İslami Yaşantıda İhlas ve İhsan Dengesi | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İslami Yaşantıda İhlas ve İhsan Dengesi
İslami Yaşantıda İhlas ve İhsan Dengesi kaydında Çok önemli bulduğumuz için arz etmek istiyorum. Birincisi ihlas, ikincisi ihsan, üçüncüsü istikamet, dördüncüsü edep. Sıralamaya baktığımız zaman hep bunlar birbirini takip ediyor. Yani biri yerine getirilmeyince diğeri hasıl olmuyor. Hace Ubeydullahi arar hazretleri Sıddık-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen Sadatı Kiram…
Çok önemli bulduğumuz için arz etmek istiyorum. Birincisi ihlas, ikincisi ihsan, üçüncüsü istikamet, dördüncüsü edep. Sıralamaya baktığımız zaman hep bunlar birbirini takip ediyor. Yani biri yerine getirilmeyince diğeri hasıl olmuyor. Hace Ubeydullahi arar hazretleri Sıddık-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen Sadatı Kiram efendilerimizdendir. Müstesna bir hali var. Burada anlatmaya biiznillahi teala gayret edeceğiz. Çok bir dünya varlığına sahip. Cenabı hak onu, Esselamü, rabbane atina fi dünya hasene ve fil ahirati hasene. Hani biz dünyayı bırakacağız da artık ahirete döneceğiz, benim dünya ile alakam yok diyemeyiz. Dünyayı da dinimizin ölçüleri içerisinde götürmüşler. Uhrevi işlerinde tabii en güzel şekilde takip etmişlerdir. Bunların ikisi beraber yürümesi icabiler. Burada Hacı Ubeydullahi Ahrar Hazretleri üç bin kişiyi çalıştıracak kadar büyük arazilere sahip.
Bu arazilerden etme elde etmiş olduğu öşrü tam olarak fakirine, yoksuluna ikram eder ve bu yönde de insanlığa örnek olmuştur. Ticari yönde de örnek. Böyle oturup dergahında sadece tesbihatıyla meşgul değil. İşini ayarlamış, düzenlemiş, işte artık ne gerek var buna değil. O zaman peygamberlerimizin küllisini biz hiçe saymış oluruz. Hem peygamberler hem de dünyevi işleri var. Bizzat kendi elleriyle takip etmişlerdir. Meşşai Zamam da hiç şüphesiz onların yolunu takiple üç bin kişiyi daha başka birçok dünyevi varlıkları var, Üstadımız hazretlerinin. Bu varlıklar kendisi yiyip içeceği kadar, çünkü hayrr-ı zikir el hafi, hayrr-ı rızk mayefi. Zikrin hayırlısı hafi olan, zikrin hayırlısı böyle olduğu gibi rızkın hayırlısı yetecek kadar olan, kendilerine yetecek kadar ama diğerini bütün Allah yolunda feda ediyor.
İbadet ve taat hususunda da Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri bunu yine bu Behçetüs Seniyye adlı eserimizin dışında diğer eserlerde de görüyoruz. Mütala ettiğimizde şuna şahit oluyoruz. Kendisi yatağa girmiyor. Kolay kolay yatağa girmeyen bir Mürşid-i Kamilimiz Seccadesinin üzerinde uyku geldiği zaman iki dizlerinin üzerine, artık nasıl tarif edeyim, bükülmüş vaziyette veya sola, sağa, bu kadar, ihtiyacını tamamlıyor. Böyle bir Allah'ın sevgili kulu. Bunun izahına giremeyiz, bitmez ve tükenmez. Almış oldukları o ilahi teveccühat ile, ilahi nimetler ile uykuya yer kalmıyor. Yine de istirahat buyuruyorlar hiç şüphesiz. Bunu anlatmışken kendileri doğumundan itibaren üstün halleri görülmüştür. Bunlarda şöyle bir hali görüyoruz. Ya ana karnında teslim alınıyorlar veya daha sonra.
Biz ana karnı diyoruz da, eles bezminde ilahi takdirle Cenabı hak, essalü içtebahu ve hedehu ila sıratü müstakim, Cenabı hak onları seçiyor ve dosdoğru yolda kılıyor. Seçilmiş bir kul. Rabbi Zülcelal'imiz onun bu kabiliyetini, halini, durumunu hiç bilmez mi? Bu sebeple, bu sebeple diyorum ya, bir ana karnında Muhammed Bahaüddin Hazretleri'nin, Baba Simasi Hazretleri tarafından müşahede edilmesi gibi. Buna benzer çok bitmeyen haller vardır tabii. Bir de daha sonra Rabbimizin hepsi takdiriyle. Bunlar da yaşantı olarak çocukluklarında bile güzellik müşahede ediliyor. Mübarek efendimizin yüzünde bir nur vardı. Bu çok açık müşahede ediliyor. Bambaşka bir ilahi nur alnında parlardı. Dilinden Cenabı hakk'ın ismi Celali hiç eksik olmazdı.
İslami Yaşantıda İhlas ve İhsan Dengesi ne anlatıyor?
İslami Yaşantıda İhlas ve İhsan Dengesi kaydında Çok önemli bulduğumuz için arz etmek istiyorum. Birincisi ihlas, ikincisi ihsan, üçüncüsü istikamet, dördüncüsü edep. Sıralamaya baktığımız zaman hep bunlar birbirini takip ediyor. Yani biri yerine getirilmeyince diğeri hasıl olmuyor. Hace Ubeydullahi arar hazretleri Sıddık-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen Sadatı Kiram…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Zaten zikri küldür, zikri sultanidir, Esadi Elbili Hazretleri'nin buyurduğu gibi efendim tecelliyata mazhar oldunuz mu, şu halim dediği gibi her halleri Rabbimize kulluktadır. Çok muazzam bir dedesi var. Şiaüddin. Hace, Şiaüddin. Özelliklerini saymakla bitmez. Bunu anlatamayız. Yalnız büyük bir veli. Vefatına yakın zamanda bütün evlatlarını toplar, torunlarını toplar. Sanki onlara bir veda edecek gibi. Bu arada Hace Ubeydullah Ahrar Hazretleri, daha çocuk, hep gözü onu arar, onu arar. Der ki babasına, Ubeydullah burada mı, orada olmadığını anlayınca derhal getirirler. Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri'ni dedesi kucağına alır. Bağrına basar ve ağlamaya başlar. Der ki bunda öyle bir mana, öyle bir sır var ki, alem bunun irşadıyla güzelleşecek. Dinimize pek çok hizmetler verecek der ve tasarrufata sahip de mübarek bir kimsedir. Hacı Ubeydullah Arabi Hazretleri bir hadise anlatıyor.
Çok uzun hayatı. Kendisi, ben diyor daha çocuktum, yattım. Çocukluğumda diyor beni Şeyh Ebubekiri Şaşi'nin mezarı yanına götürdüler. Ben diyor uyurken İsa Aleyhisselam peyda oldu. Buyurdu ki evladım ben seni yetiştireceğim. Daha uzun. Uyandın ve bunu kıymetli insanlara, çünkü rüyanın yorumu herkese yaptırılmaz, ehil, insanlara yaptırılır. Bunu diyor ehlullah'tan bir kimseye veya nasılsa ulemai izamda, kiramdan birisine yorumlattım. Dedi ki İsa Aleyhisselam'da tebabet var. Herhalde siz tıp ilminde çok ileri göreceksiniz. Fakat diyor, Hacı Ubeydullah Hazretleri onun vermiş olduğu bu tabir hoşuma gitmedi. Benim diyor gönlüme gelen nasıl ki İsa Aleyhisselam ölüleri diriltmişse, benim diyor kalbime gelen bu, Rabbimiz tarafından ilham olunan, Allah'ımızın kullarının gönüllerini ihya etme nimetinin başolunacağı belli oldu diyor.
Sinsile'de Esad Erbili Hazretleri'ne gelince, onun hakkında geçen şu, haizi makamı kutbulatdad avsi müceddid, eşşek Muhammed Esad Erbili, bilutfi Huda, hayatında nice mürde dili ihya eyledi. Her cihetten her an halkı Hakk'a irşad eyledi. Burada da Hacı Übeydullah Hazretleri'nin buyurduğu gibi, Esad Erbili Hazretleri'nin Nietzsche mürde dili, Nietzsche ölmüş kalpleri ihyasına vesile olarak, çok güzel, ifade çok güzel, her cihetten her an halkı Hakk'a irşadiyledir. Her cihetten buyruluyor. Sadece bir yönüyle değil. Biz zannederiz ki sadece Zikrullah ile, diğer bütün yönleriyle, mesela Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin risaleti sadece bir yönde değildi, cihetle bir devlet reisi. Aynı zamanda bir muallim, aynı zamanda bir öğrenci, aynı zamanda bir komutan, aynı zamanda bir aile reisi. Her yönüyle müstesna, ki evlatlarını da bu şekilde yetiştiriyor Rabbimizin izniyle.
Cenabı Hak onlara bu kabiliyeti nut etmiş, ihsan etmiş. Söz buraya gelmişken, ihlas konusunu işleyeceğimiz şu anda Rabbimizin izniyle bir Ayet-i Celile, Eshabübillah, Bir ölü iken kendisini dirilttiğimiz, ona verdiğimiz, insanların arasında yürüyeceği bir nur, böyle olan bir kimse içinden çıkamaz bir halde karanlıklarda kalan kişi gibi olur mu hiç? Kafirlerin yapmakta oldukları şeyler kendilerine öyle süslü göründü buyuruyor. Burada birçok izahlar yapılıyor. Mesela bir ölüyken kendisini dirilttiğimiz, bu ne demek? Bunda müfessirine zam efendilerimiz buyuruyorlar ki düşünelim, cahiliye dönemi neydi? Putlara tapılıyordu. İnsanlar manen ve ruhen ölmüştü. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam gelince İslam ile müşerref olduklarında ne yaptılar? Ruhen ve manen dirildiler, Müslüman oldular. Bu yönüyle de izah etmişler. Daha başka Meşayih-i İzamın çok izahları var. Kısaca beyan edeyim.
Gale Şah El Kilmani Gaddyshabu'l-Hayati felefe. Bu kalbin hayatını üç şeye bağlıyor. Birisi Rabbimizin dışında olanlardan ayrılmak suretiyle vicdanü'l-üns, gönlünde, kalbinde ve ruhunda Cenabı hak ile bir dostluk hasıl oluyor. Bu yaşanan bir husus. İfadesi çok güç ama imrenelim. Elde etmek için Cenabı hak bize yardımını lütfetsin, ihsan etsin. Bu nimetlerin bahşolunması için Allah'ımıza yalvaralım. Şimdi duyuyorum, bir kısım insanlarımız yatmıyorlar. Nasılsa gece kısa diyorlar. İşte sahurumuzu yapar. Ondan sonra yatarız. Bu esnada inşallah olmaz da, tehlikeye düşmeyelim diye söylüyorum. Böyle gözlerimizi görsel cihazlara dikip sabahlara kadar kirletmektense Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam buyuruyorlar ki, başkaları tarafından da izah ediliyor, buraya göstermiş olduğu itina diğer aylar gibi değildi diye. Kendilerini Ramazan-ı Şerif'in son on gününde çok bir sayıya alıyorlar.
Gelmiş geçmiş bütün günahları affolunmuş halde bizim halimiz ne oluyor? Bize örnek olarak bu gösteriliyor. Biz o görsel cihazların karşısında mı şu mübarek günleri ele geçmez, Geçip gidiyor, bak bitiyor. Hayırlı insanlar derler ki, bunu Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyor, eğer bu nimetin tadına, lezzetine Ramazan-ı Şerif'in ermiş ise, Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz sevgili peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bütün senenin Ramazan-ı Şerif olmasını isterler buyuruyor. Böyle bir hal varken tadını alamasak dahi alanlarımız müstesna, böyle gözümüzü mü kirletmeliyiz? Kulağımızı mı kirletmeliyiz? Adam çok zengin. Çocuğu bol harcamalara başlıyor. Diyor ki evladım, bu nimeti kazanana kadar ben ne çektim? İğneyle kuyu kazdım. Allah'ımız bu nimetleri bize öyle bir ihsanda bulunuyor ki değeri ölçülemez. Ancak bu nimetler kaybolduğu zaman biliriz.
Bak şimdi komşunuza gidip bir kahve içmeyi canınız istemez miydi? Çocuğunuz, çoluğunuz, torununuz onlarla oturup bir sofrada iftar yapmak, birbirimize girip gelmek, evde böyle kalmaktansa dışarılarda bulunmak, neyse artık. Bak bunlar elimizden alındı. Cenabı hakk'ın nimeti bunlar. Eğer şükründe olmazsa Cenabı hak, bak görüyorsunuz, Evrad ve Ezkarımız olduğu halde ölüm tefekküründe kendimi kastederek diyorum tembelliğimiz var. Fakat şimdi bu hastalık gelince, virüs gelince ölürüz diye korkuyoruz. Aman ha, kapının koluna bir başkası ilişmesin, hemen biz temizleyelim deyiveriyoruz. Bütün hücumlar, bakkallara, marketlere neden, neden oldu? Kolonyalar oldu. Korunalım diye. Bak, ölüm şimdi hiç hatırımızdan çıkmıyor. Böyle mi olmalı? Allah'ımız iyi yalvarmalıyız, çok büyük gayret göstermeliyiz. Nimetini eğer şükranında olmazsak Rabbimiz küfranında etmesin.
Çok şeyler söylerim Rabbimizin lütuf ve keremiyle bunu da sadece şefkat ve merhametimizden dolayı kendimize başta acıyarak ve insanlığa da faydalı olmak için insanlarımıza, Cenabı hakk'ın sevgili kullarına, severek yaratmıştır Cenabı hakk, vedud'tur. Bunu ayrı bir zamanda ele alırız. Neyi ele alacağız? Vay bu bize Çin'le geldi diye. Ondan sonra Amerika'dan bulaştı. Yok Amerika'dan değil, işte biyolojik kuruluşlar var on altı tane, daha belki fazladır. İşte onlar üretiyorlar, onlar ürettiği için böyle diyorlar ki sayıyı işte beş yüz milyon insanı ortadan kaldıralım. Zaten yaşlılar belli. Bunları yok edelim, böyle mi düşüneceğiz biz? Hep konuşmalar bu, çoğumuzun konuşmaları. Hep bunu konuşuyoruz. Bir virüsü konuşuyoruz. Altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye var. Bunu konuşurken acaba biz ilahi değerleri nereye koyuyoruz? Bak bunu konuşuyoruz şimdi biz.
İtalya'da şu kadar, İspanya'da şu kadar, İngiltere'de şu kadar, Fransa'da şu kadar. Bunu konuşuyoruz biz. Ama bunun ilahi vechesini hiç konuşuyor muyuz? Evet bunlar oluyor. Bunlar olurken biz bunları konuşuyoruz tabii. Bunları konuşurken küffar somut sebep arıyor. Şuradandır buradandır diye. Biz ise Allah'tan bir imtihan olduğunu bunu düşünmemiz gerekir, küffar. Hatta Çin'e diyor biz tazminat davası açacağız diyor vesair. Kendi aralarında konuşuyorlar. Ama biz bunun Rabbımızdan bize bir imtihan olduğunu ve Cenabı hakk'ın bizi bize göstermesi, ne değerde olduğumuzu bildirmek için açlıkla, korkuyla, bedenimize vermiş olduğu sıkıntılarla, ürünlerimize vermiş olduğu kesat, çocuklarımızın başına gelen musibetler, bunlarla imtihan olunuyoruz, düşüneceğimiz bu. Rabbamıza daha çok, daha çok yaklaşmamız gerekir. En çok korktuğumuz şu, acaba Rabbimiz, Rabbimiz değer vermez mi diye korkuyoruz.
Bir de bu var. Yecüc ve Me'cüc bu demek. Yecüc ve Me'cüc'ü biz işte dağın arkasından şu sıfatta insanlar gelecek, şu şekilde, şu endamla, şu biçimde diyor, öyle değil. Yelcü ve Me'cü demek huy demek, o huylardan bir tanesi Allah'ımız onlara Celle Celalühü değer vermiyor. Muhahle mi düşelim biz? Vay evde hapsolduk, bilmem ne, kabri düşünelim. Bak evimizde rahat. O kabirde ne yapacağız? Bunun derin, derin düşüncesi içerisinde olacağız. Sonra diyoruz ki şu sebepten bu sebepten. Bak bunun ilahi vechesinin unutturulmasından çok ürküyoruz biz. Çünkü deizmi biliyorsunuz. İşte bu kadar hadise oldu da Allah ne yaptı dinleyecek, Allah korusun. İnsanın inançlandırmaya, inançsızlaştırılmaya doğru götürülmesinden korkuyoruz. Bunun için biz yavrularımızın eğitimini düşünmemiz bunun içindi. Daha neler ve neler. Hekimoğlu İsmail'in bir eseri vardı. Rahmetle yad ederiz. Parayı Müslümanlaştırmak diye.
O ticaret dediğimiz helal lokmaydı. Artık biz şu yönüne bakacağız. Olan hadiseler, Ayet-i Celileler elimizde, En'am Suresi'nde bir ağaç dahi yaprağını emri ilahinin dışında düşürmez. En'am Suresi elli dokuzuncu. Ayet-i Celile her şey Cenabı hakk'ın emriyle. Kul feyekün. Kul ol buyuruyor ve oluyor. İnşallah bunu Rabbimiz lütfederse, ihsan ederse bütün hadiselerin, bütün olayların Cenabı hakk'ın dilemesiyle olduğunu beyan etmek istiyorum. Ve kısmen de ifade ettim. Bir gözümüzü kırpmamız, bir elimizi oynatmamız, Cenabı Hakk'ın Kün emriyle dır vesselamle. Onun ilminin haricinde bir şey yoktur. Her şeyi kuşatmıştır onun ilmi. Buyuruyor ki Şahkirmani Hazretleri birinci olarak kalbimizin girilmesi, gönlümüzün Cenabı Hak ile olan münasebeti Allah ile dostluk. Öğüt alarak, işte diyoruz ki bu virüs, kimseyi sıkıntıya sokacak bir söz söylemekten Rabbimize sığınırız. Hep müjde vermeye gayret ederiz.
Bizim peygamberimiz müjdenin yanında tabii ki inkar da ediyordu. Daha ne olacağını bilmiyoruz. Biz sadece bir virüse kafamızı taktık. Dileriz Cenabı Hak'tan. Şimdi çocuğumuza akıllı telefonları ellerine verip bununla meşgul ediyoruz belli. Çocuklarımıza arz ettiğim gibi yıllar öncesi itikadını korumak için aman ha, gayret edelim dediğimiz inanç noktasında, iman noktasında, ibadet ve ahlak noktasında yardımcı olmamız gerekir. Hiç bunu düşündük mü? Tabii düşünenlerimiz vardır. Gönlümüzün Allah'ın muhabbetiyle, nuruyla, tecellisiyle dolması, bu da ders almak suretiyle. Bakın her şey durdu. Cenabı hakk'ın gücünün karşısında her şey durdu. Firavun çok gururlandı, kibirlendi. Çok gururlandı. Nemrut'u anlatmıştık. Biraz olsun. Nemrut yüz bin kişilik orduyla İbrahim Aleyhisselam'ın karşısına çıkmıştı ya, ben sizin en büyük Rabbinizım diyen Nemrud'u alt eden neydi?
Bir gözü görmeyen, bir ayağı da topal sivrisinekti. Allah'ımız bununla helak ediyor. Şimdi gözle görülmesi güç olan mikrop, bir virüs. Daha neler olacağını Rabbımızdan hayır dileriz biz. Dikkat edelim de Rabbimize iyi dönelim de muhafazası altına alsın diyoruz. Neyi söylüyoruz? Bir çıkış göstermemiz gerekir. Kim Allah'tan korkarsa Cenabı Hak ona çıkış yolu lütf eder. Biz ne yapalım? Şimdi sözü getirdik. Buralara dayadık biz. Şöyle olsun böyle olsun diyoruz. Allah korusun, Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin mübarek sözüne gelecek. Her gün iman kaybı var. Onun için iman tazeleyeceğiz. Bak üç aylarındaki bin tevhidimiz bunlar hiçbir şey değil. Nasıl bir şey değil? Bir yapıp bir terk etmek. İşte bir ara çok dikkat ediyorduk. Allah'ımız bir ara bize güneşi doğutturuyor, bir arada bıraktırıyor mu? Ayı yıldızı öyle mi yapıyor Cenabı hak?
İşte bir müddet bunların sularını verelim, ondan sonra da vermeyelim mi diyor. Şu alıp verdiğimiz, teneffüs ettiğimiz havai hep asırlarca verip duruyorum. Bir müddet de şöyle vermeyelim mi diyor, nimetini her zaman akıtıyor Cenabı hak. Bu nimeti niye veriyor Cenabı hak? Mevlana'mızın sözü olsa gerek, ebrubat ve mehh diye başlar. Ay, güneş, yıldız hep insanoğlunun Cenabıhakk'a kulluk vazifesini yapması için buyuruluyor. Ekmeğimiz ve suyumuz değil sadece, neslimizle biz imtihan olunuyoruz. Acaba o neslimiz nasıl olacak? En çok düşüneceğimiz bunlar olmalı. Ne yapacağız? Şu başımızı iki elimizin arasına alıp şunda yoğunlaşacağız. Ne olduğumuz, neden var olduğumuz, ne olduğumuz. Cenabı Hak bizi yeryüzünde, Halifetullah olarak yeryüzünde kendi namına hükümlerinin yerine getirilmesi için halk buyuruyor. Din Allah'ın ol oluncaya kadar mücadele edeceğiz.
Dayağımız sırtımızı, nefsimi söylüyorum böyle bir koltuğa. Ondan sonra gözümüzü dikmişiz, hep onlarda yoğunlaşıp duruyoruz. Gözümüzü, nefsimizin mertebelerini geçip geçemiyor muyuz buna dikelim. Ruhumuzun hangi halde olduğuna bakalım. Ruh safiyete eriyor mu? Yoksa nefsimizin kötülükleriyle ruhumuzda da bir kayıp var mı? Acaba hangi haldeyiz? Hangi durumdayız? Evet, bu ayeti celilei cemile'nin izahında birincisi buyruluyor, kalbin nurlanması. O nurlanan insanlardır hiç şüphesiz. Onlar Cenabı Hak ile dostluğu elde etmişlerdir. İkinci olarak, bütün gördüklerinden ibret almak suretiyle şu dünyada olan hadiselerden ne yapıyor? Gönlümüzü Allah'ımızın nuruyla doldurmak. Buna gayret edeceğiz. Üçüncüsü ve istişaru'l heybeti bihhalisil murakada. Şimdi sorusu biz ne zaman bu yola intisap ettik? Efendim ben unuttum. Otuz sene oldu belki. Her yılda bir letaif geçseydik ne olurdu? On letaif var.
Her yılda birini geçseydi, bunda yoğunlaşsaydık. Şimdi bu virüse yoğunlaştığımızın binde birini buna yoğunlaşsaydık. Murakabe hali de hasıl olurdu. Şimdi murakabe hali dediğimiz, biz mukaddime dersimiz var diyelim. Bir şu gözlükle görmemiz var. Bu gözlük ne işe yarıyor? İşte göremediğimiz yerleri net olarak müşahede ediyoruz. Bunun yanında bir gürbin var, gürbin. O ne yapıyor? Ta kilometrelerce öteyi bize gösteriyor. Rabıta ile başladığımız ders budur. O rabıta bizim gönül gözlerimizin açılması için, hakkı ve hakikati görmemiz için, eşyadaki sırrı sırrı müşahede için, kulluğumuzun artık adet kabilinden değil de onun bizim Rabbimiz olduğunu, bizim de ona itaat etmek mecburiyetinde bulunduğumuzu idrak ile yapmak. Daha da ibadetin zevkini elde etmek. Mesela oruç tatilindeyiz. Oruç tatilinde nedir?
Oruç tatilinde son kısmında Ayet-i Kerime'nin Esselamü Laalekun tektagun, ta ki kötülüklerinden korunalar, muhafaza olalar diye buyuruyor. Kurtuluş için bir husus diyecektim, ashable, kim Allah'tan korkarsa Allah'ımız ona çıkış yolunu lütfeder. Korkuyor ticaretini Nebiler ve Sıddıklar ve şehitler ve beraber olma bereketine erişen düzgün ticaret yapma ahlakına sahip olmaktır. Her hususta attığımız adım dövün, her husus. Yoğunlaşacağımız bu. Allah'ımızın azamet-i ilahiyesinin gönlümüzde belirmesin murakabe ile. Üçüncü bir bizim müşahademiz var ki mesela takık cisimlerini bile teleskopla ne yapıyor? Müşahede diyorlar. Murakabe hali sanki teleskopla eşyanın hakikatini ve bu derinliğe gerip Allah'ımızın yüce kudretine şahit olmaktır. Mevlana'mızda bir söz var hamuş diye. Hamuş demek sükut etmek. Hale hayret derler. Şimdi biz zannediyoruz ki dünya şu gördüğümüz alan. Melekut alemi de var.
Hani göremiyoruz biz, bu gözle görülmez o. Görülür bu gözle ama Hac suresinde bildirildiği üzere kalp gözümüz açılırsa o melekut alemi bu gözle görülür. Daha ne görülür? Ceberut alemi. Daha ne görülür? Alemi lahut. Biz bu kısmı ne yapalım? Hepsini yarım bıraktığımı biliyorum ama bir yerinden olsun tamamlayayım istiyorum. İmanın beş tane, beş tane imanımızın bir esası var. İmanın beş esası var. Çok mühim. Birincisi, bu yanlış söylediğimiz husussel bir makamdır. Hal, görürler ki hal nedir? Şimdi buradaydı, geldi geçti. Çünkü biz diyelim ki Ramazan-ı Şerif'te bize Kuran-ı Kerim'in okunuşu içimize tesir ediyor. Öyle bir hal yaşadım ki ne güzeldir diyoruz. O anda bir nedamet beliriyor. İşte bu haldir. Ama bu evimize vardığımız zaman değişiyor. Sokağa çıktığımızda değişiyor. Değişmeyecek işte. Bu insanların arasında da olsa her zaman onu muhafaza etme nedir? O makamdır.
Bu arz ettiğimiz Hace Ubeydullah-ı Arabi Hazretleri'nden üç husus, dört husus, Bir, ihlas. İhlas bir türlü ifade edemedim. Biraz olsun söyleyebilsem diyorum, zaman kifayet etmiyor. İkincisi ihsandır. Üçüncüsü istikamettir, dördüncüsü edeptir. Birincisi yakin. Bunların hepsi bir makamdır, yakin ne demek? Kesin bir inanç. Hiç unutmadığımız devamını söyleyelim. Bir Arafat'ta dua etmişti Karadenizli, hocalarımızdan biri dua ederken bir söz söyledi. Dedi ki biz peygamberimizi görseydik, şimdi halimiz, sevgili peygamberimizi görseydik Sallallahu teala ve sellem, şu halimiz üzere bulunmazdık. Bizim durumumuz değişirdi dedi. Onu rüyada gören bile. Efendim dolu göre, o görmek değil işte. Gördüğü zaman bütün hücreleri değişecek, hayatı değişecek. Onu görenin hayatı değişir. Bu bizim Cenabıhakk'a saygımıza göre fark eder. Görenler, onu görenler tahammül edemez.
Bir amcamızdı diyordum nasıl müşahede ettin? Et kemikten ayrılıyor demişti. Hayrettin Karaman hocamız söylüyor. Onu ilk gören diyor tahammül edemezmiş. Sonra ünsiyet peyda eder, ayrılamazmış diyor. İnşallah biz sahuru beklerken gece kısa, aman geçiririz diye yenmesin demiyoruz. Önümüzde nimetlerle otururken asıl gözümüzü buralara dayayalım. Habibi Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i görebiliyor muyuz? Göremiyor muyuz? Bu olsun düşüncemiz. Yakin, kesin inanç. İmam Rabbani Hazretleri görünmeyenlerin görünür hale gelmesi buyuruyor. Sadece burayı sıralamaya çalışayım. İkincisi, ihlas. Üçüncüsü, farzları yapmak, haramlardan sakınmak. Dördüncüsü, sünnet-i seniyyeye yapışmak. Beşincisi edebi gözetmektir. Her kim bu bir şeyi muhafaza ederse imanını korumuş olur diye buyuruluyor.
O zaman iflas hususunda birkaç kelam Hazreti Ömer Radıyallahu Anh efendimizin Ebu Musa El Eşari'ye yazmış olduğu bir mektubunda niyiyete halis olan kimseye kendisiyle insanlar arasındaki işlerinde Allahutaala yeter. Yeter ki ihlaslı olsun, samimi olsun. Ali Kerem Allahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyorlar, az amel yaptım diye üzülmeyin, kabul oldu mu diye endişesine kapılın. Hiç kimse öyle teravih, iki rekattı, dörttü, sekizdi, on dörttü, on altı, katiyen bütün müminlere sevgimiz ve saygımız var. Bilhassa üstadımızın evlatları yirmi rekat. Hepimiz öyle. Cümlemiz peygamberimize hiç mi üzer miyim acaba sizi? Kendim için olsun, saygımız yok mu peygamberimize Sallallahu Aleyhi ve Sellem? Her nimet önümüzde, her nimet önümüzde. Bak arabalar gözlerimizde kaldı. La havle ve la kuvvete illa billah, la havleve la kuvvete illa billah.
Cüneydi Bağdadi Hazretleri İhlas ameli karşılıklarından arındırmaktır. Karışıklıklardan. Ne demek o? Riyadan, kibirden, ucubtan, benlikten samimi bir kalp. Bak, dostumuza göndereceğimiz hediyeye ne kadar dikkat ediyor bir düğün hediyelerine bilmem ne. Nafileler Cenabı Allah'a Celle Celalühu hediyenizdir, hediyenizi güzel yapın diye buyruluyor. Yahya bin Muaz hazretleri sütün bu temiz olmayanlardan ayrılması gibi ihlas da ameli ayıplardan temizler. Nahl suresinde bir ayet I celileyi çok düşünürdüm. Onunla tamamlamak istiyorum. Düşünürdüm bu Ayet-i Celileyi. O da Cenabı Hak Nahl suresinde altmış altı diye hatırlıyorum Ayet-i Celileyi. Allahu alem altmış altıncı Ayet-i Celile olacak. Rabbi Zülcelal'imiz bize ihsanda bulunuyor. Koyunun, hayvanın gübresiyle hanının arasından ne yapıyor? Temiz süt bize ihsan buyuruyor. Temiz bir süt ihsan buyuruyor.
Bunu Müfessirine Izam efendilerimizden bir kısmı şu şekilde almış. Şeytan ve nefsin arasından ruhu, ameli tertemiz çıkarmaktır. Elhamdülillahi rabbil alemin. Üzmüşsem, Allah için söylüyorum, inşallah Allah'ımız lütfederse arz edeceğim hadiselerin bütün Cenabı hakk'ın emriyle olduğunu, buradaki hassasiyetimizin sebebi de Allahsızlaştırmak isteyenlere karşı şu hadiseleri ve şu vakaları Cenabı Hak yarattı ama idaresini üstlenmedi diyen o yanlış görüşe olan sıkıntımızdan dolayı, ona tahammül edemeyişimizden dolayı, Cenabıhakk'a muhabbetimizden dolayı. İtikadi bir husustur. Her şey Cenabıhakk'ın ilmi dahilindedir. Ne kadar şu sebeple bu sebeple oldu dense dahi hadisenin hadisenin zuhuru nedir? Hadisenin zuhuru Rabbimizin dilemesiyledir, El Fatiha.