Sufyan-ı Sevri Hazretleri, kendisi imamdır. Çok genç, çok genç desem de belki otuz-kırk derslerse var, sad çakal ağarmış, bel bükülmüş. Buna bazı yakın olanlar diyorlar ki, efendim sizin akranlarınızın, yani akran demek, arkadaşlarınızı aynı yaşta, aynı grupta olanları görüyoruz, dimdik. Çelik gibi ayakta. Size ne oldu billeriniz bükülmüş? Benim belim bükülmesin de kimin bükülsün diyor. Benim bir hocam vardı. Demek ki ibret alan bir kimseymiş. Hocam diyor, son nefeste Kelime-i Tevhidi okuyamadı. Tevfik Baba diye bir zat var. Devam edemedim ama. Tevfik Baba bu otuz sene Esradi El-Bidî Hazretleri'nin aşçılığını yapan bir kimse. Medine'ye hicret eder. Üstadımız görüşürdü onlarla. Böyle son nefese gelmiş, son nefese gelmiş, asasını istiyor. Asayı vermişler. İnşallah hilaf olmaz, anlatıyoruz bunları ama işte çok vakit geçtiği için unuttuğumuz yerler oluyor mu diye icap ediyoruz.
Cenab-ı Hak bizi bağışlasın. O cam bir bölmeymiş, oraya atmış. Sebebin de mel'un demiş karşıma çıktı. Bak son nefeste. Üstadımızın damatları vardı, Hafız Ahmet Efendi. Çok kıymetli. Yirmi dört yaşında vefat etti. Üstadımız ona, Vekili misin Ahmet buyururdu. O kadar severdi. Bu böyle elini, hastalığı biraz ziyadeleşmiş, kaldırıyor, indiriyor, kaldırıyor, indiriyor. Kendine gelince diyorlar ki nedir o halin? Şeytan karşıma geldi diyor. Allah iki diyeceksin diyor. O da bir Rabbim diyor. Hali Sekerat deniyor, insanın kendisinden geçtiği bir zaman. Hatta soğuk sular göstererek gelirmiş. Çünkü onun da ciğeri yanıyor. Allah'ımız muhafaza buyursun. Güzel sonuç Cenabı Hak'tan korkmaya bağlı. Son nefesi bilmiyoruz. Ondan dolayı çok dikkat edeceğiz yaşantımıza. Diyeceksiniz ki iyi diyoruz, etmiyoruz.
Niye etmeyelim namazlarımızı geçirmeyiz, taatlerimizi yaparız, yaparız da Allah'ımızın istediği şekilde mi bir taat yapıyoruz? Mesela duruşlarımızda bile böyle otururken, gezerken, Tahiyyatta gibi mi oturup geziyoruz biz? Ne var Tahiyyat'ta? Tahiyyat'ta ve ala ibadilillahhis salyakin. Ya Rabbi diyor, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyor, Allah'ın selamı, rahmeti, mağfireti, kulların salihleri üzerinde dolsun. Onun için salih olacağız. Rabbimizi görür gibi taat kılmaz. Kılınır. Bu konuyu biraz daha bizim yerleştirmemiz lazım. Burada dedemin de ilim tahsil ettiği bir hoca var. Daha çok bu kasabada üstadımızı sevenlere can feda. Şimdi Kayserili hocamız derlermiş. Bu dedem seviyesinde olan ve dedemin evlatlarından onların okuduğu bir kimse. Bunun da bir kardeşi var. Hacizükte ben'di. Trablus, Kalp'ta ilim tahsil etmiş.
O günkü Diyanet'in reisleri bundan soru sorarmış bu zattan ve düşünüyorum. Yok düşünmüyorum da bir tereddütüm yok bir isimle. Sözün doğruluğu bizimle. Böyle ilim ehilleri dedemin yanına geliyor. Demek ki insan gönlünün sevdiği kişileri arıyor. Biz askerde bunu görürdük. Herkes grup, grup, grup, grup. Biz mesela telli bölük, telsiz bölük, uçaksavar, Buna benzer ortağar taburu veya batarya bir taburlar var. O bölümlerde olan arkadaşlarımızı bulurduk. Onlardan bir tanesi mevsimdeydi. Beraber Evrad Ezkarı yoktu onun ama üstadımıza muhabbetteydi. Onunla bir hatıramız oldu. Kendi arkadaşlarımızdan çarşı izinine çıkılacak. Eğer elimizde bir izin kartı olmazsa çıkartmıyorlar ve kontrol ediyorlar girerken. Dediler ki, Şadi gitme, riski üzerine alma. Halbuki bunu hep bu yolda tanıyan kimselerdir. Dedim Şadi gel, Şadi büyük bir vebal altına giriyorsun, ceza alır. Gel Şadi. Geldi gireceğiz.