İslami Yaşantıda Şükür ve Sabır kaydında Öyle basit bir süreç değil. Ondan bir ara Hasan Hocamızdı, oturuyoruz Hasan Hocamız var, şey de vardı herhalde, Kürtoğlu Mustafa abi de var. Bak her şey apaçık olacak bize. Hasan Hocamız dedi ki efendim, Gayret dedi, ipi ellerimize aldık. Ben böyle dedim. Hiç dedi, öte dara bir şey yapamaz. Şurama bir sızı girdi ama kalbime. Tarif edemem.…
Öyle basit bir süreç değil. Ondan bir ara Hasan Hocamızdı, oturuyoruz Hasan Hocamız var, şey de vardı herhalde, Kürtoğlu Mustafa abi de var. Bak her şey apaçık olacak bize. Hasan Hocamız dedi ki efendim, Gayret dedi, ipi ellerimize aldık. Ben böyle dedim. Hiç dedi, öte dara bir şey yapamaz. Şurama bir sızı girdi ama kalbime. Tarif edemem. Hocam siz dedim biraz serbest duruyorsunuz ve ben çok dertliyim dedim. Çok sıkıntılıyım. İçin dedim böyle kanal. Hemen hükümettiler. Hükümet de düştü. Yapacaklarını da yaptılar. Askerliğini burada yapmayan kimse yok. Askerde bir söz söylenirler. Su uyur, düşman uyumaz. Gerçekten Hacı Hasan Efendi kurt bu cihanda. Sosyal yönden de kurt bu cihanda. Siyasetiyle de kurt bu cihanda. Aklıyla, fikriyle, ileri görüşü ile de kutbu cihandı. Burada bir serbestlik yaşandı milli selamet zamanı.
Tabii söyleniyor minarelerin ucuna Hakyurt İslam yazacağız bilmem filan Efendimiz öyle bir sürdü ki gerçek müşir-i kamil ol. Öyle üzüldü. Allah onlara ileriyi gösteriyor birinden. Dedi ki bakın dedi. Dedi nasıl dolacak dedi. İslam inne bedea varibe ve seyyaudu varibe İslam garip olarak doğdu. Garipliğe dönecek. Şu hadis-i şerif bizi çok düşündürür. İslam'a toplu toplu girildiği gibi toplu toplu çıkılacak hadisi aynen gerçekleşiyor. Bak çocuklarımızın, üniversitelerini düşünelim. Bundan o diyeceğimidir inşallah. Bu Efendimizin nasıl bir ferasetini olduğunu. İstanbul Üniversitesi. Bu mavi gemi hadisesi biliyorsunuz Kayseri'den Furkan diye bir yavru vuruldu. Çok genç, nur gibi bir yavru. Neyse nasıl çıktı bilmiyorum. Bize geldi o zaman Bülent. Biraz neşem yoktu. İşte neşem yok. Ha işte buna dikkat al be kardeşim, dikkat al. Şeysiz durumum oldu, süpürdü canım istemez halde.
Bu Aksu hadisesinde de aynen öyle efendimiz ben dedi rüya gördüm, elimin içerisine dedi uygunsuz bir şeyler bulaştı temizleyemedim dedi. Ya bunu dikkate alın işte. Neler oldu, ne ölümler oldu, neler oldu, neler oldu. Ondan sonra, ordan geçiyorum. Allah'ım dedim başka bir şey dedim. Görüşüyorlar. Üniversitede orada şehit olanlar için toplandılar. Beyazıt meydanında biz de gittik, girdilerden bakıyor, çok güzel oldu. Nasıl gülüşüyorlar, nasıl açılmalar, nasıl saçılmalar var? Onlar şimdi aynen bak memleketimize geldi. Siz de görüyorsunuz. Diyor o sığaranın daha değişikleri çıktı. Bizim İstanbul'da, diğer tarafta etrafında evler var. Böyle dolaşırdım orada. Çünkü Mısır'dan gelen Sa'diye Taryak'ı büyük veliler var orada. Bizimle giren bir arkadaş var da efendim diyor bu diyalta otursam diyor. Akşam nasıl oluyor bilmiyorum. Gerçekten öyle.
Ön tarafında bütün veliler, Yusuf Sina Çerkez Hazretleri. Bu Yusuf Sina Çerkez Hazretleri bu Edirne tarafından gelmiş. Gelmiş Vehhih yapma, kendisine iftiralar edinmiş, bir şeyler edinmiş. Evliya ya olur. En çok söz onlar olur zaten. Aslıyor, aslıyor. Bizzat bana anlatıyor adam. Süt minderini bana anlatıyor okuldayım. Siz duymadınız daha bunları. Yoğurt minderini bize anlatıyor. Yahya'da diyor bir şeyh varmış diyor. Ben onun oğluyum. Bana anlatıyor okulda. Böyle diyor, eğer diyor süt getirirlerse onun altında sırt minderi varmış diyor. Ondan sonra çoğu getirsek yoğurt minderi bana anlatıyor nasıl kafalara işlemiş diyor. Sonra bunu sandalyeye döndüler minder anlayınca bunlar gerçek bunlar. Bunlara göğüs gerd bunların. Bu günahkar kardeşimiz Efendimizin gördüğü sıkıntıyı aynısını gördü hayatında. Tamam onu ben canım gibi seviyorum. Canım ne ki? Ama sıkıt.
İslami Yaşantıda Şükür ve Sabır kaydında Öyle basit bir süreç değil. Ondan bir ara Hasan Hocamızdı, oturuyoruz Hasan Hocamız var, şey de vardı herhalde, Kürtoğlu Mustafa abi de var. Bak her şey apaçık olacak bize. Hasan Hocamız dedi ki efendim, Gayret dedi, ipi ellerimize aldık. Ben böyle dedim. Hiç dedi, öte dara bir şey yapamaz. Şurama bir sızı girdi ama kalbime. Tarif edemem.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Efendimiz çok anlattı, Menemen artıkları diye Efendimize bu mahallede. Menemen artı dediği ne biliyor musunuz? Esad-i Erbili hazretlerinin yirmi yedi tane halifesini idam ettiler. Dedem de bu menemen hadisesi sebebiyle gitti bunun için daha çocuk düşünün bir çocuğu psikolojisini nasıl bozuyorlar? Menemen artıklarının çocuğu diye. Derdi Efendimiz biz çocuğuyken gözlerimizi yıldırdılar diye. Öyle canım, İslam öyle kolayla gelmiyor. Oturttuğum yeri anlatacak bir şey. Bak böyle süreçlerden geçti memleketimiz. Şimdi serbest gibi bilmem filan görmeyelim. Sizin de bildiğiniz anlatırım da uygun düşmez. Biz bu yapılan işleri Allah'ın ismi ile ağzından zesine verebilirim. Yok, araştırıyorum ben de bakıyorum. Okuyorum. Nasıl bir hile kurduklarını. Hile sadece Türkiye olarak değil. Hile bütün dünya olarak. Bakmayın sen onların dost gibi göründüğüne. Dediler ya bükemedikleri bileğe öperler diye.
Üç, üç bir dost mos var diye. Yeter ki bir fırsat olsun. Onunla dua edeceğiz, yalvaracağız. Bu, Erbakan'ın dönemiydi. Meydanlar doludur. Ondan sonra millet bağlıdır tabii. Bir iman aşkı başka ne diyelim? İmanları kabarıyor. İnsanlar çok sıkıntı çekmiş bir fırsat bulunca Efendimiz dedi ki Bak dikkatli olun! Hz. Ömer ile radiyallahu anh iyice hatırlıyorum o yüzden. Hz. Ömer ile kırk kişi olduk dedi. İslam, kırk kişi olduk yedi sene acele etmeyin. Necip Fazıl'ın çok güzel bir sözü var. İslam diyor pekişe pekişe gelir diyor. Biz bazı yerin ihvanı var da deriz çok sıkıntılardan geçtilerdi. Şimdi Efendimizin düvelde yirmi bir tane ihvanının çekmediği kalmadı. Husus toplandılar o ihvanlarını öldürmek için. Şimdi bunu bilen Ahmet Kazanga'ya, o da çok yaşlandı. Biri de Ümmü-İslam oldu. Biri de oradaki imam Mehmet-i Bedri, Aslan Türkmen. O bilir. Nasıl bunlara hüküm ettikleri?
Orada İbrahim ve Kenan Hoca'yı bir İslam alimi ceplerine benzin koyarak hocayı yakmak istedik derdi, der camilerini. Sevrirlerdir, İslam öyle kolay ile gelmiyor. Diyoruz ya milyonlarca insanların şehitlerin kanlarıyla bu din emanetidir İslam. Oyun çok büyük. Oyun bu internetlerde vesaire çocuk oyunları bilmem planlar Yahudi böyle bir düzen vuruyor ki. Öyle bir düzen vuruyor ki. Siz bu gördüğünüz, biliyorsunuz, gösterimlerde ne de, anasını mesela öldürüyor, kolayca, babasını dürlüğü, çocuklarını dürlüğü. Bu Yahudi'nin hazırlamış olduğu plan bu. O gösterimlerinde bilmem planlarda beyaz balina diye bir haberiniz var. Bunlar neler? Birbirlerine şiddet gösteriyorlar. Hususu ayarlanıyor, çalışıyorlar bu hususta. Ondan diyorum sizi az görmüyorum diyorum bunların bir tanesi olsun, canlı gönülden Allah'a yalvarsa belki kurtuluşumuza vesile olur diye bakıyoruz. Yoksa hadiseyi bilmiyor değildir.
Milyonlarca gençliğin nereye gittiği malum? Siz biliyor musunuz Kuran kurslarında namaz kılınıyor mu? Bir Kuran kurusu hocası namazı kılıyor mu? Klanı var, evet. Acayip bir hayatın içindeyiz orada. Yok kılmıyor, demiyorum ama kılmayanlar var. Camiye kimse gelmesin de rahat edeyim diyen imamlardan. Bir tane yaşlı yedi camiye, bir yaşlı. İmam rahatsız olur. Varsın geçsin. Bir de şeriatımızda diyelim ki cemaat yok, camı açılacak. Bu şeran camı açılır. Deven de ilibe diye bir yer Devendi yok Ali. Devendi. Yok. İlibe live. Orada biz yatsı namazına gittik. Yatsı namazında imam tek başına. Yıldırıyor. Kimse yok, öyle olacak. Cami İslam'ın şiarı olduğu için açılacak. Canım kimse yok, öğlen yok, bir kimse yok, dinmez diyor. Bu bizim Yeşidi Sar, şeyde, İnce Usta bir kaymakamımız vardı Gümüş Emre diye. Bu camileri bırakıp gibi dolaşırdı. Buraya gelip çok severdim.
Geldi, imamın biri camiye mi gelmemiş, anlattı bize. Sonra imam bulmuş. Demiş ki imam efendi, bak şu vakit yok. Adam güçlü diyor, ne diyor. Amma bir din gayret var burada. Demiş ki sen ne yaptın? Ben bir tane vakit bıraktım. Yok demiş. Hatta kendi geçmiş de kıldırmış da namazı. Yok demiş. Sen nasıl kıldırıyorsa, o vekil tayin ettiğinde aynen kıldıracak demiş. Şeyh abine. Efendim, böyle sokaklar üzerinizde, mide bağırış diyor, Efendimiz dedi ki bakın, kendi kendinizden de gelin, göğe olmayın. İslam yedi senede güç kuvvettir. Bandırma Ali Efendi de öyle. Bunlar şeyi bildiği için o sıkıntılı devreleri hep biliyorlar bildiklerinden. Aman ha din kim olalım? Konuşmalarımızda, nedenimizde dikkat edelim. Efendimizin bir konuşması, siz anlatayım, minarenin şeref izinden takip edilmiştir, bunu kimse bilmez. Ona dikkat ederiz, riayet ederiz.
Bilhassa İslam'ın emirlerine çok saf bir yapışacağız böyle. Böyle bir dönemlerde şöyle demeyeceğiz. Biz Allah'ımıza çok döneceğiz. Çünkü Rabbimiz sevdiği kullar olunca bir Hadis-i Şerif Cami-i Sahih'de geçer, çok güzel. On binlerce Hadis-i Şerif vardı. Hadis-i Şerif'in birisi Cenabı hak buyuruyor bir kavme azap etmek isteyince Allah korusun eğer ibadetli, taatli, zikirli kimseleri ölürse gazabı ilahi durur bunun. Onun için diyor gazabı ilahinin durması bizim Allah'ımıza tam dönmemize bağlı. Eğer iyi dönersek Allah'ımızı muhafaza eder. Eder. Uymayacağız çünkü çok bozulmalar fazlalaştı, çok fazla görünüyor Allah korusun. Burda bu sebeple ibadet yönünü aldım. İbadet yapılıyor da böyle bir Cemade kalkıp da şu anlatılmaz. İşte namazın farz şudur Vacibi Şu değil daha bir şöyle ruhi yönleri anlatılır. Şimdi siz öyle bir cemaat olarak görüyorum, öyle ihtimal ediyorum, öyle inanıyorum.
Bunlar diyorum elhamdülillah, seçkin kimseler diyorum. Çok uzun. Arkadaşlar, muhafaza ediyorlar bazen kendilerinin konuştuğunda da dinliyor. Diyorlar ki söylüyorsun ibadet şahsi olarak yüzde yirmi beş, yüzde yetmiş beşi muamelat. Nedir diyelim? Komşumuzla olan münasebetimiz o yüzde yetmiş beşti. Onunla iyi geçinmek, komşumuzla. Bunun yanında akraba, güzel geçinmek, o yüzde yetmiş beş. Sonra yolun hakkı diyelim. Bu muamelattır. Bunu güzel yapmak. Diyelim biz alışveriş yapıyoruz, düzgün yapacağız. Satan kimse o da düzgün olacak. Bunlar muamelattır. Yavrularımıza karşı münasebetimiz, aileye karşı olan münasebetimiz hep bunlar muameledir. Çok güzel İmamı Caferes Sadık Rahmetullah Ali hazretleri bunu böyle bir ayarlamış. Muameletullahi ta'ala bizim başta Allah'ımız ile olan muamelemiz var, Allah'ımıza. İkincisi muameletün nefs şahsımızla olan muamelemiz var.
Allah'ımıza karşı karşıyayız var, nefsimize var. Muameletul hal bir de insanlara karşı. Zaten cemiyetin içerisindeyiz. Bakarsın ticaretin var, vesaire var, gelenin var, gidenin var, müşterinin var ve girdiğimiz, çıktığımız yerler var. Halk ile on muamele. Bir de muamele tü dünya. Dünya ile olan muamelemiz, şu yaşadığımız alemde. Hepsini diyemezsem bir kısmını alayım. Şu şekilde anlatıyor. En sondan alacağım. Çünkü baştan baş buyurun. O bir cümleyle biiznna iteala bitiyor. Böyle olmasın da en sondan alayım. Ve usulü muameleti dünya Dünya ile muamenemiz nasıl olacak? Şimdi yaşıyoruz. Hava alıyoruz, bakıyoruz, dağ görünüyor, güneş. Üzerimize inşallah hayırla duvar. Böyle aynayı gördüğümüz zaman yapacağımız dua bu olacak. Allah'ım üzerimize ey ay hayırla doğ diyeceğiz. Çünkü o Allah'ımıza kulluğunu yapıyor. Hepsi bu.
Ernuvda bitduh Diyelim ki yiyeceğimiz, içeceğimiz, geçimimiz bir başkası gibi değil. Arabamızda değil, telefonumuzda değil, evimizde değil, hayat şartlarımızla bizim bir başkası gibi değil, onlar gibi durumumuz yok. Buyuruluyor ki en aşağı olan yaşantıya razı ol. Allah'ım bana bu kadar nasip etmiş değil diyor. İşte şunun şu var bunun buz var demeyin bize. Vel isaru bil mevcut. Eğer elinizde bir şey varsa onu muhtaç olana vermeye çalışın. Bir başkasını kendinize tercih edin. Zaten İslam tarif edilirken kendimize nasıl bir iyilik istiyorsak karşımızdakine de aynı iyiliği isteyeceğiz. Vay istiyorsak karşımızdakine de aynı iyiliği isteyeceğiz. Vay şu adam olmasaydı demeyeceksin. Onu yaratmış Mevla. Allah yaratmış rızkını da veriyor mu? O da Allah'ımızın bir kulu. Hatta büyüklerimiz buyuruyorlar ki gördüğümüz her bir şahıs Allah'ın ayetidir.
Allah onu yaratmış, insana o kadar değer vermiş ki Cenabı Hak ta'l tali diyor. "ve terku talebil mefkut" olmayan ve terku talebil mefhul olmayan bir şeyi, istemeyi bırakın. Şu dolsun, bu dolsun demeyin. Allah'ım böyle takdir buyurdu. Şükredersek Allah'ımızı artırır zaten. Çok varlıklı bir kimse vardı dedi ki kardeşim dedi ben dedi varlıkla buraya gelmedim, yoklukla geldik dedi. Anlattılar bir halini. Ve bu ulul kesra Çok olduğundan dolayı diyor, işte şu kadar malım mülkün var demeyin, üzülün diyor. Acaba bunun hakkını verebilecek miyim veremeyecek. Ve ihtiyari züğürt, dünyaya muhabbet etmemeyi kendinize adet edinin. Muhabbet etmeyin, geçici, kalacak. Yetecek kadar. Ve marifetü afatiye, dünyanın diyor biteceğini bil. Deyin ki, hatırlıyorum Efendimizin bazılarında çok açık misalleri biliyordu.
İşte koltuğunda kitap, şu hoca nerede, ondan sonra bu hoca nerede, ün safta dizilen, bütün cemaat ahirete göçtü diye uyandırmaya çalışıyordu. Bunun gibi, bak çok rengi, varlıklı ama öldüğümüz zaman hiçbir şey kalmıyor. Mühim olan onların hakkını verebilmek. Böyle baş olma arzusunu terkle birlikte hayvani duyguları da terk etmektir diyor. Dünyayla olan münasebetimiz bugün düşün. Ondan sonra halk ile olan münasebetimiz ne olacak? Şimdi evimize varacağız. Allah'ımız nasip ederse. Evde çoluk, çocuk, ev işte ne Ondan sonra çıkacağız, karşılaştığımız sokakta insanlarda olacak. Ondan sonra bir iş yeri olmuşsa orda bulunacağız işimizde. Bunlara karşı biz nasıl davranacağız? Çok güzel izah etmiş Cafer-i Salih hazretleri. Ve asülü muamelesi kalp sebatı, hel-hidi. Yumuşak. Biz bunu yaşıyoruz. Eğer yumuşak davranırsak içine bir huzur gelir. Getir.
Yok aman ha şurada, aman ha böyle, o bir sıkıntı veriyor insana. Çünkü karşıdaki üzülebiliyor. Onu üzmek insana, usulüne uygun demek gerekiyor böyle. Nastari diye. Bel' af, bağışlamak. Çok bir kin, çok kötüdür kin. Mettevabu alçakgönül olmak. Ve sekera cömert olmak. Elimizden geldiği kadar imkan nispetinde ve şevka, bu acıma da olabilir, korku manasında taşır. Şefkat kelimesinde korku da var. Bu Allahu alem merhametle muamele etmek, acıma. Vennus, nasihat etmek, düzelci. Ve'l addil, adaletli davranmak. Ve'l insaf, Bu insa da adalet de çok yakın, kelimeler adaletli yani ölçülü hareket etmek. Hepsini okuyacağız herhalde, iki kaldı. Nefsimizle olan muamelemiz nedir kendimize ait? Erkeğe, gayret edeceğiz. Allah'ım sabah namazını emreden sensin. Senin emrini nasıl tutmam diyeceğiz. Biz herkesin kendine ait muhasebesi odur. Kendini hesaba çekeyim.
Buna bir örnek olacaksa şunu düşünürüz biz Allah'ım yanlışlık yaptığında şeytan sevinecek. Bunu deriz mesela. Yalnız senin emrine uyarsam sen razı olacaksın. Resulullah razı olacak, melekler razı olacak, nasıl olur da şeytanı sevindirebilirim deyip kendimizi isada çekeceğiz. Cehil, gayet bu sürece. Vel havf ilahi korku olacak ve hamlül ede, sıkıntılara da katlarlar. Vel rüya da, nefsimizin her isteğini değil. Böyle onun yeminini kesmeye çalışacağız. Ve talebü's-sık, doğru olacağız. Ve ihlas, samimi olacağız. Yaptığımız işte ciddi olacağız. Abdest alırken elimizi yıkıyoruz diyelim yıkarken Allah'ım elimle yapmış olduğum hatalara tövbe olsun diyeceğiz. Hata etmedim diyelim nur üstüne nur olur o zaman. Daha bir nurlanır. Her şeyi ciddi olarak tutacağız. Acele okuyorum. Evet ve ihracuha min mahbubiya ve rabduha filpatr. Böyle fakr, kalbi yokluğu ifade eder.
Kalben, kalben Allah'ımıza karşı acziyetimizi bildireceğiz. Bir kalktı, o da Allah'ımız ile olan muamelemize Allah'ın hakkı denir. Aldığımız, bir kitap bunu çok derim İbni Recep ve Hanbeli diye çok güzel bir eser o da elli tane golü alır, Hadis-i Şerif alır. İşte orada gördüm. Bir insanın diyor boğazına çırpütse der ki diyor yahu bir nefes alayım da malım hep senin olsun, yapma. Boğazına diyor, çükürtsün. Burda Allah'ımızın verdiği nimetin değerini anlatıyor kitapta. Bir nefese diyor, yerine göre malım mülküm senin olsun yeter ki beni bırak diyor. Bir su, çok diyor demeyin bir ihtiyacımız oldu suya da. Allah'ım dedi şu suyun kıymetini bilmezmişsin diye. Her şey yokluğunda belli oluyor. Evet. Ve hıfz u haddi, Allah'ımızın koymuş olduğu sınırı aşmayacağız. Ne buyuruyorsa ona dikkat edeceğiz. Rahatlıkla burada Efendimizin nasihati çok güzel.
Biraz parlıyor, parlaması onu çekersiniz televizyona niye? Okuruz çok güzel şey yapıyor. Parladığından çekemiyorlar. Yansıma yapıyor. Orada diyor ki Efendimiz, ben de o nasihatte bu bölümü unutamıyor. Ne zaman Allah'ımızın emrine uydun en rahat günü mudur? Emri ilahiye uyduğun gün. Çünkü kalbe bir huzur geliyor o zaman. Bir rahatlık geliyor. Sonra bu rahatlığın olmadığı vakitte olur. O amelin hapt olması kabul olmazsa günah, istediği kadar yapar Allah korusun. Hiç çekinmez onu. Ama Allah'ımıza saygılı bir kimse ise yapmış olduğu hata içine sızıverir. Neden böyle yaptır diyor. Allah'ımız da bunu istiyor zaten. Ed-tövbe en neden buyuruyor. Tövbe, ne damat Allah'ı neden ömrün böyle geçiyor? İnsan kendi arkadaşlarıyla çok halleşir. Burada Ali'yle, Ahmet'le, Yusuf var ya Yusuf'u, ne gitti? Yusuf'la halleşme. Bekir'le de halleşme. Seviyeye göre ama kendi seviyemizde kimse olduğumu konuşuruz.
Deriz ki bunca zamandır vakti geçirdik. Bundan sonra olsun kurtaralım deriz bizi. Kendi aramızda konuşurken aman deriz bak yaşlı bir sürü süre geldi. Dikkat edelim, mahvolmayalım ya Sure-i ilahide. Mahcup düşmeyelim deriz, dememiz de lazım. Ve şükrü atayih Allah'ımızın verdiğine şükür. Yalnız şükür noktasında şunu ele almış Ulema-i Kiramımız. Diyor ki şükrü demediğimizi bilmek de şükrüdür diyorlar. Bunca nimet. Bir sıkıntı geçirmiş biri. Biz de öyle bir rahatsızlık geçirdik de anlattı. Efendim dedi, şu dedi insanlar arasında dedi, Omuzumuz birbirine değerek yürümek ne kıymetli bir şeymiş dedi. Ben dedi kaç ay yattım dedi inan bunun dedi şeyini isterim dedi. Keşke sokakta yürürken insanlara da şöyle bir vücudum değer değer yürüsem dedim. Öyle bir hal çektim ki, ah develi yok anlatacağım Cemil diye birisi var develide. Askerden gelmiş otuz sene yapmış. Cemil demiş ki hani ne olur demiş.
Beni arabanızın arkasına atın. Şu develiği bir gezdirin hep yatakta kaldın demiş. Bak Allah'ın muzun verdiği nimete şükrediyor. Elam'ı ayağımız tutuyor. Elam'ı. Namazdı, ibadette, taatte koşacağız. Bize belki burada bilenler olur, Abdullah Hoca'ya gelirdi. Kimleri, külüşlerle. Hah, Abdullah Hoca, Efendimiz de bu imtihana niye de girmiş divanle. Abdullah Amca sizin merdivenin ayağı yedi midir nedir? Efendimiz her şeyi ayırdırmış. Oradan çıkarken her merdivenin ayağında vay vay. Her deyip ondan sonra evvel geçsetti, daha evvel efendimi bu saatte. Geçirdiğimiz günlere yüzü geçer. İyi geçti, daha iyi geçirmediğimize. Çünkü Allah'ımızı görür gibi taat yapabiliyor mu? Bunları dedirtirineceğiz biz. Ve rruda bir gadai hükmüne razı olacağız. Ve sabru ala bela belalara da sabredeceğiz ve ta'zim hurmeti ve şevku ile Allah'ımıza büyük bir saygı içerisinde olacağız ve aşk muhabbet olacak Allah'ımıza.
Eğer öyle olursa Allah'ımızda öyle karşılar. Çünkü kuluna Cenabı Hak, kul Allah'a aşık olunca Cenabı Hak da kuluna aşık ediyor. Böyle dinmez de kuluna arzu duruyor diye.