İslamın Direği Namaz ve Maneviyetin Gücü kaydında Cami cem kökünden türeyen, toplayan manasında cami. Cuma namazı kılınan büyük mezipler için el mescidul cami denmiştir. Mescit tevazu ile alnı yere koymak, mescit tevazu ile alnı yere koymak, secde edilen yer denilir. Mescit ibadet edilen yer manasınadır. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam onun için mübarek dillerindeki ifade yeryüzü bana…
İslamın Direği Namaz ve Maneviyetin Gücü ne anlatıyor?
İslamın Direği Namaz ve Maneviyetin Gücü kaydında Cami cem kökünden türeyen, toplayan manasında cami. Cuma namazı kılınan büyük mezipler için el mescidul cami denmiştir. Mescit tevazu ile alnı yere koymak, mescit tevazu ile alnı yere koymak, secde edilen yer denilir. Mescit ibadet edilen yer manasınadır. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam onun için mübarek dillerindeki ifade yeryüzü bana…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Cami cem kökünden türeyen, toplayan manasında cami. Cuma namazı kılınan büyük mezipler için el mescidul cami denmiştir. Mescit tevazu ile alnı yere koymak, mescit tevazu ile alnı yere koymak, secde edilen yer denilir. Mescit ibadet edilen yer manasınadır. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam onun için mübarek dillerindeki ifade yeryüzü bana mescit kılındı ve Tahir oldu buyuruyorlar. Geçmiş ümmetlerde ancak namazlarını mabetlerinde kılarlarsa kabul olurdu. Şimdi düşünelim ne kadar zor. Bağı var, dağı var. Eğişik mekanlarda bulunacak. Nerede bulabilsin cami mescidi? Nebi Ekrem aleyhüssalatü vesselam Efendimizin hürmetine nerede kılarsa temiz olmak şartıyla caizdir. Görüyoruz bu gemilerde bile yerler ayrılmışlar. Namaz kılınabiliyor. Ne kadar güzel. Cenabı Hak ihsan etmiş. Daha birçok var Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin hürmetine Cenabı hak bu ümmete kolaylıklar lütfediyor.
Elbette bunun Kadir ve kıymetinin bilinmesi icap eder. Hepsinden öte bize diğer peygamberlerin kendisine ümmet olmayı arzu ettikleri peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem bahşolunmuşken onun sünnet seniyesine son derece riayet etmemiz gerekir. Bu insanlığın icabıdır ve sonra Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın sünnet seniyesi insanı manen ecir ve mükafat olduğu gibi maddende birçok faydaları vardır. Gayrimüslimler adına sünneti seniyyedemezler fakat aleyhissalatü vesselam efendimizin adet-i Muhammediyesini tatbik ederler. Mesela işçilerini çalıştırırken öğleden sonra bir müddet istirahat ettiriyorlar. Niye? İş verimi artsın diye. Bu uyuttukları an haylule aleyhüssalatü vesselam Efendimizin adet seniyyeleri gece ibadetine çok faydalı olur. Bu yakın Ürgüm'ün damsa bir adı da Taşkın Paşa. Orada eski İhvanlardan Ali Efendi vardı. Soy ismi Özcan. Çok mübarek bir insandı.
Yani yüzünden belliydi yani. Ona veli dememek mümkün değildi. Nurdu böyle nur damlıyordu adeta. Nurundan yüzüne bakılamayacak bir şekildeydi. Biz orada bir arkadaşımız vardı. Mustafa Demir diye beraber okudum. Bunu üstadımızda çok severlerdi. Demiş ki ben devlet dairesinde çalışmayacağım. Böyle bir ahitte bulunmuş. Kendisi evlenecek. Bayrağı dikilmiş. Fatih o esnada rahatsızlaşmış. Şu boyun kısmından herhalde kireçleme gibi bir hal olmuş. Kaldırıldığı hastanede Mevlana'yı görüyorum. Ne demeye başlamış? Demek ki güzel bir kimse kim? Sonra vefat etti. Bütün köy ağlıyordu. Çünkü bayrağı dikilmiş, evlenecek. E bizim gönlümüze gelen Allah'ımız ona bu evlilik hayatını cennette hurilerle lütfediyor, ihsan ediyor. Biz öyle şehadette bulunuyoruz. Diyeceğim şu. Böyle bir mahal Efendimiz Hazretleri de orada bir Ramazan içeride vaaz etmişler. Başka hocalardan gelen dolmuş, davet etmişler.
Fakat üstadımızı görünce hiç ölçülemeyecek şekilde demişler. Şimdi tanıyanı hemen hemen kalmadı. Bu Ceyhan'daydı Muradiye, cami diye. Camiyi tekrar yapmışlar. Bir kişi vardı tanıyan. Ta ellili yıllarda sayılır efendimizin vaazı. Dedi ki o gün derdi bir görseydiniz Halil Gecesi'nde cami doldu, avlu doldu, her taraf doldu bir zikrullah yapıldı diye. Bizim Feyyaz diye bir müftümüz vardı. Kayseri'de müftülük yaptı bir ara. Efendimiz Hazretleri o kadar saki ki ona bunu demek bile zahittir. Müftülerin böyle aynı her bir ilçede görüşmeler oluyor. Her bir ilçede toplanıyorlar. Hep bu kasabada da oldu. Efendimiz çok nezaketli ve zarif bir veli, zarif bir veli. Lavabo var. Gelenler öyle yaşlı düşkün de değil. Ellerini yıkayacaklar leğen hazırlattı. İbrikle yorulmasınlar diye. Sonra biz de önemli misafirlere anamız Rahmetullah Aliha çok güzel köfte yapardı. Bu Adana'da meşhur köfteler yapıldı.
Efendimiz yenmesini bile tarif etti. Dedi ki aman ağır olur yağları, biraz limon sıkın dedi. Her şeyi bir neşe, her şeyi bir neşe. Herhalde orada gaip ve keder içerisinde olan insan bile sürgulanırdı Efendimizin huzurunda. Yediler, sonra oturdular. O Feyyaz Bey dedi ki efendim sizin dedikodunuzu çok yaparlardı. Ben dedi sizi dinledim. Hayran kaldım dedi. Hayran kaldım. Bugünkü gibi bu lambalar yok. Elektrikler yok. Efendimiz imanı tarif ediyor. Bir lüks. Bilir misiniz oğlum? Lüks. Evet, lüks lambası onun şimdi pompası olur. Ona basıldıkça ziya çoğalır ışığı. Basıldıkça basıldıkça buyurmuş ki ziyası çoğalır pencereden kapılan ışıklar vurur.
Kalpteki imana ibadetle pompa vurulursa namazı, orucu, haccı, zekatı, cihadı, tebliği, daveti Allah için sevgi, Allah için buğzu ilmi ve vesair teknolojiyle dinimize hizmet ve gayrete gelecek olursa gözünden, göz penceresinden ibret olarak, kulağından hikmet olarak, elinden cömertlik olarak, ayağından hayır yollarında koşmak olarak ışık verir, fayda verir. Hayır gelir buyurmuş. Bu Van'ın ezcisi de vaiziz. İşte iki sene kadar bulunduk. Asaletimiz tasdik edildi. Efendimiz Hazretleri gel artık buyurdu. Biz vaiz olmadan önce böyle bir görevli olmadan önce çok büyük haz duyardık. O kürsünün merdiveninden çıkarken hatırlıyorum ağlardım belki. Gözümle yaşlayarak arttı. Biz bu memuriyete geçtik, her şey kesildi sanki. Efendimize dedi, gel oğlum dedi, gel dedi. Geldik. Orada bulunduğum sırada Feyyaz Bey teftiş için Diyanet'ten oraya gelmiş. Üstadımız zannetti orada.
Bizi belki bildi, belki bilemedi. Bilemiyorum. Dedi ki ben bir vaaz dinledim, hayran kaldım arkadaşlar dedi. Gönlüyle konuşuyordu. Efendimiz Hazretleri gönlüyle konuşuyordu. Daha çocuktum. Böyle arkasına oturttururlardı. Aman ha çok feryadı figan koparıyor birini. Ondan sonra rahatsız oluyor. Şimdi sesini yükselttiği zaman dokun da pek fazla rahatsız olmasın dil verdi. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam hürmetine Cenabı Hak bu kolaylıkları lütfetti ihsan etti. Hani kişi nerede mabet bulacak? Ama yeryüzü mescit kılındı. Efendimizin hürmetiyle sallallahu teala aleyhi ve sellem Diyeceğim şuydu. O haylule onu söyleyeyim isterseniz. Orada velilerden diyebiliriz mübarek bir insandı. Öğleden sonra biz daha o gün de haylule nasıl yapılır pek düşünmüyorduk. Dedi ki haylule yapalım dedi. Meğer gece kalkar ibadet vermiş. Yine bir gece kalkmış ağlıyor. Ailesi vefat etmiş, kızının yanında kalıyor.
Baba demiş niye ağlıyorsun? Yavrum, arşın dileklerinden biri yıkıldı görmüş. Üstazımızı hassediyormuş. Zaten onun şunu söyleyeyim size. Diyelim ki bir yerde altın madeni var. İnsan ne yapar? O madene koşar. Diyelim çok güzel bir su var. Hayat veren bir su. Dertlere deva olan su. Mesela böbrek taşlarını düşürecek diyor, ne bileyim her derde deva diyorlar. Ne yaparlar? Her yerden oraya gelirler. Üstadımız Hazretleri bu kasabada bulunmuş ama Allah'ımız onun misafirlerini üçlerden, yedilerden, ırklardan lütfetmiş. Bizim dokuz yüz yetmiş üç düğündü. Ricadullah'tan birisi geldi. Bizim bahçenin her tarafında zikir başladı. Etraftan gelenler zikrediyorlar. Sağ olsun yine misafir alanlar oldu. Misafir oldukları yerde de zikrediyorlarmış. Efendimizi söylüyordum. O zaman mevzuyu kaybederiz biz. Bakara Suresi yüz on dördüncü ayeti celilede mescidin önemi hususunda esaret.
Allah Teala mescitlerinde, Allahü Zülcelal'in mescitlerinde onun adının anılmasına engel olan ve harap olması için çalışanlardan daha zalim kim olabilir? Bu Ayet Cellenin tefsirinde müfessirini, izam ve pembelerini şöyle bir izah getirmişler. Allahutaala'nın emrine muhalefet edende daha zalim kim olabilir, kim olabilir? Şu mescit hususunda Kuran-ı Kerim'e baktığımız zaman Kehf Suresi'nde biliyorsunuz Ashab-ı Kerim. Onun özellikleri çok Ashab-ı Kehf'in. Azimetle amel eden kimseler. Bir azanın kesimi ve hayatın telef olmasından korkulursa diyelim bir gayrimüslimin dediği dille söylenir. Bunlar katiyen dedi. Gösterebilirim. Kehf suresinde takyanus zalim zalim ki zalim bize çok dersler var burada çok. Allah'ımızın bize vermiş olduğu ders pek çok tevhid inancından vazgeçeceksin diyorlar. Bak bunlar ne diyor?
Allah'ımız onları öyle güçlendiriyor, öyle kuvvetlendiriyor ki zalimin karşısında çelik gibi hakkı haykırıyorlar. Esrilibillah. Innehum fitye, onlar gençlerdir. Emenubi rabbim, Rablerine iman etmişlerdir. Yani biz gencimiz böyle olacak. Hepimiz öyle olmakla birlikte bilhassa gençlerin özelliği bu. Rablerine iman ediyor ve zidnaüm hude ve Allah'ımız onların hidayetlerini artırıyor. Bakın o zalimin karşısında nasıl oldu da bunlar direndiler? Şey de Taha Suresi'nde hemen yakındır burada. Taha Suresi'nde Musa aleyhisselam ile Harun aleyhisselam burada bizi de duygulandırır, duygulandırır. Dediler ya Rabbi bu zalimden biz çekiniyoruz. Gale, samir gale. Korkmayın. Ya Musa korkmayın. Ya Harun korkmayın. Ben sizinle beraberim. Allah'ımız beraber olduktan sonra Esmau veera duyuyorum, görüyorum, her şeyden haberdarım korkmayın. O firavundan, o zalimden hiç çekinmeyin, buyurdular.
O şeyi demedim burada korkuları diyorlar çekiniyoruz ya Rabbi diyorlar o zalinden. Korkuyoruz diyorlar. Evet, Rabbimiz da celle celalühü öyle bir güç vermiş ki bir asa bir asayla dört yüz sihirbazın sihrini yutuyor. Hatta Firavun'un sarayına ağzını açıyor. Bir as. Kalbimizde güçlü bir imanla yapamayacağımız bir şey yok. O asayla Cenabı hakk'ın bize öğretmiş olduğu hakikatler çok büyüktür. Bir asa bir asa dörttü sihirbazın sihrini yutuyor. Ne olacak? İmanımız ve biz onların Müslümanları yok etmek için kurmuş oldukları tuzağın hepsini yok edecek gücü vermiş Cenabı hak. Yeter ki imanımız güçlensin ve kuvvetlensin. Böyle Musa Aleyhisselam'ın kıssası diyelim anlatılır, anlatılır. Bu bir hikaye değildir. Bu ders alacağımız çok mana ve sırlar var. Buradan Allah'ımız onları güçlendiriyor. Musa Aleyhisselam'da da öyle. Ben sizinle beraberim buyuruyor. Korkma ya Musa.
Ben sizinle beraberim esamle ve la teniya fizikli beni zikretmeyi unutmayın. Ne olacak? İnsanları dört duvarın arasına girdir. Bu ne demek? Bu Resulullah'ın Mekke'deki ashabını yetiştirmesi demek. Hey Allah'ın kulu. O dört duvar arasında bulunanları biz gördük. Bizim tabii hiçbirisini kötü görmemek şartıyla mezun oluşumuz çok olmuş bizim. Seksen yılında mezun olduk seksende. Arkadaşlarla bir araya geldik. Hepsine saygı duymakla birlikte üstadımızı o dört duvarın arasında görenlerin hizmeti bambaşka. İnşallah hiç yanılmayacağız. Hiç yanılmayacağız. Aşkla, muhabbetle bize hız verecek. Güç verecek onlar. Okuyun. Allah'ımız onların kalplerini güçlendiriyor. Güç veriyor. Bir bağlılık yani bir bük veriyor. Hepimizin böyle olması gerekiyor. Hepimizin. Nasıl olacağız?
O zamanki o zalimin karşısına dikildiler ve dediler bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbi biz ihtimali yok, ondan başka bir ilaha tapmayız. Eğer böyle bir şey olacak olursa biz şaşırmışız. Cidden saçma söylemiş oluruz dediler. Allah'ımız da onların bu sadakati, bu teslimiyeti bağlılığı karşısında bak üç yüz dokuz sene muhafaza etti. Bekleyen bir köpek. Bir köpeği onlara bekçi bıraktı. Mevla Yücel ne büyük dersler var, ne büyük manaları var. Biz hiçbirisini izah edemiyoruz aslında mümkün değil. Evet, mescidi kelimesinin Kehf suresinde, esenlı. Ashab-ı Kehf'in üzerine yapılan bina, onların mağaralarının çevresinde mutlaka bir mescit kuracağız dediler. Yani mescit kelimesi, Kehf suresi yirmi birinci ayetinde de burada geçmektedir. İlk inşa edilen beyit eserler, Al-i İman suresinde Rabbi zülcelal'miz doksan altıncı Ayet-i celile ile doksan yedinci Ayet-i cellelerde buyuruyor.
Doğrusu insanlar için kurulan ilk mabet. Elbette Mekke'deki o çok mübarek ve bütün alemlere hidayet rehberi olan beyittir. Şimdi biz Allah'ın evi diyoruz ya o buradan geliyor. Camilere mescitlere Allah'ımızın evi diyoruz. Onda açık ayetler var. İbrahim'in makamı var ve ona göre emniyet olur. Kim eğer Kabe-i Muazzama'ya girerse Cenabı hak onlara bir huzur verir, emniyet verir. Yoluna gücü yeten her kimsenin o beytihadk etmesi de insanlar üzerine Allah'ın bir hakkıdır ve kim bu hakkı hakkı yerine getirmekte riayet ederse herhalde Allah'ın eğer yapmayacak olursa hakkı yerine getirmezse Allah'ın ihtiyacı yok. O bütün alemlerden müstağnidir diye buyruluyor. Yani mealler çok önemli. Bu da ayrı bir konu. Biz kardeşlerimizden diyoruz aman ha işte mahaller de Diyanet'in güzel mahalli. Buna benzer Ömer Nasuh'yu Bilmen hocamız var. Fikri Yavuz var. Güzel mahaller var. Çok dikkat etmek lazım.
Çok önemli çünkü. Öyle gelişigüzel olmaz mahaller. Bir esasa dayanıyor. Beyan, bedi, fesahat, belagat ve Arapça ilmine bir vukufiyet ister. Çok mühim. Bizim bir hocamızdı. O ben dedi bağ diye Arapları işte bu dağlarda bulunan ben dedi çadır tuttum, iki ay içlerinde kaldım o dili öğrenebilmek için dedi aslını öğrenebilmek için. Çünkü bir kelimenin onlarca anlamı var. Kuran-ı manası da vardır. Mescidi Aksa ikinci mescit, Kabe ile aralarında kırk yıl vardır. İlk Müslümanlar Darü'l Erkam'ı mescit haline getirdiler. Şimdi serbest gelin diyor. Mesela bu rahatsızlıktan dolayı mescitlere gelinmiyordu. Kendi kendime içimden dedim ki artmaz. Yine aynı kabul dedim, yine aynı. Dört, üç olmuyor, üste dört olmuyor. Aynı. Allah'ımız uyanış lüt etsin yani sonunu bilmiyoruz. Karanlık bir tablo çizmek istemeyiz ama bu kadar dünyalığa erip her türlü imkanlar önümüze serilmiş. Bunun bir bedeli var.
Bizim çok korktuğumuz hususlardan birisi bu. Yani dünya her şeyin önüne geçiyor. Ahiret ikinci planda kalıyor. Bunun cezası yok değil ama Allah'ımızdan biz hayır murad ediyoruz, iyiler hürmetine korusun diyoruz. Yani bu kadar dünyevileşmek nasıl olur? Bir mümine yakışmaz mı? Darul Erkam dedim de gizli gizli Müslümanlar oraya gelip namaz kılıyordu. Şimdi camiler serbest. İşte Doğu Türkistan. On altı yaşının ne diyeyim on altı yaşından itibaren takır takır mescide girerse vuruluyor. Kuvacahib. Hazreti Ebubekir radıyallahu anh evinin bahçesine mescit inşa ettirmiştir. Kuran-ı Kerim okurdu. İşte gelirler, dinlerler. İşte bizim halkımızın sefihleri, bilmem planları, müşrikleri öyle diyor. İman ederler diye yasaklamışlardı. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh'ın imanından sonra Kabe'de kılmaya başladılar. Hicret'te Medine'ye iki mil mesafede olan Kuba Mescidi.
Efendimiz aleyhissalatü vesselam gelir gelmez hem mescidi yaptırıyor hem de bizzat ben haya ederim onun için bir işçi gibi demek, olmaz, Risaletine uygun, edebine muvafık şekilde başkaları bir taş taşırken o iki taş sırtında çekiyordu. Hatta mübarek birileri eğilir gibi oluyordu. Medine'ye geldiğinde Mescid-i Nebevi bunun yanında dokuz tane mescit öyle mescit yapıp bırakılmıyor. İçinde Kuran eğitimleri yapıyor. Kadınlar için bir eğitim merkezleri mevcut. Mesela şeyde de öyle Mescidi Saadet'te de öyle. Kadınlar için de gün tahsis ediliyor. İlim meclisleri kuruluyor. Mesela Hazreti Ömer Radıyallahu Anh bir defasında hutbe okurken mihr'i sınırlandırdı. Hemen annelerimizden biri ayağa kalktı. Yapamazsın böyle ya Ömer diye. Annelerimiz de ilim sahibiydi. Bakıyorum şimdi sokaklara oturuyorlar. Sokağa oturmak bile caiz. Ondan sonra konuş konuş konuş konuş konuş. Gece yarısına kadar bir şey yok.
Boş. Evet efendim. Mescitte asıl gaye ibadettir. Rabbimiz Nur suresi otuz altıncı ayeti cellada sanı Allah Teala'nın adı anılan, sabah akşam tespih edilen namaz kılınan evler, ak mescidin görevleri haber veriliyor Esselamü'l-Arabî Hazretleri. Allah Teala'nın adı anılan sabah akşam tesbih edip namaz kılınan evler, zikrullah, mescitler de yapılır. Temelli takva üzere atılan esamlet, içinde namaz kılmana daha uygundur ilk günden temeli takva üzere atılan mescit. Yani çok büyük dersler var bize burada. Mescitlerde mescitlerde itikad. Mesela girildiği zaman hemen konuşulmaz. Hele bu sünnet ile farz arası binlerce defa diniyse yine aynısı. Birbirini hiç mi görmedin Allah'ın kulu birbirini? Böyle namaz kılınsın ondan sonra görüş. Yok, bizim bir hocamız var. Ben diyor her zaman yerim diyor. İşte cuma günü hutbe için ezan okunuyor. Süput edilir. Hiç diyor dememişim gibi aynısını yaparlar diyor.
Çünkü kafa verir mi diyor? Kafayı vermiyoruz. Hani ecir ve mükafatı da kalmaz. Nasıl oluyor bir anlayalım? Evet, mescitlerde itikaf. Yani bu Ramazan-ı Şerif'in son on gününde olur da bunun dışında mescide diyelim on dakika önce geldik. Huzur içerisinde oturulur, rabıtamızı yaparız, zikrimizi yaparız. Bakara suresi yüz seksen yedinci ayeti celilelerde mescitlerde itikafa çekildiğinizde buyruluyor. En sevimli mekanlar olarak haber verilir mescitler. Nurun nuru ilahinin aydınlattığı yerlerdir esalemle. Mefalün nurihi kemişkatin fiha mispaa. Nur suresinde içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. Bu bakımdan mescitlerde edeple hareket edilmesi tavsiye edilir. Aynı zamanda on beş tane görevi var mescidin. Biz burada hepsini saymamız mümkün değil, vakit yetişmez. Eğitim öğretim yeridir. Bir gün efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem mescide girdiler.
Bir halka var ilimle meşgul, bir halka var zikirler. Sevgili peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem ilim halkasının içine oturdular ve şu mübarek sözü söylediler. Ben muallim olarak gönderildim buyurdular. Mescitte yetiştirilmek üzere, mesela mescitte yetiştiriliyor. Mescit aynı zamanda eğitim merkezi olmuş oluyor. Ruhumuzun da eğitimi sayılıyor. Bunu ifade eden Ayet-i Celileler Al-i İman Suresi'nde geçmektedir, teshamle. İmran'ın karısı ya Rabbi, karnında olanı sadece sana hizmet etmek üzere adadın. Ayet Çölü'nin diğer kısmında aynı Ayet Celal'in devamı değil. Bir başkası, İslami. Allah'ımız en güzel şekilde kabul ediyor. Bir fidan gibi de yetiştiriyor Meryem validemiz. Mescitte yetiştiriyor. Burada bir hikmeti var bunun. Şimdi Meryem validemiz, Meryem validemiz batılların yaşantısından kaçıyor, batılların yaşantısından kaçıyor. Ondan kaçınca Cenabı hak ikramda bulunuyor.
Şimdi mesela düğünler batılların yaptığı bir düğün gibi. Oh. Allah'ım diyorum bir tarafında bil veli, diğer tarafında bil veli, dağlarının üstünde veli. Nasıl yani? Çocuğa diyor başka ne demek? Allah. Yani Allah'ı bırakıp da biz çocuğumuza mı itaat edeceğiz? Resulünü bırakıp yok diyor utanırız. Yahu Allah'tır. En çok utanılacak Rabbimiz fayda etmiyor neyse. Boşuna değilmiş efendimiz geceleri ağlarmış, sözümü tesir ettiremiyor. Anlaşılmıyor ki. Burada batılların yaşantısına uymadığı için bak gittikçe hayat değişiyor. Kızlarımızın giyimleri, evdekilerin giyimleri. Hani Sami Sultan'ımız buyurmuşlar tesettürün yaşı yoktur diye. Tabii haber verilecek zorlama yoktur. İşte batılların hayatını yaşamadığı için Meryem validemiz kendisini mihraba hapsetti. Allah'ımız da ona neler lütfetti. Zekeriya Aleyhisselam onun mihrabına her girişinde vecede indeha rizka, yiyecekler buluyor.
Şimdi kış gününde yaz meyvesi bulunuyor. Kış gününde yazmayı şimdiki gibi değil mi? İmkanlar yok o zaman. Ya Meryem. Bu nimetler neredendir ya Meryem? Bu Allahımızdandır. Şüphe ki Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır. Bu ta derler ya han da girer takyanus. O zaman da Meryem validemiz İsa Aleyhisselam zamanında ki hayat diyemeyiz. Bu Ayet-i Celileler özel mesela Meryem validemiz için ifade edilir ama herkesi içine alır. Hepimizi içine alır. Geçen neydi? Essahu inna fetah ne alaka fetam mübine. İşte bu diyor şu hadiseden, şu muharebeden dolar. Evet, onun için olabilir. O anda inmiş olabilir ama hepimizi içerisine aldık kıyamete kadar. Evet. İmran'ın karısı, ya Rabbi karnımda olanı sadece sana hizmet etmek üzere adadım. Rabbuha yok herhalde burada. Şimdi ben Mürşid-i Kamilimizden dinlerdim. Ayet-i Celileyi okurken orada bazı kelimeler girerdi. Meğer anlamını verirmiş.
Üstadımız Hazretleri orada bir gün mektebim yoktu diyen efendimiz. Hele onu dinlerken tereddütle dinleyenlere çok üzülürdük. Yahu sen ilmi biz. İşte hocalardan alıyoruz işte Ahmet Efendi'den ve Ahmet Efendi o Resulullah'tan alıyoruz Hanya Allahu Teala. Onun haynağı nere, bizimki nere? Neyse, Ashabı Suffe ilk eğitim Darü'l Erkam'da olmuştur. Medine'de buna hız verilmiştir. Ashabı Suffe'de işte say yedi sekiz olur, bazen dört yüze çıkardı. Bunlar ekseriyette ilimle meşgul olurlardı. Ticaretlerini, ziraatlerini terk ederek kendilerini tamamen ilme veren Allah'ın Sevgilileri vardı. Kadınlara da gün tahsis edilmiştir. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh'ın hadisesini anlattım burada. İşte bir annemizin mihir hususundaki görüşüne itiraz ettiği hususu, mezhep imamları da camide yetişmiştir, edebiyat gibi diğer ilmi hususlar bilgi olarak mescitlerde verilmiştir.
İlmi eserlerin muhafazası da mescitlerdedir. Hat meşki had meşki Kuran talimi ve Kuran'ı hıfız mesela İstanbul'da Nur-u Osmaniye'de had dersleri veriliyor. Aysel'de Raşid Efendi kütüphanesinde, Konya'da Yusuf Ağa kütüphaneleri. Bu Raşit Efendi Hazretleri'nin kütüphanesinden bir hatıra var. İşte burayı hep anlatamayacağız böyle olunca. Şunu söyleyeyim. Raşit Efendi kütüphanesi deyince bu Kayseri'deki büyük caminin hemen yanında cami, kebirin yanında oraya ekli vaziyette. Hocalar orada ilim tahsiliyle meşguller. Kitap mütalaası yapıyorlar. İçeriye bir tane zat girer. Halktan birisi. Hoca efendilerdir tabii selam verir. Buyur evlat dinler. Herkes kitabı bir tarafa bırakır. Kalem kağıdı. Buyur evlat dinler. Efendim bugün Mürid Ali Efendi'yi gördüm. Bu mübarek insan hep de onu tanıyorlar. Dedi ki hocalara söyle, tarikat-ı aliyyeye girsinler. Eğer inanmazlarsa iki tane şahidim var.
Birisi Delail Mühayver işte her gün bir bölüm okunur. Pazartesi salı çarşamba diye başlar. O çarşamba gününde kaldı. Belki de perşembedir de fakat gerçek olan bu. İşte Kuran-ı Kerim'de de on altı veya on yedinci cüzde kaldım. Hemen getirin dediler. Getirirler. Bakarlar ki delail hayrette çarşamba günü. Cüzü olarak söylemiş on altıncı cüz diyelim. Zaten Kehf suresi o cüzde. Tamam dediler. Esadi Elbili Hazretleri'ne. O günkü vasıta trendir. Trenle girerler. Essadi Elbili Hazretleri çok tebessüm eder. Buyurur ki Mürid Ali Efendi'nin rüyası mı sizi getirdi diye. Hiç daha onlar konuşmadan. Sonra buyururlar ki makarr-ı ulema idi, Kayseri makarr-ı evliya oldu diye ifade ederler. Cenabı hak bereket ihsan buyursun. Dini ve idari işlerin de merkezi olmuştur. Diplomatik görüşmeler Efendimiz Aleyhisselam Mescid-i Saadet'te yaparlardı. İdarecilerin halkla bir araya geldiği de yerdir aynı zamanda.
İdareciler mesela bizim günümüze göre söylediğim, söyleyeyim. Mesela reisi cumhur geçip cuma namazında Allahu ekber diyor. Diyelim ki Ayasofya, camimiz. Orada Allahu ekber deyip namaza geçmesi gibi. İdarecilerin halkla bir araya geldiği yerdir. Bir misal olarak veriyorum. Mesela Pakistan'da Pakistan'daki devlet reisini kıldırması gibi. Zaten öyle olurmuş, öyle olurmuş. Mesela bir vilayetin valisi cuma namazını kaldırır. İşte bir ilçenin kaymakamı böyle haber verirler kitaplarını. Hukuk sistemi camilerde, ders halkalarında okutulurdu. Camilerde cihada teşvik için çokça cihat ayetleri okunurdu. Ordunun zinde tutulması için talimatlar verilirdi camilerde ve imamlarda ekseriyetle diyor cihat ayetlerini okurlardı. Caminin hakkında bilgiler pek çok bitmez ve tükenmez. Şimdi biz nereden alacağız ona bakıyoruz. Çünkü müminlerin dirilişi ancak namazla olur. Müminlerin dirilişi ancak namazla olur.
Mümin günde en az beş defa Rabbinin huzuruna çıkar. Ondan namaz vasıtasıyla yardım ister. Ya yühellezine amenüs tainu biz ayeti celilesiyle. Sonra İbrahim Aleyhisselam neslinin de ibadet ve taatli olmasını istiyor. Rabbim beni ve neslimi namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz duamı kabul buyur diyor. Yine Rabbimiz Kuran Azimüşşan'da namaza devamı esamle ayeti celilesiyle onlar namazlarda daimdirler. Yani her zaman namaz kılarlar, Maric suresinde geçer. Ve diğer Ayet-i Celilelerde mesela namazı muhafaza. Onlar namazlarını muhafaza ederler diye buyuruyor. Şimdi Müminun suresinde iki defa geçiyor. Onlar namazlarını muhafaza ederler. Bunda birincisi şer'i hedeflere riayettir. Zahirinin şeri emirlere rivayeti, ikinci defa geçmesi ise gönüllerinin batıni edeple huşu ile huzurla dolması şeklinde izah buyurmuşlardır. Sonra namazda huşu, gadefi al müminin elle zinaum fi salatihim haşirun.
Bu huşu Allah'ımıza karşı celle celalühü büyük bir saygıyı ifade eder. Aynı zamanda namaz kötülüklerden alıkor. Burada güzel bir söz vardı. Bir camiye asılmış bu. Camiye girip ibadet edince nasıl kötülüklerden vazgeçiliyorsa çıkınca da kötülüklerden vazgeçelim diye bir levha da asmışlar. Burada Mevla yüzüncü Celalimiz ashabına, şüphesiz namaz kötülüklerden alıkoy diye buyruluyor. Namazın insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyan gönlüne Rabbimiz dikkat çekmiştir. Sonra Kuran-ı Kerim'de namazdaki tembellik münafıklık alameti olarak da ifade edilir. Eshabü. Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Oysa o onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Ne onlarla ne de bunlarla olur ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Ha ula iha ula ula nazimüşşan'da geçer.
Bir o taraftan, bir diğer taraftan nere menfaatine uygun düşerse. Yine Rabbimiz Ma'un suresinde Kuran'ı Azimüşşan'da namaz hususunda bilgiler verilirken bilgiler verilirken bunun yanında Maun suresinde çok büyük aynı zamanda dersler de vardır. Gördün mü o dini yalanlayanı? Odur ki işte onlar yetimi iterler ve kayırmaz, doyurmak üzere fakiri. Şimdi burada doyurmazlar fakat veyl yazık o namaz kılanlara ki namazlarında yanılmaktadırlar. Onlar ki riyakarlık ederler ve yardımlığı sakınır, zekatı vermezler diye buyuruyor. Daha çok ayetin neler var? Yine Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem namazı dini ayakta tutan en güçlü dayanak olarak İslam'ı idame ettirmeye vesile olan en sağlam sığınak olarak görür. Onun bakışında namaz hayatın merkezindedir. Biliyorsunuz her işin başı İslam direği ise namazdır. Her işin başı İslam, direği ise namazdır.
Bir hadisi şeriflerinde de namaz gözümün nurudur diye buyururlar ve cemaate devam hususunda bunu başka bir vakitte inşallah ele almaya gayret edelim. Velhasıl beş vakit namaza cemaatle devam etmeye huzur içerisinde caminin hedeflerine de riayet etmemiz emir buyrulur. Yirmi dört tane mescide girildiği zaman dikkat edilecek hedefler vardır. Bir ara bizim Yeni Dünya Dergisi'nde kitap olarak verildi promosyon olarak. Mecmuul adap diye okunursa çok güzel. Çok güzel. Bize ibretler, dersler vardır. İbadet ve taatlerin hedefleri bildirilir. Aleyhissalatu Vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine ehline ashabına peygamberan nizam ve piran nizam ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç ehli hadis-ı şerif.
Kaynak: Genel
İslamın Direği Namaz ve Maneviyetin Gücü | Mihmandar