İstikamet Ve Hedefi Gözetme kaydında Ahir zamanda inanılacak müstakim insanların çok az olduğu beyan buyrulur. Parmakla gösterilecek kadar az diye beyan buyuruluyor. Arifani ilahiden bizzat şu sözü söylermiş. Azların içerisinde olmak isterim. Derlermiş ki efendim bunun anlamı nedir? Neden az sayıda olanların içerisinde olmak istiyorsunuz? O da dermiş Kuran-ı Azimüşşan'a da…
İstikamet Ve Hedefi Gözetme kaydında Ahir zamanda inanılacak müstakim insanların çok az olduğu beyan buyrulur. Parmakla gösterilecek kadar az diye beyan buyuruluyor. Arifani ilahiden bizzat şu sözü söylermiş. Azların içerisinde olmak isterim. Derlermiş ki efendim bunun anlamı nedir? Neden az sayıda olanların içerisinde olmak istiyorsunuz? O da dermiş Kuran-ı Azimüşşan'a da…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ahir zamanda inanılacak müstakim insanların çok az olduğu beyan buyrulur. Parmakla gösterilecek kadar az diye beyan buyuruluyor. Arifani ilahiden bizzat şu sözü söylermiş. Azların içerisinde olmak isterim. Derlermiş ki efendim bunun anlamı nedir? Neden az sayıda olanların içerisinde olmak istiyorsunuz? O da dermiş Kuran-ı Azimüşşan'a da aşina bir kimse olmalı ki Essaili billah ve galilün min ayba diye şekur. Kullarımız içerisinde şükredenler azdır buyuruyor. Hiçbir şeyi tam manasıyla yapmamız mümkün değildir. Fakat son takatimize kadar uğraşmamız icap eder. İşte bizden de bu kadar oluyor demekle yürümüyor iş. Tam tutmakla oluyor samimi bir şekilde. Bu sebeple müstakim olan insanlar da gayet azdır. Bunun bazı sebepleri var. Onlardan bir tanesi de hedefi gözetlememektir. Üstadımızın bu zahiri batıni şifa tarifinde çok güzel esaslar koymuş biiznillahi Teala.
Orada buyuruyor ki hedefini gözetmek lazım. Söz çok manalı. Hedefimizi gözetmek, ne için yaratıldık, Allah'ımız bizden ne istiyor, Onu razı edecek ameller nedir? Bunu inceden inceye tefekkür etmek, düşünmek. Eğer düşünemiyorsak düşünen Allah'ın velilerinin hayatını okumak suretiyle onların mübarek kelamlarıyla Allah'ın izniyle yolumuzu bulabiliriz. Aksi halde zor. İstikamet dendiği zaman sözlükte sabit ve kararlı olmak diye tarif edilmiştir. İstikamet, sabit ve kararlı olmak. Efendimizin dualarında bu geçer sallallahu aleyhi ve sellem. Allahümme sebbit kalbi yad et ala dinik. Ya Rabbi kalbimi dinin üzere sabit kıl. Bize aleyhisselatu vesselam Efendimiz yol gösteriyor. Yoksa onun kalbi saadeti nurdur, her şeyi nur. O tarife sığmaz fakat bize yol gösteriyor. Çünkü kalbin kelime anlamı dönücü olduğu için her yere dönebilir. Bunun için kalbimi dinin üzere sabit kıl.
Onu sabitlemek mesela fırtınalı bir hava denizde giriliyor. Zaten böyle bir hal olduğu zaman derhal yasaklanıyor. Diyorlar ki gemiler bugün kalkmayacak çünkü çok fırtınalı. Sıkıntı olabilir, batabilir, devrilebilir diyor. Diyelim böyle bir havada biz gemiyi nasıl muhafaza edeceğiz? Onu rıhtıma çekeceğiz, çekeceğiz. Orada orada çelik halatlarla ne yapacağız? Sabitleyeceğiz. Ancak öyle durdurabiliriz o fırtınalı. Artık nasıl tarif edilir? Bora vesair dalgaların dağlar gibi olduğu vakitte ancak böyle olur. Demirlemek suretiyle olur ve onu iyice kıyıya çekeceğiz. Onların tabii nasıl ki bir arabanın aracı varsa onların da muhafaza olacağı yerler vardır hiç şüphesiz. Bunu yerine göre yaparlar taşlarla nelerle o rüzgarı önleyebilecek şekilde o fırtınalı havadan korumak için. Şimdi bakıyoruz itikadi bir fırtına iyi estiriliyor. Yavaş yavaş giriliyor. Yavaş yavaş giriliyor.
Şimdi itikat noktasında inanç noktasında bunları söylemek acaba ne kadar doğru olur bilmiyorum. Fatiha suresine bile itiraz edecek şekle gelince ne diyebiliriz? Fatiha suresine haşa cenabapat kendisini neden vasfediyor? Dediler ki buyurun cenaze namazına. Sonra ibadetteki fırtına malum. İbadetlerde, taatlerde hala konuşuluyor. Namazın salat dua manasına da gelir. Biz dua ederiz. Saatimizi yerine getirmiş oluruz. O zaman bizim örneğimiz aleyhisselatu vesselam Efendimiz değil mi? O kılmış, mübarek ayakları şişinceye kadar kılmış. Ahlaki noktada da görüyorsunuz. Bunu hiç söylemeye gerek yok. Ne ırz kaldı ne namus kaldı. Namuslar hakim pay oluyor. Böyle bir alem, böyle bir fırtınalı bir alem. Yani biz kendimizi nasıl sahili selamete çekeceğiz? Bunu aleyhissalatu vesselam efendimiz irtihallerinden önce haber verdiler. İki tane bizim korunacağımız mekan var.
Birisi Kitabullah böyle tavsiye buyurdu zaten. İkincisi de Efendimiz aleyhissalatu vesselamın sünneti Muhammediyyesi. Bunların uygulanır şeklini nerede görüyoruz biz? Mesela Kuran-ı Azimüşşan'ın açıklanması, sünneti seniyyenin yaşanması bunu yine ehlullahtan görüyoruz. Mürşili kamillerimizden görüyoruz. Onların anlayışlarının, fikirlerinin, dillerinin düzgünlüğü, kalplerinin düzgünlüğü ile çok güzel beyan buyuruyorlar. Yoksa biz bu fırtınalı havada kendimizi Allah korusun kaybederiz. Evlatlarımızı da kaybederiz. Evimizi barkımızı da en güzeli Essalü ve atasimu bihablillahi cemiyan ve la teferruabu. Hepimiz birden Allah'ımızın kitabına sarılacağız. O kitaba sarılmak, bu kitabı mescide sarılmak, aynı zamanda sünneti seniyyeye de sarılmaktır. Bize örnek olarak essamne lagat gene lekum fi resulülillahi üstvetun hazene en güzel örnek olarak Efendimiz beyan buyuruluyor.
Burayı çok iyi tutmamız gerekir. Her türlü. Çünkü istikameti burada belki kelime olarak tarif edeceğiz. Orada da beyan ederiz. Hayatımızın her yönünde doğru olmak, dengeli olmak, düzgün olmak anlamlarına gelir. İstikamet doğruluktur, dürüstlüktür, sadakattir, itaattir ve itidaldir. İtidal ne demek? İtidal ölçülü hareket etmek. Mesela buyuruyor aleyhisselatu vesselam Efendimiz, sevdiğinizi bile ölçülü sevin. Çok aşırı bir şekle girmeyin ki bir gün olur ki aranızda bir sıkıntı doğabilir. O zaman mahcup olursunuz. Sonra kızdığınız insana ileride gitmeyin. Aşırı da gitmeyin. Ben duyarım ama hiç doğru bir söz değil. Ne cenazeme gel, ne cenaze ne var mı biçimsiz sözler bu. Onun için istikamet çok önemli. Burada biçimimizi, değerimizi, kıymetimizi biz bu ıstilahi riayet etmek suretiyle bulacağız istikamet. Buna dikkat etmek suretiyle.
Şimdi buğz ettiğine de kızdığına da öfkelendiğine de fazla kızma ki gün olur anlaşırsınız. Bak görüyorsunuz şimdi aileleri anlaştırıyorlar. Yüz seneyi geçmiş, yüz seneyi. Yüz seneyi geçmiş birbirleriyle dargın. O aileler şimdi bir araya de getiriliyor. Şuna çok seviniyoruz biz. Mesela mahkemeye gitmeden önce bunu kanaat önderleri olur, seçilen kıymetli kimseler olur. Onlar başta mahkemeye gitmeden önce anlaştırıyor. Mesela bu nikahlarda nedir öyle? Böyle kafası buzlu verip üstten dokuza diyor terk ediyor. Ediyor. Diyorlar ki acele etmeyin. Şöyle bir ay olsun beklenilsin. Olur ya pişman olursunuz. Oluyor da zaten bir kısım kimseler pişman da oluyor. Bundan dolayı mahkemelerden önce bu kanaat önderleri vesair bununla ilgili olan kimseler anlaştırmaya çalışıyorlar, araya giriyorlar. Gerçekten bu suç oranlarını da çok düşürdü.
Fakat bizim kitabı kerimimizde geçmesine rağmen bunu bir başkaları tatbik ediyor, insanın üzüldüğü bu. Bizim kitabı kerimimizde geçen bu esasları bir bakıyorsunuz onlar tatbik etmeye çalışıyor. Suç oranları da düşüyor. O da şu ashable. Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak illa menemer rabbi sadaka, yalnız sadaka vermeyi ev ma'rufin veya bir iyilik yapmayı, ev ıslahin beynen naz, insanların arasını düzeltmeyi emreden başka. İnsanların arasını düzeltmek. Bir yerde bir kavga oldu ama çok şiddetli oldu. Birbirlerini de orada Allah korusun katledebilirlerdi. Orada askeriyedendi. Kıymetli bir insan. Üstadımıza da gelirdi. Çok severdi. Efendimiz hazretlerini çok severdi. O öfkeli adamı nasıl it diye evine aldı. Öyle bir titriyor ki dizleri böyle titriyor. Elleri titriyor. Şimdi gazaba gelince kendinden geçmiş, akıllı geliyor zaten.
Orada bir kahve yaptırdı ve sonra yavaş yavaş yavaş o güzel sözlerle teskin ettim. Anlatırlar birisi bir diğerine kızmış eline bir taş almış ama büyükçe bir taş. Sonra nasıl olduysa gel demiş Allah'ımız kitabı Kerim'inde haksız yere bir adamı öldürmeyin. Almış, o taşı bir tarafa bırakmış. Adam vurmadığı halde düşmüş böyle can çekiştiriyor. İşler ki herhalde bunun ölümüne sebep bu taş olacaktı. Bunu döşüne koyun demişler. Koymuşlar adamın hemen canı çıkmış. O da demiş ki elhamdülillah bu taşı atıp da demiş, hapishanelerde demiş çürüyecektim. Çok şükür ki yapmadın. Biz istikametimizi bu itikadi havanın bozukluğunda ibadette ahlakta her şeyi yok etmeye çalıştıkları şu devrede elhamdülillah bu din öyle bir din ki derler ki incelir ama kopmaz. Allah ona sahipler gönderir. Rabbimizin lütfuyla, keremiyle, ihsanıyla bu dini Cenabı hak bir fasıkla da ihya eder.
İstikamet Arapça sözlüklerde istikamet kelimesi ile ilgili olarak dini ve ahlaki hükümlere uygun bir hayat sürme. Dini ve ahlaki hükümlere uygun bir hayat sürme. Her türlü böyle aşırılıktan sakınma. Rabbi zülcelal'imize ibadet ve taat içerisinde olup aleyhissalatu vesselam efendimizin sünneti seniyesine uymaktır. En güzel tarif de budur. Şimdi bunu biz ahlak kitaplarında da görürüz. İnsanın bütün yükümlülüklerine riayet etmesi. Bu ahlak kitaplarında geçen bu. İnsanın bütün sorumluluklarında riayet etmesi. Mesela yememizde, içmemizde, yatışımızda, kalkışımızda, dini, dünyevi bütün işlerimizde ölçülü hareket etmek, görevlilerimizi yaparak günahlardan uzak durmaktır. Gerçekten mesela yatarken okuyacağımız dualar var. Bunu adap Risalesinde aman ha okuyalım bunu sabah da görüşüyordum. Sami Efendi Hazretleri bunu tanıyanlar da var Osman Şevket yardım edici diye.
Yaşıyorsa Allah selamet versin öldüyse rahmet eylesin. Bu on iki yaşında ilme başlamış. On iki yaşında. Çok malumat sahibi demiş ki evimin bir tarafı bütün kitaplarla çakılı. Yani benim çok büyük kütüphanem var diyor. Tabii ilim ehli insanların olur. Mesela onlar ben çok sevindiğim bir husustur. Kayseri'de bizim tefsirde profesör olan Ahmet Coşkun diye hocamız vardı. Çok güzel konuşurdu. Çok latif konuşması vardı. Onun bir cami kebirde yumuşak bir tonla Miraç hadisesini anlatması var, hiç unutamayız. O kadar güzel beyan etti ki Miraç hadisesini efendimizin işte semaakatlarını geçip orada acayip haller görmesini konuşma üslubu çok güzeldi. Bakıyorum hep bu gibi insanların dayandığı bir merkez var. Bu üstadımızı çok severdi. Çok muhabbet ederdi. Bu efendimiz buradan bir yere hicret etmişler bu mahallede. Oraya geldi. Efendimiz hazretleri kalpten anlatmaya başladı.
Meğer bunun kalp üzerine bir tezi varmış. Anlattı. Diyeceğim şu. Biz bir ziyaretine vardığımızda kütüphanesine oturttu. Bütün kitapları gösteriyor. Orada işte muteber eserlerden, kaynak eserlerden hep ondan, ilim ehli insanların sizi misafir edeceği yer o olur Ve insan huzur duyuyor. Mesela o kitapların yüzüne baksan bile haz duyuyorsun. O Osman Hoca demiş ki benim bütün evim kitaplarla dolu. Böyle olduğu halde Sami Efendi Hazretleri Osman Efendi adap risalesi okuyun. Osman Efendi adap risalesi okuyun. Her okudukça üzerinde herhalde büyük bir himmet var ki değişir o. Size okuyacağınız tercümesini yapan kimseleri söyledim zaten. Bunlara bakarız. Kendisi böyle Türkçe kitapları pek okuyamıyor. Gerçekten öyle olur.
Eğer Arapça talim yaparsa, okursa böyle o Arapça olarak Türkçe kitapları pek okuyamaz, zorlanır, okur da daha çok hoşuna giren Arapça o yazılarla, eskimez yazılarla kaleme alınanlar hoşuna girer. Bu diyor ancak hacı Hasan efendimiz de olur, herhalde birkaç adet de bulunabilir, üstadımız gönderdiler. Demek istediğim şu. Bu okuduğumuz adap risalesinde bizim hatta şimdi açmıştım, hayatımız öyle güzel beyan ediliyor ki mesela orada anlatılan nedir? Orada anlatılan insanın kardeşleriyle arasındaki münasebet, üstazı ile olan münasebet, vesair, yemeleri içmeleri o ehlullahın sözleriyle çok güzel beyan etmiş. Hatta okumak istiyordum. Mesela sükut hususunda dili muhafaza etme hususunda çok güzel beyan edilmiş. Şunu görüyorum. Böyle ibadetimizde, taatimizde çok hızlı ve lezzetli oluyoruz. Derslerimizde ama bir bakıyoruz, akşama doğru bu huzur bizde kalmıyor.
Mesela diyelim ki bir hayli vakit geçtikten sonra yatmaya yakın bir zamanda o sabahki duyduğumuz huzur yok. Halbuki biz mesela öğleyin huzurluysak ikindi de o artarak devam edecek. Bu tersine oluyor. Sebebi de hep dilimiz. Uygunsuz bir söz söylemek bizim o manevi halimizi yok ediyor. Sami Efendi Hazretlerinin hizmetinde bulunan bir kimse var Kırşehir'de, tanırdım. O bize bir şey anlattı. Dedi ki benim öyle bir huzurlu anım vardı. Bir tanesi dedi geldi, halbuki kendisi de çiftçi. Böyle ne bileyim onun ona mahsus biçerdöverleri neler de var, çalışır da dinimiz yolunda İslam yolunda insanlara hizmet de verir. Dedi ki bir kimse geldi dedi. Dünyevi sözler etti. Şuradan buradan hiç dedi öyle din ile İslam'la alakası olmayan sözler iki gün dedi kendimi ben toparlayamadım. Ne yapacağız? Sığınacağız. İşte bazen havanın dedik ya biz uygun olmadığı zamanlar mesela geceleri bölgelere göre değişir.
Şimdi karge yağan yerler de var. Buz tutan yerler de var. Mesela üzerinde arabayla yürüyüp geliyorlar. Şu mevsimde. Yaz gibi olan yerimiz de var kuzey taraflarda. Bunun yanında güney taraflarda kuzeyiymişim, güneyde böyle sıcak yerler de var. Bizim mesela memleketimizde sıfırın bayağı altına düşüyor. Böyle bir havada ne yapılıyor? Meyvede serada muhafaza ediliyor. O sera havanın uygunsuz şartlarından koruyor. Diyoruz ki Evliyaullah'ın ruhaniyeti aynen bunun gibi sığınalın. Mesela biz okuduğumuz eserlerde tarif ediyoruz size bütün Sami Efendimizin eserlerinden de de üstadımızın şifa tarifesi çok iyi incelenmesi lazım. Orada bütün letaifleri derslere mani olan halleri çok güzel beyan etmiş. İtikada ait de var. İbadete ait de var. Ahlaka ait de var. Çok güzel. Bilmiyorum. Recep duymamız lazım. O gönülden gelen sözlerdir. Öyle dilden gelmiyor ki gönülden geliyor.
Onlara bakarsak biz inşallah istikamet üzere devam etmeye çalışırız. Yani büyüklerimizin ruhaniyetine sığınalım diyorum. Bu eserlerde biz nefrih ispatta görüyoruz. Murakebeleri görüyoruz. Nasıl koruyacağız bunu biz? Bunu muhafaza etmek için evliyaullahın biiznillahi teala ruhaniyetine sığınacağız. Bu hale göre değişir. Allah'ımızdan yardım bekleyeceğiz. Elamanu elaman. Bak üstadımızın dualarını dinlemişseniz elamanu elaman bu ifadeyi çok kullanıyor, yalvarıyor Cenabıhakk'a. Ya Rabbi beni şu bulunduğum halden kurtar Allah'ım diye bir sığınmak gerekiyor. Yalvardım yalvardım olmadı. Tam canı gönülden tazarru ve niyaz dedikleri bu zaten. Öyle yalvarmamız gerekiyor. İmamı Gazali rahmetullah Ali bu yolun iki özelliği bulunduğunu belirterek bunları kulun Allah'a karşı istikamet sahibi olması diyor. Düzgün olmamız sonra insanlarla alakasında barışı gözetmesi şeklinde gösterir.
Bir hadisi şerif var. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz. Müdaratün nas sadaka. Bu Müdaratün nas derken tabasus anlamına değil bu. İnsanları idare etmek. İsmini her zaman unutuyorum. Bir hatırlayabilsem Ebul Mevahip Şazili Hazretleri. Aleyhissalatü vesselam efendimiz buyuruyor ki insanlara hallerine göre muamele etme. Sen kendi haline göre muamele et. Ebul mevahip diye buyuruyor. Yoksa hiçbir kimseyle geçinemezsiniz. Hiç kimseyle geçinemeyiz. Şu şöyleti, bu böyleti diye diye kanlı, kimli düşman olur gider insan. En azından bir selam verebilmek. Yani bazen de sertleşiyor, emin olun, selamı bile veremiyorsun. Fakat bunun yolu bulunacak. Konya'da bir kimseydi. Bize şunu anlattı, dedi ki bana dedi çok muhalif bir kimse vardı. Bunun dedi duydum ki bir nişanım, düğünüm varmış, Çok güzel hediyeler yaptım. Onu vesile kıldım gittim anlaştım diyor. Güzel. Elhamdülillah.
Burada biz istikamette, tarikat-ı aliyede istikameti ele almışız. Bu uzun bir konut abi. Şimdi Allah-u Zül Celal'in yolunu kast edilen kimseler için başta diyor kalplerimizin tasfiyesi. Yok nefislerimizin. Aslında nefsin tezkiyesi olur da arıtılması kötülüklerinden. Burada tasfiye demesi o bize şunu hatırlatıyor. Demek ki nefis meselesini halletmiştir. Nefsin artık kötülüğü tamamen terk etmiş. Gönlüne hiç girmiyor kötülük. Haddinice o girmediği gibi mesela insan bedenen yapmaz da gönlüne düşer. Onun gönlüne de düşmüyor. Artık mutmainne halini elde etmiş. Mevla'ya ulaşacak kimse diyor. Nefislerini ruha yoldaş ederler. Öyle diyeyim artık. Zaten Allah'ımızın bizi davet ettiği yer doğru. Bakın iki davetçi var. Olmaz olsun. Birisi şeytan, birisi de nedir? Başta Rabbi Zülcelal'imiz. O azaba çağrı. Rabbimiz mağfirete. Bakara suresinde geçer bu Ayet-i Celil.
Şimdi Yunus suresinde, Esselamü yelru ila da Aleyhisselam. Cenabı hak kullarını darüsselam'a çağırıyor. Cennete. Bu dünyada da cennete çağırıyor. İstikamete çağırıyor. Niye çağırıyor? Takvaya çağırıyor. Ebrar sınıfında olmaya çağırıyor. Ahzap suresindeki otuz beşinci ayet celleye baktığımız zaman oradaki güzelliklere çağırıyor. Gaf suresinde ve üzlü fetih diye başlayan sahifenin sonuna kadar beş tane özellik var orada. Münib olmak var, bir tanesinde diyeyim. Evvab olmak var, tamamen tövbe edip Cenabıhakk'a yönelmek mesela Al-i İman suresinin en son ayetinde ashablıyor ya Rabbimiz buraya çağırıyor bizi. İman, sabır, sabırda yarış. Sonra sınırlarda düşmanın girmemesi için nöbet beklemek, kalbimizin içerisine de nefis ve şeytanın arzu ve isteklerini giydirmemek için ruhaniyete sarılmak ve Allah'ımızın korkusu. Bak beş tane esas. Yine Eshabire. Allah'ımız nerelere davet ediyor bizi?
Cennetine davet ediyor. Cemaline davet ediyor. Cemaline nerede davet ediyor lisanı? O yüzler Cenabı hakk'ı müşahede etmek suretiyle kırığı kırılacak ona nazar etmekteler. Mutlak fifin suresinde de geçer. Kehf suresindeki en son ayette de geçer. Kim Allah'ımıza kavuşmak isterse salih amel istesin diye buyruluyor. Salih amelde önemli olan nedir? Akıldır. Salih amelde önemli olan fikirdir. Salih amelde önemli olan kalptir. Hep birbirleriyle ilintili bunlar. Allah'ımızın cennete davet etmesi cennetül maarifi hiç unutmayacağız. O ruhun cennetidir. Ile artık bu alemden önümüzdeki nefsin heva ve arzu perdeleri kalkmak suretiyle ilahi aleme kanat çırpmaktır. Bu istikametin üç şekli var. Evvele et takvim. Ne demek bu takvim? Nefislerimizin böyle azgın atlar olur. Onu ne yaparlar? Üzerilerine yükler vururlar. Yükler vururlar. Onunla itaatkar hale getirirler.
İbadet yüküyle ve bu nefsin yemini az vermek suretiyle az yemek, az uyumak, az konuşmak her isteğine evet dememek suretiyle ne yapılır? Islahına ve irşadına çalışılır, edeplendirilir. Kalbin artık salahıdır. Artık gönlün Cenabıhakk'a rabt olması diyelim. Bunları deyip geçiyoruz da inşallah derslerimize dikkatli olacak. Bak kardeşlerimiz şimdi bilmiyoruz açıklamalar yapacaklar toplantının neticesinde ne denecek bilmiyoruz ama hastalık çok şiddetli bir şekilde yayılıyor. Evlerimizde kalıyoruz. İlla böyle mi olması lazım? Zaten dikkat etsek olmazdı bunlar. Rabbimizin emrine iyi sarılsaydık. Bir kimse vardı da ta yıllar öncesi devlet idaresinde bulunan bir kimse gözünüz kaşınız başınız yarılmadan gelin yahu diyordu. Ya şu dünya hayatındayken yapalım. Gözümüz, başımız, kaşımız yarılıp ahirete gittikten sonra amel mi olacak? Yok.
Şu nefes bize ne büyük bir nimet ne büyük bir nimet buğday yapacağız. Şunu demek istiyorum. Evlere kapandığımızda rabıtalarda zikirlerde zaten yolu belli. Okuay çok güzel esaslar belirtilmiş. İnşallah uyanalım. Yoksa böyle olmaz. Şu fırsat bir daha ele geçmez. Bizim yanımızda bulunan bir kardeşimiz vardı. İlti halinden sonra rüyada gördüler onu. Demiş ki bize çok anlattı üstadlarımız. Bir kalp zikri keşke çalıştırsaydım demiş. Ama yok. Dörtyol'da Adana'nın üstadımız orada askerlik yapıyor. Sami Efendimiz Hazretleri hocalardan bir kimseye göndermiş. Hasan Efendi size kalp zikrini talim etsin. Şimdi gelmiş askerler demişler ki tabii üstad ağzımız arıyor. Şu sıranın içerisinde sen bulacaksın demişler. Görür görmez bilmiş zaten. Efendimiz de onu tanımış. Görmedikleri halde görüşmeli yok. Böyle bir ormanlık yermiş. Zaten oralar yemyeşildir. Orada üstadımız teveccüüğe başlamış.
Kalbi zikre geçmiş. Yalnız efendimizin kalbine şu geliyor. Herhalde ahirete göçecek diye bir hafta sürmüş. Sami Efendi Hazretleri kalbi zikretmeden ahirete göçmesin diye yapmış. Necmetdini İraki diye bir zat ver. Bu kabirlerde gülmek mekruhtur. Çünkü hüzünleneceğimiz bir yer. Şimdi bakıyorum. İnşallah iyi olur. Allah Celle Celalühü. Böyle bir tebessüm etmiş. Böyle imam efendi de telkin veriyor. Telkin verirken o mübarek veli böyle bir tebessüm etmiş. Pek de hayatta gülmezmiş ünlü. Sonra demişler ki efendim Habeşistan'da telkin verilirken, Habeşistan'da siz siz böyle bir tebessüm buyurdunuz. Nedir? Ölü diriye telkin veriyordu da onun için. Hocanın öyle zikirlenen hiç haberi yok ama irtihal eden kimse bütün kalp ve on letaifiyle zikreden bir kimse. Asıl hayatta olan o demiş. Ve mahşer diye devam eder. İla ahirihi. Bu esnada tebessüm buyuruyormuş.
Son üstadımızın Sami Efendi Hazretlerini ziyareti var. O ziyaretinde bir söz söylemiş kalp zikri hususunda hatta o ilahi emaneti kendilerine tevdi ederken bu nimeti uzmadır Hasan Efendi buyurmuş. Bu nimeti uzmadır. Bu büyük bir nimettir diye kalp zikri üzerinde durmuş. Zikrederse onun vücudunu toprağın çürütmeyeceğini, bizzat kendisinden de duyduklarım var. Onu gerektiği yerde görüşürüz inşallah. El istikamı, İstikamet nedir? Diyoruz ya bak sığmayacağız. Allah'ımıza sığınmak suretiyle Hakk'ta sebat etmek. Hakk'a riayet etmek. Her şeyde. Mesela beynimizde tefekkürde gözümüzün bakışında her hareketimizde. İstikametin üç şekli yine haber verilir. Böyle bizim gibi insanlar da nedir? Allah'ın yolunda gayrettir çabadır dini İslami vazifelerimizi yerine getirmek. El-istihame, bu seçkin insanların veiye bir sıdbilhimme arzu ve isteğinde çok samimi. Yani istiyor.
Mevlamızın rızasına erişmek istiyor mesela. Onun razı olduğu amellere meyil ediyor. Daha bir seçkin insanlarda nedir? Bir tabir-i mil veiye bitav-i mil ciheti eğil hurme. Bir kere Cenabıhakk'a büyük bir saygının içerisinde olmak diye beyan edilmiş. Daha burada istikametin gönülde olması gerektiğine dair de bayağı izahlar var. İnşallah onu başka bir zaman Rabbimiz lütfederse görüşürüz. Cenabı hak bütün davranışlarımızda müstakim olmayı bizlere lütfetsin, ihsan buyursun. Elhamdülillahi rabbil alemin aleyhissalatü vesselam efendimizin ruh taifelerine, ehlin ashabına, peygambere nizam ve piran nizam ve bütün geçmişlerimizin ruhları için bir Fatiha üç İhlas-ı şerif.