeceğiniz bir arkadaşınız yoksa kayıpsiniz orada. Ne olur, gurme. Ne asker arkadaşım var şurada, ne akrabadan bir kimsem var, ne bir hemşehrim var, hiç kimse yok, uzak bir memlekete düştük diye garip. Onlar da işte bizim içimizde garip. Ne akrabadan bir kimsesi var. E, ne akrabası hep öldü mü? Yok, var. Amma Allah'ımıza karib olan yok. Rabbi Zülcelal'imizin nuruna erişen yok. Asker arkadaşı yok mu? Var. Ama onun zikrullah arkadaşı yok, tefekkür arkadaşı yok, murakabe arkadaşı yok. Hemşehrisin. Niye olmasın? Koskoca bir ilçe var, dolu. Var ama onun onun sadrındaki mahrem, sırlara erişecek olan hemşehrisi yok. Ondan dolayı gariptirler onlar.
Efendimiz bu dünyada garip gibi veya bir yolcu gibi yaşayın dinmesinin hikmetlerinden birisi budur. Bir yolcu gibi. O devamlı yolda öyle durup eğlenmez ki. Siz aman ha İkindi'den sonra ortalık buzlanmaya başlar diye çok acele ediyorsunuz. Onlar da hayatın sonuna doğru gözüm görmekte, kulağım duymakta, ayağım yürümekte buzlanmalar meydana gelir diye, menzili maksuduna erişmek için çok adil hareket ediyorlar. Bir gün Mevla-yı Zülcelal'e kavuşacağım diye. Yolcu budur. Garip de, ne kadar tanıdığı da olsa, halini arz edecek kimsesi yok. Yoksa da olur. Bu hadisi şerifleri tamamlamaya çalışalım. Allah'ın senin üzerindeki farz kıldığı taatleri yerine getir ki insanların en çok veren iyi ibadet edenlerinden olasın. Ne demek ibadet? İbadet demek, sadece kulluğu yerine getirmekten bedenen ibaret değildir. Tanımaktır, bunu tanımaktır. İşte burada, bizim, siz değil misiniz tabii?
Eğer bilmediği için der, ne var? Eğer böyle elini kaldırırsa işte bu yönünü tanımadığın der. Ona tanıtıyor ya. Ondan dolayı mesulüz biz. Rabbi Zülcelal'imizi tanımak için halk olunduğumuzu. Onu tanıyacak olan gönüldür gönül. Onun perdeleri açılacak. Eğer Allah'ımızın yasaklamış olduğu çirkin hallerden kaçarsanız, insanların da en çok Rabb-i Zülcelal'imizden korkanı olursunuz. Allah'ımızın ezelde senin için ne takdim etmişse, o takdirine razı ol, o zaman insanların en zengini oluyorsun. Velhamdülillahi rabbil alemin, aleyhüssalatü vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine, ashabına, peygamberanıza ve piranıza bütün geçmişlerimizi mümin ve mümünatın ervahına el Fatiha. İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.