İslami Zaferler ve Halid İbn Velid'in İradesi kaydında Hem uzak olmasına taaccüb ettiğim gibi, bir şeye taaccüb etmedim ki, kuvvetli aklınla, aklı eyden, Halid ibn-i Menümen'in, İslamiyet'e karşı şu cehaletin gibi hiçbir kimse cahil olmalı. Yüz defa karbet yedi bu zat, yüzünde de muzaffer oldu. Allah muzaffer etti daima kazandı. Vücudunun bütün azasında bir elbasımı kadar mı yahut kitap da…
İslami Zaferler ve Halid İbn Velid'in İradesi ne anlatıyor?
İslami Zaferler ve Halid İbn Velid'in İradesi kaydında Hem uzak olmasına taaccüb ettiğim gibi, bir şeye taaccüb etmedim ki, kuvvetli aklınla, aklı eyden, Halid ibn-i Menümen'in, İslamiyet'e karşı şu cehaletin gibi hiçbir kimse cahil olmalı. Yüz defa karbet yedi bu zat, yüzünde de muzaffer oldu. Allah muzaffer etti daima kazandı. Vücudunun bütün azasında bir elbasımı kadar mı yahut kitap da…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Hem uzak olmasına taaccüb ettiğim gibi, bir şeye taaccüb etmedim ki, kuvvetli aklınla, aklı eyden, Halid ibn-i Menümen'in, İslamiyet'e karşı şu cehaletin gibi hiçbir kimse cahil olmalı. Yüz defa karbet yedi bu zat, yüzünde de muzaffer oldu. Allah muzaffer etti daima kazandı. Vücudunun bütün azasında bir elbasımı kadar mı yahut kitap da unutur. Bir karış kadar yer kalmadı. Her yeri yaralıydı. Yani süngüler yarası, kılıçlar yarası, mızraklar yarası, boklar yarası. Vücut, vücut gelip devşirdik. Yine de ölmeli bak diyor, yatağımda ölüyorum. Harpten korkup da kaçanların kulağı çınmesin diyor. Eşelin gelir sadece. Bu kadar harpte daima mağlup olduğun hiçbir sebebi var mı? Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek Sakali Şerifinden bir tir vardı üstümde. Onu hürmetine kazanırdım diyor. Resulullah Efendimiz. Rasulullah sallallahu teala ve sellem benden seni sual etti.
Halid nerede dedi, dedi. Dedi, ben de Cenabı Allah onu getirecek dedim. Ya Rasulallah, bunun gününde o da gelecek dedim. Rasulullah buyurdu ki İslamiyet'e onun gibi bir kimse cahil kalmadı. İslamiyet'i görünce herkes imrenecek bir yoludur bu İslam yolu. Yani onun kadar cahil bir kimse kalmadı. Ya Velid dedi. Yani babamın İnci Mahallesi'nde kırk beş sene evvel etti İmamlıkta ihmal Mustafa şu Mecit Yahya'yı Nasip gördü. Özel namaza devam ederdi. Kırk beş sene sonra şimdi yerlere intisap etti Yahya. Ya böyle bazı insan geri duran duran münasip olduğu anda kabul edemez. Öyle kalır. Efe'yi götürdüm götürdüm dedim. Yok, beni benzerliğine verme. Seni çoban alda alır gibi babamı çok aldattı. Eğer ki müşrikler üzerine Müslümanlarla beraber olsaydı, müşriklerin üzerine Müslümanlarla beraber olsaydı hakkında hayırlı olurdu. Allah'ın seversen müşriklerle oldu bizim çok sahabe bizi kırdı.
Yetmiş tane sahabeyi öldürdü. Kendisini başkalarına da takdim ederdim. Kendini de bir payaya ayırır. Orada kumandanine olacak vaziyeti var da. Sonra kardeşi Velid Halide dedi ki, ey kardeşim, fevt ettiğin fırsatı idrak edip düşün ki şerefli, hayırlı mevtundadır. Mevtundasın, yani Muhammed aleyhissalatu vesselam'ın Asrı saadetinde bulunuyor. Şu fevt ettiğin günü yazık zayi ettiğin günü, kaybettiğin günü yerine getir dedi. Hani, dediği gibi vakada bulunamadın yazıklar oldu, Favteddin Halid dedi ki, kardeşimin kitabı bana geldiğinde, benim İslam olmaya rağbetim tezayüd ile dışarı çıkmaya neşat verdi. Dışarıya sokağa çıktım İslam olacağım artık diyordum. Evet, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mukabelesi bana meserret verdi. Yani Peygamber seni soruyor, diyor ki bana meserret kalbime sürer verdi. Ve Halid dedi ki rüyamda korkaklık, rahatlık, dar bir beldede imişim.
Geniş ve yeşillikli bir yerde yiye çıktığımı gördüm rüyamda. Ben böyle dar, sıkışık, çok kötü bir zamanda bulunuyordum. Beni, Halık'ın Zül Celal geniş bir yere çıkardı dedi rüyamda dedi. Ona dedim ki, Ya Ba Vahip, görüyor musun ki, başladı. Eğer ayağım huzuruna kadem basarsa ona tabi olurum dedi Halid ibn Velid'te. Zira onun şerefi bizim için şereftir. Eğer benden gayri bir kimse kalmasa da yine ben ona ibedi ittiba giderim. Yani muhakkak onu bulacağım dedi. Dedim ki, bu Recebedir'de senin babanı, kardeşini öldürdü de onun için tabi olmazsın değil mi dedi. Şurayı anlayamadık ki, hemen çıkıyorum. Sallallahu Aleyhi ve Sellem muhakkak suratta Arap ve Acem üzerine galip ve zahir oldu. Ya Eba Vahip ismindeki bir kimseye Vahip ona böyle söyledi. Ama tabi olurum. Zira anın şerefi bizim için şerefte.
Safvan dedi ki, Safvan isminde zat, eğer benden gayrı bir kimse kalmasa da yine ben ona ebediyen tabi olmam dedi. İmam nasip olmayacak insan da böyle diyor. Dedim ki diyor, o Racul Bedir'de senin babanı, kardeşini ve kardeşini öldürdü de onun için tabi olmazsın değil mi dedim diyor. Sonra Ekrem bineğe bu cahile mülakı oldum. Ona da dediğim gibi dedim, ondan başka araba acıma galip olacak kimse yok, Resulullah'tır bu. Gel gidelim dedim. Ebu Cahil'in oğlu Akreme de, Safa'nın söylediğini söyledi. Ebediyem ben o hata olmam dedi. Sonra da iman etti herhalde. Sonra Osman bin Talha'ya mülakı oldum. Bu benim dostum idi. Osman da anlatmak istedim. Mesele böyle böyle. Sonra düşündüm ki. Uhud, ta, babası, Talha, Hamisi, Osman ve dört kardeşi Nafiah cümlesi Halis küllap, tatlı olundu idi. Onun için ana söylemeyi Keriye gördüm. Bu da tabi olmaz. Neme lazım.
Sonra Osman'a dedim ki, bizim misalımız şu ol tilkiye benzer ki, tilkinin su döküldüğünde deliğine mecburi dışarı çıkar. Sonra Osman'da Safvan ve akleme'ye dediğimi söyledim. Sürat ile icabeti bana vaad eyle. Beraber gidelim kardeşim. Muhammed Mustafa'ya ittiba edelim Müslüman olalım dedik. Hoşluk vakti Osman ile birlikte Amir bin As'a mülakı olduk. Merhaba dedik. Nereye dedi. Biz de İslam'a dahil olmaya giriyoruz dedik. Amir İbn As da İslam olmakta bana tekaddüm etmek mi istersiniz dedi. Ben sizden evvel iman etmek istiyordum dedi. Halid dedi ki: Vallahi muhakkak hak zahir oldu kardeşim. Yol tebeyyün etti. Bir racul ki beni peygamber, bu racul ki Nebi peygamberdir. Git İslam ol Amir ile Medine'yi, Şerif'ye dahil olduk. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldiğimizde memnun olduk. Ve buyurdu ki: Mekke sizi, müzidelerini, ciğer parelerini bize attı mı, dedi.
Mekke dedi, ciğer parelerini bize verdi mi Halid dedi ki, kardeşim Velid bana mülaki oldu, surat et, çabuk ol dedi. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sizin kudubunuza mesrur oldu, gelmenize muntazırdır. Sizi bekliyor, sizin kudubunuza muntazır yani bekliyor dedi. Biz de süratle yürüdük huzuruna çıktık sallallahu aleyhi ve sellem huzurunda ve sellem huzuruna iade eyledi. Ve aleyküm selam. Ya Halid ve aleyküm selam dedi. Dedi ki Eşhedü enla ilahe Rasulullah dedi ki sana hidayet ihsan eden Allah'a hamd ediyorum ki seni akıl görüyordum ben, sen akıllı insanıydın görüyordum. Halid dedi ki, Ya Rasulallah, Allahu Teala'ya benim için mağfiret talebeyle ki, Şol mevkilerdeki senin aleyhinde hazır olmuştum o günahlarım affolunsun dedi. Resulullah buyurdu ki İslam olunca, ivevelki masiyetler kamilen afvolunur ya Halid buyurdu.
Allah'ım Halid ibn Velid senin yolunda kalakoyan mevzulardaki cürattan dolayı mağfiret eyle Ya Rabbi dedi. Halid dedi ki Amir ibn-i Asile Osman bin Talha ilerledi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mubaya ile Müslüman oldular. Vallahi Müslüman olduğum günde içinde bulunduğum Ashab cemaatından birini bana Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem muadili tutmadı. Senin aynı yerin var ya Halid dedi. Sonra bana bir kıtada yazdı verdi. Halid ibn-i Velid radıyallahu anh, Halid ibn-i Velid radıyallahu anh, Hicret'in sekiz senesi Mekke'den Amir İbn As ve Kabe-i Muazziman'ın perdedarı bulunan Osman bin Ebu Talha ile birlikte Medine-i Münevvere'ye gelip şerefi İslam'la müşerref olmuşlardır. Allah şefaatlarına nail. Hz. FAKLILMÜRSELİN Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e göründüklerinde Ashab-ı Güzin-i KİTABAN yani Mekke'size kendi Güzidelerini attı buyurmuştur.
Yani ciğer parelerini gönderdi. Müslümanlarla Rumlar arasında vuku bulan muharebelerin başlangıcı olan mevte harbinde yüz bin kişilik düşman ordusuna karşı üç bin kişilik bir kuvvet hazırlanmıştı. Tarihte bir tefsir, beyan olunduğu üzere, Evvela Zeyd ibn-i Harise, sonra Cafer ibn-i ibn-i Ebu Talib'e sonra da Abdullah bin Ravha'ya radiyallahu anh'ın hecaatla ve harikalarla harbettikten sonra şehit olmuşlar idi sonra liva-i şerifi Halid ibn-i Velid radiyallahu anh'a verdiler. Asakir-i İslam pek mahirana muntazam bir şekilde tayin ve tertip ederek seher vakti vahteten pek şiddetli hücumla düşman ordusu bozulmuştu. Yüz bin kişi, yüz bin kişiyi bozuyor Halidli Velid'in tertibi ile Allah'ın inayetiyle Allah'ın yardımı ile Evet, Hazreti Halid radıyallahu anh ve o mukavemet ile bildi, oturabildi.
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri mevte harbi, safahatını üstündeki gibi görüyordu. Peygamberimiz kendi Medine'de, mevtede olan harbi görüyordu. Buyurdu ki işte Şecai Zid, Sancağı Zid aldı şehit oldu cemaatte öyle dinliyorlar aman ya Resulullah öldürmüyor. Evet şimdi sancağı Caferi ibn Ebu Talib aldı. Bu da şehit oldu. Hala uçtuğunu gördü. Firdevsi Ali'ye kadar yıktı dedi. Bu defa bayrağı Abdullah bin Ravha aldı. O da şehit oldu. Üçü içinde cennete girdi buyurmuştur üçü de cennete girdi gördüm Gözlerimle buyurdu Peygamberimiz bu haberi verirken mübarek iki gözü yaş döküyordu Peygamberimizin en büyük sahabeler idi ölenler. En sonra sancağı Allah'ın kılıncından bir kılınca aldı. Allah'ın kılıncı o. Nihayet Allah bu Seyfullah'tan Murad Nebi-i Halid ibn-i Velid idi.
Halid ibn-i Velid radiyallahu anh'a Fetih Mekke'de Hödeyin Gazvesi'nde Taif muhasarası'nda Vakayı yemeama da bulunmuştur. Vilahara Irak'ın ve Suriye havalisinin fethinde Şam, Gusra, Humus, Yermuk Harbi'nde pek mühim hizmet ve muvaffakat zaferlarda bulunmuştur. Gözlüğümü kaniyim, burada bir şey yine anlatayım. Humustan Yermuk'a, çok daha yakın bir yere geçmişlerdi. İleriye gitti, oranın reisiyle göçtü. Sizinle harp etmek istemiyoruz. Yalnız bizim yüz tane sandığımız var. Biz Antakya'ya gidiyoruz. Bu sandıkları muhafaza ait. O diye, memnun oldular. Zaten nereye gir Sevrayı fethediyor. Halaları çok muhkem yapı olduğundan girmek bir türlü imkanı yoktu. Siyasetle El harb-ı Hut Atın buyuruyor Peygamberimiz harp, hut ayıyla bulunur. Sandıkları teslim etti. Birebirlerin kapılarını kilitle içer. Hepsini kilitle, anahtarını, ulan o hok'un darına verdi. Ben senden isterim.
Sonra başka büyük felaketler getiririm. Açar maçar benim o kadar altınımı gücüme de halim yok bizde altın gümüş çok dedi. Muhafaza ederim, muhafaza etti. Hepiniz dinlenanda bak çok taaccü verilecek bir şey. Tuttu, gittiler, bunlar keyfinden şarap içeceğim, durak içeceğim deyip hep sarhoş bulmuşlar düşmüşler. Sandığın alt tarafında bir anahtar daha var her bir sandığın içinde bir asker varmış yüz tane kılıç ile beraber kendileri açtılar şöyle doğru verdim ve dışarıya dışarıya kılıçları eline aldılar birden Zerhoşluoğlu yüz tane askeri görünce şaşırttın ne deniyor yok ne demez falan demeye Şakır şakır şakır kılıçlar inmeye başladı bir tane kalmadı başgutanları tek kalmadı. Sokakta Ekber, Allahü Ekber ve Tutman İstila etmiş memleketinde herkes evine çekildiler.
Kalanın kapılarını açtılar bunlar içeriye bütün asker girdi bar bar bağırıyorlar Allah diye çağırıyorlar sabahına işin ne olduğunu kimse anlayamadı teslim oldular iman eden iman etti, kırılanı kırdılar inat edenleri kırdılar, ötekiler, efendim Müslüman oldular, işin nasıl olduğuna baktılar ki, Allah'ın teslim olan sandığın, bir yüzü kitle yatağını açtılar. Böyle, halpte böyle şeyler lazımmış. Yani El harbuhu Hatut hatun ve hizmet-i murat zaferleri bulunmuştur Embet-i Sıddık radıyallahu anh kadınlar Halid gibi bir er doğurmaktan acizdir buyurmuştur Kadınlar Halid gibi bir çocuğun yaya getirmeden acizdir. Gusranın fethinde tarihte tafsilen olunduğu üzere şafak altmış güneşin ziyası askeri İslamiyenin nasiye-i bahirdenlerine bahirelerine aksetmiş iki taraf dehşetli bir halde ölüme hazırlanmış idiler. Hasakiri İslam Halid ibn-i Velid radiyallahu anh'ın imametiyle sabah namazını kıldılar.
Seyfullah atına binerek askerlere hataban. Askerler, Rumlar hayatı sevdiği kadar ölüme muhabbet ettiğinizi bilirim. İşte bu elimde Seyfi Sülul-i şeriat, pişi kahımda liva-yı Muhammed'i duruyor. Sizi davet ediyorum. Bugün mücahitlerin ruhani sesleri, düşmanların kulaklarını deşçek de dolduracaktır inşallah. Ve daha henüz yaraları kapanmamış vücudumun rahşeleri, kılıcın mukaddes darbatı bu malikeye atılmaktan beni asla men edemez. Yaramın çoğu sarlığı, çoğu kavuşmamış ama öyle aşka geldim ki dedi beni bu harpten bu yaralarını men edemez. Haydi sizi göreyim din aslanları. Peygamberimizin sıdkı nübüvveti, Nübüvveti Ulvieti fedakarını bir surette alemi beşeriyete gösterelim Haydi ölümden korkmanın hayata hiçbir faydası yoktur takdir olduğun zaman öleceksin Ölüm geldiği bir adım ileriye geriye atılmaz harbe giren de ölmez İlle eceli yeten ölür, hayrın aslanlarım!
Muhtezasınca cennetin bahçaları ve dünyanın ali kaşaneleri değil, ancak Rızaullahtır bizim maksadımız. Yani Allah'ın rızasını bulalım, Cennet-i Ala'ya girelim. Çocuğun birisi, çocuğun birisi, şeyde İlahiyat Fakültesi'nde okuyor. O da şeyi, Artvinli sabit derler bir kardeşimiz gelmiş. Efendim bizi öldüreceklerinde hiç şüphem yok da, ölürsek şehit olur mu? Yok. Şu namaz kılanı gördün mü öldürüyorlar diye. Ben Şehit olur muyum şehit olurum. Öyleyse bu hayatı istemiyorum ben dedi. Ellerim öptü. Burada dersini sade vermiştik. Üç İhlas okun dediği mi üç yüz İhlas okun diye anlamış. Üç yüz İhlas kurmuş köyde, vida eşitlik bir çocuk memleketine gittiği ve orada hastalığı vefat edemiyormiş. Bu da kartların içinden sesi, onu gördün mü gözlerime su dolardı böyle. Hiç ölümün şehitliğinden korkulmaz. Çocuklarım, insan ölürse, ölümün acısının dehşetinden bir daha ölmeyi hiç istemezmiş.
Dirileyim de yeniden öleyim demezmiş diye Ama şehit olarak ölürse ölümün dalına doyamadığından on defa dirilip on defa ölmeye kayıl olurmuş. Vücudu uyuştururmuş. Allah evvelden bilmezmiş derdini Kılıcın değerini bilmezmiş. Cennet-i Ala'dan Firdevs-i Ala Cennet'ini açarlarmış gözünün önünde. Bir kimse harbe girsem de ben de şehit olsam demezse onda münafık sıfatı var diyor Peygamberimiz. Bu kadar tatlı şeyi niye istemiyorlar? Yaşasalar elli, altmış, yetmiş sene yaşarlar belki ama böyle şehit olup da ahirete giderlerse ebedi cennetli lar. Hiç tükenmeden Burada bir kızı alman için bin türlü meşakkate katlanıyor ister. Orada yetmiş tane en bütçüğüne huri kızı verecekler. Bir tercih çıkacak olsa güneşin ayın ziyası kapanıp giderecek Havuzu kevser'in lezzeti Tuğba ağacının meyvesi Muhammed Mustafa'nın sohbeti hiç bildiğimiz gibi değil Allah bize de bir vasıta ile şehitlik nasip etsin.
Haşim hem yasılıyorum hem şehit olmak istiyorum. Böyle gözüm namazın içinde öyle canım istemiş, böyle hoşuma gitti. Maksadımız diyor cennetin bahçeleri. Dünyanın ali Keşaneleri değil, ali köşklerde oturmak istemiyoruz, ancak Rızaullah'tır, yürüğümüz. Varsın bu sahralar İslam, İslam'ın celaletiyle inlesin, yine askerlere kıta alan. Bugün alemi İslamiyet sizin kılıçlarınıza bakıyor yavrum. Yani düşman çuvalır da siz azalırsanız Peygamberimiz gelirde Ya Rabbi bir avuç mücahit ile geldi. Bu da ölürse senin vahdaniyetinin taslağı giden kalmaz dedi. Dedi öyle harbe başladı. Muhanet Muhanet konuştu da Allah muzaffere nasip etti.
Biz de şimdi kardeşim başka, başka komünistlere, mahzunlara, dinsizlere neye karşı bir avuç Müslümanlara Allah bize yardım etsin Habib ümmetine Ümmetim ki Rasulullah, Rasulullah'ı gören gözler emniyetim budur ki Rasulullah'ı gören gözler ölümden korkmaz, Celaleti Nebeviyeyi düşününüz, önce ben canımı fedaya giriyorum, atıma bindim, yaralarım da kavuşmuş değil, Bir muvahhit tasavvur etmem ki, biricik imanlı arkamdan gelmesin. Yani ben gideyim de nasıl cesaret şu halde Hazreti Seyfullah'ın göklere tesir, gönüllere tesir eden bu Müszir latif kalbi Müslimini o derece kuvvetlendirdi ki, küvetlerinin en hati köşelerinde lem'an eden bağıran-ı şecaat ve katrat, imandan ölüm, harbi ve bîniha'ya hayatı unuttular da herkese Allah Allah Allah Allah demeye başladı. Hazreti Halid safi semaya benzeyen vechi münirinde envar-ı şecaat hamaset parlamakta idi.
Uz zatı kiram da billahurtü hücuma hazır oldular. Seyfullah'ın ataşa atılır derecesinde din uğrunda canını tehlikeye saldığını gören Güzzati Kiram'ın her birisi birer şecere-i şehamet kesilerek düşmanın üzerine şiddetle hücum ettiler. Hazirun birisi kıyam ile dedi ki Ya Emira'l müminin alemi İslam'a bu kadar hizmeti sevk eden Halid'i niçin azlediyorsun? Hazreti Ömer de ben kendisini ser askerlikten azleyedim, hizmetten hizmeti bahadırlıktan değil Halid'in son derece ibraz ile dediği hizmeti, hasenesi bence müsellemdir buyurdular. Öyle bir zaman oldu ki birden bire bir emir geldi. Sen askerlikten Hazreti onları çek verdi aldı Hz. Ömer'i Ömer'i oraya tayin etti askerin kafası bozulur şekle geldi. Kendine bağırdılar, dediler kardeşim ya Halid ibn Velid beni harp etmeden almadılar, ser askerlikten aldılar. Ben ilahi hizmetimde devam edeceğim. İlahi Kelimetullah'ı yükselteceğim.
Hiç bozulmadı. Dünyada ne kadar insanlar var, ben bilirim, tecrübe ettim. Kadınlardan birine dedi ki, Kitap o kadınlara dedi, elimden aldılardı onu nasıl bir hastalan sinirine toplamış ben ne dediğimi yapmayacağım. Yani bir insana bir şey versen sen sohbet ettirsen sonra da yettirmediysen o yoldan çıkar gelir. Ama onlar öyle değil. Beterabilen bir memurlara bir tahmin göndererek, Hz. Halid'in ancak halkın ona pek hürmetine hürmet göstermesinden, onu her şeyin faili addetmesinden dolayı yalnız başına bir insanın hiçbir şey yapmayacağına muktedir olamayacağını göstermek için Azil ettiğini bildirdi niye Azil ettin deyince dedi ki çok üstüne düştünüz her şeyin faili onu zannediyorsunuz yalnız bir halit ne iş görür asker olmasa Allah'ın tevfihi olmasa ben onu rüyaya sümaya düşer de helak olur diye kardeşimi kurtarmanın için azlettim dedi. Çok da hoşlarına gitti söz biraz tek yapsın dedi.
Yani hiç bozulmadı. Hz. Ali'nin bu kadar yararlıkları, fedakarlıkları olduğu halde azledilmesi askerlerce dedikoduyu mucip olduğundan Hz. Halid'i adayan askerlere hitaban. Ey Huzzati kiram askerler, bizim maksadımız Alai Kelimetullah'tır. Eş ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasulü yaymaktır yükseltmektir. Emrice iş olmak değildir. Benim bu kadar muharebelerde can atıp muharebe ettiğim emir asker olmak için değil ancak Rızaullah içindi. Siz de beni büyük olsun diye mi çalışıyorsunuz? Allah büyütürse büyütür büyütmezse ne elimden gelir? Düşmanın istifade edeceği ihtilafta bulunmanızı bulunmamanızı tavsiye ederim ve bundan böyle adi bir
Kaynak: Genel
İslami Zaferler ve Halid İbn Velid'in İradesi | Mihmandar