İslami Yaşantıda Vera ve Takva kaydında Bu oku okuyacağımız hususları bizzat büyüklerimizden yaşıyor olarak müşahede ettik. Mesela huzurunda bulunduğumuz Efendimiz Hazretleri askerde bulunuyorlar Böyle dağ erikleri. Böyle taponu bir kimsenin üzerinde bulunan bir mal değil. Böyle herkes istediği gibi yiyip içiyor fakat Efendimiz Hazretleri yemiyor. O bir diğerlerinin de…
İslami Yaşantıda Vera ve Takva kaydında Bu oku okuyacağımız hususları bizzat büyüklerimizden yaşıyor olarak müşahede ettik. Mesela huzurunda bulunduğumuz Efendimiz Hazretleri askerde bulunuyorlar Böyle dağ erikleri. Böyle taponu bir kimsenin üzerinde bulunan bir mal değil. Böyle herkes istediği gibi yiyip içiyor fakat Efendimiz Hazretleri yemiyor. O bir diğerlerinin de…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu oku okuyacağımız hususları bizzat büyüklerimizden yaşıyor olarak müşahede ettik. Mesela huzurunda bulunduğumuz Efendimiz Hazretleri askerde bulunuyorlar Böyle dağ erikleri. Böyle taponu bir kimsenin üzerinde bulunan bir mal değil. Böyle herkes istediği gibi yiyip içiyor fakat Efendimiz Hazretleri yemiyor. O bir diğerlerinin de dikkatini çekiyor. Diyorlar ki yiyin böyle başka bir kimsenin Ali'nin Mehmet'in malı mülkü değil. Bize anlatmışlardı. Allahü Zülcelal'den korktum, yemedim diye. Bir ara bir ülkeden süt tozları gelmiş. Rahat herkes için bunu bağlamışlar. Fatih yine Müstahazımız Hazretleri yememiş. Bu mahalleye girişte bir kamilimiz var. Orada Allah için namaz kıldırmışlar. Dedem de Rahmetullahi aleyhimile, üstadımız da. Sonra kadro gelmiş. Kadro gelince ben ücretle yapamam demiş. Bir başka kimseye tevdi buyurmuşlar. Buna benzer pek çok anlatmakla bitiremeyiz.
Çünkü örneği müstesna. Örneği zamanın hıppul aktabı. Rabıta dindiği zaman rabıta asıl bu gündedir. Onları hatırlamak bu güzel tavırlarını, Cenabıhakk'a yakınlıklarını, mürşiyetini, müttakin oluşlarını ve veraha ilişlerini hayatımızda uygulamak için rabıta vardır. Hiç halinden şikayet etmemiş. İnsan halinden şikayet etmez olur mu? Hastaysa bismillah itaat da rahatsızım der. Gelenlerimiz olurdu. Üstadımız Hazretleri dakikalarca hasta beni anlatırdı. İşte gece şöyle rahatsızlık geçirdim, şu gibi sıkıntılarım var diye. Sonunda bir söz söylerdi. Bunu acaba ne kadar anlayabildik? Söyle rahatsızlıklarını, sonunda da bunu şikayet için söylemiyorum, halimi arz etmek için söylüyorum, belki size uzun bir görüşme yapamayacağım kısa yaparsan Rabbımız mazur görsün, diyorlardı. Halini arzetmek için diyor ve yine bakıyoruz.
Oturduğumuzda dizinin diline, oturduğumuz mürşidi, kamillerimizin hepsinde bu güzel evsafı müşahede ederiz. Mesela Risale-i Nur Külli çok önemli bir eser, çok müstesna bir eser. Bir annemiz velilerden bir zata şunu söylüyor. Diyor ki, ben ip eğilirim. Fakat ipi eğilirken, böyle elin damında, üst katı diyoruz damında artık, niçin? Yalnız oradan şelalelerle, şöyle meşalelerle, meşalelerle bir grup geçer. Ben onların ışığından istifade ediyorum, bunda bir vebal var mı? O annemizin vera halini tanıyan o veli der ki, bir başkası için pek mahsur yok ama sizin için mahzurlu olabilir der. Halbuki bununla günah yok. Ne kadar Cenabıhakk'a yakınlık keşfetmişse ondan dolayı bu halin içerisindedirler. Ona göre de Cenabı hakk'ın katında sevgiye, muhabbete, nimete, ikrama, ihsane, izaza mazhardırlar. Dikkat gittikleri kadar Çünkü o halleri bunu icat ettiriyor.
Mesela görürüz adam dağda veya dağda istediği gibi konuşur. Ona da atar, buna da tutar, bir de bir. Ama görürsünüz. Devlete yakın kimseler olduğu zaman bunu müşahede edersiniz ve görürüz. Ağızlarını tutarak konuşur. Neden? Dudağımdan çıkan sözler çözüm denerek bir sıkıntıya uğrar mıyım diye. Neden? Çok yakın olmalarından dolayı. Hükümete çok yakın olmalarından dolayı. Demek ki Cenabı Hak'a yakınlığı temin ettikçe ilahi korku da çoğalıyor. Bakıyorsunuz Esad Erbili Hazretleri, Hadis Allah'ın sırra iki ay oldu diyor. İmanla gidip gitmeme düşüncesi beni diyor çok meşgul ediyor. Acaba imanımı kurtarabilecek miyim? Bu kurt bu ağızdandır ve imanıma dua edin diyor. Efendim, bu incelikleri temin edersek biz, o zaman Rabbimiz katında Efendimizin şu müjdesine nail oluruz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den. Cenabı hak iki korkuyu bir arada kılmaz. Burada korkanı orada korkmaz.
Bunda da ne var diyemeyiz. Onlar öyle ki helalde bile dikkatli biz bunu bir Ayet-i Celile ile girebiliriz bu konuya. O da. Bakara Suresi iki yüz seksen bir ayeti. Öyle bir günden sakının ki hepiniz o gün Allah'a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı tastamam verilecek, onlara haksızlık edilmeyecek. Bu ayeti celile-i celile nazil olunca, Efendimiz bu ayeti celileden sonra üç saat, bir rivayette yedi gün, dokuz, yirmi veren çok seksen bir gün yaşamıştır. Bu ayeti Cemilei Cemile'yi okuduğunda, Ashab-ı Güzin efendilerimiz de efendimizin artık bu dünyaya veda edeceğini anlamışlardır. Rivayet edildiği üzere Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem pazartesi günü doğdu. Pazartesi peygamber olarak gönderildi. Pazartesi Medine'ye girdi. Pazartesi ruhu haczedildi. Seksen bir gün deniyor, Allahu alem on sekiz gün rahatsız oldular. Ashab-ı Müzin edenlerimiz kendisini ziyaret ediyordu.
Habibim, Aişe sıddık validemizin burada rivayetleri üzerine Enbiya Suresi'nden bu Ayet-i Celile okunuyor. Efendimiz buyurdular, kim herhangi bir musibete uğrarsa benim vefaatım sebebim de uğradığı musibeti hatırlasın zira o musibetlerin en büyüğüdür. Efendimiz şöyle buyurdular sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetinden kimin iki azığı varsa Allahü Zülcelal bunu iki azıkla cennete koyar. Ayşe-i Sıddıyka validemiz radiyallahu anhü ümmetinden tek bir azığı olanın durumu nedir deyince Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem o da aynı şekilde Allah'ın rahmetine nail olacaktır. Ya muvafaka diye cevap vermiş. Hazreti Aişe ve diyaloğuna ümmetinden kimin azlığı yoksa onun durumu ne olacak diye sorunca Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz benim ümmetim için ben, ümmetim için azığım buyurdu. Halıkımız Celle Celaluhu, Habibim.
Biz seni alemlere başka bir şey için değil, ancak rahmet olarak gönderdi, hesabı. Allah Resulü şöyle buyurdular, Cenabı Hak bir ümmete rahmet dilerse önce o ümmetin nebisinin, peygamberinin ruhuna alır ve o nebiyi o ümmet için sebep azık kılar buyurmuşlardır. Ey Müslüman, şunu bil ki inzal inzal buyrulmuş bütün kitapların hülasası yani özü ve insana nispetle faidesi iki manaya racidir. Birincisi, insanın süfli derekelerden kurtulması yani nefsani arzu ve işte kendisini helaka götürecek tehlikelerden kurtulması. İkincisi, yüksek derecelerle kurtuluşa girmesi. İnsanın necatı, kurtuluşu, süfli derekelerden çıkmaktadır ki bunlar yedi tanedir, esas. İnşallah bunu siz daha geniş mütalaa gidersiniz, bir anahtar gibi haber veriliyor. Acaba bizim bu tehlikelerden nedir bu tehlike bundan kurtulmamız gerekiyor. Bunu ifade buyuruyorlar. Ulemai kiramız. Bir, küfür. Bu tamamen inkar demek zaten.
Şirk, bu ikilemek, üçlemek Cenabı hakk'ın emrinin yanında bir başkasının da emrine dahil olmak. Ali bin Hatem efendimize gelmişti de sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz şirk hususunda konuşurken dedi ki biz Allah'a ortak koşmuyoruz. Söyle, sizin ruhbanlarınız bir şey söylese ona itaati ver misiniz? Evet, dedi. İşte siz de bir müşeceksiniz. Cehanet, masiyet, günah. Ahgahı mecmume, hıtuhuyla, Evsaf perdeleri, nefis perdesi, kurtuluşa ermesi ise yüksek derecelere doğru terakki etmesidir ki bu yüksek derecelerde sekiz tanedir. Bir, Rabbi Zülcelal'inizi tanımak, iki, onu dinlemek, artık sıralayalım. İtaat, ilim, ahlak-ı hamide, güzel oyunlar. Hakkın cezbeleri benlikten uzak kalmak ve Allah ile baki olmaktır. Korkunuz lafzı celili bu manalardan gayreti insani ile ilgili her şeyi ihtiva eden bir lafızdır.
Zira takvanın hakikati seni Allah'tan uzaklaştıracak, her şeyden kaçmak ve ona yaklaştıracak her şeye yapışmaktır. Bunu ifade eden Sametendi Hazretleri, Kaddafi Suresi'nin tefsirinde inşallah bol bol okuruz, tatbik etmeye gayret gösterir. Dili mehirlerinden bizzat Bağdat'ta ilim tahsil etmiş, Aliusi Hazretlerinin devamından da icazet alan bir kimse dünyadaki on alimden bir tanesi. Üstazımıza şunu söylüyor. Efendim, Sami Efendi Hazretleri kadar müstesna bir kimse görmedin diyor, ilim noktasında. Diğer yön yönleri ayrı. Böyle diyor bir eser hazırlamak çok müstesna bir hal diye hayranlıklarını ifade görürler. Biz de burada gördüğümüz takvaya öyle güzel bir cevap verdi ki, ne buyuruyor? Seni Cenabı Hak'tan uzaklaştıracak her şeyden kaçmak ona yaklaştıracak her şeye yapışmaktır. Bu mübarek yola sımsıkı tutunup verdikleri emirleri baş tacı etmektir.
Takvanın özü Allahutaala'nın şüphesiz Allah, adaleti veciliği emrede işte bu manaya göre, süfli derekelerden, bu ahdafa-ı rejayiciye denir, kıtuallak'tan uzaklaşıp yüksek derecelerde terakki etmek takva kelimesinin içine girer. Nasıl dilemiş, nasıl toparlamış. Bize sanki bunları okuduğumuzda şu hatırımıza geliyor. Bazı lokmasını böyle ağzımızın ortasına koymuş, yutmak bize kalmış. Her şeyi hazırlamış tabii. Der. Giymedikleri, gitmedikleri bir söz kalmamış. Bize tutmak kalıyor.
Bizim gibi insanların, avamın takvası Allah'ı bilerek, celle celalali, küfürde, tevhid ile şirk, tevhid ile şirkten, yani kelime-i tevhid ile şirkten, bilim ve cehaletten, taatlerle masiyetten, ilimle cehaletten, belki yazıda bir eksiklik olabilir, ilimden olmaz da, ilimle cehaletten, taatlerle, ibadetle taatlerle masiyetten günahlardan, ahlak-ı amide ile ahlak-ı meznümeden, güzel ahlak ile kötü ahlaktan uzaklaşmakla olur. Burada avamın şeyde ilerlemesi son bulur. Keşke bunu yapabilsek. Zira insanoğlunun çabası ve müçtehidlerin içtihadının sonu birtakım şartlar içerisindedir, Esayne. İstiğazımızın istiazı bunu çoğu okurlardı. Hatta sohbetlerini dinledim, rahatlayın diye söylüyorum. Baştan aldı sonuna kadar, baştan aldı sonuna kadar zikir ayetlerini okudum. Cuma suresinde geçiyor, Kehf suresinde geçiyor, okuyorlar böyle. Sonra muhahabelere geldiler.
Ahadiyet, mahiyet, akrabiyet, muhabbet, bir devaidiyet var. Onu kolay kolay anlatmazlar. Neden? Biz burada başta sizi tenzih ederim, şahsım olarak avamın takvası bunu yaşayamıyoruz ki diğerine geçelim. Bunları tek tek selamlar. Sonra, esanör, yolumuzda gayret edenlere süpürümüzü açarız. İştahımız da efendim Ne manaya gelir? Yollarımıza Hasan Efendi. İşte buradan itibaren havasın takvası başlar ki o seçkin insanların onlar ihsan. Biz onları elbette yollarımıza ileteceğiz, cezbeleriyle cezbelenmişlerdir. Ne demek bu? Allah'ımız artık gayret gösterince, çaba gösterince yardımı geliyor. Biz bir şeyi peşin istemeyeceğiz. Bir gayret göstereceğiz, çaba göstereceğiz. O daraldığımız noktada Allah'ımızın yardımı geliyor. Biz, bir elimizi, kolumuzu sıvayacağız. Tıkandığımız yerde Rabbamızın imdadı yetişiyor. Nedir bu imdat?
Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, çabalar, gayret gösterir, ferdi olarak, aile olarak, çocuğumuz, çocuğumuz, etrafımız aman ha bu gidişat acayip bir hal arz ediyor, dikkat edelim, ayrılmayalım, Efendimizin sünneti Muhammediyesine riayet edelim, evliyullahın edebi, mekanı aman gayret edelim diye kendimiz çırpınır ve etrafımıza da örnek olmaya başlarsak Allah'ımız o zaman yolu açıyor. Bu cezbe hali dediği bununla artık, bununla artık bir geriye doğru adım atıyor. Cezbe bağırmak, çağırmak silkelenmek değildir, o darlıktan ileri gelir. Bakın, Kayseri'ye bir kimse gelmişti, misafirdi. İşte azımız hazretleri de bulundular. Yalnız efendimizin az bir istirahati gerekiyordu, yanında bulunuyorum. Şimdi orada sıkılacağım da anladım bir iznine. Hemen ev sahibine sordum, bir oda var mı? Var. Bir tek gemide onun haldaşı olan birisi var. Kardeş şu olur, kardeş şu olur, haldaş bulunmaz.
Ama haldaşı biliyorum. Çünkü Sami Efendi Hazretleri, istidaacımızı herkesten sormuyor. Böyle güçler gibi, yediler gibi, Kırklar gibi, ricatullah gibi kimselerden sormuyor. Hele onlardan birisine sormuş, sormuş, efendim çok arzu ediyorum ama bir nasip olmadı. Girmiş Ankara'ya, bakmış bir araba, gelmiş. Bir Allah diyor ama Ankara'nın caddesi maddesi demiyor, anaparkası vesairesi, ulusu vesaire. Kızılay demiyor. Allah diyor. Ne oldu diyorlar? Hiç seslenme diyor. Geliyor, eli şulya mı değdi, şulya mı dokundu oraları yutmaya başlıyor. Büyüğün kıymetini büyük tanır. Baktım o haldaşı ver, Sami Efendi Hazretleri ondan soruyor Hasan Efendi ile görüşüyor musunuz diye. Nebi-i Ekrem Efendimiz Mekke'de umumi bir tevhidi terkini var. Küfrü cehriden cehriden tevhide dönüş için, açık küfürden ama bakıyoruz Medine-i Münevvere'de kapıları kapatın, pencereleri örtün, içimizde ecnebi var mı, yabancı var mı?
Bu tarikat-ı Aliye'de Zikrullah'ta esastır. İşte komşun bilmem falandır denmez usulüne uygun bir şekilde dikkat edin. Hayser'de, hırkın üzerinde Samet Efendi Hazretlerinin evlatları oturuyor. Büstazımızda bulunuyor. Birisi Allah dediği zaman hepsi o hırka birden ceveyana katılmış gibi Allah diyordu. Özelim demiyordu. Bir yabancı yok. Birisi böyle Allah diyeceği zaman hırkı birden Allah diyor. Böyle geliştiler. Böyle olgunlaştiler. Bu kimseyi yanına altın tanıyorum biz nayıkada. Efendimizin gençlikte bir sohbeti var, Kayseri'de. Kulefa'da yedi sekiz kişi de bulunuyor Sami Efendi Hazretleri gibi Kulefa halifelerinde. Konuşurken kendisini bir tasarruf altına alan birisini müşahede ediyor. Yani gitti altına alıyor manen. Bu evliyullahın kendi arasında olur o. Bu çok uzun süre, şimdi burayı hiç konuşamam. Hacı abi diyor ki istersen konuşma, bunlara anlat bize diyor.
Tasarruf altına alan şöyle bir cemaate bakıyor, o cemaat içinde yok. Meğer perdenin arkasında Es'adi Delibidi Hazretleri'nin çok kıymetli bir evladı Hacı Fatma annemiz oturmuş. Kocasına da icaz ettiriyor, kendisine de icaz ettiriyor. Buyuruyor kimsenin icazetin kocandan altmış derece üstündür diyor Meğer o annemiz, bu perdenin arkasında aşık oldum diye üstadımıza muhabbetini ifade ediyor. Aşık oldum diye meğer büyük o şekilde olmuş. Sonra cemaatte güder bir manevi cereyan hasıl olmuş ki hulefadan bir kısmı aşkı ilahiden tahammül edememiş. Efendimiz çok genç, hulefaya konuşulur. Meclisten dışarı çıkmışlar, duvarları çiziyorlarmış Allah'ım diye böyle ilahi cezbeyle. Bu kendisine havdaş olan kimse dediğim de o zamanki sandalyeler ağaçtan, tahtadan. Nasıl bir Allah diyor, şöyle tavana doğru geliyor, geri oturduğunda o sandalye arpa girdi alıyor. Onu yanmazdım, çok seviniyor şimdi.
Seviniyor belli. Tabii korumamız lazım, bizim için lazım. O dedi ki efendim dedi, biz eskiden yanıyorduk, dönüyorduk, gecemizde belirsiz gündüzümüzde şimdi bir şey kalmadı. Efendimiz gerçekten sizi tebrik ediyorum, bize de dua edin. Hakiki mürşid-i kamit'i buldu mu selam diyor. İyi dikkat verelim. O Kabe-i Muazzama'da bir dostuna diyor ki, bak diyor, şu tırnağımın ucu kadar yarın ahirette ayağımın yel tutacağını bilsem, hiçbir ihvanımı bırakmam diyor. Biz ona evladalım. İyi bir evladalım. Mehmet Efendi, dedi, o zaman, dedi, kalbimiz cezve gibiydi. Cezvede su hemen kaynar, dışına da taşar. Şimdi, dedi, kazan gibi oldu. Böyle taşanlar içine dökülüyor diye buyurdu. Şimdi cezve asıl bu gönlün Cenabıhakk'a çekilmesi. Cezve demek desem. Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim diye buyuruyor. Mevlana'mızın da bu babda çok güzel bir beyanı var.
Buyuruyor ki kul bir defa ya Rab diyeceği olursa cani bir haktan altmış kere ey buyur kulum buyur kulun sadesı gelmesin. Bu yandan dendiği zaman, mesela bazı mesul böyle tesirli dualar olur, okuyoruz okuyoruz bir tesir etmiyor. Namlunun temiz olması gerekiyor hedefi vurabilmek için namlusu, metni namlusu. İşte buradan itibaren havasın takvası başlar ki onlar biz onları elbette yollarımıza ileteceğiz, cezbeleri ile cezbelenmişlerdir. İşte bu cezbe onlara evsa perdelerinden, hakkın sıfatları derecesine çıkarır, burada havasın süluku son bulur. Neyi anlattı burada? Üç şeyi anlatıyor. Allahu alem. Bir, bu dünyadan çıkılacak. O zahiren bir, bu dünyadan çıkılacak, beşer kisvesinden çıkılacak. Efendim bir beşer kokusu geliyor deyince o İbrahim bin Edhem'dir. O İbrahim bin Edhem'deki o gündeki o andaki o zamandaki İbrahim Edhemlükten çıkacak ta ki marifetullah'a Yirminciye kadar.
Ondan sonra bu mülk aleminden çıktığı zaman ehlullahın da zaten bir kutbun iki tane yanında veziri vardır. Birisi mülk alemi ile bir diğeri melekut alemi ile. Bu mülk aleminde onlar Rabbimizin vermiş olduğu müsaade ile hizmetlerini yaparlar. Bir diğerleri melekut alemi. İş onların üzerinde aslında. Melekut alemi Allah'ımızın sıfatlarının tecellisi, Ceberut alemi sıfatlarının, artık lahuti alem ise o Halıkımızın zatı sıfatlarıdır. Evet, şimdi biz istiyoruz Cenabı Hak'tan taleplerimiz oluyor. Fakat ilim noktasında ifade edecek olursak biz Allah'ımızın ilim sıfatından istifade etmeye çalışıyoruz. Bir de el-Alim, zaten bu takı ile ifade edildiği zaman el-liye, la-lim Cenabı hak mutlak bilendir. El Alim, asıl bilim el Alim ismi Celalinden dallar. Diğer ilim değil mi? İlimdir. Onların bitmeyen ilmi nedir? Bitmeyen ilmi El Alli ismi Celalinden damlıyor.
Uludağ'da Sanül Henri Hazretleri sohbet buyururlar, Essayla. Ey huzura eren nefis, buna mana verirler. Bir mana vermişler, anlaşılmış. İkinci bir mana vermişler, biraz gözler açılmış. Üçüncü bir manada dediğin bir tefekkür kimse bir şey yapmıyor. Neden? İşte bu sıfatı ilahiyeden damlayan ilmin nihayeti yoktur. Bitmez. Bizzat şahidim, Mürsil İlim gibi sonunda kendi kendine konuşuyor. Buyurdu ki ilmimi gizliyor. Acaba bu nedir bu gizlediği ilim nedir? Ebu Hüreyre Hazretleri ben Resulullah'tan iki kat dolusu ilim aldım. Birisini neşrediyorum, bir diğerini söylesem şu boğazım gider diyor. Biz buradan geçelim. Zatına iyi yapışalım, zatına iyi yapışalım. Şu nefsimizin kötü hasletlerinden, bizi şu dünyada bunaltıp daraltmasından, sıkıntılardan, endişelerden kurtulalım çıkalım Ama zatına iyi tutar inşallah, Allah'ımız lütfu ederim, ihsan ederim.
Burada havastın süluku son bulur, onlar yanında cennetül mevva bulunan Sidretül münteha gölgesinde gölgelenirler ve esrarı. O zaman Sidreyi bürüyordu onu bürüyen mevhibelerinden faydalanırlar. Daha bir seçkin kimselerin takvasına gelince inayet refrefine cezdesi iledir. Bunu Sami Efendi Hazretleri yazıyor. Bakara Suresi tefsiri mesela bu aynı zamanda tarikat-ı aliye de edep olarak bildirilir, gözü ne açtı ne de şaştı. Öyle ki, mesela bir berberin önündeyiz, aman ha keser diye nasıl dikkat ediyoruz o tıraş olurken, aman ha bir bıçak kaçar diye nasıl korkuyoruz? Yani bir berbere teslim olduğumuz kadar şeyhimize teslim olmayacak mıyız? Bu cezbe, Sidretül münteha vasıfların nihayete erdiği Sidre'den nefis perdelerinin nihayeti ve kuş nurlarının hidayeti olan Kabe Kavuseyn'e iki yay kadar yakın kaderdir. İşte burada kim nefsini tanırsa Rabbim de tanımış olur.
Kişi hakiki takva ile imanı hakiki bulur. Rabbimiz ittika ediniz, buyuruyor. İtika ediniz Cenabı Hak'tan korkunuz. Bu haşyetin tabirinde de aslında korku var. Daha çok tarif ederken şu şekilde beyan ediyorum. İşte havk-ı ilahi korkmaktır işte, haşyet, azamet-i ilahiyeden dolayı kendimize çeki düzen vermek derken bunu şu şekilde de ele almışlar Ulema-i Kiram, Rahimehumullah. Buyuruyorlar ki bu korkunun daim olmasıdır. Yani belli bir zaman, belli bir vakit, böyle bir mevsimsel bilmem filan değil de bir an, bir dakika, bir saat, bir gün, bir işte vakit değil de her zaman olması demişler. İtika ediniz yani bütün gayretlerinizle bizim uğrumuzda çalışın, bütün gayretlerinizle. Bir günden ki sözü sizi inayet-i ilahiye cezbeleri ile yollarımıza hidayet edeceğimiz gün demektir. O gün de ona döndürüleceksiniz ayetindeki rücu, dönüş sözü, başlangıcın gelişin ondan olduğunu bilmeye işaretti.
Biz ondan geldik, ona döneceğiz. Vera nedir? Artık bunu biliyorsunuz, vera dendiği zaman helalde bize dikkatli olmaktır. Allah'ımızın hoş görmediği bütün hallerden uzaklaşmaktır. Nedir ibadet? İbadet kurtuluştur. Ilimleri yollarımızı açar. Ibadetin aslı nedir? El Vera. İbadetin aslı, Yani yaptığımız taatlerin bizde yetkisi çok önemli deniyor ya, acaba yaptığımız taat bizde nasıl bir yetki yapıyor? Bu Kuran-ı Kerim'de var. İşte kıldığı namaz kişinin kötülüklerden alıkoyuyor. Eğer alıkoymuyorsa düşüneceğiz artık. Onu edeple, heyecanla yapmaya gayret dileceğiz. Neymiş namaz bizden neyi temin edecek? Kötülüklerden alıkoyacak. İşte oruç. Oruç dindiği zaman takvadır. Zekat dendiği zaman ruhun ve kalbin temizliğidir. Bunun gibi bunun gibi. Veastül Vera, veranın aslı nedir? Ettuka. Mevlai Zülcelal'in korkusunu gördüğümüzde taşımak hayatımızın her anını gösemek.
Ve usül takva, takvanın temeli nedir? Muhasabetü'n nefs, nefsimizi hesaba çekmektir. Ve usülmuhasabettin nefsi, Nefsimizi hesaba çekmenin, desası nedir? Korku ile ümit arasında olmaktır. İbrahim bin Ethem, Haddiseallahu Sırri Hazretleri şunu ifade etmemiz lazım, ruhaniyetini incitecek bir söz olmasın. Malum, Mescid-i Aksa'da böyle kapılar kapalı pencereler örtülmüş. Artık oranın görevlileri bütün insanlar çıktıktan sonra kapatmışlar. Bak İbrahim bin Edhem Hazretleri bir hasıra bürünmüş, orada ibadetle meşgul. Bu kapalı olmasına rağmen içeriye girenler olmuş. Onlara kapı pencere istemez. İçeri giriyorlar. Kırk kişi önlerinde, kırkların piri. Bu kırklardan bir istiyor, efendim beşer kokusu veriyor. O İbrahim bin Ethem diyorlar, bir yerden bir hurma almıştı. Hurmanın pisi nasıldıysa yine düşün, bu benim zannıyla almış. Işte o günden beri taatinin zevkini duymaz deniyor.
Bu şekil yoksa çok müstesna Allah'ımızın sevgili bir kulum. Buyuruyor uyku bize haram değil, yemek de haram değil. Ayağımızı uzatacak bu da haram değil. Ama edebi, erkanı ölçülü bir şekilde gibi ibadetini yapıyor. Fazlaca uykuya dalıyorum. Sonra yemesinde içmesinde daha huzurluyken bırakıyorum. Bu şekilde hareket etmek, boş iş ve boş sözlerden de uzak şüpheli ne varsa ondan da tamamen kendisini azade kılıyor. Ebu Bekn-i Sıddık Radıyallahu Anh buyurdu biz dedi harama düşeriz korkusu ile yetmiş helal kapısını kapattık. Boşuna sıddıki ağza, boşuna Kuran-ı Kerim'de ismi geçiyor. Allah'ımız onun rızasını istiyor. Efendimiz buyuruyor. İki cihan güneşi buyuruyor sallallahu teala. İbrahim bin Ethem Rahimehullahu Teala El Veravu Vera. İbrahim bin Ethem Hazretleri verayı iki şekilde ifade buyuruyor ve veravun farz olan vera nedir? Allah'a isyandan vazgeçmek ve veravun.
Bir korku daha var ki o da Allah'ımızın haram kıldıklarından uzaklaşmaktır. Bu mübarek zata soruldu. Vera nedir diye. Buyurdu ki ister gazaplığın olsun, isterse hoşnutluk hali olsun, Kişinin her iki halde de hakkı kaybetmemesi. Mesela çok kızdığı bir kimseye kızdığı için hakkını kaybetmemesi, razı olduğu için de ona bir diğerlerinden daha fazla iltifat ve Allah'ımızın rızasına nail olmaya çok dikkat eder buyuruyor. Bu Allah korkusu Celle Celalühü, bu korkuyu taşimamıza vesile. Bu korku da bize Allah'ımızı tanımaya ve ona gurbete, yakınlığa vesile olur. Demek ki hiçbir şey boşuna değil, gayret bir çaba istiyor efendim. Çok geniş, ele alınmış. Sanki İbrahim bin Ethem'le başladık, İbrahim bin Ethem'le de bitiyor gibi oldu.
O size kapısı penceresi örtülü olduğu halde girmesi, bir tanesi üstadımıza dedi ki, efendim dedi, şahit bunlar dedi geldiği zaman biz ne yapalım mürşivini sana koklatmazlar dedi. Öyle dedi, üçler, girdiler, kırklar kolay zannetme, öyle herkese de gelişigüzel anlatmayın. Daha biz mümin olarak ayağımızı nasıl atabiliyoruz? Şerdi Şerife bir ayetimiz ne noktada? Bizim şahıs olarak, aile olarak yediğimizde, içtiğimizde, ticaretimizde, insanlar ile muamelemizde acaba ne haldeyiz? Bunları bir yerine getirelim ki onlar hasıl olsun, Evet, bir zevktir, anlatılır, imrenmek için, kötülüklerden vazgeçmek için tabii söylenirse bize faydalıdır. Şüpheli olan her şeyi terk etmektir. Boş olan iş ve sözelden kurtulmak ve böyle vücudumundan fazla olanı da terk etmektir.