İstikamet ve Doğruluk Yolu kaydında Bismillahirrahmanirrahim. İstikamet nedir? İstikamel insan. İnsan müstakim oldu. Bunun Türkçe anlamı doğru oldu demek. Bu arabalarda giderken hatta Sami Efendimize demişler efendim biz bazen ilahiyyede okuyoruz okuyalım mı? Okuyun buyurmuş. İstanbul'da trafiği biliyorsunuz, böyle arabada giderken adam iki de ders çeker, üç de ders çeker.…
Bismillahirrahmanirrahim. İstikamet nedir? İstikamel insan. İnsan müstakim oldu. Bunun Türkçe anlamı doğru oldu demek. Bu arabalarda giderken hatta Sami Efendimize demişler efendim biz bazen ilahiyyede okuyoruz okuyalım mı? Okuyun buyurmuş. İstanbul'da trafiği biliyorsunuz, böyle arabada giderken adam iki de ders çeker, üç de ders çeker. Şimdi anlattım dedim ki Evrad ve Ezkarınızı, okuyabilirsiniz Evrad ve Ezkarınızı arabada yalnız ölüm tefekkürünü yapmayın, gözünüze yumarsınız deyince Abdülmetin Balkanlıoğlu da oradaydı. Dedik ki eğer gözlerini yumarlarsa hurilerin yanında bulurlar kendilerini dedi. Böyle de bir latif etti. Böyle giderken hatmi aceken okuyalım dedik. Çok kolay. Silsile-i Şerife, sonra onun işte istiğfar, tevhid ve Lafza-i Celaller, aradaki dualar var. Sami Efendimiz müsaade buyurmuşlar okuyun diye. Bunu mürşid-i kamilimiz de yapardı.
En çok söylediği şu oluyordu: Kolum bana doğruca gel, eğri gelen ermez bana, doğruluk et böylece gel. Sonra bunu değiştirirdi, kolum bana acele gel. Bir daha söylerdi, kolum bana ferece gel. Bir de bizim ilahimiz var onu da anlatayım isterseniz. İlahi malum kabiliyetle alakalı, sesle alakalı. Hayır şerden geliyoruz, nereden hatırıma geldi hiç bilmiyorum ki. İlahi de okumam öyle. Böyle iki hadiseyi çok canlı hatırlıyorum. Kendileri önde oturuyordur, biz arkada yalnız onunla bulunduğumuz meclis çok değişik oluyor. Bir gün arabada giriliyor, insanlar kendisini tutamıyor, hep ağıt başladı. Onun manevi tesiri biiznillahi teala aksi ediyor. Bir yerde oturuyorlar Evrad ve Ezkar okuyorlar, Diğer bölümlerinde hanenin de evrad ve ezkar okunuyor. Elhamdülillah evlatları olarak kendisinin manevi de evladı sayılırız. İnşallah rabbamız ayırmaz. Bizler de bir ağıt başladı.
Biz diyoruz ki Erciyes'e kar yağarsa etrafındaki tepelere de yağıyor. Bir velinin bir yerde bulunması boşuna değil, anlayamıyoruz o başka. Anlayanlar müstesna. Yusuf Aleyhisselam irtihal ettiğinde malum tağut yaptırılmış. Nil nehrinin işte o zaman hangi tarafına defnolunmuşsa bir tarafına defnetmişler, o tarafa yağmur yağıyor, diğer tarafa yağmur. Ne yapalım demişler. Tabutu bir senede diğer tarafa koyalım. O zaman o tarafa yağmış, diğer tarafa yağmıyorlar. Gelin demişler ortak bir yer bulalım, ortak bir yer bulmuşlar, iki tarafa da yağmış. Bu olur mu? Biiznillahi Teala. Hiç şüphesi olur. Şimdi iki yaşadığım hadise var. Birisi arkadan oturuyorum, gönlümden geçti, ilahi okusa, hemen saniye geçti mi bilmiyorum. Dönüverdiler, ilahi oku oğlum, ilahi okuyamam. O zaman Esad El-Bili Hazretleri'nin divanından bazı şiirler hatırındaydı.
Haliye tayfun, serafil kevni mintilkai bedr, aşk-ı ezcevem girift-i gökt, heze, edir diye devam ettim. Ham değilmiş hamdi olmak seyri gülşenden cüda, neşre var yadında derler, gül feda, bülbül feda, Şimdi şeyh-ı asırdan, duydum şu yolda bir nida, dergehi piri muhende, hakim payü'l-esada, ol zaman idrak edersin rütbe ibal'a nedir? Malum müfessirinden Elmalılı Hamdi Yazır hocamız Essadı Erbidi Hazretleri'ne onun beytine tahmis yapıyor, üç mısra daha ekliyor. Orada diyor ki şeyh-ı asır tabirini kullanmış, Esad-ı Erbili Hazretleri için. Onunla şöyle bir söz duydum. Piri Mugan, şimdi edebiyatta piri Mugan, Alevi deves demek. Bunu Esad Erbili Hazretleri mürşid-i kamil olarak ele alıyor. Mesela meyhane geçer, sehpa geçer, sağır geçer, saki geçer. Saki demek içki dağıtan demek. Meyhane demek dilime uymaz ama vur ne olsun bilmem paran, böyle oynadıkları, zıpladıkları yer.
İstikamet ve Doğruluk Yolu kaydında Bismillahirrahmanirrahim. İstikamet nedir? İstikamel insan. İnsan müstakim oldu. Bunun Türkçe anlamı doğru oldu demek. Bu arabalarda giderken hatta Sami Efendimize demişler efendim biz bazen ilahiyyede okuyoruz okuyalım mı? Okuyun buyurmuş. İstanbul'da trafiği biliyorsunuz, böyle arabada giderken adam iki de ders çeker, üç de ders çeker.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Oraya da mürşid-i kamilin dergahı olarak alıyor. Saki içki dağıtan demek onu bir mürşid-i kamilin halifesi olarak, halifesi her tarafa nur dağıtıyor, dağıtıyor. Öyle benlik, kibir yok. Şimdi burada Pir'l-Mu'vani, Mürşid-i Kamil olarak alıyor. Diyor ki Mürşid-i Kamilin kapısında toz toprak olmayınca bir kere sen yüksek makamlara ereceğim deme. Sami Efendi Hazretleri eserinde çok güzel bir noktaya işaret buyurmuşlar. O da kişi ibadetiyle belli bir noktaya gelir ama günahlardan korunmuş olur. Derece ve makam kaydetmesi onun teveccühüyle. Eğer onun gönlünü razı ederse Allah'ın rızasını bulan bir gönül olması hasebiyle isterse diyor bir mürşid-i kamil Allah'ın izniyle velayet makamında Bayezid haline bile getirir, onun haline bile getirir diyor. O onların yapacağı bir iş. Kendi sofra düzeni Mürşid-i Kamilimizin şimdi öğle vakti diye hatırlıyorum veya öğleden sonra olabilir.
Gelen insanları da hatırlıyorum. En az kırk sene olmuştur, isim vermeye gerek yok. Otururken o sofrada mübarek gözlerini bir amblemdu. Yalnız evde bazen torunlar oluyor, neler oluyor? Kapı çarpıldı, bilmem plan, Ona razı olmadı, gözlerini açtı. Daha sonra o yemek kastı bitti. Yolda giderken o mecliste bulunanlardan bir tanesi nutuk atmaya başladı. Hava boydan nutuk atıyor. Ne oldu Ömer abi dediler. Ben bilmem dedi mübarek gözlerini yumunca bende bir hal oldu dedi. Kendimi tutamıyorum adeta ben doldum dedi. O Adana'dan Hasan Efendi'den sonra Rahmetullahi bir kimse tayin buyruldu. Tabii bu onların yapacağı bir iş. Sami Efendi Hazretleri tayin buyuruyorlar. Buraya damadı geldi, o anlattı. Müsiadın başkanıyla. Kayınbabası olurmuş babam, diyor. Babam dedi bize şöyle bir hadise anlattı.
Sami Benni Hazretleri işte oradaki kardeşlerimize bakarsınız, devradına, ezkarına deyince oğlum, demiş, doldum, demiş. Her şeyiyle mücehhez bir hale geldim. İlim hikmet konuşmaya başladı, gözüm ibretle bakıyor, kalbim nur ile doldu oğlum, demiş. Bir defasında da namaza geçin buyurmuş. Namaza geçmekten çekinmiş. Evladım demiş olduğu gibi boşaldı. Dolmaz mı? Belki ona bazı halleri göstermek istemiş. Bu işte sizin haliniz değil bizim teveccühümüz şeklinde bunu haber vermiş de olabilir. Efendim burada, Efendimiz doğuda bir tanesinde görev verdi. Bize de sordun. Oğlum ne diyorsun? Anlatamam. Biraz çekinmelerim oldu, sükun ettim. O görevi verince kendisi Adana'dan yola devam edecek. Onu tanıyanlar onu görünce Efendimiz'in vazife verdiği kimseye Hacı Hasin Efendi Hazretleri'nin ağlamaya başlamışlar. Bize demişler bir alıp geliyor bunu görünce demişler. Sonra iyi olur inşallah.
İnşallah affı ilahiye mazhar oluruz. Efendim, bu tahtalı diye bir mevki var, direkt gün üzerinde. Orada seksen ihtilali bilmem ne buldu. İşte cezaevinde olanlar var. Onlara üstadımız dua ettiler. Adalet yerini bulsun, herkes huzura geçsin diye dua buyurdular. Yanından oturuyorum. Birden gönlüme geldi. Bedduayı okusam dedim. Bunu açıktan söylemiyorum. Gönlüme geldi, bedduhayı okusam. Öyle meclislerde Kuran-ı Kerim okumam yok. Yine aynen dediğim gibi saniye geçmeli belki, bedduhayı oku. Bunlar biiznillahi Teala onlar için hiçbir şey değil. Onların yaptığı manevi hizmetler tahrip edilemez. Bir gün parlamenterlerden birisi geldi. Dedi ki yavrunuz ne oldu, kurtuldu mu dedi. Adam böyle bir şaşkın hale geldi. Tam ayakkabısını giyecek, içeri girmek istedi. Yahu ne biliyor dedi. Benim çocuk denizde boğuluyordu biri el onu kurtarmış dedi. Bir gün Hacer kullanacağımız tanımış oluyor.
Böyle Kayseri'den bir misafir geldi. Şöyle ince bir boğaz, yaşlı, gözleri pırıl pırıl sanki ömür gibi parlıyor. Böyle dikkat çeken birisi. Dedi Efendimizin yanında oturanı gördünüz mü dedi. Tabii durdu, sükut etti. Dedi ki Hacı Hasan efendimizin yanında oturan Hızır Aleyhisselam'dı, dedi. Bazen görürsünüz devlet reisleri işte bir ülkeye gider diyen Pakistan'a gidiyor, başka nereye Suriye'ye gidiyor, öyle devletler arası görüşmelere gidiyor. Giderken yardımcılarını alır, bakanlarını alır, artık istişare kurulu, neyse bunlar kendilerine ait, onları alıp bir uçak dolu insanına gider. Evliyaullah bir yerde bulunurken tek başına bulunmaz. Bizim gözlerimiz görmeyebilir ama Allah'ın sevgili dostlarıyla etrafı dolu olur. Biz mürşid-i kamilimizin bulunduğu yerde işte arabada insanlar gözyaşını tutamıyor, bulunduğu mecliste derken bir cazibe var, bir etrafı dolu.
Ya üçler var, ya yediler var, ya ırklar var. Biz bunu hesap edemeyiz. Bir sevgi duyar, saygı gösteririz. İstikamel insan, i'atede le fi suluki ve kenet ahla, kuhu kağıdıyla. İstikamet yola girmiş diyelim İhsan mektebinin müdavimi, mutedil, orta. İlk girdiğinde bir hızlı gece uyku kalmamış, gündüz gayret, çaba hiç durmaz, gelir gider bu orta olacak. Böyle çok süratli kalkıp da ondan sonra tamamen terk olmayacak, ölçü. Böyle şer'i esaslara uygun bir şekilde muhabbetimizde ne de hep orta yolu tutacağız. Yani o aşkımız, şevkimiz hayatımızın sonuna kadar devam edecek. Sami Efendi Hazretleri üstadımıza bir soru sormuş, buyurmuş ki Hasan Efendi size evlatlarınız ne zaman gelir? Efendim, yanıp yakıldıkları zaman çok gelirler. Bir tanesi anlattı, burada Kirazlı köyü var. Şu dağdan Kirazlı köyü. Dağdan kış günü diyor o zaman karda çok ve kurtlar da var.
Üç defa gelmiş gitmişim diyor bir günde diyor. Karmış, tipiymiş, boraymış, soğukmuş, tanımadım diyor. Sonra da üstadımız davetle getirdi. Bu yolda orta. Böyle tam okuyamayacağım da süratle gidenin ayağına damen dolaşırdır. Eteği dolaşır. Böyle acele acele gidecek olursa eteği dolaşır düşer. Ama normal giderse menzili maksuda ulaşılırdır. Biz hareketlerimizle mutedil olacağız. Diyor ki size ne zaman gelir? Efendim, aşkı, şevkli zamanlarında hiç durmazlar, olmadı buyurmuş. İnsan hastaneye ne zaman gider? Hasta olduğu zaman gider. Canım o zaman aşk vardı, şevk vardı, muhabbet vardı, şimdi bir şey kalmadı. İşte o bir şey kalmadı dediğimizde geleceğiz. Olmadı buyurmuş. O biraz daha nefsimizin hevasının galip olduğu zamanda gideceğiz ki tedavi olabilelim. Unutmadığım bir hatıra daha var. Bu Kayseri'de üstadımızın sevdikleri var. Bir tanesine dedi ki Mehmet Efendi dedi, gel yanımıza dedi.
Biraz halinde soğukluk görüyorum dedi. Gel sohbetlere otur, şu soğukluk halin geçsin dedi. Geldi veya gelmedi bilmiyoruz, tedaviye her zaman ihtiyacımız var. İçimizi ıslah edeceğiz ki dışımız ıslah olsun. Bakıyorsun adamın arkadaşlık yapıyorsun, diyorsun. Hiç arkadaş olacak bir kimse değil, ben yolda gördüm onu diyorsunuz. Kaydedeğer bir kimse değil. Ticaret yapıyorsunuz, iyi bir hal ortaya koyarken şöyle dünyalık baş göstermeye başladı mı huy değişiyor. Sonra yine bakıyoruz, insanların içinde çok güzel, iyi bir sufi görünümünde ama eviyle geçmiyor. Akrabasıyla yok, etrafı ile yok. İşte bunun hep güzel olması için, içimizin ıslah olması lazım. Kişinin iki ıslah olursa dışı da düzelir. Şimdi bazı hastalıklar oluyor, bir türlü geçmiyor. Doktor diyor ki, biz bunu diyor içten tedavi etmemiz lazım. Bu hastalık ciğerlerden geliyor.
Bu ciğerlerdeki rahatsızlığı bir kurutabilirsek, o dışındaki rahatsızlıkları görünen sıkıntılar geçer diyor. Bunun gibi içimizi ıslah edersek dışımız da güzelleşir. Bakarsın dersin ki ya ne güzel bir insan, böyle insan bakmaya bile doyamıyor, ne güzel. Konuşuyorsun, o konuşmasından sana aşk geliyor, muhabbet geliyor, görüşüyorsun, halin değişiyor. Burada üstadimizin kız kardeşim. Biz halaya dibi deriz. Evine vardım ve çok isterdi işte yanıma gel, biraz oturalım, garipliğim geçsin diye. Eşyanın zikrini duyardı. Bir gün şunu anlattı dedi ki yeğenim demezdi kardeşim dedi. Sana derdi kardeşim diyesim geliyor dedi. Kardeşim dedi, evladımı okuyorum, sobanın üstündeki ibrik zikre geçti dedi. Zikrediyor dedi. Kedi var kedi zikre geçti dedi. Şöyle miyavu, miyavu diye bildiğimiz kedi zikrrullaha başlamış. Bununla oturduk, görüştük. Bu dedemden de zaten şeymişte Efendimizin, Kelime-i Muhteremeleri.
Ondan anlatıyor. Aişe Annemizden anlatıyor, Üstad Hazretleri anasından. O gelenlerden, gidenlerden, manevi yaşadığı hallerden inanın Sami Efendimizin huzurundayım zannettim. Ayrıldım giderken Allah'ım diyorum şu hal geçmese, diyor. Şu hal. Böyle hayırlı insanlarla görüşülürse insanın içine nur. Bir hoca bize şunu anlattı. Burayı okuyamadım ama, böyle ilimde yüksek payeye ulaşmış bir kimse kendine göre. Ben diyor, Acrasen Efendi'nin diyor, aşık bir ihvanının yanında oturdum diyor. Ama aşık. O gözünü yumdu, ben de yanındayım, diyor. Onun kalbinden diyor, kovalarla gönlüme füyuzat-ı ilahiye dökülüyor, diyor. Ben oturuyorum bir şey yok, diyor. O gözünü yumdu rabıta halinde, diyor. Zaten öyle oldu mu yüzleri parlamaya başlıyor. Eğer burayı tamamladıysan bir şey deyimse çok sevilen polis Yusuf diye kıymetli bir insan vardı, kıymetli bir insandı. Bunun hali bütün rabıtaydı.
Başından geçeni anlatsan onu şu beyinleri almaz. Sami Efendi Hazretleri hanelerinde misafir etmişler. Her kalp onu tartamaz o hane. Acaba nasıl olmuş der. Çok rabıtalı ve aslı bir kimse gördüm, emin olun hiç konuşmasına gerek yok. Şu yüzlerinden gözlerinden nurlar akıyor. Böyle hayırlı kimselerle olunduğu zaman insan değişiyor. Böyle bir çarşamba günüydü. Gittik İstanbul'a. Sağ olsun Hacı Lutfe Efendi, Koca Kor götürüyor. Hane halkı var. Yalnız giderken bir haller değişti. Diğerlerine bilmem bir ağırlık çöktü bizlere. Ne olduğunu bilmiyoruz. Bir başka alem gibi bir hal parası etti. Orada Erenköy'de bir hanede üstadımız istirahat buyuruyor. Oğlum bana bir müsaade al dedi. Hemen orada Zihni Paşa Camii var, Erenköy'de. Orada izin alacağım zatın yanına durmuş. Evliya himmet ederse öyle olur yoksa hiçbir iş rast gelmez. Böyle açıktan da okuyorum. Ettahiyyatü lillahi ve salevatü.
Neyse tabiatım olur, neyse. Selam verdi, hemen söyledim. Elli metre geriden gel, dedim. Neyse elli metre girdin, sonra gel, sana bir elini öptüreyim dedi. Hane-i Saadet'te mübarek elini öpeceğiz. Bir kısım grupta var cemaattan. Böyle içeri giriliyor, salon kısmında hanelerine girmeden odalarına giriliyor eve de. O odalarına girmeden salon kısmında mübarek elini öpüp ayrılıyor insanlar. Öptü. Şimdi merdivenden çıkıldığı için arkayı görmesi mümkün değil. Bir kişi kaldı dedi. Görmesi zahiren mümkün değil. Nevşehir'den Hadid diyebilirsin. O da mübarek gelmedi. O esnada bir tanesi dedi ki, efendim benim tayinim çıktı, Ankara'ya mı olsun, İstanbul'a mı? Ben bu işleri bilmem mi buyurdu. Fakat orada bir edep gördüm. Her şeyi edep. Onu mahzun, mahrum etmemek için dedi Hakkımızda ne hayırlıysa o olsun, dedi. Kardeşim o meclise dediğim gibi bambaşka bir hal oluyor.
Sen kendini başka bir alemde hissediyorsun. Onu tarif edemiyorsun, sen değişiyorsun zaten. Ayrıldım, huzurlarına geldim. Şöyle bir dikkatli baktı. Senin gelin, hüzün, gözün Efendimi gördüm, diyor, dedim. Bu Ashabı Güzün kitabında bir bölüm var. Günahta hantallaşan bir topluluk evliyaullah'ın huzurunda oturursa, diyor, günahları mahvolunur Rabbimizin izniyle küçük günahları diye. Velhasıl onlarda bulunmak bizim alemimizi değiştiriyor. Şimdi dışımızın düzelmesi için iç alemimizin düzelmesi gerekiyor. İçimiz düzeldi mi? Dışımız da düzeliyor. Bir zattan şunu duydum, benim babam kadar titiz bir kimse yoktur diyor. Pimpirikli, nedir? Düğün ediyor, az şeyden hemen sinirlenir, evde otururuz bir şey yok diyor. Bana kızar, anama kızar, velhasıl adam barut çuvalı, barutçısı mı desek? Barut şişesi. Bir gün baktık diyor babam tam değişti oldu bir melek. Öfke bitti ve yumuşak bir huy.
Yüzlere gülüyor azgın çehre tebessüme dönmüş. O bağırıp çağırmalar sönmüş, öğrendik ki diyor Sami Efendi'yi görmüş. Bizim rabıtamız yok mu? Yapıyoruz da şuna benziyor, eğer yapması. Bir gün bahçe sulanıyor. Ağacın birinin dibine böyle pakraç mı ne ise su döküldü. Olmaz dedi. Gel de dedi akan su bir kere dibine varsın dedi ağaçlar. Bu dedi tabanına işler. Böyle bazı sulamalar oluyor. Su çok yiyin coşkulu bir şekilde akıp gidiyor. Yağmur da öyle. Bakıyorsunuz, çok süratli yağıyor, her taraf ıslandı zannediyoruz akıp gidiyor ama çisenleme hafif hafif başlıyor akşamdan sonra sabaha kadar öyle süratli değil, tabanına işliyor. Allah'ın füyuzat-ı ilahiyesi gönlümüzü eğer rabıtada hazır vaziyete getirirsek Rabbimizin izniyle ıslanıyor. O ıslanmasıyla ne yapıyor? Sararan, çayır ve çimen yeşermeye başlıyor, her tarafta bir hayat başlıyor.
İnsanın gönlüne inen bu füyuzat-ı ilahiyye ile içimiz ıslah olunca dışımıza da aksediyor biiznillahi teala. Halinde bir düzgünlük yok. Yok, ne ağız belli, ne yüz belli, ne göz belli, ne kulak belli, her taraf berbat. Dağ sa'yuhü ve habecht. Onun çalışması da berbat gayreti de boş. Müstakim olduğumuz zaman, doğru hareket ettiğimiz zaman Allah'ımız bereketlerde veriyor. İşte Abdülkadir Geylani, Kaddesallahu sırrı. Daha çocuk geçti. Bir yere gidecek bildiğiniz bir hadise. Anası koltuğunun altına birçok altınları yerleştirir artık, nasıl yerleştirirsin? Haramiler, yol kesiciler kervanı durduruyor, bu da kervanın içerisinde. Soyuyorlar, Bunu çözdük diye hiç iltifat ettikleri yok. Latife şeklinde, sende bir şey var mı? Anam bana çokça altın, koltuğumun altına diktediyor. Bakıyorlar, gözleri fal taşı gibi ayrılıyor, o altını görünce. Yavrum niye söyledin? Anam bana yalan söyleme dedi.
Hepsi birden Kelime-i Şahadet'i getiriyor. Bizim velilerden, Tezkiretü'l-Evliya'da bir zatın kırk tane misafiri gelecek. Kırk tanesine, kırk tanesini şey yapmış, mum yakmış, kırk tanesi mum yakmış. Bir tane de kendisine yakmış, israf demişler. Yahu iki mum burayı aydınlatırdı. Yakmışsın buraya kırk tane mum, eğer israfsa söndürün, demiş. O kadar uğraşmışlar söndürmüyor. Birini söndürmüşler, birini söndürmüşler, o da kendisi için yaktığı mummuş. Daha siz bunun daha acaibini görün demiş. Cenab-ı Hak kalbine ilhamen, sen misafirine kırk mum yaktın, ben de ehli inkarın, ehli küfrün kalbine iman nuru yakacağım. İşte Rabbimiz, müstakim olursa müstakim ol, Hazreti Allah utandırmaz seni. Rabbimiz utandırmıyor, müstakim olunduğu zaman her şeyi halloluyor ve cemiyet içerisinde bunu, buna biz şahit oluruz.
Bak adam çok kötü olabilir bizim gibi, çok aksi de olabilir, çok tatsız da olabilir ama der ki ben de hiçbir düzgünlük yok ama bu adam hakkında ben yanlış söyleyemem. Bizi bir ara bir arabayı yaktı diye ortaya çıkardılar. Öyle bir yerdeyim ki manzara çok güzel, deniz sanki, baraj var ama deniz, orada istirahat edilecek. Allah'ımız bizi istirahat ettirmiyor, dünya ile istirahat et. Hemen bir haber geldi, işte ifadeye savcılığa geleceksin, geldik. Biz gelmeden önce savcı şehri bir dolaşmış, demiş ki bu araba yakar mı? Eğer Savcı Bey, bu araba yakarsa ben dinden çıkarım demişler. Yok demişler, bunlar doğru bir ailedir Ve bir şey çıkmıyor, yani müstakim olduğumuz zaman, doğru olduğumuz zaman Allah bizi dünyada da utandırmaz, ahirette de utandıracağız. Biz zannediyoruz ki sırat böbür aleminde var. Edadb-u mineşari Ehaddü minesseyiş kıldan ince, kılıçtan keskin. Bu kafir ve münafıklar için.
Biz şimdi burada yatsı namazını kıldık ya, işte sıratı geçtik. Buraya gelmeden önce biz çalışmamız da olmuş olabilir, bir memur da oluruz bir işimizi, geçimimizi temin için. Onu haksız kazanç değil de helal yoldan temin edersek sıratı geçtik demek. Karşılaştığımız bir mümine selam verirsek hal ve hatırını sorsak sıratı geçtik demek. Bir hasta varmış, duyduk ya şuradan zaten hastanın canı daha çok portakal ister. Birazdan mandalını alayım, şu hastaya bir varayım. Varıyorsunuz, sıratı geçiyoruz. Burada bir hatırayı nakletsem herhalde bizi mazur görürsünüz. Bir hasta var mahallemizde, bir çay aldım bir de şeker aldım. Vardım fakir bir aile, yanında da çok var. Dedi ki hastaya dedi bunun gibi gelinir dedi. Hiç dedi geliyorsunuz geçmiş olsun, geçmiş olsun, bununla geçer mi dedi. Bakın dedi efendi bir çay getirdi, bir şeker getirdi, hastalık böyle geçer dedi.
Şimdi bu övünme vesilesi olarak söylemiyorum, had'iyyye. Burada münasebetlerimizin düzgün olması da sıratı geçmeye vesiledir. El- İstikikamı, müsavatü lahvali maal ef'ali vel ekval, vehu enla yuhal fezvahirel-Batın, velel-Batın ez-Zahir. Şimdi istikamet hali düzgün, Hali düzgün olduğu gibi yaşantısı da düzgün, muamelesini düzgün, yaptığı işlerden de çok münasip, sözleri de düzgün. İçine dışı aykırı olmayacak. Hani içi ne düşünüyorsa dışı da öyle olacak. Tutmuş seni, diyor ki öyle bir sana sevgim var, canım gibi seviyorum ama kalpte. Küsüm. Dışa gelince onu övmedik, ne yer koyuyor ne bir şey koyuyor. Hiçbir yere sığdıramıyor, övüyor ama içinde zerre kadar seviyor. Öyle olması istikametten çıkmak demektir. İstikamet nedir? Cenab-ı Hakk'ın emrine hiçbir şeyi tercih etmemektir.
Allah'ım böyle emrediyor ya, istersen malım da gitsin, mülküm de gitsin, yeter ki Cenabı Hakk'a ben muhalif bir iş yapmayayım demektir. Allah onun her işini rast getirir. Biz böyle işlerin rast gelmesini maddi olarak görmeyelim. Dikkat eder, bakarsın evinde çoluğuyla çocuğuyla bir çorbasını içeren huzurla içer. Birbirine böyle sevgiyle bakar, muhabbetle bakar. Bir aileyi çok huzurlu gören bir kimse diyor ki siz her zaman böyle misiniz? Evet, böyleyiz. Siz nasılsınız? Benim ayrı bir alemim var diyemem, anlayacaksınız. Hanımın ayrı bir alemi var. Biz gece yarısı geliriz, çocuklar aç ve bir ilaç sanki, yeme yok, içme yok, döşemelerin üzerine uzanmış, uyumuş, kalmış. Bizim hayat budur. Hayatımızı Cenabı Hak Efendimizin hayatı gibi kılsın sallallahu aleyhi ve sellem, El-istihgame, ya infiradul kalbe lillahi teala. Kalbin sırf Cenab-ı Hak'ın muhabbetiyle dolmasıdır.
El-istihgame, hiyerre'sül ameli ma'lem, ilimle beraber amelin en yüksek kısmıdır. Ve zevalü'l-keseli velmilel, tembellikten, Allah'ın dışında bir şeye dönmekten kurtulmaktadır, sırf Rabbimize dönmek. Biz şuna dikkat edersek faydamız da olur Allah'ımızın izniyle. Böyle biz kıbleye dönüyoruz, Kıbleye dönüşümüz fiziki olarak bir dönüş, kalp olarak döneceğiz. Gönül olarak da dönersek bunun mükafatı ölçülemez. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.