Kainatın Mükemmel Uyumu ve İnsan Aklının Önemi kaydında Rabbimiz, Teala ve dikkatdes Hazretleri yaşadığımız şu dünyada, her şeyin mükemmel bir uyum içerisinde olduğunu göstermektedir. Şu kainatta her şey bir uyum içerisindedir. Mesela üç yüz milyar galaksi içerisinde üç yüzer milyar yıldızla son derece muazzam bir kainat. Öyle ki bu galaksiler olsun yıldızlar olsun. Gezegenler uydular. Hem…
Rabbimiz, Teala ve dikkatdes Hazretleri yaşadığımız şu dünyada, her şeyin mükemmel bir uyum içerisinde olduğunu göstermektedir. Şu kainatta her şey bir uyum içerisindedir. Mesela üç yüz milyar galaksi içerisinde üç yüzer milyar yıldızla son derece muazzam bir kainat. Öyle ki bu galaksiler olsun yıldızlar olsun. Gezegenler uydular. Hem kendi etraflarında hem de bağlı oldukları sistemlerle birlikte belirli yörüngelerde dönmektedirler. Biz bunu gördüğümüz zaman diyoruz ki etrafında dönmektedir. Yani bir araba en son yapsa eğer yol muazzamsa iki yüz elli yapar diyelim. Bir uçak dahi altı yüz elli. Bu aralarda yapar ama dünya saatte bin altı yüz yetmiş kilometre hızla kendi ekseni etrafında, yüz sekiz bin kilometre hızla, güneşin etrafında dönmektedir. Etrafında dönmektedir.
Güneş sisteminin galaksi merkezi etrafındaki dönüş sürati, saatte yedi yüz yirmi bin kilometre iken, Samanyolu Galaksisi'nin uzaydaki hızı saatte dokuz yüz elli bin kilometredir. Bir de dünya ve güneş sistemi her sene, bir önceki sene bulunduğu yerden beş yüz milyon kilometre uzakta bulunur. Bu nereye gidiyor? Bu güneş nereye gidiyor? Suresiz arabayı süratle kullanacak olursanız, diyelim ki üç yüze çıktınız bir yere çarparım. Ama bu çarpmıyor. Yüz sekiz bin kilometre hızla güneşin etrafında dönüyor. Hiçbir uyumsuzluk yok. Hepsi bir saat gibi ayarlı. Dünya tüm kainatla kıyaslanınca mikroskobun altında zor görülür. Bir iğnenin ucu kadar kalır. Bunu ne için anlattığımı ifade etmek istiyorum. Bu kadar hassas bir denge, nasıl kainatta oluştuğunu merak ile, düşünmeyen kimseler de var. İşte anlattığımız bu hususlar. Bunu merak edip de acaba bu nedir?
Bu nasıl bir süratte hareket ediyor, nasıl dönüyor? Düşüneni pek az. Halbuki insan, bizi insan yapan en temel özellik nedir? Akıldır. Aklı olmayana teklif bile edilmez. Akıl bizdeki en bariz özellik akıldır. Halıkımız düşünün buyuruyor, yedi yüzün üzerinde ayeti celile var akıl hakkında. Düşünün buyuruyor tefekkür edin. Yani bundan bir sonuç çıkarın. Biz nasıl bir sonuç çıkaracağız derseniz, çıkaracağımız sonuç, böyle bir hayatta artık öyle söyleyeyim, hiçbir düzenin bozulmadığı her şeyin yerli yerince hareket etti. Hani milimetrik bir satış yok. Siz trafikte biraz yoğunluk olacak olsa, bayram öncesi, halbuki o turnikelerden geçiyor. Orada engelleme bile koymadıkları halde üç saat, beş saat, on saat bekliyor. Bu üç yüz milyar, üç yüz milyar galaksi, bunların içerisinde de üç yüzer milyar yıldız var. Güneşin yüz dört katı büyük yıldızlar mevcut. Ve gidiş süratini ölçmemiz mümkün değil.
Bunlarda hiçbir sapma yok, bir dengenin bozulması yok. Bu nedir diye düşünenimiz, Bir Bir düşünürümüz der ki tesadüf ancak lügat kitaplarında yazılandır. Yani hiçbir şey boş yerine yaratılmamış. Bu hassas dengeyi kim düşünür? Ancak akledenler düşünür. Bir hayvan düşünemez. Bir dağıdı, bir taştı mümkün değil. Bunu insan düşünür. O bakımdan düşünmemiz gerekir. İçinde yaşadığımız kainat, tüm hassas dengeleriyle bir yaratıcı tarafından var edilmiştir, deri kişi aklını kullandığı zaman. Ve demek mecburiyetindedir. Rabbi Zülcelal'imizi de biz akilla bulmuyor muyuz? Şimdi murakabe yapıyoruz. Anlatacağım size. Bu murakabe Rabbimizin bizi gözetlediğini bilmektir. Eğer kainattaki bu düzeni, bu intizamı bilecek olsa o kimsenin asıl murakabesi budur. Böyle bir dengeyi kuran Cenabı hakk'ın şanı ne yücedir dediği zaman onun Rabbimize gidiş suretini ölçmek mümkün değil.
Kainatın Mükemmel Uyumu ve İnsan Aklının Önemi ne anlatıyor?
Kainatın Mükemmel Uyumu ve İnsan Aklının Önemi kaydında Rabbimiz, Teala ve dikkatdes Hazretleri yaşadığımız şu dünyada, her şeyin mükemmel bir uyum içerisinde olduğunu göstermektedir. Şu kainatta her şey bir uyum içerisindedir. Mesela üç yüz milyar galaksi içerisinde üç yüzer milyar yıldızla son derece muazzam bir kainat. Öyle ki bu galaksiler olsun yıldızlar olsun. Gezegenler uydular. Hem…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Dünya ise tüm küçüklüğüne rağmen, mesela kainat biraz önce geçti ya, mesela güneş, siz ancak şu şekilde anlayabiliriz, böyle bir evrenin içerisinde kainatın, iyi anlaşılsın, içerisinde bir iğnenin ucu kadardır. İşgal ettiği yer bir iğnenin ucu kadardır. Varlığını akıl yoluyla bulduğumuz Rabbi Zülcelal'imiz, insanların yeryüzünde bulunuş bulmuş amaçlarını da peygamberler vasıtasıyla bildiriyor Adem aleyhisselamdan iki cihan güneşine kadar, sallallahu teala aleyhi ve sellem, Cibril-i Emin vasıtasıyla vahyolunan, bildirilen esaslarla haber verin. Ne buyruluyor, bize ne anlatılıyor? Böyle küçücük yer işgal eden, Şu dünyada sorumlu varlık olarak kabul edilen insana ne öğütleniyor, ne söyleniyor. Davranış, hareket bakımından hanginiz daha iyi ve güzel olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O üstün ve güçlü olandır. Çok da bağışıklıkdır. Buyur müsünüz. Biraz uzayacağını biliyorum.
Yalnız diyoruz ki gelin derinlemesine düşünelim. Derinlemesine düşünelim demek, şu kainattan ibret alalım. Eğer bu ibreti alsak, murakabenin son zirvesindeyiz biz. Bitmez de. Bu şekilde murakabe yapalım diyoruz. Bilerek yapalım. Mesela kafamızı çalıştırarak alıp atalım. Kafamızı çalıştırarak ağzımıza dokmayı sokalım. Kafamızı çalıştırarak eve girelim, evimizden çıkalım. Ticaretimizi, her şeyimizi buna göre yapalım. Essalillah Allah Kuran'ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı, maksadını anlatmayı öğretti. Bu demektir. Allah'ımız Celle Celalü, buyurulurken ne demek bu? Ona beyanı, maksadını anlatmayı öğrendi. Yani senin gayen nedir? Şu kainatın yaratılışındaki sır nedir? Bunu düşün diye yarattım. Şüphesiz biz insanı karmaşık olan bir damla sudan yarattık buyuruyor. Essali bil de. Her zaman okuruz Essali. İnsanı karmaşık bir damla sudan yarattı. Onu dinliyoruz.
Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptı. Bak dinliyoruz biz. Bu dinlediğimiz Kuran azimüşşan'da bize, biz onu imtihan ediyoruz buyuruyor. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Yani gözün var, kulağın var. Artık aklını başına al demek. Sonra diğer ayeti celileler var. Enbiya suresinde on altı ile on yedi. Ayeti celileler. Bize dünyanın boş olduğunu ifade ediyor. Ediyor. Biz bunu anlayamıyoruz. Az sonra Rabbimizin lütfuyla anlatmaya çalışalım. İnsanlar imanlarının ortaya çıkması için türlü şekillerde de dinlenmektedirler. Yani biz çok küçük ifade edilen şu dünyada başıboş bir varlık değiliz, dinleniyoruz biz. Esrailibillah. Ankebut suresinde geçer ayeti celile. Halid ellemyezen bize müminin güzelliğini ifade veriyor. Yani imanlarının ortaya çıkması için değişik şekillerle imtihan edildiğini.
İnsanlar imtihandan geçirilmeden sadece iman ettik demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Elbette Allah doğruları ortaya çıkaracak. Yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır. Yani geliş gayemiz bu. İmtihandır. O gökleri ve yeri ve bu iki ay arasındaki her şeyi yoktan variden, her varlığın kendisine muhtaç olduğu bir şekilde yaratmıştır. Mesela biz, yaşlanmak ister mi insan? İnsan yaşlanmak istemez. İnsan güzelliğini kaybetmek istemez. Saçı sakalı ağrısın istemez. Şu sıcak havalarda terleyip yıkandıktan sonra, birkaç saat geçiyor, yine vücudunda kokular meydana geliyor ister mi insan? Mikrosobun altında görülen bir bakteri, bir mikropla, seksen kiloluk adam yatağa düşüyor. İster mi bunu? Her gün kendisine bakım yapıyor, yine de bakımı bozuluyor. Gündüz yapıyor, bazen makyajlar bilmem kalemler, sabah oluyor, uyandığında bozuluyor, tekrar makyaja.
Sonra insan yatağa giriyor, sabah kalktığında af buyurun, nefesi malum, ağzının kirlenmesi ve vücudunun hali mutlak yıkanmaya ihtiyaç duyuyor. Bu neden? İnsan zayıf olarak yaratılmıştır. Yahu gözüm çok güzel görüyordu görmez oldu. Ben dağlara tırmanırdım, şimdi düz yolda yürüyemiyorum. Hiç yorulma bilmezdim. İki adım attıktan sonra, neredeyse yeleli kılacak bir hale geliyorum. Neden? Biz kendi zafiyetimizi, acizliğimizi bilip, onun da yüce kudretini takdim etmek içindir. İşte bunun için Cenabı Hak, akletmez misiniz? Düşünmez misiniz? Biraz önce gösterelim. Oturduğum bir mekanda, sizi bir hoca efendi ziyaret edecek dediler. Hoca efendi girdi, biiznillahi Teala tanıdı. Kırk sene önce gördüm illai Teala tanıdı. Resmini de gösterdim. Adımını zor atıyor. Merdivenlerden inecek tuta tuta indi, yardım edelim dediler.
Artık gücü ve kuvveti de kalmamış kalp, tansiyon, şeker, romatizmalar, böbrekler, ciğerler, stoklar ve sair hastalıklar işte bu. Okulumuzda öyle bir cevvaldi ki, öyle de bir güzeldi. Mürşidimizin de huzuruna gelir. Ve bir hatırasını anlattı üstadımız buyurmuş ki yemek yemişler, evladım bu yemeğin tadı hazırlayan Allah için, yiyen Allah için, her şey Allah için olduğu için tatlı. Bakıyoruz o güzel yüz, o güzel endam şekil ve şemail ne olmuş? Bitmiş. Artık tanıyamaz hale geliyor. Susun. Bizim başımıza geliyor bu. Bir başkası bizi nasıl görüyor bilmem. Eldemle de görüşüyorum. Yaşlı bir adam oturuyor, diş dökülmüş. Sonra geldi, dedi ki biz beraber okuduk. İşte bu insan. Eskişehir'deyim, birisi en uzattı, beni tanıdın mı dedi. Tanıyamadım. Kuran kurslarında öğretmen veya emekli olmuş, ismini demek istemiyorum. Bir piri faniye dönmüş. İnsan bu, insan acizdir.
Asıl murakabe acziyeti mizi bilip, onun vücut kudretini görebilmektir. O zaman insan iftihar edebilir mi? Cibre düşebilir mi? Benliğe düşer mi? Mi? Hani bu dünya hayatı, yani bize gelen şu. Bizim halimizi İnsan suresi yirmi yedi. Ayet-i Celilede bildiriyor. Gerçek şu ki bunlar. Geçici olan şu dünya hayatını seviyorlar. Nasıl geçici bu? Kişi yatıyor, yattığı zaman kendisini öyle bir yerde buluyor ki, diyorlar hazırlanın sizinle bir tatil yerine gireceğiz. Çantasını hazır diyor, yiyeceğini, içeceğini, giysilerini, her şeyini hazır diyor. Orada rahat etmek için o mekana geliyor. Otobüslere biniyorlar geliyor. İstirahat ediyor, yatıyor, kalkıyor. Sabah da bir yürüyüş yapıyor, bir spor yapıyor. Sonra eğleniyor, güzel kahvaltılar yapıyor. Ondan sonra diyelim ki deniz bir sahil diyelim, sahile doğru iniyor. Böyle suyun içerisine giriyor, ne hayatmış diyor.
Bir müddet sonra zil çalıyor, haydi kalk. Sanki askerde kavuş kalktı diye. Kavuş kalk. Kalkıyor gözlerini böyle ovuşturmaya başlıyor. Böyle bir esiniyor, geriliyor, kendisine geliyor. Acaba ben ne gördüm diyor. Halbuki rüyasında iki günlük bir hayat sürmüştür. İki günlük bir hayat. Tatil köyüne gelmiş, tatil merkezine gelmiş. Orada artık her türlü rahatını, istirahatını istediği şekilde yaşamış ve rüyasında diyor ki, bu ne güzel bir hayat. Bu arabalar, bu ne bileyim eğlenmeler, yemeler, içmeler, gezmeler, tozmalar ne güzel bir hayat diyor. Ama havuç halk deyince, düşünüyor beni ne Efendimiz uyku ölümün arkadaşıdır buyuruyor. Halbuki o rüya iki saniye içerisinde görülmüştür. İşte dünya hayatı budur. Gerçek şu ki bunlar. Çarçabuk geçmekte olan dünyayı seviyorlar. Önlerinde bulunan ağır bir günü bırakıyorlar. Yani hakikati hatırlamıyorlar. Efendimiz.
Efendim, dünya hayatı, işte biz askerlik dönemindeyiz. Çok kısa bir devir olmasına rağmen diyorduk ki nasıl bitecek. Temmuz ayında gitmişiz, torun topu dört aya varmaz. Zaten üç gün sonra varmışız. Biraz eğitim yaptıktan sonra on gün tatil çıkmış. Sonra beş gün bayramın tatili, sekiz gün de erken dönmüşüz. Siz dört ayda bunu çıkarın. Üç gün, beş gün, sekiz gün, bir on gün, üçe, üçe. Biz diyorduk ki bitmeyecek, ama bitti. Ondan sonrasını hatırlayamaz onu. İşte dünya hayatı budur. Bir yavruyu okula gönderiyorsun. Çocuk diyor ki ben nasıl bitireceğim bu okulu, sonra diplomasından, diplomayı aldıktan sonra unutup gidin. Yahu nasıl geçti diyorum, sıkıntılı zamanlar müdür bizi şöyle sıkıştırmıştı, işte müdür yardımcılarından şöyle kadar, sıkıntılar çektik meşakkatler, onların hepsini unutup gidiyor. İşte bu dünya hayatı bu. Sınır tanımayan insan böyle bir hayatta isteklerini de tükeniyor.
Ama huzura eriyor mu? Diyor ki en güzel araba benim olsun, arabaya bindiği zaman bir arzu daha baş. En güzel ev benim olsun. En güzel evde mi oturuyor? Oturuyor. Ondan sonra yine bitmiyor arzusu isteği bitmiyor. Ne nimet olursa olsun, ne nimet olursa olsun, onlara gelişmek için her şeyini feda ediyor. Durup dinlenmiyor. Çalışmıyor, çabalıyor. O nimete girdikten sonra tekrar öne bir arzu var. İşte dünya bu. Ve arzusu isteği bitmiyor mustahirip. Huzur bulanlar kim, bu dünyanın cennet olmadığını, bir gün bitecek ahiret hayatı için hazırlanmamız gerektiğini, bu dünyanın bir imtihan darı olduğunu bilen kimselerde ne var? Dikkat edin, ancak, gönüller, Allah'ın Celle Celalü, zikri ile utanur.
Kaynak: Genel
Kainatın Mükemmel Uyumu ve İnsan Aklının Önemi | Mihmandar