Ramazan-ı Şerif ibadet ve taate çok koyulacağımızda bir ay olması hasebiyle ibadet üç rükünle ifade buyrulmuş. Kalp, göz ve dil. Feibadetu lgalp ette fihkuru ve'l murakabe. İbadet anlatılırken mali ibadetler, bedeni ibadetler hem mali hem bedeni ibadetler diye kısımlarına ayrılır. Yalnız burada kalbi ibadetler diye geçmiyor. Bunu bir hocamız da ifade ediyordu, diyordu ki keşke bir ilmihal kitabı yazsak da kalbi olan saatler de işlense diye. Hatta bu verildi. O hocamızın ismini vermiyorum burada fakat herhalde işinin yoğunluğu mudur üzülüyorum, hazırlayamadı. Hazırlayabilirdin. Kalbi olan ibadet bizim burada kalbi ibadet dediğimiz mesela belki izahı istenebilir, aleyhissalatu vesselam efendimiz mescide girdiler baktılar ki bir tanesi gözü ile kaşıyla sakalı ile meşgul oluyor. Buyurdular ki eğer bunun kalbinde haşyet olsaydı azalarında da olurdu. Bak önemli.
Sonra Rabbimiz Müminun suresinde Esselamü Bu haşyet kalpte olur, takva kalpte olur. Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam efendimiz diye mübarek kalbi saadetlerini gösterdiler. Mesela oruçla ilgili olan Ayet-i Celilede sonra. Oruç taatinin farziyeti ifade edilirken ayeti celilenin son bölümünde la alekum tettagun ta ki Allah'tan korkup sakınalar kötülüğü işleme hususunda ondan çekineler diye buyuruyor. Bak kalp ile alakalı oruçta bu. Mesela zekatta ta ki o nurlanabilsin, temizlenebilsin, arına bilsin. Bu arınacak olan nedir? Kalptir. Onun için ibadet ve taatlerin deruni yönünün de diyoruz ele alınması gerekir. Bir fıkıh zahir bunu biliyorsunuz. Bir de fıkıh batın. Çok ayeti celleler var bitmez bu ayeti celleler. Mesela nedir? Ahzab suresinde otuz beşinci ayeti celleye geçen ifadeler. Bunlar kalben yaşanan bir husustur. Mesela Bu ayeti cellilerde mesela takva kelimesi geçiyor. Mesela sabır.
Sabır geçerken sabrın bedenen sabırlı gibi görünmenin yanında asıl sabrın merkezi nedir? Gönüldür. Gönülde sabır olmasa bedende zuhur etmez. Kaynağı kalptir. Okuduğumuz ayeti cellelerin bir kısmında böyle kalbi olan fıkhı, batına delalet eden ifadeler var. Onun için söylüyorum. Mesela istiğfar geçti. İstiğfarda nedameti biz ne ile anlatacağız? Çünkü tövbe anlatılırken et tövbe en nedem diye geçer. Tövbe nedamettir. O nedamet pişmanlık ben neden böyle yaptım böyle bir azim Rabbi Zülcelal'imize karşı yapılır mı bu hareket diyebilmek Rabbamızı tanımakla alakalı. Mesela marifet, konu çok uzun. Bugün onun üzerinde de durdum, riyazat üzerinde durdum Çünkü Ramazan-ı Şerif'te haberlerde de görüyorsunuz. Ramazan-ı Şerif'teki pideler konuşuluyor. Bunun mu konuşulması gerekir? Yoksa burada bizim nefsimizin ıslah yönü mü konuşulacak? Ruhun kemali mi konuşulacak?
İşte şu fiyata artık bir de yumurtalı mı ondan sonra peynirli mi küncülü mü ona ne denir? Susamlı mı? Nasıl olursa olsun. Örneğin ki arifani ilahi burayı terbiye ayı olarak ele almışlar. Efendimiz aleyhissalatu vesselam diye buyuruyor. O kadar azimle dikkat ettiler ki bu ayda onun ne günahı var ne bir suç var. Katiyen nur üstüne nurdur. Buna rağmen bize örnek olduğu için Ramazan-ı Şerif'te buyruluyor, bilhassa son on gününde Aişe-i Sıddıka validemiz radiyallahu anh'a azami dikkat ederdi Allah'ın Resulü diye buyuruluyor. Bu Ramazan-ı Şerif'in başında kilomuzu tespit edip, ondan sonra da bayram olduğunda acaba ben tartılmıştım Ramazan-ı Şerif girmeden önce kilom arttı mı eksildi mi bunun hesabının yapılacağı bir ay değildir. Neyin hesabı yapılacak? Çünkü insanlar Ramazan-ı Şerif'te üç sınıftadır. Bir, yiyip içen taife var. İkincisi, güzel ahlaka eren kimseler var Ramazan-ı Şerif sayesinde.
Bir üçüncüsü tecelli-i ilahiye mazhar. Yani bu güzellikler önümüzde artık geldi sayılı Ramazan-ı Şerif. Biz bunun münakaşa değil de mütalaasını yapacağız. Acaba benim ahlakımda bir güzelleşme olacak mı? Bir değişim olacak mı diye. Zaten aldığımız evrak ve ezkar bunu gösteriyor. Bu bununla olur. Yoksa soruluyor. İşte biz bunu nasıl temin ederiz? Bizde şöyle bir misal hatırıma geliyor. Diyelim ki Bandırma'da, Kütahya'da, Bilecik'te vesaire yerlerde çok kıymetli bir maden, bor madenleri. Bu çok mühim bir madendir. Bu madeni kazma yok, kürek yok, greyder yok, dozer yok. Onu çıkarmak için gerekli ne icap ediyorsa bunların hiçbirisi olmadan çıkmaz o. İnsanın içinde öyle bir nimeti ilahi var ki tarif edilemez. Çünkü bizim bedenimiz şu kainatın bir modeli, ruhi yönümüzle ilahi yönlerin bir modeli olması hasebiyle insan lillahi fil arıl tabiri kullanılmıştır.
Yeryüzünde Allah'ın gölgesi mesafesindedir. Ne demektir hilafet sırrına erişmesi? İşte bunun kemale erdirip olgunlaştırılması için okuduğumuz istiğfar, tevhid, salatü selam, ölüm tefekkürü ve rabıta ve zikrullah. Şunu hiç unutmayalım, bazı hususlarda üstadımız dikkat çekiyordu. Doğuda görev yapıyordum, görev yapıyordum, geldiğimde Konya'nın Ilgın, orada sıcak suların biz buna kudret suları diyelim olduğu bir mekan. Buyurdu ki oğlum yetişmek istiyor musun? Rabıta döneminde isen rabıtana dikkat et. Murakabe döneminde isen murakebeni bırakma. İşte efendim ben rabıta yerine yedi kat semayı yok bilir. Kalbime arşa azam açarım olmaz. İlkokulu okumadan ortaokula geçilmez. Ortaokul okunmadan liseye geçilmez, üniversiteye geçilmez. Yüksek lisans. Ondan sonra doçentlik bilmem falan profesörlüğe doğru yükselinmez. Şimdi biz mesela kıraat hususunda aşere, taklit tayyibe, en üstün olanı tayyibe.
Yalnız bunun da manevi bir cihetini anlat deseniz hemen anlatayım. Mürşid-i kamilimiz bir defasında namaz kıldırmış. Esselamü. Buyurdu ki okuduğunda tecvidin ledünni olan yönü gönlümde belirdi diye. Bakın bunu nasıl tarif edeceğiz? İşte fıkıh bahtın bu. Biz şimdi Elif BTS cim diye Elif bağ cüzünü almamışız. Ondan sonra bunu tamamladıktan sonra Kuran-ı Kerim'i alıp okumaya başlıyoruz. Bunu okumadan, ondan sonra tecvizi görmeden nasıl biz kıraat imamlarına göre bunu mütalaa edebileceğiz? Mümkün değil. Bu sırasıyla onun için murakabe dönemine gelmek için bir kere fenafillah olacak o kimse, Rabıta yapılan kimse ve sonra rabıta yapılırken bizzat aleyhissalatu vesselam efendimizin müsaadei Muhammedisi olacak. Çok anlattım mürşid-i kamilimiz bunu bize herhalde kardeşlerine anlatsın diye çok tekrar etti. Dört yolda İskenderun'un dört yolda yedilerden olduğu müsellem artık.
Fırıncı Mehmet Baba Hazretleri Hızır Aleyhisselam'la çok görüşüyor diyor efendim bu zamanda efendi hazretlerinin Sami Efendi'nin hulefası kim? Elbette çok seçkin kimseler vardır. Biz oraya karışmayız. İki kişiyi sayıyor. Adanalı Hasan Efendi, Yahyalı Hasan Efendi diyor. Evet vekalet verilebilir ama asaleten geliş bir farklıdır. Öyle selamda vekilimsin, bilmem paran şekliyle değil. Üstadımızı gördük ama bir şey olamadı fakat gördük. Onun bir seher vakti kalktığında konuştuklarına şahidim. Cennetül müşahedede toplantı oldu, Sami Efendi Hazretleri İhvanı bize teslim buyurdular diye. Böyle bir mürşid-i kamilimiz buyuruyor ki siz rabıta-i şerifeyi bırakmayın. Çünkü o rabıta ile letaifler geçirecek ki Bu sayede ne yapıyor? İnsan nuru ilahiye mazhar oluyor. Zaten bizim erişmek istediğimiz nedir? Bu nur değil mi? Bu nur sayesinde Rabbi zülcelal'imize kavuşmak.
Efendimizin duaları var Salli Allahu Teala aleyhi ve sellem. Elime nur, ayağıma nur, gözüme nur, kulağıma nur diye buyuruyor. Sonra biz okuyoruz Tahrim Suresi'ne sonra mesela o letaiflerde her letaifin bir nuru var. Mesela kalbin nuru asfardır. Sarı ama o bildiğimiz dünyadaki sarı renk değil o. Onu gördüğü zaman insan ancak sarı denir de bu dünya sarısı gibi değil. Sonra ruhun mordur. Bildiğimiz mor gibi değil. Sonra sırrın beyazdır, hafinin siyahtır. Beytullah'ın siyah örtüsü gibi de diyemem müstesna bir nur. Ahvanın o yeşildir. Her birisi bir peygamberin kademe şerifi altında. Bu ne demek? Onun huyuyla onların ahlaklanmak demektir. Bizim Fatiha suresinde okuduğumuz diye okuyoruz ya nimet verdiğin kimselerin yolunda kıl. Burada nimet verdiği kimseler nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihler onların kaderi şerifinin altında hepsi bir nur.
Bunları sıralayacak olsanız on sekize tekabül eder. On sekiz bin alemin işaretidir insanın gönlünde mevcut. Bunlar ancak bu şekilde. Ondan sonra murakabe haline geliyor. Burada ona işaret ediliyor. Eğer kalbi ciheti olmazsa ne gibi olur? Yaptığımız saat bir fidana benzer. Mesela Myan validemiz bir fidana benzetilirken Allah'ımız öyle ifade ediyor ki meyveli olan fidan o. Öyle kuru kuruya bir fidan değil, namusunu koruyan bir fidan. Her türlü kötülüklerden uzaklaşmış, batılların yaşadığı gibi bir hayat yaşamamak için kendisini mihraba hapsettiği için yaz meyveleri kışın önüne getiriliyor. Bu onun batılların yaşadığı gibi hayat yaşamamasından dolayı zuhur ediyor. Günümüzde de aynen öyledir. Bir fidandan gayet nedir? Meyvesidir. İşte fiadeti'l gadd dindiği zaman ibadetimizdeki kalbi cihet et tefekkür ve'l murakabedir. Tefekkür bedenen yapılan bir saat değildir, kalbindir.
Kalbin bir saat tefekkürü, hadis-i şerifler değişik bir yıllık altmış senelik, yetmiş senelik ibadetin ecir ve mükafatını Cenabı hak ihsan ediyor ama tefekkür çok değişik. İnsanların durumuna göre farklıdır o tefekkür. Efendim Vel murakabe dediği. Murakabe İlmiül kalbi bihur bir rab Rabbi Zülcelal'imizin yakınlığını kalben hissetmektir. Ancak herhalde bu kadar diyebileceğim çünkü çok konu uzun. Ve ibadetü'l ayn gözün ibadeti nedir? El gattu vel itibar harama bakmamak, isyana bakmamak, kötülüğe bakmamak, sonra ibret almak bunların kalbi ve ruhi ciheti nedir derseniz gönlü de korumak, gönlü de muhafaza etmek zaten kalp korunmadığı zaman göz korunmaz kaynağı kalptir ve ibadetül lisen, dille yapılan ibadette el gavru bilhak ve sıdk, sadakattir, doğruluktur hakkı ifade etmektir. İbadet ve taati dört şekilde de ele almışlar. Feevvel marifetullahi Teala Allahu Zülcelal'i tanımak.
Bunu eğer bulabilirsem çünkü girdik marifetullahın tarif edilmesi lazım. İkincisi marifetullah'un nefs. Kişinin kendisini tanıması. Zaten insanın kalbinde saklıdır bunlar. Ne demek Rabbi Zülcelal'imizin böyle beni kamil müminin kalbi aldı demek o muhabbetidir zaten. O tecellisidir, o varidatı ilahidir vesaire. Ve marifetul mevt. Dördüncüsü Marifetüm ma badel mevti min vaadillahi ve ayidi. Öldükten sonra Cenabı Hak'tan Mevla-i Zülcelal'in Rabbimizin azabından, ikabından çekinmek vaat ettiği nimetlere erişebilmektir. Ne ile sen marifete erdin diye Bayezid-i Bistami Hazretlerine soruyorlar. Fegal bir nefsin uryanetün ve babn in ce'un anil ek diyor ki ben çıplak bir beden yani giyime kuşama merak etmedim. Sadece setir olsun vücudumu örtsün kafi. Sonra aç bir karınla demiştir. Hatta büyüklerimiz söylüyor. Biz diyorlar Marifetten daha üstün bir hal görmedik diye ifade etmişler.
Tevhidi anlatmışlar. Marifeti ifade ederken nurun nurdur. ؕ Müminin kalbine doğan bir nurdur. Fil hazaneti şeyun eazum minel marife Marifetten daha üstün bir ikram, daha bir üstün nimet olamaz. Marifet hayatü'l-gall, kalbin hayatıdır. Onunla insan, ruhen ve manen dirilir demişlerdir. Sonra burada birkaç şekliyle ele almışlar. Marifet hususunda genel olarak marifet Allah'ımızın ef'al-i ilahiyesini bilmektir. Bunun yanında bir de ilahi sıfatları bilmektir. Zati sıfatlarına erişmektir. Avamul müminin, müminlerin bizim gibi olan kimseler ve bir sıfat. Bu Allah'ımızın sıfatlarının tecellisi ile memnu olan, meşbu olan kimselerdir. Makamu havasül müminin müminlerin seçkin olanlarında ne var? Bidret, zati sıfatlarının bunlar velilerdir, nebilerdir diye de tarif edilmiş. Daha marifet tarif ediliyor, bildiriliyor. Allah'ımızın Azameti ilahiyesinin tecellisi ile insanda bir haşyet meydana geliyor.
Bu haşyet olunca da o zaman Cenabı Hakk'a saygı duyuyor. Daha sonra da sekine, kalbinde bir huzur meydana geliyor. Ondan sonra da marifeti artıyor diye ifade edilmiş.