İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz sevgili dinleyiciler. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hz. İbrahim Aleyhisselam isimli eserine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bütün Müslümanların kıblegahı olan Beyt-i Muazzama Mekke-i Mükerreme şehrinin vasatındadır, ortasındadır. Mukaddes ve muazzez mevkii ta alemin yaratılışından beri müstesna ve muhterem olup Hazreti Adem'in oraya indiği rivayet edilir. Hazreti İbrahim, Hacer ve İsmail Aleyhisselam'la birlikte Hicaz'a vardığı zaman telakki eylediği emri ilahi üzere Melaike-i Kiram'ın yardım ve işaretiyle o mevkide Kabe-i Şerif'i bina edip, Hazreti İsmail'le beraber tavaf etmiştir. Bilahere hak din unutuldu. Halk putlara ibadete başlayarak Kabe'yi puthane edindiler.
Deruni Kutsiyet Meşhunu putlarla doldurmuşlar ise de yine tavaf ve hac menasikini unutmayıp hususi mevsiminde de Arap Yarımadasının her tarafından haccı ifa için gelirlerdi. Kabe'nin muhafaza ve idaresi öteden beri Kureyş Kabilesi'nin elindeydi. Habeş Kralı Ebrehetü'l-Eşrem'in inşa ettiği cisim bir mabede, büyük bir mabede kimse itibar etmediğinden Kabe'yi yıkmak için külliyetli askerle gelmişize de suri fiilde sarahaten açıkça işaret buyurulduğu üzere Ebabil kuşları tarafından itlaf edilmişti, telef edilmişti. Bîzet-i Nebeviyelerinden evvel Fahr-i Risalet sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz otuz beş yaşlarındayken büyük bir selin hücumundan Kabe-i Muazzama harap olduğundan yeniden yapılmıştı. Abdullah Bin Zübeyr'in hilafeti zamanında Hicr denilen kuzey duvarı binanın içine almak için yıkılmış ve yeniden inşa olunmuştur.
Haccac-ı Zalim Mekke-i Mükerreme'yi muhasara ettiği zaman mancınıkla yıktığından hicri hariçte bırakmak üzere dördüncü defa inşa eylemiştir ki bugün kaim olan bina budur. Beyti Atik-i Huda'ya Kabe denilmesinin sebebi bir rivayette mukab şeklinde olmasından, bir rivayette de mürtefi'l bina yüksek yapılı bulunmasındandır. Beytullah tavaf zemininden itibaren yirmi yedi arşın bir parmak yükseklikte olup, bir köşesine Rükni Haceril Esved, bir köşesine Rükni Yemani, bir köşesine Rükni Şami ve bir köşesine Rükn-i Iraki denir. Rükn-i Haceril Esved'den Rükn-ü Irakiye kadar otuz iki arşın, Rükn-i Yemani'den Rükn-i Şamiye otuz bir arşın uzunlukta, Rükn-i Yemani'den Rükn-i Hacer-i Esved'e kadar yirmi arşın, Rükn-ü Iraki'den Rükn-i Şamiye kadar yirmi arşın genişliğindedir. Kabetullah'ın kuzey duvarıyla batı tarafında birer kapı var ise de garptaki kapı yani batıdaki kapı mesdudtur, kapalıdır.
Açık olan kapısının altı arşın dört parmak yüksekliği, üç arşın on sekiz parmak genişliği olup kanatları sac tabir ettikleri ağaçtan mamül ve yaldızlı gümüş safhalarla örtülüdür. Bu kapı zeminden dört arşın sekiz parmak yüksekliktedir. Beyt-i Şerif'in mukaddes mevkileri ve mübarek Measiri vardır. Mültezim, Müstecar, Hacer-ül Esved, Dahil-i Kabetullah, Hicri İsmail, Miğab-ı Şerif, Hufre-i Mucin, Şadırvan, Sitare-i Kabe, Metaf-ı Şerif, Makam-ı Cenab-ı İbrahim, Makamat-ı Erbaa, Minber-i Şerif, Kubbetü'l-Feraşin, Kubbetü's-sekaya gibi. Mültezim, Hacerü'l-esved'le bab-ı şarkı arasına derler. Hüccacın tavaftan sonra burada duayı iltizam etmeleri bu ismin verilmesine sebep olmuştur. Fahr-i Risalet efendimiz hazretlerinin dua makamları burasıydı. Müstecar kapalı olan batı kapısı mahallenin ismidir.
Müstecar mine lunub olması yani Hüccacın bu mevkiden sinesai istiğfar olması bu ismin verilmesine sebep olmuştur. Hacer-i Esved tavaf başlangıcı olmak üzere konulmuş bulunan siyah taşa denir. Hali cemal-i Kabeullah, Allah Kabe'sinin beni olan Hacerü'l Esved-i Saadet, peyvendi zeminden üç arşın dört parmak yüksek ve daire-i simin içinde mevzundur. Yani böyle bir gümüşten yapılmış bir halkanın içinde yerleştirilmiştir. Dahil-i Kabetullah Deruni kudsiyet meşhun-i Kabe-i Muazzamadır ki üstü renkli bir fuhşide-i nadide ile örtülüdür. Yani nadide bir perde ile örtülü Kabeullah'ın içidir. Hicri İsmail Hatimi Kerim'in diğer bir ismidir. Kabetullah'ın kuzey tarafında ve yarım duvarla çevrili mümtaz olup iç tarafı nazarruba mermerle döşenmiştir.
Hatimi Şerif hatimin kavisli hattı münevvveri Rükn-i Iraki'den Rükn-i Şamiye kadar olup yirmi arşındır ve iki kapısı olup duvarının yüksekliği üç ve kavsen uzunluğu otuz sekiz arşındır. Midab-ı Kabe, midab-ı rahmetmeab-ı Kabe, Salihüz zikr yani daha önce geçmişti Rüknü Iraki ile Rüknü Şaminin arasında Dıl-i Kabe'nin yukarısında ve Sakf-ı Şerifin bitişiğindedir ki yani Kabe'nin damının bitişiğindedir ki buna Türkçe altın oluk derler. Hufre-i Mu cin buraya Makam-ı Cibril de denir, Bab-ı Mualla El Kabı Kabe ile Rüknü İraki arasına vaki bir çukurdur. Hazreti İbrahim Kabe'yi bina etmekle sarf eylediği çamuru bu çukurda yapmış ve namaz İslam'a farz olduğu zaman Fahr-i Risalet Hazretleri en evvel burada namaz kılmıştır. Şadırvan Kabe-i Muazzama duvarlarının zemine bitişik olan çıkıntılarına denir. Bu çıkıntıların üzerindeki halkalardan Sitare I Şerife yani şerefli Kabe örtüsü bağlıdır.
Sitare I Şerife Kabe örtüsü denilen Puşidei letafet residenin ismidir. Bu sitare siyah ibrişimden mensuçtur dokunmuştur. Üzerindeki daire daire yazılar siyah ibrişim ile ve hattı celil ile yazılmadır. Sitare'nin üzerindeki yazılar yani Kabe'nin örtüsünün üzerindeki yazılar Allah Celle Celalühü, La ilahe illallah Muhammedün Resulullah lafzı celili'nden ibarettir. Vasatında ortasında Beytullah namında bir kuşak olup, bu kuşak Kabe-i Muazzama'nın dört tarafını kemervari ihata etmiştir kuşatmıştır ve üzerine halis sırma ile ve hattı celiğ ile rükn-i irakiden Hacerülesved'e kadar. Nassı Kuranisi yazılıdır. Kuran ayetleri yazılıdır. Hacer-i Esved'den Rüknü Yemani'ye kadar ayeti celilesi yazılıdır. Rüknü Yemani'den Rüknü Şamiye kadar Ayatı hikmet beyyinat-ı celilelerle menkuştur, bu ayetler nakşedilmiştir. İşte bu sitare be her sene tecdid olunur. Yani Kabe'nin bu örtüsü her sene yenilenir.
Metaf-ı Şerif malum olan tavaf dairesidir ki Kabe'nin dört tarafını daire şeklinde deveran eder, çevireler. Makam-ı şerifi İbrahim, Hazreti İbrahim'in Kabe'yi binada iskele makamında kullandığı taştır ki Kabe'nin şark doğu cihetindedir. Makam İbrahim bir adam boyu demir sandık içinde olup sandığın üzeri gümüş levhalarla ve gayet parlak fuhişidelerle kapatılıp örtülmüştür. Makam-ı İbrahim sandığının fevkinde ahşap bir kubbe yapılıp ciheti şarkıyesinde doğu yönünde bitişik yerde sakf ilave kılınmıştır ki, Hüccac-ı kiram için tavaftan sonra iki rekat tavaf namazını bu sakv-ı mübarek altında kılmak efdaldir. Bu sakvın genişliği, yani bu çatının genişliği beş arşın sekiz parmaktır. Minber, Makamı İbrahim'in şimal cihetindedir. Hacer-i Esved.
Kureyş tarafından Kabe'nin inşasında Hacer-i Esved'in yerine konması hususunda kabile reisleri arasında çıkan ihtilafın kanlı bir husumete müncer olması sebebiyet vermesi muhakkaktı. İşte o ihtilafı Resulullah halletmiştir. Şöyle ki Kabe'nin inşasında her kabile kendilerine düşen kısmı yaptırıyordu. Kabe'nin duvarı yükselip de Hacer-i Esved'i yerine koymak sırası gelince, Kureyş'ten her kabile Hacer-i Esved'i yerine koymak şerefini kendileri kazanmak istiyorlardı. Bu suretle kabileler arasında şiddetli münakaşalar zuhur etti. Hele Abdudaroğulları çok ileri gittiler, bir çanak dolusu kan getirdiler, ellerini bu kana bulaştırıp, kanımız dökülmedikçe kimse bize takatdüm edemez, bizim önümüze geçemez diye yemin ettiler. Bu cihetle buna kan olayı denildi. Bu husumet hali dört beş gün devam etti.
Nihayet Kureyş'in en yaşlısı olan Ebu Ümeyye Bin Muğire, Kureyş'in ileri gelenlerini mescitte topladı. Orada ihtilafı hal için şu teklifte bulundu. Muayyen bir vakitte mescidin Safa kapısından her kim evvel girerse, onu hakem tayin edelim dedi. Bu teklifi kabul ettiler. İşte o sırada Lihekmetillahi teala hüsnü tesadüf olarak Resulü efham sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz kapıdan içeri girmekle orada toplananlar hep bir ağızdan işte Muhammedül Emin girdi, hepimiz hükmüne razıyız demişlerdi. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem yanlarına gelince hakem olmasını arz ve rica ettiler. Resul-i Ekrem ve Nebiyi Muhterem Hazretleri küçük yaştan beri kavmi aşireti içerisinde beşeri hırslardan beri bütün ahlaki faziletleri cami olduğu için kavmi kabilesi tarafından el-Emin unvanı mefharetiyle izafe edilmiştir.
Fakat nübüvvetle bas olunduktan sonra Küffar-ı Kureyş mucizatı Nebeviyeyi inkara cüret ettiler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz kablel İslam İslam'dan önce daha nübüvvetle de bas solunamamıştı, gönderilmemişti. Hacer-i Esved'in yerine konulması için hakem tayin edilince bir rida istemiş, bir örtü, yaygı istemiş, Haceri Esved'i bunun içine koyarak kabile reislerinin müştereken tutarak mahalline kadar götürmelerini emir buyurmuş ve mahalli mahsusuna gelince mübarek eliyle Hacer-i Esved'i alıp yerine koymuşlar. Herkesten memnun olmuş, bu suretle de ihtilaf halledilmiştir. Kureyşlerden Hubeyre Bin Vehb Bin Mahzumi, Hacer-i Esved'in hakem ile vaz'ı hakkında bir kaside söylemiştir. Batha tarafından ilk gelenin vereceği hükme razı olacağımızı söyledik. Onun en doğru hükmü vereceğine inandık.
Bir de baktık ki Muhammed-ül Emin çıkagelmiş, Dedik ki Muhammed-ül Emin'in vereceği hükme razıyız. Ömer ibn-ul Hattab radiyallahu anh bir haccı esnasında Hacer-i Esved'e yaklaştı ve dudaklarını koyarak öptü ve dedi ki: Çok iyi bilirim ki sen zarar ve menfaati olmayan bir taş parçasısın. Eğer Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin seni tak bir ettiğini öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh'ın bu sözüne Muhammed Bin Cerir Taberi diyor ki, Araplar cahiliye devrinde putperest olup Hacer-i Esved'i öpmeyi de Arapların putlara hürmeti kabilinden bir lazımeyi ihtiran, bir saygı gereği zannetmelerinden endişe etmesi üzerine bu sözü söylemiştir.
Hacer-i Esved'i öpmekten ve el sürmekten gaye bu taş parçasına taabbüt tapınmak değil, bilakis doğrudan doğruya Allahü Teala hazretlerine tazim ve peygamberi zişan sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin kavil ve fiili nebevisine bila-tereddüt ittibadan ibarettir. Allahü Teala Hazretleri bu taşa tasimi emretmiş ve bunu haccın menasekinden addeeylem. İbn Abbas radiyallahu anhüma'dan rivayet olunduğuna göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardır. Hacer-i Esved cennetten indiği vakit sütten beyazdı. Ademoğlunun günahları onu siyahlaştırdı. İbn-i Ömer'den rivayet olunduğuna göre Hacer-i Esved gökten indirilip Ebu Kubeys Dağı'na konulduğu zaman beyaz billur gibiydi. Orada kırk sene bekledi. Sonra İbrahim Aleyhisselam Kabe'yi yapınca yerine koydu.
İbni Huzeyme'nin rivayetinde ise Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki, Hacer-i Esved cennet yakutlarından beyaz bir yakuttur. Fakat onu müşriklerin günahları karartmıştır. Kıyamet gününde Uhud Dağı büyüklüğünde o da bağ solunacak, yeniden kaldırılacak, arz ehlinden onu kim istilam edip öptüyse onun hakkında şehadet edecektir. Evet sevgili Nevicerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gatdesallahü Sirahul Aziz Hazretlerinin Hazreti İbrahim Aleyhisselam isimli eserinden bir bölüm Kabe'yi anlatan Kabe'nin özelliklerini anlatan bir bölüm aktarmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki bölümümüzde haccın faydalarından söz edeceğiz. Biiznillahi teala.