Arafat'ta iftar açılacak. Adam vallahi bir golü bira atmış bira. Bir golü, efendi şimdi. Bunu Abdulkadir postalı şahit, o anlatsın. Oturuyoruz, karanlık olduğum ben görmüyoruz işi içecekten. Pirza şahit oldu. Böyle dokunan olmadı, iğren olmadı. O devrildi barda. O biranın nasıl olduğunu bilmiyorum ben. Ben. E biliyorsanız deyin, söyleyin arkadan mı yapılır bu deyin ya, biliyorsanız deyin. Öyle hatırlıyorum. Bu döküldü. Dökülünce normal bir kabarma değil, iyi bir kabardı. Abdülkadir dedi ki ya dedi efendiye bu andır mı dedi ya bu kim bu dedi ya. Ben onu içeceğim istiyorum hem de bir hasamule almış bir an. Allah korusun. Burada anlayacağımız buradaki Hadis-i Şerif bunları daha iyi anlayalım diye söylüyorum. Yoksa bizim faziletimiz, üstünlüğümüz deseniz, kardeşim ben üç tane kabirden geçip geliyorum buraya gelirken. Üç tane.
Anamızın odasından bursu geçiyorum, bak diyorum aklını topla, siz de aynı. Kimisinin anası yok, kimisinin babası yok, kimisinin kardeşi gelmiş. Amcası gitmiş, dayısı gelmiş. Biz saymıyoruz hiçbir tane kalmamış. Oradan ikinci Habibim efendimizin odasından geçiyorum. Üçüncüsü kardeşimiz. Daha bizim neyimiz kalmış. Bu iş mutlak başımıza gelecek ama bu daha çok şey olmuş oluyor, insana örnek oluyor. Efendimizin vaazları çok müstesna idi. İnsanları akilları örtüsü içerisinde konuşuyordu. O diğer Cami Efendimiz yaptırdı orayı. Ne zahmetler de yaptırdı. Hele bize bir anlattı nasıl yaptırdıklarını, bir gün taş getirilecek bir yerde hiç kimse getirmiyor köyde. Efendimiz demiş ki anamıza benim sırtıma bir taş koy ama ağır olmasın demiş, şehrin normal bir taş koy. Böyle evler de birbirini görüyor. Efendimiz sırtına almış taşı nasıl hizmet etmiş. Böyle ağır ağır camiye doğru geliyor.
Yine de saygıları varmış demek ki. Aman Efendimiz taş getiriyor diye köylüler hep başlamışlar, getirmeye. Yani böyle çalışmışlar. Uğraşmışlar. Sevgili kardeşim. Evet, kolay olmamış. Bütün zorluklarla, nelerden Allah'ımız. İyi ya buyurmuş. Şari bül'l-hamr. Diyeceğim şöyle, insanları akilları, gülüş içerinden birbiri sıralar demek, şimdi at vermemiş bize. Hocalardan başlar demek ün sıraya dururlarmış ki. Hani şu nerede, şu nerede, şu nerede hep böyle misallerle uyandırmaya çalışıyoruz. Biz de tefekkür edersek çok övülür, tefekkür etmemiz de lazım. Düşüneceğiz peki. Allah'ım, hani niye de beraber olduğumuz iş ortağımız mesela bunun gibi. Askerde arkadaştık. Birbirimize gider gelirdik. Şimdi ne yapıyor, ne ediyor diye. Çok güzel de bazı internetlere niye koymuşlar, birini gördüm, böyle haber yapmış, yani süre yüksek değil. Elbisesiyle o haberden sağ tarafa döndü.
Dedi ki işte hayatımız bu dedi. O bazıları oluyor, bilmiyorum onların nasıl olduğunu. Bak bu çok uyandırıcı. Bir de şeyde gördüm, Akyazı'da gördüm. Akyazı Adapazarı'nı. Orada bir şeyh vardı yanına gittim, bir görüşün dedim. O gelmeden önce bir yer gördüm. Baktım tavuk koymuş, üste tavuk asmış nasıl düşse. Mermerden de bir kabir yaptırmış. İçinde bir hasır parçası gördüm şey gibi naylon hasırlardan. Bir de küçük yastık koymuş. Sonra Efendi Hazretleri geldi dedi ki ben burada yatarım. Ölümü dedi hatırlarım dedi burada yatarım dedi. Bak, Rahip Efendi şimdi hatırlarım, itiraz etmiş. Bak Rahip, Hayatım bu. Şeyh de olsan, mürşit de olsan varacağın nokta bura derin tefekkür ederim. Gerçekten güzel yaparmış. Esenin bir tanesini duydum siz de duydunuz mu bilmem, doğuluların nereymiş. Böyle bir kabir yaptırmış, içine gidiyormuş, Kuran-ı Kerim okuyormuş, çokça. Bunu duydunuz mu acaba?
Şaban Efendi'ni duydun mu? Hı? Duymaz. Siz duydunuz mu? Tabii tabii, içinde devamlı Kuran-ı Kerim okuyorum. Çünkü beni çok duygulandırdı. Bize bir misafir geldi Artvin'le. Şeye göçmüşler, Ankara'nın Gölbaşı'na göçmüşler. Nevzat Amca sevgili kardeş, Nevzat Amca adının da atıda. Altmış seneri iş belki. Nevzat amca efendimiz öyle bir efendi ki gerçek bir müşrik Kamil. Bakın rabıtamızı bol yapalım, her şeyi diyemiyorum. Görüntülerimiz güzelleşsin. Muhakkak bir yanlışlığımız var. Bizi çok görme. Şimdi bir rabıta ile güzelleşin. Bir tanesi gelmiş dedemin huzuruna ağlıyormuş. Dedem hiç silmemiş. Adam ağlıyor halbuki, Allah deyip ağlıyor. Efendimize sormuş. Oğlum demiş, yahu bu adam ağladı. Benim içime sıkıntı geldi. Sen nasıl sordun demiş. Aynı baba demiş bende ağladı bana sıkıntı demiş. Kılavuz Hafi sen nasıl oldun? Efendim bana alaydı demiş. Dur ben bunu bir araştırayım demiş efendimiz.
İnce ince eleklerden geçirmiş bunu. Pek ince elek değil, gözlerden de daha büyük bu geçirildi. Amca ne iş yaparsınız anlatacağım. Çoluğun çocuğun onlarla durumu nasıl, İşte miras işleriniz nasıl? Tek tek sormuş dedem müstesna bir mürcidi Kamil zaten. Sonra bunun şeriata bu hali apaçık bir halini görmüş. Allah'ım dedim, yanlış yapmasın. Onun şeriatsızlığı efendimizden de duydum ben. Şeriatsizlik buyurdu gözüme çirkin görünürüz dedi. Açıkça. Eğer bir insan bir şeriatsızlık yaparsa çirkin görünür dedi. Bir tanesi anlattı, ben diyor efendimizin huzuruna geldim, baktım pek neşesi yoktu. Fakat yaptığını ben çok iyi biliyorum. Onu anlatamam, ayağa etmemiz lazım. O yaptığın diyor yanlışlıkla bol diyor. Bir daha anlatayım. Bir çıkaramadınız çıkarırsanız hata olur diyor olmaz. Bunlar askerde komutanıyla bir kuzu çalmışlar. Yedik diyor. Huzuyu çal, yedik diyor. Askere gidiyorum, diyor.
Efendimiz üzüldü, diyor. Vay oğlum ben sana nasıl dayanacağım demezsin mi, diyor. Böyle diyen Efendimiz hiç yüzüme bakma, diyor. Demek ki bir sebep var. İstihar okuyacağız, Allah'ımıza yalvaracağız. Emin olun onlara hiçbir şey gizli kalanlar. Rabbimizin izniyle en gizli düşünceleri bile söylüyor. Bu Burhaniyede imamlık yapıyordun, pencereye sen ne ettin? Sen miydin? Kardeşim. Ha sen benzettim bana. Bunun kardeşi var çok temiz maşallah. Burhaniye'de imamlık yapıyor. Burhaniye'ye gittik. Ben bu Ali'den çok küçüğüm. Ali yaşındayken. He? Dokuz buçuk. Ha bununla büyüğüm biraz. Vücudun iyi maşallahi, şeyi, çocuğun yetişkin. Yatsı namazı kıldım o camide, bunu hiç unutmam. Çok da bu bir apaçık oldu bu. Namazı kıldım, yatsı namazını biraz dar abdestle kıldım. Yani abdest almanın bile abdestleyin de dar bir abdestle geldi. Buyurdu bunlar çoook, bunlar bir tanesi.
Buyurdu ki Allah'ım bana iğnenin ucunda bildiriyor, dedi. Niye dedi dar abdestle kıldın. Bunu Adana'daki Hasan Efendimiz, Sami Sultanımız ona demiş. Hasan Efendimiz İhvanın bütün halleri bana gösterir diyor. Geliyorlar demiş, diz söküyorlar, boyunlarını büküyorlar ama görüyorum demiş. Benim edebim, erkanım, ahlakım söyleyemiyorum demiş. Ne olur bunlara söyleyin de yapmasınlar böyle demiş. Geldiklerinde demiş direkt söyleyemiyorum, ayağı ediyorum buyurmuş. Kitabın ortasında denk getiriyorum demiş. Bunu biz de yaşadık. İki kişi daha öğrenciyi babamı meşgul ediyor. Birisi ikindinin sünneti daha öğrenci olsun. Niye ikindiden sonra kılınmıyor, ikindiden önce kıl biri bu. Bir de unutkanlık neden oluyor diye. Şam efendimizi ziyarete gittik. Hiç başında söylemedi. Nasıl bir denk getirdi Allah'ım, nasıl? O ikisinin de cevabını verdi. Unutkanlığı çok yemekten buyurdu.
O ikindinin sünnetinin evvel kılınıp da sonra kılınmaması hususunda vakti o zamandır dedi. Her şey hallolacak. E bir de yerine göre bilirlerdi mezar. Biz dikkat edeceğiz. Bu mübarek insanlar bilir bilmez Allah'ımızı görüyor başlar. Cenabı Hak görüyor. Burada bir ara zikir yapıldı. Bir tanesi bugün de hatırladım onu, buraya gelirken. Böyle çok heyecanlandı, titriyor böyle, Zikrullah'ın içinde. Dedik Efendimize, bana dedi Allah'ımızın her halimize şahit olduğu belli oldu, ben dayanamıyorum şu anda. Öyle biliyor Cenabı Hak dedi. Ona gizli hiçbir şey yok dedi. Dayanamıyorum dedi. Zaten murakabe de budur. Allah'ımızın bizim her halimizi bildiğini hissedebilmek kalbi hissetmiş. İşte bizdeki gaflet halleri de bunların oluyor içimizde işlemediği için. Bunlar yaşanıyor. Şarap içen puta ibadet giden gibidir. Küllümüz gelin haram, her sekil veren yani sarhoşluk veren haramdır.
Küllü miskin hamrun, her sekil veren hamrdır, içkidir. Çoğu müskül olan, sekir veren yani sarhoş eden şeylerin, galili de haramdır, az olanı da haramdır. Biz bunu vaizlerimizde, vaizlerimizde de efendimizi kastediyor. Allah'a şükür öyle inandım ki, bazen derim ey nefis sen de iman ettin şeytan da dedim. Sultanlarımız hakkında zerre kadar. Allah'ım bu şüpheye götürmesin Allah'ımıza hamdediyorum. Öyle bir izah buyururlardı ki bunu. Nur-u iman, iman nuru şarap içenin kalbinde çıkar. Allah Allah. Bir kimse şekil verici, sarhoşluk verici bir şey içerse Cenabı Allah o kimsenin kırk gün namazını kabul buyurmaz. Biraz uzun herhalde ki. Bayağı azlanmış. Tahkika, içki deva değildir, bilakis marazdır. Bu içkiye gelince biz bir Suriye'ye gittik. Temiz kimselere de gittiğimiz kıymetli insanlar. Oradan nasıl oldu? Suriye'de Şam-ı Şerif'te çok kıymetli bir zat var.
Şeyh Sariye Rifai Hazretleri nasıl oldu ben onu, ha bir tanesi Seyfettin diye bile hatırladım. Bu Türkiye'den o dedi ki size dedi buradaki alimleri ziyaret ettireyim dedi, önümüze düştü sağ olsun bu zatın yanına bırakın. Bu zatın Şeyh'te Şam-ı Şerif'e yirmi beş kilometre yukarıda Kayserin Talas ne hatırlayabilir? Böyle bayağı da yukarı çıkılıyor. Zebedani diye bir yer var. İsrail'de de sınır, konum dağları bilmem planları var. Konsolosluklar orada Şam-ı Şerif o kadar da güzel ki hele Huzeyfe'de dahil. Orada Şeyh Efendi bizi götürdü. Çok güzel bir yer. Kaç dönüm olduğunu bilmem çok iniş bir arazi. On beş bin kendisi, bayrak bir insan, yetime yemek veriyorlar. Kıymetli bir insan. Orada öğrenciler oku diyor. Bizi beş gün misafir etti, bırakmadı. Orada şunu gördüm, beş gün olunca insan biraz daha yakın oluyor. Hanımı bir şey geleceği zaman bak biz bunu uygulayamıyoruz.
Kapıya böyle bir vuruyor. Efendi Hazretleri kaldırıyor. Hiç anne görünmüyor. Oradan alıyor koyuyor. Biz bunu bizzat kendimizde yaşıyoruz. Hem hafız, ocağa, tarikatte baktım hanımı kendi, ondan sonra diğer nikah düşen gönderirim. Hanımı kendi yabancı otururdum. İlk anda demedim rahat yesinler dedim, yemez nasıl yiyeceğizse. Sonra dedim ki Mustafa Efendi dedim nasıl yapabilirim böyle dedi. Bak haram. Dedi biz çoktan beri dostuz dedi. Gayet şimdi görüyorsunuz ortalığın ne olduğuna ama dikkat edeceğiz. Ortalık böyle oldu diye kendimizi bırakacak değiliz. Normalleşmiş, bunlar normal hale gelmeye başladı. Bize normal gelmesin, bize Allah'ımızın emrine uymak. Ondan ayrılmamamız. Bunu çok tefekkür ederim. Onun şey yaptığı şuydu bizi otellere göndermedi. Orada dedi hamur var, içki var göndermem sizi dedi. Sonra bir o tek buldu. Böyle inandı, içkine olmayan bir yer. Azaldı. Evet. Az kaldı dedi.
Miskiratı sarhoşluk veren, neşe içkiyi içen kimsenin Cenabı Allah'ın rahmetinden mahrum olacağı Tevrat ve İncil ve Kuran'da beyan buyrulmuştur. Ümmetimden bir taife odur ki ham içerler, içki içerler ve hamrün namını tebdil edip istedikleri bir ismi ona takarlar, böldür.