Bir İnsan, Bir Hatıra. Mahmut Sami Efendi'den Hatıralar. İstikamet keramet hassasiyeti. Sami Efendi de istikamet, keramet hassaslığını anarken. Çiçekçi İbrahim Efendi vefat edeceği hastalığın üstesinden gelmeye çalışıyordu. Gönlü, Allah'tan ümidinizi kesmeyiniz ilahi hitabının sırrına ayna olmuş, bizlere hep sevimli yüzüyle ümit saçıyordu. Kendisi o sırada muhterem Adnan Bey'in hanelerinde ikamet ve istirahat ediyordu. Ziyaretine vardık, elini öptük. Hal hatır soruşturması derken her zamanki adeti üzere, hadi bakalım Kuran'dan bir sayfa açalım, bize Allah'ın sözlerini anlat, sözleriyle sohbeti başlatmış oldu. Bazen o, bazen biz tevafukla açılan sayfada Bedir Ashabı'nın savaş çilesinden kazandığı iman gücünü konuşa konuşa sohbeti sürdürdük. Sonunda Vel'Asr okundu. Sohbet noktalandı. Biraz tefekkür ve murakabe sessizliğinden sonra fakire, hocam balkona çıkalım, size bir şey göstereceğim.
Ardından da Üstadım Sami Efendi ile aramızda vuku bulan bir hatırayı yad edeceğim, dedi. Balkona çıktık. Tevafuk o ya. Hava güneşliydi. Hemen sandalyelere oturduk. Biraz soluklandı. Çok geçmeden çay servisi yapıldı. Çaylarımızı yudumlamaya başlarken parmağıyla aşağılarda ulustan gelen yolun sağ tarafında kavaklık küçük bir yeri işaret ederek, bak hocam, bak görüyor musunuz şurayı? Kaç gündür orası dikkatimi çekiyor? Manen oradan kara kara dumanların çıktığını görüyorum. Orası galiba gayrimüslim mezarlığı, dedi. Dikkatle baktık ama gösterdiği yerin mezarlığa benzer bir yanı yoktu. Kendisi o bölgenin mahiyetini civarda sordurtmuş ve orada eskiden gerçekten bir gayrimüslim kabristanı olduğunu öğrenmişti. Çiçekçi baba dedim, o siyah bulutların gayrimüslimlerin ruhları olduğunu nasıl anladınız, o da, bak hocam size anlatayım nasıl anladığımı karşılığını vererek bir süre durgunlaştı.
Ufuklara doğru sabitlenen gözlerinde nemler gözüktü. Belli ki sadık dostu ve muhterem efendisi Sami Efendi'yi düşünüyordu. Çok geçmeden konuşmasını sürdürdü. Hocam, sülukumun bir döneminde tayyi zaman ve tayyi mekan olayı yaşadım, bedenimin maddiliği gitmiş, göklerde Kabe'ye doğru yolculuk yapıyordum. Çok zevkli bir şeydi bu. Yolda bazen beyaz, bazen de siyah bulutlarla karşılaşıyordum. İçlerine dalıp dalıp gittim ama bu maneviyat aleminde siyah bulutlar neyin nesiydi iyice merakımı çekmişti. Ertesi gün baktım bir telefon geldi. Hadi çiçekçi, Sami Efendi seni acele istiyor, hemen devlethaneye gel, dediler. Apar topar atladık arabaya, gittik devlethaneye. Hemen huzuruna alındık. Baktım efendimin yüzü oldukça endişeli. Bir iş var yine galiba, dedim. Vardım, saygıyla nur saçan ellerinden öptüm. Yer gösterdi oturdum.
Hemen sadede gelerek, İbrahim efendi evladım, bizim yolumuzda keramet değil istikamet esastır. Kuranı Kerim'de Allah Hud suresinde, festekim kema umirte buyuruyor. Yani emrolunduğumuz gibi dosdoğru olacağız. Kerametler kulu gurura sevk eder, yolda alıkor. Siz kerameti değil, istikameti tercih ediniz. Dün gece yaşadığınız olaydan haberimiz var. Öyle şeylere sakın rağbet etmeyiniz ve o hal sizden, sizin üzerinizden alındı, bir daha olmayacak, dedi. Sevgili efendim bana olmayacak deyince, ben olacak der miydim? Evet efendim, diyerek kendisine canı gönülden arz-ı inkıyad eyledim. Ancak, istifsar için efendim, yolculukta önüme çıkan o siyah bulutlar neyin nesi diye sorduğumda, evladım onlar kafirlerin ruhlarıydı, beyaz bulutlar da müminlerin, cevabını verdi.