Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kaddesallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz asidine işlem. İnşallah bu bölümümüzde sizlere yine Mahmut Sami Ramazanoğlu Huddi Salliü Sirrahü'l-Asis'in Hz. İbrahim Aleyhisselam isimli eserinden bir bölüm aktarmaya sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. İbrahim Aleyhisselam'ın Beytullah'ı inşasına dair bir bölümle başlıyoruz.
Zikret habibim o zamanı ki, o zamanda biz İbrahim'e Beyt-i Şerif'in mekanını tayin ve o mekanı ona merci kıldık ve İbrahim'e vahyettik ki sen bana hiçbir şeyi şerik kılma ve beytimi ziyaret ve tavaf edenlere ve kaim olup ibadetle meşgul olanlara ve rüku ve sücud edenlere beytimi tathir et, temizle. Bu suretle tavaf edecek olanlara beytin temiz ve hazır olmasını tavsiye ettik. Ebu Suud Efendi'nin beyanına nazaran İbrahim Aleyhisselam'ın Kabe'yi binası Kabe'nin ikinci defaki binasıdır, yapılmasıdır. İlk olarak Adem Aleyhisselam bina etmiş, bu bina Nuh tufanında kaybolmuştur. İkinci olarak İbrahim Aleyhisselam bina etmiş. Üçüncü olarak zamanı cahiliye de İslam'ın zuhurundan evvel Kureyş tarafından bina edilmiş ve bu binada Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz nübüvvetle bas olunmazdan gönderilmezden evvel bina edilmiştir. Dördüncü defa Abdullah bin Zübeyr bina etmiştir.
Beşinci defa Haccac-ı Zalim tarafından bina edilmiştir. Zübdetü'l Buhari'de zikredilen Hadis-i Şerif muktezasınca yeryüzünde en evvel konulan ve bina edilen mescit Kabe'yi Muazzama'dır. Bu mabet on bir kere bina ve tecdid edilmiştir, yenilenmiştir ki bunlar evvela melaike-i kiram nurdan bir bina olarak inşa etmişlerdir. İkinci olarak Hz. Adem, üçüncü Hz. Şit, dördüncü Hz. İbrahim, beşinci Amalikalılar, altıncı Cürhüm Kabilesi, yedinci Kusay, sekizinci Kureyş, Dokuzuncu Abdullah b. Zübeyr, onuncu Haccacı Salim ve on birinci de Bağdat Fatihi, Sultan, dördüncü Murad'dır. Fahri Razi ve Nimetullah Efendi'nin beyanları vechile birinci bina tufan ile zail olduğundan Hak Teala Hazretleri vahiy ile Hazreti İbrahim'e Beyt'in mahallini bildirmiştir. Beyt'in binasında rızayı İlahiyi kast edip başka bir garazı şerik etmemesini tembih için vacip Teala hazretleri bana şirk etme buyurmuştur.
Yoksa haşa İbrahim Aleyhisselam'dan şirkin vukuu melhuz değildir asla düşünülemez. İbn Abbas radiyallahu anh'tan şöyle rivayet olunmuştur. Kadınların uzun etekli libas kullanmaları, elbise giymeleri İsmail'in anası Hacer tarafından konulmuş bir adettir. Hacer kıskanç refiki, kuması, Sare'den izini gizlemek için uzun eteklik giymişti. İbrahim Aleyhisselam Hacer'le evlenip İsmail olduktan sonra emzirmekte olduğu bu oğlu ile beraber Sare'nin taarruzundan korunmak için Şam'dan çıkıp Mekke'ye geldi. Nihayet Hacer'le İsmail'i Mescid-i Haram'ın bugünkü bulunduğu yerine ve mescidin yüksek bir mahalindeki zemzem kuyusunun yukarısında büyük bir ağacın yanına bıraktı. O tarihte Mekke'de hiçbir kimse yoktu. Hatta içecek suda yoktu. İbrahim Aleyhisselam bu ana ve oğlu buraya bıraktı. Yanlarında da içi hurma dolu meşhin bir dağarcık ve içi su dolu bir kırba bıraktı.
Sonra İbrahim Aleyhisselam kendisi Şam'a gitmek üzere döndü. İsmail'in anası Hacer de peşi sıra onu takip etti de, Ey İbrahim bizi bu vadide bırakıp da nereye gidiyorsun? Böyle bir vadi ki ne görüp görüşecek var, ne başka bir hayat eseri var, dedi. Hacer bu sözlerini tekrar ettiyse de İbrahim ona dönüp bakmadı. Hacer bizi buraya bırakmanı sana Allah mı emretti diye sordu. İbrahim de evet Allah emretti diye cevap verdi. Bunun üzerine Hacer öyleyse Allah bize yetişir, o bizi korur, yalnız bırakmaz, zayi etmez dedi. Sonraki Kabe'nin yerine döndü. İbrahim Aleyhisselam da ayrılıp gitti. Ta Mekke'nin üstündeki Seniyye mevkiinde görülmeyecek bir yerde bulununca yüzünü Kabe'ye çevirdi. Sonra ellerini kaldırarak şöyle dua etti. Allah'ım zürriyetimden bir kısmını senin mukaddes olan evinin yanında ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Sebebi şudur ki Rabbimiz dosdoğru namaz kılsınlar.
Artık sen insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Onların şükretmeleri memur olduğu umulduğu için kendilerini bazı meyvelerle rızıklandır. Artık İsmail'in anası oğlu İsmail'i emziriyor ve kendisi kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su bitince hem Hacer hem de oğlu susadı. Hacer çocuğun susuzluktan toprak üstünde sızlanarak yuvarlanmaya başladığını gördü. Fakat çocuğun bu elim haline bakmadan fenalaşarak onun yanından kalkıp biraz öteye gitti ve o mıntıka da Kabe'ye en yakın dağ olarak Safa Tepesini buldu. Bunun üstüne çıktı sonra vadiye karşı durup bir kimse görebilir miyim diye bakmaya başladı. Fakat hiçbir kimse görünmüyordu. Bu defa Safa Tepesinden indi Vadiye varınca ayağına dokunmamak için entarisinin eteğini topladı. Sonra müşkül bir işle karşılaşan bir insan azmiyle koştu. Nihayet vadiyi geçti. Sonra Merve mevkiine geldi.
Orada biraz durdu ve bir kimse görebilir miyim diye baktı. Fakat hiçbir kimse göremedi. Hacer bu suretle Safa ile Merve arasında yedi defa gitti geldi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bunun için Nas yani Hacılar Safa ile Merve arasında sa'yederler buyurmuştur. Hacer son defa Merve üzerine çıktığında bir ses işitti. Kendi kendine hitap ederek sus iyice dinle dedi. Sonra dikkatle dinledi. Bu sesi evvelki gibi bir daha eşitti. Bunun üzerine Hacer Ey ses sahibi sesini duyur. Eğer sen bize yardım etmek kudretine sahipsen bize yardım et dedi. Öyle der demez hemen zemzem kuyusunun yerinde bir melek Cebrail göründü. O melek ayağının topuğu ile yahut kanadıyla yeri kazıyordu. Nihayet su göründü. Su başka tarafa akmasın diye hemen Hacer suyun etrafını havuz gibi yaptı. Hacer hem eliyle öyle yapıyordu hem de bir taraftan kırbasını dolduruyordu. Su ise üç avuç aldıktan sonra yerinde kaynıyordu.
Nebi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurdu: '' Allah İsmail'in anası Hacer'e rahmet etsin. Zemzemi kendi haline bıraksaydı da suyu avuçlamasaydı muhakkak zemzem akar bir ırmak olurdu. İbn-i Abbas radiyallahu anhuma rivayetine devam ederek demiştir ki: Hacer bu sudan içti, çocuğuna süt olup emzirdi. Melek Cebrail Hacer'e dedi ki: Zayi ve helak oluruz diye sakın korkmayınız. İşte şurası Beytullah'ın yeridir. O Beyt'i şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki Allah o işin ehlini zayi etmez. Beyt'i Haram'ın mahalli tepe gibi olup yerden yüksekçeydi. Uzun zaman seller sağını solunu kazıp götürmüştü. Hacer bu suretle yaşarken günün birinde Cürhüm'den bir cemaat uğradı. Bunlar Keda yoluyla gelip Mekke'nin alt tarafına indiler. Cürhümiler oraya bir kuşun gelip gittiğini görünce suyun da bulunduğunu ümit ederek bir iki adam gönderdiler.
Onlar da gelip orada su bulunduğunu haber verdiler. Bunun üzerine Cürhümiler Mekke mevkiine geldiler. İsmail'in anası da su başındaydı. Cürhümiler ona bizim de gelip şuraya senin civarına inmemize müsaade eder misiniz dediler. Hacer de evet inebilirsiniz. Şu kadar ki bu suda malikiyet iddia edemezsiniz. Onun mülkiyet hakkı bana aittir dedi. Onlar da Hacer'i tasdik ettiler. Ünsiyete muhtaç olduğu bir sırada Cürhümilerin buraya gelişi Hacer'in arzusuna muvafık oldu. Cürhümiler Mekke civarına inip kondular. Kendi cemaatlerine haber gönderip onlar da gelip kondular. Nihayet Mekke'nin bulunduğu yer medeni bir mamure haline gelmeye başladı. Hacer'in oğlu İsmail yiğitlik ve gençlik çağına girmişti. Cürhümilerden Arapça öğrenmişti. Cürhümiler arasında en sevimli bir sima olmuştu. Onun Necabeti ve hüsnü Anı Cürhümileri hayret içinde bırakmıştı.
İsmail buluğ çağına erişince Cürhümiler kendilerinden bir hızla evlendirdiler. Hayatın bu mesut safhası devam ederken günün birinde İsmail'in anası Hacer vefat eyledi. Hacer doksan yaşına girmişti. Hicret'e defnolunmuştur. Hicr Kabe'nin bitişiğinde bir mahallin adıdır. Hicri İsmail diye anılır. İsmail evlendikten sonra İbrahim Aleyhisselam oğlunu görmeye geldi fakat İsmail evde yoktu. Karısına sordu. O da rızkımızı tedarik etmek üzere çıktı diye cevap verdi. Sonra İbrahim Aleyhisselam maişetiniz haliniz nasıldır diye sordu. İsmail'in haremi eşi şiddetli darlık içindeyiz gayet fena bir haldeyiz diye cevap verdi. İbrahim Aleyhisselam kocan geldiğinde benden selam söyle. Kapısının eşeğini değiştirsin. İsmail Aleyhisselam geldiğinde babasının gelip gittiğini evin içinde hissettiği güzel bir kokudan anladı. Evimize bir gelen oldu mu diye sordu.
Karısı da, evet şöyle şöyle şekilde yaşlı bir kişi geldi. Bana seni sordu. Cevap verdim. Mayuşetimizi sordu. Ben de şiddetli darlık içinde bulunduğumuzu söyledim dedi. Sonra İsmail bir şey vasiyet edip bir söz tebliğ etmedi mi diye sordu. Karısı sana selam söylememi ve kapının eşeğini değiştirsin dememi tembih etti. Sonra İsmail Aleyhisselam haremine o gelen ihtiyar babamdır. Bana senden ayrılmamı emretmiştir. Artık sen ailenin evine gidebilirsin dedi ve evden ayrıldı. Cürhümilerden başka bir kadınla evlendi. İbrahim Aleyhisselam Cenabı Allah'ın dilediği bir müddet uzaklaştı da sonra gelip yine evde İsmail'i bulamadı. İsmail'in karısının yanına vardı. Ona da İsmail'i sordu. O da maişetimizi tedarik etmeye gitti dedi. İbrahim aleyhisselam nasılsınız? Maişetiniz, halüşanınız iyi midir? Diye sordu. Karısı, biz hayır, saadet ve bolluk içindeyiz diye Allah'a hamdü sena eyledi.
İbrahim aleyhisselam ne yiyip ne içersiniz? Diye sordu. Kadında et yiyoruz su içiyoruz dedi. Hazreti İbrahim aleyhisselam da Ya Rabbi bunların etlerini ve sularını mübarek kıl Yümnü bereket ihsan eyle diye dua etti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki İbrahim Aleyhisselam zamanında Mekke civarında hububat mütearref değildi, bilinmiyordu. Av etiyle gıdalanılırdı. Eğer o tarihte onlarda hububat malum olsaydı İbrahim Aleyhisselam hububat hakkında da dua ederdi. Yani ekin buğday hakkında da dua ederdi buyurmuş efendimiz aleyhissalatu vesselam. İbn Abbas der ki İbrahim Aleyhisselam'ın bu duası bereketiyledir ki etle su Mekke'den başka yerlerde o sıcak muhitte Mekke'deki kadar hiçbir kimsenin sıhhatine muvafık düşmez. İbn Abbas rivayetine devamla İbrahim Aleyhisselam oğlunun hanımına kocan geldiğinde selam söyle kapısının eşeğini güzel tutsun dedi. Sonradan Şam'a döndü.
İsmail aleyhisselam eve geldiğinde evimize gelen oldu mu diye sordu. Karısı da evet güzel yüzlü bir ihtiyar geldi diye İbrahim aleyhisselamı Medh Hüseyin'e aitti. Seni sordu. Ben de rızkımızı tedarik etmeye gitti dedim. Geçiminiz nasıldır dedi. Ben de hayır ve saadet içindeyiz dedim. Sonra İsmail Aleyhisselam sana bir şey vasiyet etti mi diye sordu. Karısı evet o muhterem ihtiyar sana selam söyledi. Kapısının eşiğini iyi tutsun diye emreyledi. Bunun üzerine İsmail Aleyhisselam haremine işte o babamdır. Sen de evimizin şerefli eşiyisin. Babam bana seni hoş tutmamı ve iyi geçinmemi emreylemiştir dedi. Sonra İbrahim Aleyhisselam yine bir müddet daha oğlundan ve ailesinden uzakta yaşadı. Ondan sonra Mekke'ye geldi. O sırada İsmail Aleyhisselam zemzem kuyusunun yakınında okunu yontup düzeltmekteydi. İsmail Aleyhisselam babasını görünce hemen kalkıp babasına karşı vardı.
Uzun zaman mütehassir olan bir babanın oğlunu oğlunun da babasını görmesiyle hemen karşılaşıp hasretle sarıldılar. İsmail babasının elini öptü. İbrahim de oğlunun yüzünden gözünden öptü. İbrahim oğluna ey İsmail Allah Teala bana muazzam bir iş emretti dedi. İsmail aleyhisselam da babacığım ne emrettiyse onu yerine getir dedi. İbrahim aleyhisselam fakat bu işte bana yardım edeceksin dedi. İsmail aleyhisselam babacığım ben sana her vechile yardım ederim dedi. İbrahim Aleyhisselam Allahü teala bir beyt yapmamı emretti, yüksekçe bir tepeye işaret eyledi. İbrahim ve İsmail Aleyhisselam işte orada Kabe'nin esasını kurup duvarını yapmaya başladılar. İsmail taş getirir İbrahim de bina ederdi. Nihayet Beyt'in binası ilerleyip duvarları yükseldikçe İsmail Aleyhisselam bugün ziyaret edilen malum taşı getirdi. İbrahim Aleyhisselam da onu ayağının altına iskele olarak koydu.
Üzerinde inşada devam eyledi. İbrahim Aleyhisselam yapar, İsmail Aleyhisselam da taş sunardı. İnşaat tamam olduktan sonra baba oğul Rabbine dua etmişlerdi. Yani ey Rabbimiz yaptığımız şu beyti tarafımızdan takdim edilen ubudiyet armağanı olarak kabul buyur. Rabbimiz muhakkak sen dualarımızı çok iyi duyar niyetlerimizde ihlası muhakkak olarak bilirsin. İslam aleminde Kabe'den daha şerefli bir bina yoktur sevgili dinleyiciler. Çünkü onun inşasını emreden alemlerin Rabbi olan Allah Teala hasretleridir. Bu emri tebliğ eden ve hendesi vaziyetini yani mühendislik ve plan programını vaziyetini tebliğ eden Cibril'dir. Yapıcısı İbrahim Aleyhisselam yardımcısı İsmail Aleyhisselam'dır. İbrahim Aleyhisselam'ın Kabe'yi inşasından sonra Cebrail gelmiş ve Hac farizasının nasıl icra edileceğini tarif etmiştir.
Sonra İbrahim Aleyhisselam Kuran'ı mübeğinde Makam-ı İbrahim diye beyan buyurulan ve orada namaz kılınan mübarek makamdan ey Nas, ey insanlar Rabbinizin beytini ziyarete davetlisiniz diye ilan etmiştir. Sonra İsmail Aleyhisselam'la birlikte bütün hac mevkilerinde tevakkuf edip hac menasikini ifa etmiş sonra dönüp zevcesi Sare'nin yanına gitmiştir. Sonra yine bir hac mevsiminde Sare ile birlikte Beyt-i Makdis'ten gelerek haccetmişler, Milahere, Şam'a ve Beyt-i Makdis'e gidip orada irtihal etmişlerdir. Merkat-i hulletpenahileri ziyareti has u am olan Kudüs'te Halilur Rahman belde-i Tahiresindedir. Salavatıullahi ve sellemuhu aleyhim ecmain. Sultanü'l arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sırahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi.
İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mikttibi. Seslendiren Aladdin Biçici.