Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Hazreti Musa ile Hızır Aleyhisselam kıssasına iktidar et, üstadına itiraz ahde. Çok çirkindir. Kehf suresinde Halid'i müjdelen bize bunu haber veriyor. Kehf Suresi'nde, altmış beşinci ay içinde. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, kim bu? Şimdi Musa aleyhisselam bir hutbe iran etti, okuduk. Uhud Bey'i okuyunca, bu kendisinde bir kulun kibir olarak değil yalnız. Çünkü bir peygamberdir o, hem de Ulu'l Azim peygamber, kendisine kitap denilen bir peygamber, Tevrat'ın verildiği mübarek bir kul. Allah'ın izniyle risaletle, Peygamberlikle ve kendisiyle kelam kılmak suretiyle seçtiği bir kimse. Acaba bu alemde benden daha malumat sahibi var mı deyince, Rabbimiz kullarımızdan bir kul buldular ki ona katımızdan bir rahmet, vahiy ve peygamberlik vermiş. Yine ona tarafından bir ilim öğretmiştik.
Musa aleyhisselam ona, sana öğretilenden bana doğruyu bulmama, yardım edecek bir bilgi öğrenmek için bunu bana öğretmek için, sana tabir olayım mı diye. Buradan çıkacaksın dersler çok. Biz kalbimizin eğitimi için ne yapmışız? Ruhi eğitimi sağlayan Rasulullah'ın varislerinden hakikat alimlerine teslim olmuşuz. Dedi ki bu kul doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin. Sana bir ses sürüklüyor. O senin şu düşüncene göre, kafamıza göre bizim ters kedi. Sen dedi kafana yerileştiremedin. Gönlüne bu tutamadığın bir meseleyi nasıl kabul edeceksin? O zaman dedi ki, inşallah dedi sen beni sabredenlerden bulursun. Senin emrine de karşı geliyor. Buradan dersler çıkarırlar. Derler ki, işte Üstad ağacının emrine karşı çıkmaz. Size ilmi kaideyi söyleyeceğim, Allah'ın izniyle.
O kul eğer bana tabi olursan, sana bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma dedi. Ondan sonra da hadiseyi siz Kehf Suresi'nde okursunuz. Yine de sabredemedim. O çocuğu niye öldürdün? O gemiye niye deldin? O duvarı niye terk etti? Sonra tek tek tek tek haberdi. Belki kafamıza takılabilir. Niye o çocuğu öldürdü? Takılır bunu, okusak bile, dersin ki ya bu kutsal değil mi öldürdü? Allah'ımız onun canının o vasıtayla alınmasını takdir buyurdu. O takdirle vuku buldu. Onu Hızır aleyhisselam kendi eliyle yapmadı. Allah ona o şekilde de ilham etti. Yani bu takdirin dışında bir iş değil, buna tapalara belki tez gelebilir. Hazreti Musa ile Hızır aleyhisselam, rızasına iktida et, üstadına itiraz, takdirtir, çok çirkindir. Muhteriz mazur olamaz. Ona mazursün, dinlemez. İtirazdan neşret eden perdenin ilacı da yoktur.
Eğer bir yara almışsa, bakın bazen bahçelerimizde meyvelerimiz oluyor. Dolu isabet etmişse, dolu isabet etmişse yaralı dereli. Eğer elmanın içerisine kurt girmişse, o patırtı patır durduruyor. Şimdi elma ağacının içerisine de koktulmuş. Şimdi kok girmiş. Ne yapar? O ağacın gücünü, kuvvetini, meyvesini koymaz onu. Artık siz benekten tutun vesair hastalıklardan onun hali ayrı kalmaz çünkü yara atmış. Eğer bir kurt sürüye girmiş de, bir kolunun boğazına diş atmışsa ondan hayır gelmez. Eğer şeytan kurdu bizim gönlümüze girmişse, kötü niyetli insanların da fikir ve düşüncesi kalbimize girmiş bizi bozdusa, bundan hayır gelmez. O nüvesini bozmuş artık. Ne olacak? Tam canı gönülden elde etmedikçe, Rabbimize teslim olmadıkça mümkün değil. Çünkü siz bayağı basit bir yolu ifade etmiyorsunuz burada. Rasulullah'ın ashabını, sallallahu aleyhi ve sellem, yetiştirmiş olduğu bir yol bu. Esas bu.
Bu itirazın zararı, o mümin üzerine cahil olan aşkın muhabbetin kapanmasıdır. Ey mümin, devasa olmayan bu dertten saf. Şuna benzer. Şimdi bahsesiz bulan millet su kesilmiş, ne olacak? Bu biraz devam eder. Bunun dallı, yaprağı, yeşilliği, meyvesi devam eder. Bir müddet geçtikten sonra oradaki meyve kurumaya yüz tutar, kurur. Şimdi biz manevi hapları itirazla kapatacak olursak, gözümüzden akan yaşlar akmaz olur. Bir tabiat değişir, gönül değişir, hep aşklı muhabbetleri yeri arzu ederken dedikodulu yere daha kuş gelmeye başlar. Uygunsuz yerler daha şirin görür. Göz kurur. Kalp kurur, haşref kalmaz. Göz kuruduğunda yaş, kalp kuruduğunda Rabbimizin azametinden titreme hali kalmaz. Azalar kurur, nereler gülmesin. Saatlere yürüyen ayak bilmez olur. Velhasıl kurur. O bilemez der ki, yahu ben geceleri de kalkan bir kimseydim, şimdi namaz bile, sabah namazını bile kılamıyorum der.
Aşk durmaz, içinde aşk durmaz. Yapsa bile zır durmaz, değişir. Bu şartlardan biri mürid kendi ahvalle hatıratını gerek hayır ve gerek şeyh, üstadına izhar etmelidir. Zira ilacına bakmak için mutlak bir tabit gerekir. Adı üzere ilim çevrelerinden birisi Ravipeye itiraz etti. Olabilir, olabilir onun mutlak şartlarını ifade etmek gerekir. Ayetlerle, hadislerle çünkü bilinmeyen bir konu bu çok karıştırılır. Bir hocamız da buna cevap bulmak için çok uğraştı. Çok meşgul oldu. Şairdi bu. O zaten rabıtayı nasıl inkar ediyor? İşte bunun Kuran'da delilleri var, Hadis-i Şerif'te delilleri var diye bir çalışma yaptı. Nasıl olduysa o esnada gönlünde bir pürüz oluşur. Geldi üst ağzınızı anlattı. Dedi ki efendim, benim aşkım da çoktu, muhabbetim de çoktu ve sevgimden dolayı, bu yola saygımdan dolayı ben bu inkar edilen hususa cevap vermek için uğraşıyorum.
Nedense benim gönlümde bir kaparlılık meydana geldi. Aşkım, şevkim, muhabbetim, teyzem, kadın. Buyurdular ki, bu gibi insanlara cevabıp herkes. Tehdit, Allah'ınızı yanıltmasın, dua edelim kurtuluşumuz için Halife demyezel'e yalvaralım. Bunun Necip Fazıl'ın bir ifadesi var, Rahmet-i Zalim. Onu sizin huzurunuz olmakla birlikte, huzurunda bulunduğumuz büyüğümüzün de katında söylemekten hicap edelim. Siz buradan okursunuz. Üstazın keşfi var diye buna ihtimal eden hallerini isarda layık bulunmamalı. Can, üstatsa ruhun eğitimini yapıyorsa bilir benim halimi deyip yan gelip yatmamalı. Zira keşif bazen televvünü de bazen hataydı değişebilir. Bedri de söylemez. Muhammed Bahaüddin hazretinin huzuruna gelen bir zat, bir tabak arluk getirir. Armutlardan bir tanesinin kulpuna işareti var. İşaretler birisi. Der ki, eğer üstadımız ehil bir insan ise, o kulpunu işaretlediğim armudu gösterir. Armut gene.
Onun gözüne bakar. Belki evladım, eğer yeni gelen birisi olmasaydın, ben seni bu kapıya kabul etmezdim ama yeni gelen birisisin. Çünkü bir kimsenin büyüklüğü böyle keşifle, kerametle ölçülmez. O istikamet, eğer keşif keramet varsa müstakim insan da meydan ediyor Ve onlarda bunu öyle ulu orta ifade etmezler. Gizlemeleri daha evladır. Karıştırın tabağın içerisinde o işaretlemiş olduğu kulpunu artırır, Bir daha da böyle bir edepsizlik yapma dedi. Şu kadar var ki hatayı keşfi sahih olsa bile bir kimse onunla amel edemez. Zünnun-i Mısri Hazretleri. Benim kalbime diyor bazen haller gelir. Ben kırk gün düşünürüm. Bu acaba Allah'ımızın kitabına, sünneti Muhammediyeye uygun mu, değil mi diye, ondan sonra eğer uygun görürsem kabul ederim diyor. Bu kadar hassasım var. Bize lazım olan üstazının emrettiği şeyleri tevdi ile kalkmaz. İşte şöyle mi, böyle mi bunu temsil eder.
Ve geciktirmeyerek mübadaret eder, derhal, böyle müvazife onu yapar. Zira tevhit ve tesvib, azam-ı kavatırdandır. Eğer bunu tevhit etmeye başlarsa, yorumlamaya başlarsa, ondan sonra geç bırakırsa, yahu değil ama şimdi olacak bir iş değil. Şu an olmaz ben yapamam, değilse, bu bizim Allah'ımızın muhabbetinden kesilmemizde en büyük tehlikedir. Emrolunduğu zaman demek vazife bu, yerine getirilmesi gereken husus bu, bunu yapar. Şartlardan sıralıyorlar. Üstadının telkin ettiği Tevrat ve Ezkar, teveccüh ve murakefe ile amel edip, terk ettirdiği Tevrat'ı bırakması icap eder. Zira feraset-i dustaz Cenabı Hakk'ın nurundandır. Şimdi bakın Allah'ın izni, Esad El-Fatiha Hazretleri buyuruyorlar ki, keşif ve keramettense feraset daha üstündür çünkü o Allah'ın nurudur buyuruyor. O Allah'ın nurudur. Onun feraseti, o kimsenin evlat ve ezkarı terk etmesini icap ettirmiyor.
Yok ben terk etmem, alıştım zaten böyle yapıyorum dememeli terk etmem dedi. Kamil mümin nefsini halavritün cümlesinden aktar görüp, nefsi için bir kimsenin üzerinde hak görmez. Bütün insanlardan kendisini aşağı görmeye çalışır. Buyurulur ya Muhammed Bahaüddin hazretlerine, efendim siz şu insanlarla nasılsınız? Estağfurullah. Onlar gibi biz Allah'ın yolunda gayret gösteremiyoruz diyor. Efendim işte şu mekteplerle nasılsın? Estağfurullah. O meskul bir varlık değil ama Allah'ımız onu nasıl halk etmişse, halk olunduğu şekilde hareket ediyor. Mesela üzerine bir yük vuruyorsunuz onu götürüyor. Ben hangi müminin devrini, sıkıntısını yüklenip götürebiliyorum. Daha ötesine geçmiyorum kalp tahammül mezunu. Ve daimi, umurdan hiçbir emirde nihayet, geleceği ihtiram ve tazimde telkin ettiği zikir ve kalbini tamirde ve gafleti ve havatırı tahtta üstasına hıyanet etmez.
Zaten Rabbimiz emir olarak, sakın ha kafirlerden olmayın buyuruyor. Zikrinde vazifesinde tatmin bir iffetlik yapmaz. Zat-ı Ahabıyetten başka, Cenab-ı Hakk'tan başka dünyevi ve uhrevi bir arzusu olmamalıdır. Öyle bir makam ki, fena Allah'ımızın muhabbetinde yok olmuş beka, Allah'ımızın varlığı ile var olmaya devam ediyor. Bir muradı olmamalı. Eğer Allah'tan meşrepi arzusu olursa, o kamil ilminin nefsinin kemaline ve ahvaline talip ruhu nefsinin yükselmesini istiyor. Dünyevi de bir menfaat, ahiretten de bir menfaat bulmamalı. Zuzay'ı Mevla için yapmalıdır. Üstad'ın emrine amti ve munkd olmalı, tam teslim olmalı. Hulefa onun artık görevlisi olun ve kendisinden daha önce olan hayırlı kimseye dağıt etmeli. Her ne kadar kendinin ilmi ve ameli onlardan fazla dönsün. Kendisi daha çok batıl, daha çok malumatı var. Ama bir diğerinin de ebedi, erkanı, ahlakı çok müstesna.
Ona dikkat etmeli, riayet etmeli. Hiçbir kimseye gaza etmemeli zira gaza zikrin nurunu mağlup eder. Türk kötü de bir sıfattır şüphesiz. Münazaraya, mübaseye ve cidale gitmemeli. Yani buna alışkın kimseler oldu. Karışmamak. Konu. Girsiz mücadelelere ilmi olur o müstesna. İlmi mücadeleler olur o müstesna ve o cennet halkası dile. Bir şerri, dini mesele. O meselede tartışılıyor, bu olur ve bu çok güzeldir. Bizim halkımız da ekser İlya, hocalarının etrafında hep bu münazaraları duymuş ve onlardan birçok bilgiler elde etmişlerdir. Bu yersiz, dünya değil, meselelerde münazara, nisyan ve kederi miras eder, Unutkanlığı ve insanın kalbinde sıkıntılar meydana getirir. Eğer müminden gazap vaki olursa veyahut bir kimse ile mübahase ederse istiğfar etmek. Ben neden böyle yaptım dinler. Bakın Üstad-ı Ali'mize öğrencisi olan birisi bir sözsündür. Ona karşılık verdiğini zannetmiyorum.
Onun üzerine iç şiir yazar. Bunu siz zahiri ve batıni şifa tarifinde görürsünüz. Yer aşağı attın nefis diye başladın. Mavzerini sıktın nefis diye başladın. Halbuki o onun çocuğu sayılır. Çocuğu olan bir kimse kendisine münasebetsiz bir davranışta bulunmuş. Ona nedenden cevap verdim diye cevap verdiğini de bilmiyoruz. Verse bile onun verdiği cevabı katiyen vermez olurlar. Çünkü bizim şahit olduğumuz, sıkıntılandıklarında insanlardan gelen ezada mescide girip iki damla gözyaşı ile hallettiklerini biliyoruz. İki damla gözyaşı karşı, karşılarına çıkıp da cevap vermemişlerdir. Tabi dini ölçüleri koruyarak, burda iki ölçüyü vererek tamamladı. Şimdi bizim ulema-i kiramımızın koymuş olduğu bir kaide var. Allah'a isyanda mahluka itaat yoktur. Birine, onların gazaplanmaları, buna gazap denmez, gayret denir. Eğer bulacak olursa, iyi Peygamberin. Cahhidi il kıta, kafirlere karşı cihad it.
O zaman öfken yok. Bu şer'in olan gazabın da yok. Nasıl mukabelede bulunacaksın? Bakanına göz çıkmış. Gelip namusuna, ayrrağına, kudsi değerlerine hücum edin. Ona karşı da mücadelenin yaparsın kulpu. Münafıklara ve delil ve hüccet getirirler. Onlara karşı şiddet, onların barınağı cehennemdir. O ne kötü dönüş yeridir. Muhammed Allah'ın Rasuludür sallallahu aleyhi ve sellem. Onunla beraber bulunan Ashab-ı Kiram, müminlere karşı şefkati, kafirlere karşı şiddetlidir. Maide suresi emir dört. Kafirlere karşı şiddetli, müminlere karşı mütevazi. O Tevbe Suresi'ndeki Ayet-i Celile'de Mevla-i Zül Celalimiz, onlara karşı müminin tavrını şu şekilde beyan ediniliyor. İki, Müminlere Rabbimizin tavsiyesinde iman edenler. Kafirlerden size yakın olanlara karşı savaşın ve onlar savaş anında sizde bir sertlik olsunlar.
Diyelim İstiklal Haldimiz Çanakkale Muharebesi bu sertlikleri görünmese nasıl düşmana karşı mukabele edilip zafer elde edilebilir? Onlara karşı şiddetli ve çetin olun sakın gevşeklik ve korkaklık göstermeyesiniz. Biliniz ki Allah korkaklıktan sakınanlarla beraberdir. Ölçü bu. Velhamdülillahi Rabbil alemin en Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi serin sohbetini dinlediniz.