Diniyor ki, ya silsile okuyorsunuz başlamışsınız, halıkı arzu semaya eyleriz hamdü sena, bunu düzgün okuyacağız. Dinliyorum silsileleri, yanlış okunuyor. Halık-ı arzu semaya eyleriz hamdü sena. Son kısmına geçiyoruz. Oldu kalemdar, serçeşme-i hakikat bizlere, buldu feyiz ihvanı, bazaba, anınla daima, bunlar boşuna söylenmiş değil ki, buldu feyzi diyor, buldu feyiz, iyi okuyalım. Düzgün, bir Diyor işte, silsile okuyacağına diyor, okusan da Esma-i ilahiyeyi, şimdi bilmeyen bir kimsemiz buna kapılmaz mı? Yahu hakikaten biz Sıdddhi gazamının bu zamana kadar okuyoruz, Meşşai İzamın ismini onu okuyacağıma ya Rahman ya rahim derim. Şu anlayışa bakın, eğer biz sünnetleri kılıyorsak, kıldığımız sünnetler farzı en güzel şekilde yerine getirmek için.
Farzda Rabbi zülcelal'imizin bizzat huzurunda olduğumuzu, aradan bütün engellerin kalkıp Rabbimizin meleklerine de iyi meleklerim kan dökecek, fesat çıkaracak kimseler diyordunuz. Bakın şimdi bunlar bana saatte bulunuyor düşüncesinin hasıl olması onun görür gibi taat yapmak için. Bizim eğer silsinede meşayi izamın ismini zikrediyorsa, Allah'ın salih kulları anıldığı zaman Cenabı hakk'ın rahmeti ve mağfireti gönüllere yağar. Zaten esma-i ilahiyeden hakkıyla istifade edebilmek için esma-i ilahiye demek, Allah'ımızın ahlakıyla ahlaklanmak demek. Mesela ya rahim dedik, şefkat ve merhamet. Diyelim ki zulüm gören kardeşlerimize elimizi açmış dualar ediyoruz. Evimizde şu anda çok rahatız. Diyoruz ki ev şöyle olsun böyle olsun derken, Somali de ayağını uzatmadan yatan, dört kişilik bir aile ayağını uzatmadan yatacağı yeri zor buluyor. Aynı zamanda senede bir defa yıkanmıyorlar.
Bunları düşünerek, bu şefkatle, bu ile ahlaklanmak demek. Her şeyi yerli yerince kullanmamız gerekir. Bizim mesela Evrad-ı Ezker okumamızdan mana nedir? İbadetlerimizi Rabbimizi görüyor gibi yapma yolunu temin içindir. Şimdi bunları tamamen terk edeceğiz. Ehlullahın sözlerine riayet ederek Allah'ın izniyle kurtuluşumuzu sağlayacağız. Sonra fena zuhur eden, yani birini geçmeden diğeri hasıl olmaz. Dört ayaklı merdiven ama merdivenlerin ayakları şu bildiğimiz on beş santimlik bir merdiven ayağı değil, yerden ta Arş-ı Azam'a uzanan bir merdiven ayağı o. Esali Erbili Hazretleri'ne birisi anlatıyor. Efendim diyor, ben sizin sadrınızdan yukarısını yemyeşil olarak gördüm. İşte fena bir resul hali zuhur ediyor, buyuruyorlar. Dikkat ettiğim ehlullahın böyle evrak ve ezkar geçilecek tabi. Çünkü zulmetten nura döneceğiz, ahlakımızın güzel olması. Bir kimse iftihar etti, şimdi biz onu hep anarız.
Sohbetlerde ismini de veririz, ondan nakiller de yaparız. Evrad Bey Ezkar görüşülüyor. O kimsenin görüşmesinde ne konuşacağını çok arzu ediyorum. Acaba dersin nerelerde diyor. Çünkü çok vasfediliyor. Herkes onu seviyor. Üstadımız çok muhabbet ediyor. O geldiği zaman sohbetin konusu, Rabbimizin cemali oluyordu. Nesai Kuraniye'de. Cennetin maarif cenneti, ruhani lezzetlerinden anlatılıyordu. İçeri girdi. Üstadımız buyurdu ki o halini anlatınca, iki bin Lafza-yı Celal dışından okursunuz, iki bin de içeri. Iki bin de içeri. Anladım ki iş ahlak güzelliği. Öyle evrad ve ezkarla yükselme değil, onun bizde sağlayacağı ahlakımızın güzelleşmesi. Ancak bu şekilde Rabbimize vuslat mümkün olur. Nefsin çok büyük oyunları var, çok. Hacı amcamız, bu Maksud amcamız bilir. Biz de hemen hemen o devreleri yaşadık. Neler oldu neler oldu.
Hilafet makamlarında vesair hallerde olan kimselerin nasıl helak olduğuna hepimiz şahitiz. Saymakla bitmez. O zaman ne yapacağız biz? Nasıl kurtulacağız? İki esasla kurtulacağız. İman ve takva, iman ve takva. Yoksa oldum, bilmem filan demekle mümkün değil, olmuyor. Alimize şu hususta bayağı gönlünde tereddüt geçirenler oldu. Bir belde siz hatırlayamazsınız, hatırlarsanız demem zaten. O beldede böyle çok kıymetli bir hoca var. Herkes onu veli olarak da bilir. Üstadımız görev ve vazifeyi ona değil de böyle bir işçiye verdi. Buna çok insanlar itiraz ettiler, gönül olarak. Dediler ki böyle bir hoca varken nasıl oluyor da bir işçiye, bir çiftçiye veriyor? Hakikat ortaya çıktı. Cenabı hak onlara öyle bir feraset lütfetmiş ki, demek ki kendi hallerine göre davranmıyorlar. İradelerini Rabbimize teslim etmişler. Rabbimizin emriyle hareket eden insanlar bunlar. Her şey belli olsun.
Allah'ımız muhafaza buyursun, kötülüğü anlatmak bizim gönlümüze, hep leke düşürür. Cenabı Hak muhafaza buyursun. Ama o kimsenin de ne kadar hayırlı olduğu ortaya çıktı. Demek ki ahlakın güzelliği. Bunu Esadı Elbili Hazretlerine bile ifade edenler oldu, taala-ı Erbili Hazretleri'ne. Efendim öyle sizin hule fanız var ki ilim ehli zülcenain, hem zahiri hem batıni ilimleri öğrenmiş, hal sahibi, makam sahibi sahibi, makam sahibi insanlar var. Yirmi yedi yaşındaki bir gence nasıl bu vazifeyi tevdi diyorsunuz diye gönüllerinden hep geçiyor. Bunu bilen ta Anhariri Hazretleri bu emir Rasulullah'tan geliyor sallallahu aleyhi vessellem. Ahlakımızın güzelleşmesi gerekiyor, bunu ulaşabilmek için. La yasulü Rabbliillallah illa billa ancak Rabbi Zülcelalimizle buradaki ifadeye dikkat edilirse illa billa dikkat edilirse illa billa ancak Allah'ın yardımı ile olur. Yoksa mümkün değil.
Bizim bu mescide gelmemiz, oturmamız, taatlerimizi yerine getirmemiz kendi elimizle değil. Allah'ımızın yardımı var burada. Bu mübarek yola girmişiz, gece kalkıyoruz. İbadetler, taatler, gönlümüz bütün Allah'ın yolunda hizmetler istiyor. Bu Mevla'nın yardımı ile oluyor, yoksa mümkün değil. Ve bir muvafakat-i habibihi sallallahu aleyhi ve sellem, Efendimizin de sünneti seniyyesine uymak suretiyle. Aslında bizim konumuz bu idi. Sebebi gördüğüm kadarıyla son zamanlarda sizin de tasvip edemeyeceğiniz, sizin de arzu etmediğiniz haller meydana gelir. O da Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin sünnetlerini hafif görmek gibi. Onu hafife almak gibi davranışlar, bunu inşallah vakti geldiğinde anlatmaya gayret ederim. Efendimizin sünneti seniyyesine bağlılığı okuduğum Ayet-i Celile bunu ifade ediyor zaten Risale-i Nur'a.
Namazları sünnetleriyle kılmamızı, gözlerimizi haramlardan korumamızı, azalarımızı bütün muhafaza etmemiz, ne için yaratılmışsa onu o şekilde kullanmamız, Allah korusun israfa gitmememiz hem maddi hem de manevi günde mesela yemek yiyoruz diyelim ki tabağın yarısına kadar veya çorba tasası yarısına kadar inmişiz ondan sonrasını akmak had'iyen caiz değildir. Çünkü bir nimetin bir sofrada ekmeğin kırıntısından dahi, Bizim hanemizdeki adet, sofradaki kırıntılar, ayak değmeyecek yerlere bırakılır, kuşların kurtların yiyeceği nimet olarak sunulurdu. Böyle herkesin basıp gideceği yerlere, külün atıldığı, çocuk bezlerinin atılmış olduğu o tenekelerin içerisine içerisine yemek artıkları bırakılmaz, bereket olmaz zaten o zaman. Yoksa bizim azıcık dediğimiz yiyecek ve içecekler bereketlenir, artar girer. Bizim mürşid-i kamilimiz bir ahrazı dillendirir ondan bize nasihatler verirdi, bir ahraz.
Anlatmış üst hazımız ona da herhalde anlayacağı tarzda ifade buyurmuş, anlatır o. Şu çobanın birisi koyun otlatıyor, gece ekmek çıkını, onun içerisinden böyle bir dürüm onu yiyor. Yerken karanlık olduğu için tabii ekmek ufakları da ister istemez dökülecektir. Oraya bir sopa işaret ediyor, bir işaret bırakıyor. Bir dine veya sopayı dikiyor önüne. Gündüz olduğu zaman diyor ben gelirim o ekmek ufaklarını toplarım. Mürşidimiz bunu anlatmış, biz bu kadar okuruz söyleriz ayetler hadisler bunlar kalır kafamızda. Doğuda bir kardeşimize dedim üstadımızdan ne dinledin. Üstaz-ı adimiz bir ayet iki hadis-i şerifle görürlerdi. Hiç onlardan bahsetmedi. Şu kalmış hakrında, böyle af buyurun pislik toplayan bir böcek, akşama kadar ayaklarıyla o uygunsuz maddeleri topluyor, top haline getiriyor. Ayağıyla deliğine doğru çekiyor, yuvasına doğru çekiyor, girdiremiyor.
Üstad zalimiz buyurmuş ki burada nefsani arzu ve isteklerle toplanan mallar, Allah'ın yolunda harcanmayanlar, yarın kabre girmeyecek. Bu kalmış. O çoban gündüz olmuş varmış bakmış ki ekmek ufaklarını toplayacak, orada altınlar bulmuş. Çok büyük de nimete mazhar olmuş. Bunu duyan bir çoban demiş ki ya sen aynen benim gibi bu meslekteydin, nereden kazandın, giyimin de değişti, Yemen de değişti, evinde barkında arabanda hep değişti. Sen bir Skoda gibi bir araban vardı, bir Murat vardı, bir serçe vardı, bir kartal vardı. Bunların da modası geçenleri belli bir düzene koydular. Hani böyle arabalarda ne oldu şimdi BMW'lere biniyorsun hali anlatmış. O da gece ekmek çıkısından dürümünü çıkartmış, yalınız ufakları bile bile döküyor. Eliyle de atıyormuş daha çok altınlar buluyor diye. Oraya işareti koymuş, sabah gelmiş ki niyet düzgün olmayınca bir yılan dönüyor etrafında.
Dendiği zaman, itikadımız tereddütsüz olur bizim. Tereddütsüz bir inanç hasıl olur. İbadetimiz halis olur. Ahlakımız arz ettiğim gibi israf gibi vesaire bütün bu fena duygu ve hallerden kurtuluruz, gözlerimizle koruruz, namusumuzu da muhafaza ederiz, bid'atlerden de kaçınırız, Sünneti Seniyyeye yapışırız. Bu Ayet celle kafi zaten ve efendimizin yolunu takip etmektir. Bizim için en geçerli olan nedir? Allahu zülcelal'in, Allahu zülcelal'in yardımıyla, ihsanıyla müttaki bir hayat. Allah'tan korkarak, helali de bile harama düşerim korkusuyla Ashab-ı Kiram'ın yaşantısını tercih etmek. Helalde bile haram, şüpheli işler neler yok. Eğer böyle yaşayacak olursak hiç şüphe etmeyin. Allah'ımızın yoluna dahil olanlar, kötülüklerden kurtulup insanlara şefkat ve merhametle bakanlar pek çoğalıyor. Hep yaşantımızla alakalı. Essık doğruluk nedir?
Dini esaslarda, emri ilahiye elimizden geldiği kadar son derece dikkatli olmak ve ittibau sünneti fişşer şer'i emirlerde, dini görev ve vazifelerimizde Sünneti Seniyyeyi takip etmek. Mesela bir def-i hacete girerken sol ayağıyla girmek, başı örtülü olmak, birçok edepler var. Çıkarken de diyor. İnsanlar üç kısımdır. Birincisi. Bir kere Allah'ımız kendi tarafından ona hidayet nuru ihsan etmiş. Bunlar, Halıkımız onun düzgün davranacağını ezelde bildiği için küfürden de şirkten de nifaktan da onu muhafaza etmiş ve korumuştur. Ve tabakatü's-Saniye ikinci tabaka İkinci bir zümre var ki Allah'ımız onlara inayet yardım nurunu yağdırmış, ihsan buyurmuş. Onlar da büyük ve küçük günahtan devamlı uzaktırlar. Zaten büyük ve küçük günah ayrımını dahi yapmamışlardır. Allah'ımıza karşı ağır gelir diye. Onun azametinden dolayı üçüncü bir tabaka. Çok güzel. İşte şu üçüncü tabakayı bir yerde de bilsek.
Üçüncü tabaka Allah'ımız ona korunmanın yollarını gönlüne bildirmiş. Kötü düşünceler hiç kalbine gelmiyor. Nerede böyle kimse bulmuşlar? Bunu üstadımızın üstazı mürşid-i kamilimize soruyor. Havatır gelir mi size olur mu deyince efendim böyle bir şeyi bilmem buyuruyor. Bu üçüncü sınıf. Kötü düşünce diye hiçbir şey kalbine gelmiyor. O zaman bize nereden geliyor? Gelmesi delik deşik olacak olursa ne olur? Yılan da girer, akrep de girer, yabancı mahlukatta girer, hırsız da girer. Eğer gönül devimizi yaptığımız evrad ve ezkar ile iyi koruyacak olursak, başta imanımız, Allah'a inancımız güçlü ve kuvvetli olursa, yanlış düşüncelere sapmayacak olursa, Allah ve Resulünün arasını ayırıp da orta bir yol tutmaya gitmezsek. Çünkü bizim dinimiz tamam, her şeyimiz belli olmuştur. Allah'ımız nimetini tamamlamış, bize din olarak İslam'ı seçmiştir, bit. Diğer dinler tahrif olmuş, zaten bozulmuş.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin gelişiyle onların hükmü kalmamış. Bitmiş, bozmuşlar zaten. Kendi elleriyle değiştirmişler. Hak olan din Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin risaletini de tasdik etmek suretiyle iman kemal eyle. Ile. Aksi halde mümkün değil. Allah ve Resulünün arası ayrılamaz. Biz emri ilahiyeye uyarız ama Resulullah'ın sünnetleri o güne mahsustu, kendisine aitti diyemeyiz.