İslami Yaşantıda Amel ve İbadet Dengesi | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İslami Yaşantıda Amel ve İbadet Dengesi
İslami Yaşantıda Amel ve İbadet Dengesi kaydında Bu yakın bir mahallemizde bir kimsenin üstadımızdan sonra yazsına tesadüf ettim. O yazsın da şöyle diyor, diyor ki sadece bana Hacasın Efendi Hazretleri'nin yapmış olduğu nasihat bir cilt kitap olurdu diyor. Bundan anlayacağınız bize çokça söz söylemektense öyle derler, binlerce kelam etmekten bir gram iş yapmak ondan üstündür. Allah'ımız…
Bu yakın bir mahallemizde bir kimsenin üstadımızdan sonra yazsına tesadüf ettim. O yazsın da şöyle diyor, diyor ki sadece bana Hacasın Efendi Hazretleri'nin yapmış olduğu nasihat bir cilt kitap olurdu diyor. Bundan anlayacağınız bize çokça söz söylemektense öyle derler, binlerce kelam etmekten bir gram iş yapmak ondan üstündür. Allah'ımız ilk ayet-i celilelerde, Bagara suresinde baktığımız zaman essairi billah innellezine amenu ve amirussai. Ey iman edenler salih amel işleyin, buyurun diyor. Bunun ötesi yok artık. Biz bu zamana uzanan Efendi Hazretlerini, üstadımızı düşünsek, zaten şiirinin birinde de onu söylemiş. Acıdığım için diyor bunları yazdım diyor. Yoksa kendileri için bir sıkıntı yok. Onlar, esası yakalamış, hakka erimiş, hakikati bulmuş kimseler. Fakat size diyor, acıdığım için ben bunları yazıyorum diyor. Sami Efendi Hazretlerinin hiçbir ihtiyacı yok.
Bakıyoruz, vücudu, aileleri yıpranıyor, çok büyük sıkıntılar çekiyor, sırf ümmet-i Muhammed kurtulsun diye. Maide suresine bakıyoruz, esarlı, ben nimetimi tamamladım buyuruyor Cenabı Hak. Size din olarak İslam'ı seçtim ve ondan da razı oldum. Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem mübarek sözleri, böyle çok üstün insanlar düşünsek, acaba ne kadar sözleri var desek pek böyle çok yer işgal etmiyor. Fakat asırlar geçmesine rağmen, aleyhisselatu vesselam, benim için mübarek sözleri hem tazeliğini koruyor hem de hayatımızın her alanına uzanmıyor. Sırf yeme hakkında bir kitap, bir cilt, bir kitap hazırlamışlar. Sadece yeme usulsundur. Biz bunu promosyon olarak da dergimizin, Mecmuu'l Adap diye bir eser. Bu Efendimiz hazretlerinin mübarek elinden düşmezdi. Okullardı bunu.
Bu kitapta Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin kullanmış olduğu yüzükler, giyimleri, hangi renkleri seçerlerdi, yemelleri, içmeleri, her hususu hemen hemen tam olmasa bile ele alır. Bunun yanında sahil eserler çok. Şöyle düşünüyorum, tabi siz de düşünürsünüz, tefekkür etmemiz icabeler düşünmemiz gerekir. Her şeyi ayan beyan belli. Burada yol gösterilmiş, diyelim ki biz nereye gideceğiz, Niğde'ye gideceğiz, yol belli. Buradan çıkacağız, ana kadar. Belki otuz kilometre geçer. Ondan sonra Adana'ya doğru giden yol. Belli, her şey belli. Belirsiz bir şey yok. Yalnız bu belli olan hususlar bir noktaya kadar. Cenabı hak, sağ bir lun celle celaluhu, Allah'ımız sağ bir lun. Bunu Türkçeleştirmeye de gerek yok. Türkçeleştirdiğimiz zaman manasını bozuyoruz biz. Sabırlıdır diyelim, fakat bir noktaya kadar devam eder. Bir olur, iki olur, üç olur. Hadiseler malum. Bunlar hep bizim ibret almamız için.
Bahar gelir ibret almamız için, kainatın yeşerdiği, canlandığı, kışın ölüyken tekrar dirildiği, bu bizim Allah'ımızın Kitabı Kerim'inde Celle Celalühü, ölüyken dirilttiğimiz buyuruyor kalp hakkında. Bunları çağrıştırmadıkça hiçbir şey olmaz. Efendimiz gibi bir devlet sallallahu teala aleyhi ve sellem, Bakıyorsunuz, inanan cümle var. Bunlar Ashab-ı Hüzin'den oluyor. Kuran-ı Kerim'de vasvediyor. Bir de inkarında olanlar var. Onlar da cehennemin dibini boyluyor. Bir de inkarında olan var, ortalığı karıştıran var, nifak, zümresi var. Peygamberimiz de olsa sallallahu teala aleyhi ve sellem, eğer gönüllerimizi açmazsa, Allah'ımızın hidayetine mazhar olunmazsa elde edilecek hiçbir şey yok. Meşayı kiram hazeratı, peygamberlerimizi söylüyor. Bir Nuh aleyhisselam peygamber evladıdır fakat halim malum. Amelin alayin salih. Amelin, salihlerin amelinin dışındadır.
İslami Yaşantıda Amel ve İbadet Dengesi ne anlatıyor?
İslami Yaşantıda Amel ve İbadet Dengesi kaydında Bu yakın bir mahallemizde bir kimsenin üstadımızdan sonra yazsına tesadüf ettim. O yazsın da şöyle diyor, diyor ki sadece bana Hacasın Efendi Hazretleri'nin yapmış olduğu nasihat bir cilt kitap olurdu diyor. Bundan anlayacağınız bize çokça söz söylemektense öyle derler, binlerce kelam etmekten bir gram iş yapmak ondan üstündür. Allah'ımız…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir bakıyoruz Meşşa-i Rıza Hazretleri'ne yine aynı. Bu bizim gayretimizle, çabamızla, üstadımızın da şiirlerinde dediği gibi Gayretli bir salih göremez oldum, buyuruyor. Demek ki düşünürmüş, tefekkür edermiş. Bu sebeple diyor gayretli bir salih göremez oldum. Çalışmamızı istiyor, her şeyi belirlemiş Evrad Ezker hakkında bir adap efsanesi çok güzel. Biz bunu dediğimiz zaman diğer eserleri okumayalım demiyorum, okuyalım. Müspet olan eserleri okuyalım. İlk başta bunun listesini de çıkardılar, Sıddık-ı Azam'dan bu zamana kadar gelip Meşşa-i İzam Azaratı'nın eserlerini ortaya çıkardık. Size Sami Efendi Hazretlerinin kalpte bazı notlar göstereceğim. Bedeel İslam varibe. Ve seyyiu varibe. İslam, garip olarak doğdu, garipliğe dönecek. Bunu anlatılmaya gerek var mı? Garipliğe döndüğünü anlatmaya gerek var mı?
Cinsiyet değişimine kadar girerse, bu caminin güzelliğini bu kelimelerde bozmamıza gerek var mı? Allah'ımızın varlığının tartışıldığı şu zamanda gerek var mı? Çok iyi biliyorsunuz. İslamiyet garib olarak başladı, garib olarak nihayete erecektir buyurmuştur. Hadis-i şerifte sözü edilen İslam hakiki İslam'dır. Bu İslam'ın sahibi olan Müslüman ebediyen mürted dinden çıkan olmaz. Garip oluşu ise kendisiyle dostluk kurup anlaşacak bir kimsenin bulunmayıştır. Bu sebeple biz namazlarda, duada Allahümme'muşurna fi zümurrasis salihin boşuna söylenmiyor. Ya Rabbi bizi salihler zümresinden kıl diyoruz. Yalvarıyoruz Cenabı Hak'ta. Bütün salih ameller, salih amel dediği zaman bazı mallar var defolu derler, hatalı olur, yerine göre ezik olur, çürük olur vesaire. Sıkıntılı olur.
Salih amel dindiği zaman, rüya defosundan kurtulmuş, kibirden kurtulmuş, hasetlikten kurtulmuş, kötü ahlaktan kurtulmuş, nur olmuş. Şunun gibi daha da iyi anlayabilmemiz için bir kaba yemek koyacaksak o kabın temiz olması lazım. Gönül kabının umur olması gerekiyor, tertemiz. Allah'ım bize şu hayatta her şeyi misal olarak göstermiyor. İman nurunu artırır, salih amel her amel değil. Salih amel, böyle kafamızı yoracağız, beyin jimnastiği denir ya, beyin jimnastiği demek bu. Acaba amelin salih mi değil mi diye düşüneceğiz. Cenab-ı Hakk'ın kabul ettiği amel hangi ameldir? Es-elli sekiz Enfal, yüz yirmi altı Allah'a ortak koşulmayan, Allah'a ortak koşulmayan demek, hem bu şirk-i celiği var, şirk-i celiği açıktan Allah'a ortak koşmak. Mevlamızı yaratıcı olarak kabul edip hüküm de kabul etmemek. İşte bu zamanın adeti budur, böyle olacak demek bunun dışında bir şey değildir.
Bu da bir şirktir aslında. Eğer okumuşsak Kuran-ı Kerim'de efendimiz aleyhissalatu vesselam'a adi bin hatem geldi. Dedi ki ya Muhammed, biz müşrik değiliz. O zaman Efendimiz sordu, söyleyin. Çünkü kitabı Kerim'de es-salne Allah'ın dışında onları kendilerine rab ittihaz ediyorlar. Bu şu demek, buyurdu ki Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, o Adiyy bin Hatem'dedir, biz Ya Muhammed, Allah'a ortak koşan bir kimse değildir. Biz dedi müşrik değildir. Söyleyin buyurdu. Sizin ruhbanlarınız, ruhban deyince sizin itaat ettiğiniz kimseler, baş kabul ettiğiniz kimseler, size bir söz söylese, o sözle Allah'ımızın emrine uymasa, siz buyurdu ruhbanlarınız söz söylediği zaman ona itaat eder misiniz? Evet, ederiz. İşte bu da bir şirktir. Allah'ın Celle Celalühü, emri ilavesi varken, bir başkasının sözünü kabul ettiler.
Misal ver derseniz vereyim, bu bizim beynimizde kirletir, kalbimize de huzur vermez, şu camiye de uymaz. Şu kadar değil evlilikler, ticari hususlar, düğünler, mesailer, ev hayatı, komşuluk hayatı vesaire. Hep düşündüğümüz zaman ortaya çıkar. Salih amel bilindiği zaman, Kehf suresindeki en son ayet-i celile ifade ettiğimiz en son, onlar Allah'a ortak koşmazlar. Burada bir şirki celî Allah'a ortak koşmak celle celalühü, bir de şirk-i hafi, ziyadır, gösteriştir. Salih olursa amel iman nurunu artırır. O halde taat, hasenat ve ilahi marifetlere vasıl olmaya devam et. Öyle bir söz söyledi ki Efendi Hazretleri uzun konuşmaya hiç hacet bırakmadı. Rabbi zülcelal'imizi tanımaya devam et diyor. Bunu bir nazari olarak bilme var. Nazari, işte bursu diyoruz. Bunun şuhudi olması içtiğimiz zaman fark etmektir. Allah'ımızın Celle Celalühu, tanınması gönülden tanıyabilmek.
Bu da rabıtadır, zikirdir, murakabelerdir. Bunlar da yoğunlaşmalarla olur. Zira Allah'ı bilmek amellerin en faziletlisidir. Boşuna demiyorlar, bunu çok tekrar ediyorlar. Marifetullah'a irin diyorlar. Bu sebeple Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme amellerin hangisi efdaldir ya Rasulallah denince cevaben Allah'ı bilmek şeklinde cevap vermiştir. Hikem-i atayye diye çok güzel bir eser var. Onun çokça da şerhi yapılmıştır. Orada bu konuya şöyle temas biliyor. Tanıyarak yapılan zerre kadar amel, dağlarca yapılan amelden üstündür. Biz amelden soruyoruz, siz ilimden cevap veriyorsunuz denilince sallallahu teala aleyhi ve sellem amelle az ilim fayda verir. Fakat cehaletle birlikte çok amelin de faydası yoktur diye cevap vermiştir. Bu da ancak içi tevhid aynası ile temizlenmek, öyle güzel ifadeler var ki. Okuduğumuz zaman eser, dört kalemle çalışma diye bu gençlere anlatılıyor.
Bunlar bilirler bunu. Dört kalemle çalışmayın. Biz en azından bir kalemle çalışalım, şu güzel sözlerin altını çizelim. Ne buyuruyor? Bu da ancak içi tevhid aynası ile temizlenmek ve çeşitli zikirlerle meydana gelir. Bunu ancak alimler düşünüp anlayabilirler. Bir hazine diyelim. Büyük bir hazine. Bu hazinenin, sanduk içerisinde diyelim, sanduk içerisinde, anahtarla biz açabiliriz. Açtığımız zaman o hazineye erişilmiş oluyor. İnsandaki öyle bir hazine var ki, kalp zikri melakup alemi ile alaka kurmaktır. Hani zikrediyor bizim kalbimiz yandı, battı, vurdu. Şükunete ehli bu değildir. Bunun ötesinde bin tane perde vardır arada daha. Nurdan perdeler vardır. Mühim olan bunu aralayabilmemiz, bir ruh zikrinin sorunusa ta'l-Arabî. Ruh zikrinin alemi, alemi kebirruh, Allah'ımızın sıfatlarının tecelli ettiği yeridir. İnsanda bu mevcut adı.
Sır zikri ise yahut alemi ile alakalı, Hafisi alem ile rahmaniyetle alakalı. Allah korusun, öldüğümüz zaman bir çukur dolduran kimse olmayalım. Ne çukur doldurmasıymış? Hayatımız nefsani istek ve arzular, yeme, içme, giyim, kuşam, eğlenme, arabamızın güzelliği, telefonumuzun güzelliği, hayat şartlarımızın yerinde olması, bir başkasına bakarak o şöyle hayat yaşıyor, biz niye öyle yaşayamıyoruz dediğimiz zaman bu hayatımız bittiği zaman, can çıktığı zaman hayat biter. Fakat hayatı Rahman olan Allah'a dayalı olursa, ahlakı ahlak-ı Muhammedi ve ahlak-ı İlahi olursa derdi bütün düşüncesi, UkAP sikrinde de diyelim ki, Evliyaullah buyuruyor ki, dil ile zikretmek gaflettir. Gaflet olur mu? Dil ile zikretmek gaflettir. Ne olacak? Bu dediği, kalp ile zikrederek alemü melakut, Allah'ımızın esma sıfatının tecellisine ayırmektir. Hacasın Efendi bunu anlattı. Sami Efendi Hazretleri bunu anlattı.
Esad-ı Elbili ta Ebabed-i Sıddık'a kadar hep bunu bulbuvalılar. Gelin buna erişim dediler. Hacı Hasan Efendi boşuna demedi, açtım pazarımı alan alsın dediği buldu. Bunun dışında eğer hayatımız bu nimetlerle mütenayim olursa, nimetlenecek olursak, ahlakımızın ahlakı ilahi, ibadetimizin ihlas, ihsan, takva, Rabbimizi görür gibi ibadet etmek ve muamelatımızda Aleyhisselatu Vesselam Efendimize uygun düşerse, geçmiş selef-i salihin onlara uyarsa, bu ölüm dizi hakiki hayata kavuştur. Ne olur? Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz hayırlı insanları haber verirken bir odadan diğer odaya geçmek gibi tarih olur. Bir cenazeydi de o cenaze sahiplerinden biri şöyle diyordu. Yeri de yatmasın, nur da yatsın diyor. Cüneydi Bağdadi, Kaddafi sallahü sırra. Rüyamda İblis'i sanki çırılçıplak gördüm. İnsanlardan utanmaz mısın dedim. Cevaben dedi ki eğer bunlar insan olsaydı şeytan söylüyor.
Çocukları topla oynadığı gibi bunlarla oynamazdı. Sabah ezan okunurken yataklarda kalmazlardı. Teheccüd namazı gibi kıymetli bir taat, kalpleri öldürmeyecek olan taat ona kalkarlardı. Eğer bunlar çocukların topla oynadığı gibi onlarla oynamasaydın, sadece midelerini düşünen kimse olmazlardı. Midemizin doyurmasını istiyoruz. Fakat bunu doyurmakla birlikte asıl insanın hayatının anlamı Rabbimizi tanımak, kalbimizi doyurmak, iman nuruyla doyurmak, ibadet ve taat nuruyla, güzel ahlak nuruyla doyurmaktır. O halde insanlar kimdir dedim. Şeytan cevaben dedi ki onlar şu neyzi mescidi'ndeki bir kavimdir ki bedenimi onlar benim zayıflattılar. Kalbimi de yaktılar. Her ne zaman onları aldatmaya kalksan derhal Allah'ı zikrederler. Bunda ısrar etmezler. Nefislerinin arzusunda ısrar edip de peşine düşmezler fikir olarak. Hatır olarak, düşünce olarak. Neredeyse zikirlerinin nuruyla yanacak hale geldi.
Böyle bir düşünce geldiği zaman, der rızan Allah'a döner bunlar. Salat-ı selamlarla, tevhidlerle, zikirlerle, Allah'ım bu nedir başıma gelendir, der. Hicamı bu gaybtan bir zat. Bu hac zuhur etmiş, anlattı bize. Dedi ki, ben dedi hiç kadınla hatırlamam dedi. Nasıl olduysa kadınlar benim hatırıma gelmeye başladı. O daha diri de söyleyemem. Nasıl bir Allah'a döndüm dedi. İşte şeytan bunu dedi. Ne zaman aldatmaya kalksam hatırlarına, bu düşünceyi getirsem şeheveyi, hayvani duyguları zikirlerinin nuruyla yanacak hale gelirdim. Dikkat kesildim ve bir gece adı geçen mescide gittim. Mescide girdiğimde oturmuş başları örtüler ile kapalı üç kişi gördüm. Beni fark ettiklerinde bir tanesi başını çıkardı ve dedi ki Ya ebel Kasım, sana herhangi bir şey söylendiğinde kabul eder, dinlersin. Bunların Allah yolundaki gayretlerine bak. Allah'tan başka gönüllerinde hiçbir şey yok.
İşte bunlar hakiki Müslümanlardır. Geldi, dayandı Ebu'l Hazanı Harakani. Ebul Hasan-ı Harakani ta Bayezid-i İslamiye'den sonra demeyelim günümüz, günümüz Ebul Hasan-ı Harakani'lerini biz söylemiyoruz. Bu üç ağzımıza da dendi. Efendim büyüklerden anlatıyorsunuz, işte şu şöyle bir halde, güzel bir durumda. Bunu ne olur, hayatta söyleseniz de bir ellerin yüksel, dizlerinin diline otursa, öldükten sonra söylüyorsunuzduru, üstadımıza yakın bir kimse. Dense davula konur da çalınır. Heva, şehvet ve bid'atin yok olması, kitap ve sünnetle amel sevgisinin kalplerde iyice yerleşmesi için akıllı insanın nefis ve tabiata karşı mücahede etmesi gerekir. Ebu'l-Hasan arakani budur ki Cenabı Hak kırk yıldır kalbime nazar eder, kendisinden başka bir şey göremez. İsimlerini veriyorsundur bize. Biz bildiğimiz yok, duyuyoruz. Ne olur hallerinden haber ver, onlara cenneti konuşsan üzülürler.
Onlar cemal aşığıdır. Aynı bizim gibi insanlar, fakat işi yoluna koymuşlar. Bunlar böyle bir dağın başında çilehaneden mi? Yok. Dünya işleri senden benden çok fazla ama işi diyoruz, yoluna koymuş. Nasıl koymuş şu yolunu? Zahiri insanlarla, batıni Allah ile. İbrahim el-Havas kudse ziruh demiştir ki Ben bir defasında şöyle bir hatıra geçirdim diyor ve Zünnun-u Mısri Hazretleri'ne geçiyor. Buyurmuş ki Zünnun-u Mısri Hazretleri hayatında kendisine zındık dinen Allah'ın büyük bir velisi bu da. Hayatında kendisine zındık dinmiştir. İnsanlar bu yolunu şaşırmışsa, Allah'ımız şaşırtmasın, insanlarımız bu. Bu bakımdan insanlara göz gitmez onların. Mevla'ya göz dikerler. Onların hedefleri Mevla'dır. Boşuna uğraşırlar. Onlarla uğraşan, başını Elciyes Dağı'na vuran kimse gibidir. Umvas ki o Mevla ile olmuş. Onunla, onun zikriyle, aşkıyla, muhabbetiyle bitmez ve tükenmez.
Esrarı ile, onunla bize düşen itaat etmek, emri ilahiye riayet etmek ve bu kitaplardan ancak hakikati görürüz. Biz bunları bilir miydik? Ancak okuyoruz mübarek eserleri, mübarek gözünü kaybetti, bunu hazırlamak için. İnsanlar arasında fesat altı şeyden girmiştir. Ahiret ameline karşı niyet zayıflıyor. Buradan çıkalım, bir bakkalın yanına oturalım veya bir başka meslekte sahip olan hangisi bize ahiretten konuşsun? Düşünelim. Biz bile konuşmuyoruz. Bize bugün Sami Benli hazretlerinin eserini okudum da, orada çok güzel nuflar elde ettim. Onu size anlatayım mı diyen kaç kişi onun evladı olanlar içerisinden çıkar. Haklı değil mi Efendimiz, gayretli bir salih göremez oldu mu, değil mi? Bedenlerinin şehvetleri elinde rehin olması. Akıl, nefsin elinde bir köle gibi bir hapishane gibi. Gibi. Akıl, nefsin arzusu içerisinde haps olmuştur.
Ecelin her an gelebilme ihtimaline rağmen tul-i emeli bırakmamaları. Olan hadiseler anlatacak değil. Gece saat bir buçukta olanlar, vesair vakitte olanlar, bundan sonraydı Allah'ımız yok. Mahlukların rızasını, Halık'ın rızasına tercih etmeleri sebebiyle esas ortalığı almış, yürümüş. Heva ve heveslerine uyup nebilerinin sünnetini terk edip arkalarına atmaları sebebiyle buyuruyor. Altıncı olarak selefin zelle kabilinden olan hatalarını delil kabul etmeleri. Geçmiş büyüklerimizden bir hata görmüşse, yine Ricalü'l Gayb'a dayanacak. Kendisini belli etmemek için bazı şekle girer. Biz bunu anlayamadığımız için, değişik hallere girebiliyoruz. Onların bize mühim olan mübarek sözleri dikkat edeceğimiz esaslardır. İşte o büyük insan olsa bunu yapar mıydı, biz yapınca ne olacak, bunu söyledik. Selefi Salihin geçmiş büyüklerimiz ve günümüzde olan zelle kabilinden, hata bile değil yerine göre.
Kulluğunu kişinin bilmesi için olan haller. Hüccet edinip, delil edinip onların asıl örnek alınacak menakıbını terk etmeleridir. Heva, şehvet ve bidatin yok olması, kitap ve sünnetle amel sevgisinin kalplerde iyice yerleşmemesi için, yerleşmesi için akıllı insanın nefis ve tabiatla, nefis ve tabiata karşı mücahede etmesi gereklidir, demiştir. Notlarında devamı buyuruyorlar. Müminler canlarını kendi istekleriyle satarlar. Büyük bir hakikate temas buyuruyorlar. Müminler canlarını kendi istekleriyle satarlar. Müminin nefsinin değeri de cennettir. Veli kullar Evliyaullah'a gelince, onlar da nefislerini kendi istekleriyle satarlar. Ancak bunların nefislerinin değeri Allah Celle Celalühu rızasıdır. Bunlarla öncekiler arasında birçok farklar vardır. Onlar kendilerini cennet mukabili ayet celleye satarlar.
Caferi Sadık Rahmetullah Ali Hazretleri, kendinizi diyor cennete değil cemali ilahiye satın. O halde Allah yolunda süluk eden kişiye gerekli olan beşeriyet vatanından çıkmak, akranların diyarından uzak kalmaktır ki böylece hakiki mücahit ve manevi şehit olabilsin. Neyi söyledi bize anlayabildiğimiz kadarıyla? Beşeriyet vatanından. Esali Erbili Hazretleri buyuruyor ki Cenabı Hak aklınızı ve ruhunuzu hakim kılsın. İşte buna geçmektir. Söylediği bu. Aklımızı nefsin esaretinden kurtarıp vahye, dayalı bir akıl. Ruhunuzu dediği de bir şiirde de geçer. Tenini turaba bırak, ruhunu Miraca sat. Ne müsiyetli iştir, günde beş vakit misal. Ruhunu diyor miraca sav. Mirasta ne oldu? Cenabı Hak, Abidin ile görüştü Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Görüşülür mü? Herhalde Şems suresindeki ayet celle boşuna değil. Esamu. Vahiy bitmiştir ama ilham Allah'ımız sevdiği kulların kalbine hakikati indiriyor nur şekli.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur Gariplere müjdeler olsun ve yine bir hadis-i şerifle kim garip olarak ölürse şehit olarak ölmüş olur. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gariplikle halktan kesilip Halık'a yönelmeye işaret etmektedir. Efendi Hazretleri buyuruyor ki buradaki gariplik mahlukattan kurtulup, o mahlukatı yaratan Halık'a yönelmektir. Bu mahlukatın içinde yaşarken eserden müessire geçmektir. Baktığı her eşyada eğer bir şeyi çok güzel görüyorsa, onun sanilerini görmek, onu yaratanını görebilmek. Eğer gidediğimizde bir tat varsa o tadı vereni bilmek gibi. Hadisi şerifte şöyle buyrulmaktadır, ey Enes devamlı olarak abdestli olmak imkanına sahipsen böyle. Zira ölüm meleği Azrail kulun ruhunu abdestli olarak kabz ederse onun için şehitlik yazılır. Çünkü abdest masivadan Allah'tan başkasından alakayı kesmeye işarettir. Nitekim namazda Allah ile ittisale işarettir.
İttisal dedi, Allah'ımıza kavuşmaya. Şunu bilelim, infisal de yok, infisal de yok, ittisal de yoktur. Ne muttasıız ne de muntasırız. Ne anlarız? Ne Allah ile biliriz, ne de ondan uzağız. Sebebi ise ne ise, kemisli şeyhun, Allah'ımız hiçbir şeye benzemez. O zaman onunla birliğimiz nedir? Onun emriyle, onun ahlakıyla, onun tavsiyesine uymakla. Zaten insan menefaktu hihimir ruhi, ben ruhumdan ruh üfledim diye buyuruyor. İnsanı kendisine halife olarak yaratmış. Daha ne olacak? Kimseye hitap etmezken insana hitap ediyor. İnsanı muhatap kabul ediyor. Siz Valkar da birçok düşün seviyede olan kimseyi muhatap kabul etmezsiniz. Çünkü ne eli belli, ne yüzü belli, ne konuştuğu belli. İlk nefsani arzularımızla, memnun olmuşuz. Bununla insan konuşur görüşmez. Konuştuğu görüştüğü insanın devamlı ne olmasını ister? Allahu veli güllezine amen. Diğer bir ayet celilede. Allah'tır, resulüdür.
Namaz kılan, zekat veren salih kullardır. Hedef bu. Çünkü abdest masivadan Allah'tan başkasından alakayı kesmeye işarettir. Nitekim namaz da Allah ile ittisale işarettir. Namazdan doymayı sebepleri bu işte. Namazın doyamıyor. Bir veli, haber haline muttali olur. Habir de o kimsenin namaz kıldığına şahit olur. Ol. O kimsenin evine gelir, der ki babanız sizin ne haldeydi. Babamız Allah'a şöyle yalvarırdı. Ya Rabbi, öldüğüm zaman ingata amel, artık amel kesiliyor ama ben senden bir dilekte bir tazarru ve niyazda bulunuyorum. Ben kabrimde de namaz kılayım. Taharete devam et ve rızkın artsın buyurmuştur. Zahiri taharet maddi rızkın genişlemesine sebep olduğu gibi, batıni iç temizlik de marifet, ilham gibi manevi rızkın artmasına sebep olur. Bir delikanlı telefon da aşık olduğuyla görüşünce kendinden geçiyor. Ne demek ilhamat-ı ilahi ve tecellilere mazhar olmak?
Deden bile söylüyor, naz makamını anlatıyor deden, Rahmetullah Ali. Esad-i Elbili Hazretleri'nin şiirine tahmis yapıyor. O iki mısra, üç mısra daha ekliyor. Orada naz makamını anlatıyor dedem Rahmetullah Ali. Allah'ımızla dilleşmek, gönül olarak, kalp olarak, Dış temizliğimizle maddi rızkımız genişliyor. Eğer gönlümüz temiz olursa yapmış olduğumuz vazifelerle, o zaman marifet-i ilahi hasılun, Allah'ımızı tanıma, o tanınmaz zaten zatını tanıyamayız. Onun ancak sıfatlarını, isimlerini, fiillerini daha başka ona artık adım atan yaşar bunun ifadesi mümkün değil. İşte o zaman kalp mesut bir hayat ile yaşar, nefsin kötü sıfatları yok olur. Bu da ancak hakiki cihadın neticesinde sağlanır. O halde kim nefis bağından kurtulur, ölümü kendi isteği ile tercih ederse, o ebediyen yaşar.
Burada söylemek istediği şu ölümü diyor kendi eliyle tercih ederse, ölmeden evvel ölmek kalmamış, onun dünyada bir bağı yok, alakası yok. Var ise geçimim helalinden olsun diye çalışıyor, gayret gösteriyor. Mevlaya ile kulun halktan falika yükselmesi gerekir. Bu levha yapacağımız söz. En azından gönlümüze bir levha olsun bu. Çizilmeyen, yok olmayan, sönmeyen, gönlümüzde bir nur olsun bu söz. Kulun halktan Halık'a yükselmesidir. Allah bunu istiyor zaten biz. Görüyoruz, ölüm hadiselerinde inna lillah ve inna aleyhi raciun. Biz Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz. Bunu gerçek olarak yaşayabilmek. Bu ne demek? Biz şimdi anlamak istiyoruz. Öyle bir yüksek söz söyleniyor ki kulun halktan, insanlardan zatına yükselmesi gerek. Bu nasıl olacak? Biz izah istiyoruz şimdi. Bu zaman bize hadis-i kudsi imdadımıza yetişiyor.
Kulum bana nafilelerle yaklaşır, o zaman gören gözü işiten kulağı kavralayan eli, yürüyen ayağı olurum diyor. Nefsin için ihtiyacı tamden. Hatta Allah'a bağlanarak tam zenginliğe ermesi icap eder ki böylece bütün hayırları elde eder ve bütün felaketleri önler. Oğul, Allah'a koşup cemaline vasıl olduğu zaman ve celalini müşahedeye daldığında Allah'ın celle celalü esamihat. İmam-ı Rabbani Hazretlerinin zikri budur. Sen Allah de geç ve sonra da onları bırak ki daldıkları batakta oynayarak dursunlar kavlini, sırrını görebilir. Şunun kızıydı, şunun geliniydi, şunun arabasıydı, şunun varlığıydı, bunun pusuydu. Bununla uğraşacağınıza diyor, bunları terk edin de Allah deyin. Bunu söylüyor. Udilillah, Allah dedim medarun bunlarla meşgul olma. Yapacaksın, tavsiyeni yap. Tebliğini yap. Görevini yap. Sen onlar üzerine zorba değilsin diyor.
Herhalde acıdıklarından üstadımızın dediği gibi, üzerinde şiddette duruyorlar. Biz neyiz ki o zamanın kutbu ayaklarınıza turab olayım diye, bu kasabada, kasabanın camilerinde neler çıktı. Ayaklarınıza turab olayım, yapmayın diye. Çırpındı durdu. Balık bilmezse Halid bilir. Yapıyordu sohbetini, bunu kimse bilmez. Gelenler onu bir delikanlı gibi görüyordu. Ondan sonra yatağa düşüyor, doktor geliyordu bizim derdimize. İnsanın kendisini tamamen Allahu Zülcelal'e verebilmesi için önemli olan önce mal, sonra evladı, daha sonra da nefsi terk etmesi gerek. Ne olacak? Malını terk etmek, malını terk etmek, evladını terk etmek zahirde insanlarla, batında Allah ile olmak demek. Yoksa hepsini terk etmiş bir köşeye çekilmiş manasında değil bu. Zaten bunu hoş da görmezler. Bu sebeple akıllı insan Allah'ı çok çok zikretmezdir.
Zira zikir iç dünyanın temizlenmesine sebep olduğu gibi kalbin cilalanmasını da sağlar. Cenabı Allah buyuruyor insanı Laık olmayalım mübarek dilinde bunları güldü. Tek tek dersleri anlattı. Murakabeye geldiği zaman, murakabe ayetlerini birkaç defa dikkat etti. Murakabe-i Ehadiyeti anlattı, maiyeti anlattı, akrabiyeti, muhabbeti ayet-i cellelerde verdiler. Allah Celle Celalühu çok anın ki felaha kavuşasınız, umduğunuzu elde edersiniz. Kulun Allah'a vasıl olmasından daha büyük bir felah olabilir mi? Diyoruz ya, Bir tanesi de çekil işte araba çıktı kafayı bozdu. Bir teneke teneke. Bir teneke eline geçince bu benim mi, bu benim mi deyip kafayı bozdu. Allah'ımızı bulmak bu mu? Haşa yüz bir kere haşa. Allahu Teala şöyle buyurmuştur. Ey iman edenler, hep birden sulhu selama girin. Şeytanın adımları ardına düşmeyin. Yani Allah'a teslim olun. Gizli ve aşikar tamamen ona itaat edin.
İnsanlar yanında güzel. Sohbetler de güzel, zikirler de güzel, camiler de güzel, bunun yanında yalnız kaldığınızda da diyor, o şekli muhafaza edin. Kimse görmez deyip hataya girmeyin. Esali Erbili hazretlerinin bu hususta çok güzel bir Mektubat'ta sözleri var. Buyuruyor ki beni Ahmet Mehmet'ten de mi daha haşa utanıyor insan. Daha diyor, böyle diyeyim de ne anlaşırsa anlaşılsın. Beni Ahmet'ten Mehmet'ten daha mı dun tutuyorsun? Yarın huzuruma geleceksin. Hangi avukatın, hangi feylesofun görüşlerine güveneceksin, dayanacaksın, benim huzuruma gelip sen bizzat hesap vereceksin. Başkalarından utandığını, benden utanmamak suretiyle ne kadar yanlış yaptığını biliyor musun, diyor.
Rivayet edilir ki Abdullah bin Selam ve arkadaşlarının Tevrat hükümlerinden cumartesiye saygı, develerin etleri ve sütlerini haram kabul etme gibi bazı şeylere bağlılıkları devam ediyor ve bunlardan vazgeçmenin İslam'da da mübah olduğunu zannediyorlardı. Bu inanış her ne kadar kendi şeriatlarında vacip ise de daha önceki adetlerden ayrılmak kendilerine garip geldiği için bunun helalliğine inanarak bu inanç üzere devam edip dediler ki ey Allah'ın resulü, Tevrat'ta Allah'ın kitabıdır. Bize müsaade et de gece namazımızda ondan okuyalım. Bunun üzerine efendimiz aleyhisselam nesh edilen hiçbir şeye iltifat etmeyin. Kendi telif ettiğiniz şeyleri bırakın. Bunları bırakmayı bir gariplik sebebi saymayın. Zira hak teala ile beraber gariplik olamaz. Bu ancak şeytanın süslemesidir. Şeytanın adımları ardına düşmeyin, zira o sizin apaçık düşmanınızdır.
O halde mümin Allah'ın emirlerine boyun eğmeli, heva ve hevesten ve şeytanın izlerine tabi olmaktan sakınmalıdır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allah Celle Celalühü ümmetimden açıkça şikayet etmektedir ve şöyle buyurmaktadır. Ben şeytanı onlar için huzurdan kovdum, fakat onlar bana isyan ve şeytana itaat ediyorlar. Adamın biri kırk sene oruç tutar. Sonra Allah'tan bir ihtiyaç ister fakat bu isteğine icabet edilmez. Bu zat nefsini kötüler ve nefsini kastederek ey şer sığınağı bu senin kötülüğündendirdir. Bunun üzerine o zaman peygamberlerine vahyedilerek bu kişi şöyle demesi emredilir, senin nefsini öldürmen benim için kırk sene oruç tutmandan daha sevimlidir. Şunu iyi bil ki Allah'ın ey iman edenler hep birden İslam'a girin kavlinde bir umumi, bir de hususi mana vardır. Umumi mana, iman eden bütün müminlere şamil bir hitaptır.
Yani ey müminler, İslam'ın zahiri ve batıni şartları içerisine girin. Onun şartları da efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin söylediğidir. Müslüman o kimsedir ki Müslümanlar onun elinden ve dilinden zarar görmez. Mümin de insanların itimadını kazanan kimsedir. Hususi manaya gelince bu da insanı şahsi ile birlikte bütün zahiri ve batıni uzuvlarına yapılan kitaptır. İnsan bilfiil bütün azaları ile İslam'a girmelidir. Göz bakarken, kulak duyarken, ağız yerken, el tutarken ve ayak yürürken Allah'ın emrine tamamen teslim olmalı, nehiylerinden sakınmalıdır. Hatta malayani kendini ilgilendirmeyen halleri tamamen terk etmelidir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.