Sevgili nicelerimiz Musahabe serimizin birinci cildine Hacega'nın nasihatları babıyla devam ediyoruz. Eğer tamam ahval ve vecitleri bize verseler fakat bizim hakikatımızı ehli sünnet vel cemaat akaidiyle müzeyyen ve mütehalli kılmasalar ve bu hali haraplıktan gayrı bir şey bilmem ve eğer tamam haraplıkları bizde cem eleseler ve hakikatımızı da akaidi ehli sünnet vel cemaat akaidiyle taltif eyleseler bu halimizden de hiç havf ve kederimiz yoktur buyurmuşlardır. İnsaf eylemek gerektir ki nübüvvet hitam bulmuş ve vahiy zamanı münkati olmuş verdin kemal bulmuş ve nimet tamam olmuştur. Binaenaleyh hangi hüccet ve senetle bu dini mübini ve tarik-ı müstakimi peygamberanı ezamın vahiy ilahi ile müsbet ve müteyakkgan olan kelime-i tevhidi müttefikasını kendi habı hayalleriyle itikadatı batıalarıyla tebdil ve tahfile çalışmak küstahlığında bulunanlar.
Bu gibi düşünce ve itikatlar sebil-i şeytanidir. Ondan uzak olalar ve sıratı müstakim olan sünneti seniyyeyi terk etmeyeler. Enbiyaya ittiba elbette sebebi necat ve müsmir berekattır ve ondan gayrısı cümleten hatardır ve hatardır ve hatardır. El Hazer. Necat-ı kati yolunu terk edip de hata yoluna kademnihadi ve dem-i şeytan-ı laine, fütsade ve helak-ı sermediye düçar eylemek akıl ve irfan tavrından ziyadesiyle uzak ve müstebattır. De ki, işte benim yolum budur. Ben insanları Allah'a körü körüne değil bir basiret üzere davet ediyorum. Ben de bana tabi olanlar da böyleyiz. Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizi sevsin ayeti kerimeleri buna delildir. Her bid'at dalalettir hadis-i şerifi dahi meşhur ve malumdur. Kemalat-ı velayet suret-i şeriatın neticesidir ve kemalat-ı nübüvvet ve hakikat dahi şeriatın semeresidir.
Velayet ve nübüvvetin kemalatından bir kemal yoktur ki daire-i şeriattan hariç ola ve şeriattan istiğna hasıl ola. Şeriat asıl ve bünyattır. Hiçbir guna ondan istiğna hasıl olamaz. Ey birader çünkü vakit ahir zamandır. Vedinde zaaf peyda olmuştur ve sünnet metruk kalmıştır ve bid'atler şuyu bulmuştur. Bu tavır üzre olan vakt-i zulmanide ehem-i mühimmattan olan ulum ve akaidin tahsiline gayret eylemek azamı makasıttır. Kemer I himmeti ulum-i şer'iyenin kesbinde ve neşrinde ve ihya-yı sünneti Mustafaviye'de çabuk bent olup bu suretle rızayı ilahiyi tahsile gayret eylemek gerektir. Bu dar darı ameldir. Eda-yı taatta merdane olalar ve inzivayı kuşe-i uzleti ganimet bileler. Evet, Hacega'nın nasihatleri şimdilik bu kadar. Akaidi tashih eylemek babına geçiyoruz. Kitap ve sünnetin muktezası üzere evvela akaidin tashihi lazımdır.
Şu vech üzere ki ulema-i ehli hak o akaidi kitap ve sünnetten fehm ve ahz ve istimbat eylemişlerdir. İkinci olarak helal ve haram farz ve vacipden ahkamı şer'iyyeyi bilmek lazımdır. Üçüncüsü, bu ilmin muktezası üzere amel lazımdır ve dördüncüsü tezkiyeyi nefs ve tasfiye-i kalp lazımdır. Birinci şart olan tashihi akaid olmadıkça ahkam-ı şer'iye ile amel fayda vermez ve bu iki şart tahakkuk etmedikçe amel faydalı değildir ve bu üçü müyesser olmadıkça tezkiye ve tasfiyenin husulü de muhaldir. Kendini hali eylemek cihetine gelince, mülakattan maksat ya ifade ya istifadedir. Bu taifenin önüne hali olmuş gelmek lazımdır ki dolu avdet oluna Ve kendi iflasını izhar eylemek gerektir ki onlar da şefkat edip rahı ifazayı kuşade ederler. Boş gelip boş gitmek illeti imtilayı ifade eder. İstinanın ise tuğyandan gayrı karı yoktur.
Hazreti Hace Kudddisesi Ruh buyurmuştur ki, evvel niyaz-ı haste, bade zan teveccüh-i hatır şekeste. Yani ibri'da mariz ve alil olan kimsenin niyaz ve rücuu gerektir ki sıhhatine teveccüh-i derun faidemend olup da tesiri husule gele. Hülasa teveccühte niyaz şart oldu. Yani şöyle deniyor, önce hasta olan kimsenin derdini arz etmesi ve ilgili mercilere başvurması gerekir ki sağlığına faydalı bir iş yapılabilsin. Şimdi de kader bahsine başlıyoruz. Fahr-i Razi'nin beyanı vechile her şeyin mukadder olması insanların rahatı içindir. Nitekim hadis-i şerifte Bir kimse kaderde olan sırrı ilahiyi bilirse onun üzerine musibetler ağır gelmez buyurulmuştur. Keza Kadere iman etmek hüzün ve kederi izale eder, giderir buyurulmuştur. Hadis-i Kutside Allah Azze ve Celle Hazretleri buyurdular ki, bir kimse benim kaza ve kaderime razı olmazsa belalarıma sabretmezse benden gayrı bir Rab arasın.
Evet, bu ifade itab ve tekdir mahiyetindedir. Hadis-i Şerif'te insanlar içinde daha çok mihnet ve meşakkatlerle imtihan olunan enbiyayı ezan hazeratına, ikinci derecede evliya-yı kiram, üçüncü derecede derece-i hallerine göre sulehayadır buyrulmuştur. Kader mevcudatın ezelde, Levh-i Mahfuzda toplu bir halde var olmasıdır. Kaza mümkünatın kadere mutabık olarak birer birer ayrı ayrı ortaya çıkması ve yoktan var olmasıdır. Buhari şehrinde zikredildiği vechile Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz bir gün maili inhidam bir binanın yanından geçerken süratle yürüyüp geçtiğinde ya Resulallah, Allah'ın kazasından mı kaçıyorsunuz sualine cevaben Allah'ın kazasından Allah'ın kaderine iltica ediyorum buyurmuştur ki buna müşabih bir muhavere Hazreti Ömer Radıyallahu Anh ile Ebu Ubeyde Radıyallahu Anh arasında Şam'da büyük bir veba hastalığı vukuunda olmuştu.
Hazreti Ömer radiyallahu anh veba olan yere girmeyip geri döndüğünde Ebu Ubeyde radiyallahu anh ya Ömer Allah'ın kazasından mı kaçıyorsunuz demişti. Hazreti Ömer de Allah'ın kazasından Allah'ın kaderine kaçıyor ve iltica ediyorum demiştir. Nitekim ayet-i celilede, Kendinizi tehlikeye atmayın. Savaştan kaçarak, hasislik ve hamiyetsizlik ederek dünyaya tapınarak buyrulmuştur. Buhari şerhinde ancak ehli cennet cennete girdikleri zaman kaderin hakikati anlaşılacaktır denilmiştir. Binaenaleyh kader bahsinde lisanımızı ve itikadımızı muhafaza edip, mükellef bulunduğumuz feraiz-i ilahiyeye, ibadat ve taata sa'y ü gayret etmekliğimiz lazımdır. İmam Begavi der ki, kader Allah'ın bir sırrıdır ki, ne bir melek-i mukarrep, ne de bir Nebiyy-i Mürsel ona muttali, hiçbir kimse o sırra vakıf olmadı. Bu bahse dalıp batmak caiz değildir.
Kader hakkında bir kimse Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinden sordu. Hazreti Ali ve radiyallahu anh buyurdu ki, o karanlık bir yoldur, ona girme. Tekrar sorulduk da o derin bir denizdir, ona dalma. Tekrar sorulduk da o Allah'ın sırlarından bir sırdır ki onu sana gizlemiştir, fazla araştırma. Evet, Hazreti Ali efendimizin bu sözüyle bugünkü programımızı nihayete erdiriyoruz. İnşallah bir sonraki programımızda kader ve kaza bahtına devam edeceğiz inşallah.