Haksızı tehdit için hak kuvvetli olmalı. Kuvvetin gölgesinde halk da huzur bulmalı. Hak fikrini her kalem yaymak için savaşır, haksız silahlanınca kalem de kılınçlaşır. Hakkı ilan etmeden, hak dini öğretmeden kınına girer mi hiç küfre sıyrılmış kılınç? Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde daha sizlerle birlikteyiz. Bu bölümümüzle birlikte Hz. Halid bin Velid radiyallahu anh'ı daha yakından tanımaya çalışacağız. Mahmud Sami Ramazanoğlu Gade Sallahu Zerrahü Zerrahü'l azizin ifadeleriyle. Önce Ömer kirazlı merhumun bir takdim yazısıyla başlıyoruz eserimize. Hak ve hakikat imanı, saadet ve selamet ilmi, cemiyet, sıhhat, hukuk, iktisat ve ahlak nizamı, sanat düzeni, huzur ve beka duygusudur. Bunu bilmek İslam mefkurisi, tatbik etmek, İslam hayatı, yaymak, İslam cihadıdır. Bu cihadın hedefleri şunlardır.
Birincisi, insanlığı cahillikten kurtarmak, hak ve hakikat iman ve ilmine kavuşturmak. İkincisi dünyayı müşriklerden kurtarmak, kafirleri, münafıkları ve dalalette olanları doğru yola hidayete çağırmak. Üçüncüsü, insanlar arasında tanışmayı, anlaşmayı, kaynaşmayı, birleşmeyi, güzel ve rahat yaşamayı, manevi huzur ve emniyeti temin etmek. Dördüncüsü, insanlığın istikbalini, ikbalini gözetmek. Hakkı bilen, hakkı 7, hakkı güden adam yetiştirmek ve beşincisi İslam'ın güzel ahlakını yaşamak ve yaymak, salah ve felaha kavuşmak tevhide ermektir. Cenabı Hak insanlık için rahmet ve atıfet olan İslamiyet'i devamlı olarak tutmayı ve yaymayı birçok ayetlerinde insanlara bildiriyor. Bunu reddetmek küfür, ihmal etmek helaktır buyuruyor. Hak olan ve güzel ahlak ile mesut nizamdan ibaret bulunan İslamiyet'i her devir ve zamanda yaymak cehdi, gerçek Müslümanlığımızın ve iyi insanlığımızın icabıdır.
Bu cehd ü gayreti gütmeyenlerin Müslümanlığından ve iyi insanlığından şüphe edilir. Hele buna karşı koyan nasipsizlerse dünya ve ukba da hüsran içindedirler. Bu nasip sizlerin te'dibine sıyrılmış kılınç olarak vasıflandırılan Hazreti Seyfullah Halid bin Velid bu sağının fethinde diriltici hitabesiyle İslam mücahitlerini şöyle uyarıyor. Ey Allah'a ve resulüne iman edenler. Kafirlerin hayatı sevdiği kadar sizlerin ölümü sevdiğinizi biliyorum. İşte bir elimde sıyrılmış İslam kılıncı ve önümde liva-yı Muhammedi duruyor. Sizi ilahi kelimetullaha davet ediyorum. Bugün mücahitlerin ruhani sesleri, düşmanların kulaklarını dehşetle dolduracaktır. Henüz yaraları kapanmamış vücudumun raşieleri kalbimin mukaddes darabatı beni bu malikeye atılmaktan asla men edemez. Haydi sizi göreyim din arslanları.
Peygamberimizin sıdkı nübüvvetini, dinimizin ehhem-i ulviyetini, fedakarane bir surette bütün insanlığa gösterelim. Ölümden korkmanın hayata hiçbir faydası yoktur. Maksadımız cennetin bahçeleri ve dünyanın ali kaşaneleri değil, ancak Rızaullah'tır. Yürüyünüz, varsın bu sahralar ismi Celal ile inlesin, beşeriyet huzur bulsun. Bu ilahi duyuşun sahne örneklerini bulmak, safha safha tatbikatını görmek bu eserde müyesser olmuştur. Bu eser alime amel, zengine infak, mücahede cihat, hatibe hutbe, askere tabiiye, sanatkara sahne dersi vermektedir. Allah'a hamdederek sizleri bu eserle baş başa bırakırım. Din tam halis olanlarındır. Akıbet iyi netice Allah'ı bilen ve sayan ve kötülükten çekinenlerindir. Değerli dinleyicilerimiz, Ömer kirazlı Merhumun takdimiyle HZ. Halid b. Velid Radıyallahu Anh'ın hayatını daha yakından tanımaya başlıyoruz.
HAZRET-İ Halid bin Velid el-Muğire'nin künyesi Ebu Süleyman'dır. Nitekim Hz. Halid bin Velid radiyallahu anh'ın vefatı haberi Medine-i Münevvere'ye vurududından olan kadınlar nevha ü buka ettiklerinde onlara adam gönderip nehyetseniz denildiğinde Hazreti Ömer radıyallahu anh usulü cahiliyet üzere başa toprak saçmak ve bağırıp çağırmak olmadıkça varsınlar Ebu Süleyman'a ağlasınlar buyurmuştur. Babası Velid bin Muğire'dir ki Ebu Cehil'in amcasıdır. Bazıları mucizat-ı bahireden olan belagat-ı Kur'aniyeye diyecek söz bulamayıp, bu Kur'an eşraf ı Mekke'den Velid bin Muğire veya Taif emiri Urve bin Mesud gibi büyük adıma nazil olaydı, dediler. Bu hususta Dediler ki, şu Kuran iki karyeden bir büyük adama indirilmeli değil miydi, ayeti nazil oldu ki bu iki adamdan biri reisi Mekke olan Velid ve Karye-i Uhradaki Raci'l-i Azimde Taif'te Beni Sakif reisi Urve Bin Mesud'tur.
Urve İslamiyet şerefine mazhar olmuş, Velid ise küfür ile ölmüştür. Hazreti Halid'in validesi Lübabetü's-suğra'dır ki Ezvac-ı Tahirattan Meymune Bint-il Haris radiyallahu Anha'nın li ebeveyn hemşiresi olup diğer hemşiresi de Ümmü'l Fadl Lübabetü'l Kübra Hazreti Abbas'ın zevcesidir. Hazreti Hatice radiyallahu Anha'dan ve Ammar radiyallahu Anha'nın validesi Hazreti Sümeyye'den sonra iman eden bu hatundur. Hazreti Halid'in kumandasında tevali eden Irak fütuhatı sırasında Leyz, Emihayşia beldesini muvaffakıyetle fetih ve pek çok ganaim ve esir elde ederek makam-ı hilafete bildirmesi üzerine Hazreti Ebu Bekir Sıddık radiyallahu anh, kadınlar Halid gibi birer doğurmaktan acizdir, buyurmuştur ki bu sitayiş I celil şerefinden lübabe dahi hissemendtir. Hazreti Halid, Kable'l İslam, Kureyş'in Umuru Harbiye memuru makamında ve harplerinde süvari kumandanlığında bulunmaktaydı.
Nitekim Uhud Gazvesi'nde Kureyş askeri evvelce münhezzim olmuş iken, Halid'in yandan süvarilerle taarruz etmesiyle ordu-yı İslam mağlup olmuştu. Şöyle ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz harbe başlamazdan evvel düşmanın taarruzu melhuz olan mevkiye Abdullah bin Cübeyr kumandasında elli kadar keman keşe okçuya galip gelsek de mağlup olsak da emir olmadıkça buradan ayrılmayın diye emir buyurmuş olduğu halde ilk galebe baş gösterdiğinde mali ganimet için oradan ayrılmaları, bozgunluğa sebep olmuş ve oradan ayrılanlar hemen kamilen şehit olmuşlardı. Bir de Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretleri Medine'de kalıp tedafüi ve tehafuzi harbi tensip buyurduğu halde, yani savunma harbini onayladığı halde Ashab-ı kiramdan bazıları eğer dışarı çıkmaz isek düşman bizim zaafımıza ve korkaklığımıza hamlederek şımarır, dediler.
Ayrıca bazı gençler de biz Bedir Harbi'nde bulunmadığımızdan müteessiriz, ya Rasulallah, Allah'tan bugünü isterdik, bizleri dışarı çıkar, düşmanlarımızla göğüs göğüse kenk edelim dediler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem efendimiz birbiri üzerine iki zırh giydi ve kılıcı kuşanıp onlarla beraber hücre-i saadetten dışarı çıktı. Ensarın ulusu ve kabile reisi olan Sa'd bin Muaz, Üseyyid bin Hudayr radiyallahu anhuma siz Rasulullah'ı istemeyerek çıkmaya mecbur ettiniz, işi ona bırakmalıydınız, ona vahiy gelir ve işin muktezasını o sizden ala bilir diye onları tebliğ eyleyince onlardan narım olarak ya Resulullah, biz senin emrine muhalefet etmeyiz, dilediğini işle dedilerse de Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bir peygambere silahlandıktan sonra cenk etmeden dönmek yakışmaz diye buyurarak Uhud Dağı'na doğru azimet buyurmuşlardı.
Halbuki askerliğin en mühim vazifesi harekatı harbiyede serasker kim ise onun emrine tamamıyla itaat etmek ve onun reyü tedbirine asla karışmamaktır. İşte bu gibi hata yüzünden Hak Teala Hazretleri Müslümanlara intibah ve terbiye olmak üzere pek acı olan bu Uhud harbini yetmiş kadar şehit vererek Müslümanların mağlubiyetiyle neticelendirmişti. Vaktaki tevfik I ilahi ile Hudeybiye musalahası akdedildi, o zaman Tarafeyn birbirleriyle serbestçe görüşmeye başladılar. Araplar sultanı enbiya sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretlerinin mucizatı bahirelerini ve dini İslam'ın muhsinat ve mezayayı aliyesini görürler ve meclisi saadetine gelip istifade ederler ve huzur-ı şerefi nübüvvetlerinde ferahyab olurlardı. Sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi bilmeyen bir kimse bakleden ansızın görse kendisini mehabet aldı. Mübarek vechinde Nuri melahat lemean ederdi.
Sözünde letafet, lisanında fevkalade talakat ve belagat vardı. Misli yaratılmamış, vücudu mübareklerindeki tenasüb-i aza güzellik, ilim ve tevazu ile ahlakı cemilelerini gören ve işiten kabaili Arap fevc fevc gelip şerefi İslam ile müşerref olmaktaydılar. Ve Rüesai Kureyş dahi, Beyder Bey gelip Müslüman oluyorlardı. İşte bu sıralarda Halid bin Velid radiyallahu anh da Müslüman olmuştu. Mukaddema ise Ruesayı Kureyş'in nüfuzu taht-ı tesirinde kalarak hakikat-i hali anlayamadıklarından onlara iştirak mecburiyetinde bulunmaktaydılar. Halid bin Velid, Hudeybiye musalahasından ve Fethi Hayber'den sonra Hicretin sekizinci senesi duat-ı Arabtan Beni Sehm eşrafından, Amr İbnü'l-As ve Abdudar oğullarından olup Kabe-i Muazzama'nın perdedarı bulunan Osman bin Ebi Talha ile birlikte Mekke'den İslamiyet'i kabul azmi ile Medine-i Münevvere'ye gelip şerefi İslam ile müşerref olmuştur.
Hazreti Fahrul Mürselin sallallahu aleyhi ve sellem efendimize göründüklerinde Ashab-ı Güzide hitaben Mekke size kendi güzidelerini attı, buyurmuştur. Eşrefı Kureyş'ten böyle üç büyük zatın gelip birlikte iman etmeleri ehli İslam'a pek büyük meselret ve memnuniyet bahşeyledi. Halid bin Velid der ki Allah Azze ve Celle Hazretleri benim için hayır arzu ve murat buyurduk da kalbime İslam'ın muhabbetini ilka ile rüştümü ihzar buyurdu. Herhangi bir vakada Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemle karşılaştığımda önümden sarfı nazar eder ve nefsim Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin göründüğü mevkiden gayrı yerde bulunmayı arzu ederdi. Sallallahu aleyhi ve sellem kaza umresi ifa ettiğinde de huzuruna dahil olmadım ve gaib oldum. Kardeşim Velid bin Velid ise sallallahu aleyhi ve sellemin yanına dahil oldu.
Beni istedi, bulamadı, bana bir mektup yazdı ki içinde besmele I şerifeden sonra senin İslam olmaktan re'yinin uzak olmasına taaccüb ettiğim gibi bir şeye taaccüb etmedim ki kuvvetli aklınla İslamiyet'e karşı cehaletin gibi hiçbir kimse cahil olmadı. Rasulullah benden seni sual etti. Halid nerede, dedi. Ben de Cenabı Allah onu getirecek dedim. Resulullah buyurdu ki İslamiyet'e onun gibi bir kimse cahil kalmadı. Eğer ki müşriklere karşı Müslümanlar ile beraber olsaydı hakkında hayırlı olurdu ve kendisini başkalarına da takdim ederdim. Ey kardeşim, fevt ettiğin fırsatı idrak edip düşün ki şerefli hayırlı yerlerde yani Bedir gibi vakada fırsatı fevt ettin, diyordu. Kardeşimin mektubu geldiğinde benim İslam olmaya rağbetimi tezyid ile dışarı çıkmaya bana neşat verdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hakkımda buyurdukları da bana meserret verdi.
Ve Halid dedi ki bir gün rüyamda kurak ve kıtlık dar bir beldeden geniş ve yeşillikli bir beldeye çıktığımı gördüm. Derdi necerimiz? Hazreti Halid Bin Velid radiyallahu anh'ın Müslüman oluş hikayesini, inşallah bir sonraki bölümde sizlerle birlikte dinlemeye devam edeceğiz. Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olunuz.