Sevgili Nezir'lerimiz, Musahabe serimizin birinci cildine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugünkü programımıza kader ve kaza başlığıyla devam edeceğiz inşallah. Gerek yerde, gerek nefislerinizde herhangi bir musibet vukua gelmemiştir ki, bu bizim onu yaratmamızdan evvel mutlaka bir kitapta yazılmıştır. Şüphesiz ki bu Allah'a göre kolaydır. Allah bunu elinizden çıkana tasalanmayasınız, onun size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız diye yazmıştır. Allah çok böbürlenen her kibirliği sevmez. Musibet hedefe isabet eden mermi gibi insana dokunan bir felakettir. Arzda kuraklık, hayvanata arz olan afetler, zelzele ve sel gibi arzda her türlü zararlara şamildir. Nefislerde de açlık, hastalık, fakirlik, işkence gibi her türlü acılara şamildir.
Hayırlı muvaffakıyetler, hep Cenabı Allah'ın fazl u ihsanı olduğu gibi bütün musibetlerde Cenabı Allah'ın ilmi ezelisinde veya Levh-i Mahfuz'da yazılmış bir takdiridir. Öyle ki o nefisleri yerleri yaratmazdan vücuda getirmezden evvel yazmışızdır buyuruyor ki Cenabı Allah'a göre kolaydır. O nasıl mümkün olur diye düşünülmesin. Çünkü Allah-u Teala madde, müddet, zaman ve mekandan müstahnidir. Eğer mukadder olan musibetse ondan kaçmakla kurtulunmaz. O yazgı yazılmış ise kaçanlara da oturanlara da isabet eder. Böylece itikat etmelidir ve kalbe böyle kuvvet ve metanet vermek gerektir ki acı tatlı mukadderat hadisat karşısında sarsılmayıp metaneti muhafaza etmenin faydası vardır. O yazgı şu hikmet içindir ki kaybettiğiniz dünya nimetlerine gam yemeyesiniz, yerin mi yeseniz?
Cenab-ı Hakk'ın takdiri böyleymiş diye müteselli olup metanetinizi muhafaza etmiş olasınız buyuruyor az önce okuduğumuz ayet-i kerimede yüce Rabbimiz mealen. Yirmi altı Size verdiği ihsan ve nimetlerine de güvenmeyesiniz, mağrurlanmayasınız. Şu ayeti kerimeyi teemmül ile, diye şükredip sonunu düşünesiniz. Hayır ve şer hepsinin yazılı mukadder olduğuna iman ile kalben Cenabı Hakk'a karşı huşu besleyen kimseler, Cenabı Hakk Hazretlerinin acı kaza ve kaderi tecelliyatına karşı kalbinde gayri ihtiyari teessür eseri olsa da kendini gam ve keder ızdırap ve heyecana kaptırmayarak ferman-ı Sübhanisini teemmül eyleye. Bunda dahi bir hayır ve hikmet olduğunu teemmül ile müteselli olurlar. Hayır isabet ettiğinde de keza Cenabı hakk'ın fazl u ihsanını teemmül ile gaflet ve gurura kendini kaptırmayarak, vecibe-i şükranını ifaya müsarrat eylemiş olur.
Şu halde ferd edilmiş elden gitmiş ve geçmiş bir hal ve nimet için beyhude esef etmek fayda etmediği gibi gelmesi mukadder olan bir nimete ferah etse de etmese de geleceğinden o nimete ferah ve iftihar edilmemesini beyan etmek üzse, halbuki Allahutaala dünya nimetiyle iftihar edip kibirlenen her bir mütekebbiri hiç sevmez buyuruyor. Bekası olmayıp her zaman zevale maruz olan muzahrafatı dünyeviyeye mağrur olarak iftihar edici mütekebbir kimselerin hiçbirisini Cenab-ı Allah sevmez. Lüzumsuz olan birtakım rushumdan ve adattan hiçbir kar fetholmaz. Teallül ve ihmal eylemek hasar ve hirmandan başka hiçbir şey ziyade eylemez. Muhbir-i sadık, Yakında işlerim diye tavik ve teşvif edenler helak oldular buyuruyor. Ömrü mevcudu mevhum işlere sarf eylemek ziyade müstekkrehdir. Nakdi vakit emir-i ehemmiyet sarf olmuş ola.