Kalbi Selim ve Ruh Arınması kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Orada bir söz söyledi, Esa-i Ebi-i Billi Hazretleri. Fikr-i Ferda-i cihından sinemi-i safilledim. Ham nedir, Şadi nedir, illet nedir, sevda nedir? Esali Erbili hazretlerinin bu sözü şunu söylüyor. Şimdi normal bir vezin değil o, a'uz vezni ile yazılmış. Herkes o…
Kalbi Selim ve Ruh Arınması kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Orada bir söz söyledi, Esa-i Ebi-i Billi Hazretleri. Fikr-i Ferda-i cihından sinemi-i safilledim. Ham nedir, Şadi nedir, illet nedir, sevda nedir? Esali Erbili hazretlerinin bu sözü şunu söylüyor. Şimdi normal bir vezin değil o, a'uz vezni ile yazılmış. Herkes o…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Orada bir söz söyledi, Esa-i Ebi-i Billi Hazretleri. Fikr-i Ferda-i cihından sinemi-i safilledim. Ham nedir, Şadi nedir, illet nedir, sevda nedir? Esali Erbili hazretlerinin bu sözü şunu söylüyor. Şimdi normal bir vezin değil o, a'uz vezni ile yazılmış. Herkes o vezin ile yazamaz. Bu bir sakattır. Onunla yazmış şunu söylüyorum. Şimdi kişi evvelli düşünüyor, geçmişi düşünüyor, geleceği düşünüyor. Büyüklerimizin halleri şu, ne geleceği ne de geçmişi düşünmezler. Bulundukları haller var. Şu anda bulundukları halleri en güzel şekle döndürmeye çalışırlar. Onların ileride şöyle böyle bir mezar. Bulundukları anı en güzel şekilde Allah'ımızın istediği tarzda geçirirler. Onu söyledi. Fikri ferdayi cihandan sinemeyip saf eyledin. Şimdi kafası kalbi karmakarışık değil. Şöyle mi olur, böyle mi olur? Yok.
O anı en güzel şehirde geçiriyor. Şimdi Ezhel El-Bira Hazretleri bunu söylemken, o kadar güzel vadiler geçti ki, tabi bilmediğim için söyleyemem. Hatırladıklarımı söyleyeyim. Dedi. İşte orda tahammül zor oluyor. Efendimiz'i söylüyor, Allahu alem seni diyor şöyleydi, böyleydi, şefin şuydu, biçimin şuydu, Boyun, endamı, saçın, sakalın, üzüm, kaşın. Bunu demeye gerek yok. Kahülün teşri'i ederken ayye imana nedir mi dedi. Amber-i Sara nedir? Şimdi diyor ki ya Resulallah, ben öyle, artık öyle hatırlıyorum. Senin diyor kahkül mübarek saçları, şöyle teşni ederken, böyle ayrılırken, o amberin kokusuymuş, en güzel esansıymış, onlar neler yanında iş kalır. Siz Gülden bilirsiniz bunu. Lebi Yetim evvel sallallahu aleyhi ve sellem, benim kokumu almak isteyen gülü koklasın, duydu. Çok güzel kokan kırmızı güller var.
Onu koklarken selam, selam getirilirse, sizi başka alemlere götürür O koku ama bilerek koklayacağız. O koku sizi başka alemlere götürür. Bak biraz desem söylemeye çalışırım da çok güzel. Esad Hebili Hazretleri'nin şeyi söylemedi. Hamdi Yazır hocamız, tahmıs yapmış. İki, mısraın üzerine üç mısra daha eklemiş. Bu en son resminin de, nam değilmiş hamdi olmak, seyri gül şenden hüda, neşre varıyadında derler gül feda bülbül feda. Şimdi şeyh-i asırdan duydum şu yolda bir nida. Hamdi Yazır Hocamız bir müfessirdir kendisi. Esa diye bir bil Hazretleri için, Şeyhi asır diyor. Asrın şeyhidır diyor. Tasdik etmiş. Pir-i Mugande Hakibayu'l Esada O zaman idrak edersin rütbe ibalağanıdir. Hakikaten öyle. Şimdi biz Allah'ımızın emirlerini yaşamaya çalışırız şurada. Namazlarımızı eda ettik. Yalnız, yalnız namazlarımızı eda ederken ibadetin bu ruhuna erişemedik. Erişenler müstesna. Nasıl erişeceğiz onu?
İşte bunu elde edebilmek için, bu Abdullah dediğimiz Allah'ımıza giden kapıdan geçmek gerekiyor. Onları söylüyor bize. Ne diyor bize? Diyorlar ki aman rızkınız helal olsun. Eğer siz ibadetin, namaz taatinin ruhi şiddetini elde edecekseniz, kılarken namazınızı ruhunuzla iştirak edecekse rızık mutlak helal olsun. Çünkü haram olduğu zaman kanın devrinde kalbe siyahlıklar çöküyor nurulması için. Şimdi ikinci olarak taharetiniz düzgün olsun. Taharet çok önemli. Bilhassa küçük su yollarında bilirsiniz. Efendimizin bir kabrin kenarından geçerken sizin zannettiğiniz gibi büyük binalar değil. Bunlar işte küçük su yolundan sıçrayan, sıçrantılardan kendilerini korumadığı için buyurdu. Demek ki kabir azabı vardır. Sonra üçüncü olarak kimin huzurunda durduğumuzu düşünmek. Bunları bize ne yapıyorlar? Hatırlatıyorlar. O kalbimizdeki de şimdi bir ayine düşünecek olursak, ayna gösteremiyor şekilleri.
Neden? Tozlu olduğu için, tozunu sildiğimiz zaman gösterecektir. Aman diyorlar, tozunu silkeleyin. Tozlarını silkeleyin. İbadetle, taatle vermiş olduğumuz evratü ezkarla silkeleyin bunları. Çünkü kalpte, Kuran Azimüşşan'da geçer ya, kella bel ra'na ala gudubihim. Şimdi kilitleniyor da aynı zamanda kilitlenme oluyor. Bir de siyahlaşma da oluyor. Bunu da girerim diyorlar. Aman ha bunu da iyice girerim, verilen evrad ve eski halde bilhassa ruhi taatlerle. Mualdemin birisinde bir hocaya geliyorlar, cihan imamı. Diyorlar, hocam bize ders tarif et, gününü biz buna dikkat edelim. O tarif ediyor. Bildiğin ayetten, hadisten dua kitaplarının gördüğünü tarif ediyor. Diyor ki, şu kadar istiğfar okuyun, şu kadar salahü selamı getirin. Şimdi verir de güzel tarif ederler de yalnız bizdeki şu evrad aldığımız zat vasıtasıyla Mevla'ya ilişebilmek. Onu alacağız, o evrad iskeleti alacağız.
O vasıta ile Mevla'mızı bulacağız, muhabbetini bulacağız. Bir de ehil olan insanlar nuruyla verdiği için, Çinli tarifeden de eser kalmaz. Çünkü nuruyla veriyor. İcazetli olunca nuruyla birebiliyor. Bu da şunu demek istiyor. Yani yapılan vazifelerde onun ruhi cihetine geçebilmek. Mesela namaz dediğim için ondan söyleyeyim. La salate limelle yaşşe buyuruyor Allah'ın Rasulu. Huzur ve huşu olmayan namaz şayan-ı kabul değildir, buyuruyor. Huşu siz azamet-i ilahiyeden titremeyi bedenen ifade edemezsiniz. O kalbin halidir. Mesela bir oruç tatilini geçirdik, farz olan bir ay oruç tutulmaya. Şimdi oruç tatilinde takva getiriyor. Takvayı beden yapmaz, avukat yapar. Mesela zekat verdiniz, şartlar, hacıcı olan kimseler zekat verirken bir de tüzehihihim kelimesi geçiyor zekatta, arınasınız diye. Bu arınma, bedenin yapacağı bir iş değil, kalbin işidir, ruhun işidir.
Mesela Kelime-i şehadet, bu İslam'ın şartlarından almış oluyoruz. Kelime-i şehadet'te nedir? Okuyoruz tevhidi. Bu nedir? Bu vücudidir. Bunu din okuyor, La İlahe İllallah. Şuhudi olması neyle oluyor? Şuhudi olması, Bedenin bütün zerresi kelime-i tevhidin nurunun zevkine ilişiliyor ve bunu erdirebilmek, bütün taatlerde bulun. Mesela Allah deriz ya Celle Celalühü, bir de gönlümüzdeki durumlara göre azamet-i ilahiyeyi tefekkürdür aslında o. Kalbin zikri, Allah'ımızın yüce kudretini tefekkürdür. Eğer yakalayabilirsek şudur, eğer erişebilirsek. Buna erişebilmenin yolu, erişebilmenin yolu, Rabbimizin bizi gördüğünün şuurunda olmaktır. İşte murakabe bu. Şimdi dikkat edersek durumlarımızı anlaşırız bu. Mesela biz deriz, Rabbimiz görüyor, biliyor. Çünkü duyuyor, Ali bütün hareketlerimizi mutlak duyuyor, mutlak biliyor. Semi'un, Basir, duyuyor hem de görüyor.
Bunu biz dille söylüyoruz da kalp bunu hissederse o kimsenin, bu ruhi taat artık bu, büyüklerimizin tarifiyle, karınca ile bir trenin gidişi gibi olur. Hani bizi hep bu ruhen ve manen zengin etmenin, çok karlı olmanın yollarına sevk ediyorlar. Yalnız bunu yapış, biraz erken yaşlarda icap ediyor. Kuran-ı Kerim'de bütün peygamberleri araştırın. Hayatlarını okuyun, peygamberlerin okuyalım. Okuduğumuz zaman peygamberlerin, peygamberliği altmış yaşında değil, yetmiş yaşında değil, hepsi genç. Siz Meşşai Kiram'ı dokun. Meşşai Kiram'ın ifşa değerli olmaları ellisinde değil. Hep genç yaşta olmuşlar, hep genç yaşta. Mesela Ashab-ı Kehf, Ashab-ı Kehf dendiği zaman bir kısım ulema-i kiramınız, onların enbiyadan olduğunu da zikrediyorlar. Söyleyenler var. Yusuf, Peygamberimizin kardeşleri için de öyle bir nakil var, ifade ediliyor.
Hep bunlar, bu çoğuldur, feta kelimesinin, çoğuludur, gençlerdir, buyuruyor. Bak gençler olarak anlatılıyor. Siz Enbiya suresine de bakarsınız, Allahu alem, ora diye hatırlıyorum, belki değişik yer bulabilir. İbrahim peygamber için ne diyorlar? Puthaneye giriyorlar, putlar hep mahvolmuş. Bir genç var, onlardan da nefret ediyordu. Kelimesi geçer. Gençti diye geçer. Ondan sonra, Musa peygambere bakıp, olgunluğa eriştiğinde Allah ona hikmet verdi der. Çok geç. İsa aleyhisselam böyle. Otuz yaşındadır peygamber. Diğerlerinde de öyle. Şimdi ne olsa yaparız, zaman vakit var. Çok yanlış olur. Çok bunu evvel bir halamamız gerekiyor. Mürşid-i kamillerimiz değil mi? Bakın mesela üst hazımız beyitlerinde getiriyor. On dörtte vurdular manevi aşı. Bunu boşuna söylemiyorum. On dörtte vurdular manevi aşı. Seksenden zor olmaz. Birisi geldi, bu köylerimize biri.
Efendim dedi kalbimde bir hareketler başladı. Biraz da celallendiler. Altmışından sonra detay olmaz çıktı. Böyle yaptın altmışından sonra letaif olmaz çıktı. Bir de İslam niye kızdıysa bilemiyorum mutlak bir seferde vardır. Olmazdır. Bu gençken olacak. Ondan sonra zor alır. Soruyorum, ahsen ifrat ezkarı de on sene olmuş kalbi zikretmiş, ruhu da zikretmiş. Şimdi Kuran okuyan bir kimseyi düşünün. İlk başlamış, beş sene ara vermiş. Hafızı düşünün, beş sene okumamış. O aynen hiç okumamış gibi yeniden başladı. Aynen böyle başlar. Tek tek başına. Niye? Ara ara vermiş. Ayda bir danışsınlar. Şimdi bazen derslerini görüşsünler. Yine de bizi uyardı, çok memnun oldum. Meczup diyorlar. Biz de böyle itikat ediyoruz, itimat ediyoruz değil. Sallallahü yendarasında. Niye veballaya gireyim? Meczup diyorlar. Meczupsa meczup. Onu açtım bu Tabakat-ı Sufiye var. Ulema-ı Sufiye var. Yevmi-mîat var elimizde.
Çöpte her zaman hemen hemen bulundurduğumuz diğer hadislerden var. Diyor ki, babanın kitapları ne oldu? Ne oldu dedi, baba indi o güzel dedi, şifa tarifeleri. Ondan sonra sohbetleri niye oldular diye. Bak bunlardan oluyor. Bize büyük bir ikaz oldu. Demek ki onları da dönmemiz lazım. Unutmuyoruz, vermeye çalışıyoruz da demek ki daha çok yoğunlaştırmak istiyor. Allah razı olsun. Efendim bu ağaçlardan da bilirsiniz, taşlarında bilirsiniz, ekinlerden de bilirsiniz, topraklardan da bilirsiniz. Herhalde çorak toprağı siz tohum atmazsınız, verim dolana atarsınız. Artık zeka çoraklanmaya doğru gitmiş, çoraklaşmaya doğru, akıl da çoraklaşmaya doğru. Doğru. Göz de çoraklaşmaya doğru. Çünkü gülsüm mözüp, akıldan doğru gülüyor. Bir yazı vereyim, gülmem diyor. Gülsüm yok bilmem diyor. Elini atıyor böyle.
Gülsüm durmazsa bilmem Bunu sonra konuşacağız, şöyle sağına oturayım da diyor, kulağım dursun diyor. Aktopraklaşıyor artık. Yedim düşüyor. Boşuna değil mi? Şu Mecmu zatın dediği gibi üstadımız yaşlıların reisi verdi, hepsini de kızartayalım. Ebed ettik bir yerde. Genç demek yok, vereyim dedi. Yoksa sevmediğinden neden değil. Allah'ımızın kulluğu, herkesin, hepimizin başına gidecek. Sizi emeklettim dedi ben. Genç fidanlar istiyorum dedi. Bak orada birisi var, çok gençti o zaman. Dedi ki ölmek istemiyorum dedim onu görünce. Hep dedi bunları yetiştirmek istiyorum. Mürşid-i kamilin. Şimdi kafalar yaşlarınca olacak. O zaman ne yapacağız? Oğlumuzu, çocuğumuzu, etrafımızı teşvik edeceğiz. Eğer çocuk yirmi, otuz yaşında vardıysa onu getiremezsek. On beş, yirmi yaşında vardı ya, yok. Ona en güzel arkadaşı, dün görüşüm de çok hoşuma gitti.
Dün ifade edindi, ona böyle hayırlı kimselerden arkadaşlar bulacaksın. Yoksa senin demenle gelmez. Senin benim dümemle geleceği yaşı dört, beş yaşındadır. Yedi, sekiz yaşlarındadır. On yaşlarındadır. Ondan sonra yok gelmez. O yaşlarda gelecek. Ondan sonra, eğer iyi bir arkadaş çevresi varsa o vasıtayı yoksa yapmaz. Mümkün değil, getiremezsin. Mürşidimiz böyle diyorsa, biz o zaman bir ara o Bolu'da ormanları çok gençleştirdiler. Yoksa yaşlı, yaşları kesme manasında değil. Onlarda viral dineğine koşacaklar. Viral dineğine koşacaklar yardıma. Gençlerimizde benzin olacak onlar, onunla hizmet verecek. Bu. Bedir Muharebesi'ni bilirsiniz. Bedir'de yaşlılarla gençler birbirine durdu. Dedi ki gençler bir sihahat etti bu. Siz ne yaptınız? Evde oturdunuz. Onlar dediler ki biz yardım ettik size bak silahınıza, hatınıza. Keçi zat için gerekli ne hizmet varsa onları yaptı.
Biz dedi bu yardımı yapmazsak siz nasıl edecektiniz dedi. Böyle birbirimizi tamamlayacağız. O zaman ne yapacağız? Çoluğumuza, çocuğumuza, etrafımıza çok riayet olacağız, çok dikkat edeceğiz. Bunu bilen kimseler ne olur ölmeden önce bir dikme bırakayım derlerdi, duyardım. Gelirlerdi, Mürşey-i Kamil'imize. Bir dikme olsun, dönüp gideceğim derlerdi. Bildik mi bu yolu tahrip edecek bir kimse diye bu verimimizi artırır efendim. Şu tabiata baktığımız zaman, bak topraktan söyledim, verimli olan toprak üç veya dört defa ürün verir. Ondan sonra çorak olan zaten mahveder. Fidanlardan da öyle, aşılardan elde eder onu, görürsün. Buradan size biraz önce baktım rıza silinmesi üzerinde. Bunu Türkçeleştirdi bir kardeşimiz, size hazır vaziyette getirdi. Rıza diye bir bülbül mü düştü? O zaman iman hakkında bir yeri çizmişim. Buna kadar oralardan söyle hepsi.
Çok güzel ifade ediliyor bu itikadi hunlar delil alıp, ibadî hunlar delledir. Çok güzel ahlaki hukserle dürttur. İmanın doğruluğu, sadakati, küfrünlüğü, hakikat olur. Nedir? Ne demek bu? Çoluğunu, çocuğunu Allah'ımıza tazimden dolayı ona yarayışlı bir hale getirmek demek. Ve temaratuhu imanın meyvesi nedir? Allah'u Zülcelal'den hayal etmektir. Utanıp yanlış hallere girmemektir. Rıza diye bir yetkili, bir baktım mı derdikiler? Önemli bu. Bu Rıza hali dedemin de şiirlerinde geçen, bu tutmuştur der. Bu makama gelenler çok seçkin kimse demek. Hayırlı kimseler demek. Okuyayım, anlayacağız. Çok üstün bir sıfattır rıza hali. Allah'tan gelene Celle Celalühuühu razı olmak. Geriye dikmemek. Rıza öyle bir makam ki, Allah'ımıza giden, en güçlü, en kuvvetli, Rabbi Zülcelal'imize eriştiren, ona kavuşturan, muhabbetiyle konuşturan bir yoldur. Rıza hali ve cennet-ül dünya.
Dünyada da rıza halini elde ederseniz, siz cennet halini yaşarsınız. Cennette gibi olursunuz. Çünkü ona buna bahane bulmadan kurtulursunuz. Şunun istediği, bunun yediği bu geçerli, o biter. Hep mevla edersiniz. Dünyada da siz çok uzundu olursunuz. Yoksa şikayet eder durursunuz. Kırk lira şikayet edermişiz. Etmiş. Allah'ın ezeli hükmü altında kalbi sükunete etmesin. Böyle takdir etmiş. Ona ilim gelmişim, bana da böyle mutluluk etmişim. İşte ona mal mülk gelmişim, bana da böyle takdir etmişim. Ona sığada afiyet mutluluk etmişim, ben de böyle etmişim diyebilmek. Bak cennette gibi olur insanın. Yoksa hep sıkıntıya düşer. İçinde tırmanır böyle içini giymeye başlar. Ondan kurtulursun diyor. Tabii ki bir sıkıntın nedir? İnsan için büyük bir elemdir, cefadır. Bu cefa ve sıkıntı ne olurunda, bal olur. Acı demek zaten. O acılar, batıl. Mevdadan geldiğini bilebilirsek.
Abdülkadir Geylani Geylan Efendimizin buna uygun sözleri var. Kader oğlunun altına yak diyor. Yılan akrep ne yaparsa razı ol diyor. Yine sandalimizin mübareklerini mi dinledim? Çok hücuma gitti. Onu anlatayım size. Bu Teala'nın ili hazretlerini üstadımızın müstazı derdi. Üstadzar-ı Es'ade erbili Hazretleri onun müstazı, üstadımızın müstazı diye. Hatta üstad-ı Azam dediği güzel tahvillerde bulunuyorlardı. Bunun halifelerinden birisi ben demiş rıza haline eriştim, velayet haline geldim. Velayeti Suğra'dan Kübra'ya geçtim demiş. Üç tane velayet şekli var. Çok da Hülasa edilen budur. Suğra küçük dinlemek, Kübra büyük, bülya en üstünü dinlemek. Velayette en üstün makam demek. Böyle demiş ama Efendi Hazretleri onun o halde olmadığını çok iyi biliyormuş. Bu velayette Allah'ımıza, dostluk da o noktada olmadığını biliyor. Şükür buyurmuşlar.
İşte bir hadise ile, bir vakayla bunun ne olduğunu kendisine gösterelim. Efendi Hazretleri yolculuk yapıyor. Arkadaşları ile, evlatlarıyla. Bir deve veya çaydan geçmişler. Efendi Hazretleri'nin atı birden geçmiş. Takip etmiş diğerleri. Bunun atı tüketlemiş düşmüş. Boğulma endişesinden dolayı vay boğuluyorum, vay ölüyorum, yetişin, feryadı, filan baştan olsun. Efendi Hazretleri çok güzel bir tebessümle, hani Velayet-i Suğra'dan Velayet-i Kübra'ya geçtim diyordun. Bu feryat nedir? Bu şikayet nedir? Efendim, bilememişim, estağfurullah demiş. Bunu isimli atlattıların izinli cipiyle getirmiş. Üstadımız bahsetmişti. O vaazından önce de halini anlatmıştı. Böyle gözlerim pul pul oluyor. Ne demeye başladı Efendimiz. Yani hissettiler. Bu sıkıntıyı hissetti. Böyle bir mahsuniyet hali çöktü Efendimiz'e. Sükürt doyurdu. Bir dertli hali vardı. Bazı nasihate götürmüşler. Bu da İmam Hatip yapılıyor.
İşte Efendimiz teşvik ederse çöpçe topluyorlar. Tüm bir sıkıntımız vardı. Elhamdülillah. Sıkıntı ifade ettiler. Bir kardeşimiz ifade edince elhamdülillah tamamlamıverdi gitti. Sözünü dinlemen bir kimse oldu mu, insanlar daha çok yardımda bulunuyorlar. Şimdi İmam Hatip de yarı kalmıştı. Efendimiz'i aman efendim buyurun siz. Yardımcı olun diye. Buraya geldiğimde frene basacağım derken gaza basmış, havuza inmiş. Allah'ımıza sonsuz hamdolsun. Dolu da değil, boş da değil. Boş da olsa tehlike çünkü sert bir cisine çarpacak. Dolusa boğulma tehlikesi olacak. Hani ayarlamış Mevla Zülcelal. Neyse çıkmışlar iyi bir sıkıntı tabii bu aşağı değil. Doktor da bildiği için, tansiyonlerinin üç günde. Herhalde demiş hatmi en fazla ettiler. Gelmiş derhal Kulaklık, ölçenli, tansiyon ölçeğin bir adet, doktoruymuş. Ölçen bir adet takmış, endişe etmiş fazla yüksek değil. Belki bir yanılma olur demiş.
Bir daha takmış. Demiş hiç endişe etmem lazım. Yok doktor demiş. Biz Allah'ımızdan gelen razı oluruz onlara. Şikayet etmeyiz demiş. Bunların hali. Yoksa adam bilir, niye sen gaza bastın, frene basmadın? Bilmem filan. Başla şikayet. Mevlana geliyor. Allah'ımızdan geliyor demiş hepsi. Anlaşıldı diye söyledim, bitirelim çok küçük. Bu tarifler bildiğiniz gibi değil. İnsanın bir doyuma ulaşması gerekiyor. Bakıyoruz bazı kelimelere nelere bulun, anlamı tam biri. Bu ona güzel. Evliya dilinde, ayetinde beyliği çok güzel söylüyorlar. Bunun için Cenab-ı Hakk'ın ezelden ne takdir ettiyse onu görmesinler. Ezhelde böyle yazmış, böyle çizmiş. Böyle tespih buyurmuş, tamamdır. Ne kadar güzel. Gezendeki yazdır budur. Onu da artık değiştireceğiz mi uydurmuş? Bir kere Allah'ımızın seçtiğine razı oluyor ve bağıl şirkin şikayeten endişe onu terk ediyor. Rıza'yı ne güzel tarif etmiş.
İlahi artık Levhi Mahfuz'da yazılı olana akıyor, Allah'ımızın yazlığına böyle yazmıştır. Razı oluyor, şikayet etmiyor. Rahmet-i Zaferi. Rıza, tedbir imiş, şuymuş buymuş onların hepsini terk ediyor. Yalnız burda yanlış anlaşılmasın. Elinden geldiği kadar, ne yapması gerekirse onları yapıyor, takdire bahane bulunur. O da çok yanlış olur. Mesela ne yazdı, ne çizdi ise o deyip ne evine bakıyor, ne barkına bakıyor, ne etrafına, her şeyi terk ediyor. Bu da hiç caiz değildir. Gerekli olan çalışmalar yapılır. Netice Mevla-yı Zülcelal'e havale eder. Bir de bizim hepimizde hemen hemen sıkıntılar var. Riyayeti gidemeyişimizin büyük bir endişesini hep taşıyoruz. Bunu biz sizinle paylaşacağız. İbrahim bin Edhem hazretlerinin şu güzel sözüyle, İbrahim bin Edhem Hazretleri dedi ki, ey evladım, şunu iyi bil ki, onlar Allah'ın rızasını kendilerine ölçüp biçmiş, elbise etmiş dururlar. Huy edinmiş.
Allah'ımızdan razı olmak, bunların en güzel hasletleridir. Rabbi Zülcelal'imize muhabbet, Esad ehl-i hazretlerinin bu beyitlerinde geçen tahammül ürecihi gibi değil, çok güzel. Burada Efendimize ait muhabbetler, sevgisiyle ifade ediyor. Ona saygılar, sevgiler, onun bir gömleğidir. Yani ondan ayrılmaz bir parça. Ne ilahi rıza, ne de muhabbeti Mevla. Onlar devamlı ahireti tercih eder. Sanki Allah'ımızın diğerlerine olan üstünlüğü gibi onlarda da fazilet vardır. Yüksek bir fazilet vardır. İşte şunun gibi, bunun gibi diyemezsin sen ona. Onda öyle güzel hasletler var ki, rıza hali var, sevgi hali var, müstesnadırlar. Eğer karnını çokça doyuruyorsan, sen gece kalkıp da ibadet ve taatten zevk duyacağını zannetmeyin çünkü. Yiyor. Devamı yiyoruz. Bahçayıydı, kahvesiydi hepimiz öderiz. Ondan sonra meyvesiydi. İnşallah bunu yolunda eritmek için gelirsin. Yiyecek tabi ki ama öyle ki.
Ahiret endişesini de taşıyamazsınız eğer çok uyuyorsanız. Dünyaya aşırı sarılmış iseniz, ilahi korku da sizle tecelli etmez. Hep böyle insanlarla gelişmeden oturmalar, kalkmalar, yetsiz hareketler, davranışlar, eğer bunlar da gönlünüz rahatlıyorsa, o zaman siz Allah'ımızdan dostluk ruhasına, dostluk şerbetinin, şerbetinin yudumlarına nail olamazsınız. İnsanlarla olmak güzel de, isyan halindeyken ona ortak olmak, bu gibi hallerle siz Allah'ın Celle Celalühü dostluk şarabına ulaşamazsınız. Hikmet nedir? İlimdir. Hikmet nedir? Ameldir. İlim ve amelle, amelle Allah'ımızın rızasını elde edip önüne inen nurdur. Şu kainatta bulunan bütün eşyanın hakikatine ermektir. Siz takva hayatını terk etmişseniz, bu nurla da iyi vermişsiniz. Eğer batılların hayatı gibi hayat yaşıyorsanız, o zaman da sizin işinizde bir dürüstlük olmaz. Hep yanlış yapmaya başlarsınız diyor bize.
Hep üstün olma takdir görüyor. Hep beni daha bir üstün kabul etsinler. Benim yerim ayrı gibi bir hal düşünceler meydana gelir. Dünyanın da malına sevgi zuhur edecek olursa ahireti unutturan bir sevgi, o zaman siz Cenabı Hakk'ın sevgisinin olacağını zannetmeyin. Fakiri, dolu, yetimi, yoksulu bunlara cefa ediyorsanız, kalbinizde yumuşaklıkta olmaz sizin. Boş konuyu uçuyorsanız, kalbinizde de ibadet ve taati lezzeti de kalmaz. Çok Bu söz ediliyor. İnsanlara şefkati, merhameti terk etmişsiniz. Üydümmüş, nasihatmiş. Bunlarla beraber bir araya gelip güzelce bu görüşmeleri yapmakmış. Bunları terk eder, şefkatsiz ve merhametsiz olursanız Allah'ın rahmetiyle erişemezsiniz celle celaluhu. İlmi ile amil, haşyet sahibi, azamet-i ilahi ile gönlü dolu olan, hayatını buna göre tespit eden, ulema-i kiramla oturup kalkmayı terk etmişseniz, siz de olgunluk olmaz. Hep düşük hareketler yapmaya başlarsınız.
Hep düşük olur. Gülmeniz de bozulur, konuşmanızda bozulur, duymanız da görmeniz de değişir buyuruyor. Böyle hürmeyi istiyoruz. Böyle methettiler mi üzerimiz kırıverir. Yok eğer biraz dokunacak olsa, böyle yapacak olursa hadi gibi şekil olursa, o zaman da diyor Allah'ımızın muhabbeti olmaz. Dünyaya hırsla bağlanmış iseniz ilahi korku da meydana gelmez. Hak korkusu azalmışsa gönlünüzde, kanaat ve rıza hali de meydana gelmez diyor. Şimdi, Rabbimiz için yazdığı. Kuran-ı Kerim okuma hakkında aslından okumak tadil tesiyatı başlıyor. Şimdi plan okuyor da okuduğu zaman, hatibe okudum diyor. Aman imamlar alınma. Katiye, katiye. Kıyamet gününde unu itlehi bütün dökülür. Çünkü güçsüzlük yapıyorum. Ben Kuran okudum. Ne yaptın sana diye başlarsın. Burada Kuran-ı Kerim'i diyor, dünyaya vesile kılacak olursa sadece Kuran-ı Kerim değil bu. Diğer lütfen mesela konuşuyoruz.
Konuştuğumuz zaman bununla bir dünyevi menfaat elde etmeye düşünecek olursam, bu Allah korusun arz edilen hale düşer. Fiil Şimdi gece bakmış. Yüz ayet okuyor. Yüz ayet okursa o, kannüç kelime, ibadet ve talepte daim demek. İbadet ile adet bunlardan oluyor. Gece kalkmış, yüz ayet okuyor. Yüz ayet okuyacak olursun. Eğer yüz ayet okuyacak olursa o gafillerden yazılmaz. Şimdi Kuran okuduğunuz zaman bu hatim duası demek. Dua edin, Allah'a uzuncelelerden dünyevi, uhrevi isteklerinizi Rabbimizden isteyin. Kim Bakara Suresi'nde okuyacak olursa evinde, okuyun istiyor evlerinizde, Bakara Suresi'nde okuyun. Sakın ha evinizi kabir haline göndermeyin. Kur'an okumazsanız, hadis şeriflerden okuyun. Zikrullah yapın, tesbihat okuyun. Kuran-ı Azimüşşan'ı okuyun. Gönlünde Kuran bulunan kimseye Cenab-ı Hak azap etmez. Yalnız bu Kuran okuyan kimse tarif ederken, Onun hükümleriyle, amil olacak diyor.
Emirlerine uyacak, nehyettiklerine kaçacak. Öğüt ve nasihatlerinden faydalanır. Bu emsal ayetleri var, Böyle misaller biridir Kuran Azimüşşan'da. Bunlardan da diyor ibret alır, yasakladıklarından kaçar, emrettiklerini tutar, hükümleriyle amil olan kimsenin eğer içinde Kuran-ı Kerim varsa Allah ona azap etmez diye geçiyor. Cenabı hak cümlemize muhafaza olursun. Elhamdülillahi rabbil alemin aleyhissalatü vesselam eylesin. Ruta'yi diler. Ondan sonra peygamberan nizam ve peygamberan nizam bütün geçmişlerimizin ruhlarını. İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi serin sohbetini dinlediniz.