Bu yakın bir mahallemizde bir kimsenin üstadımızdan sonra yazsına tesadüf ettim O yazsın da şöyle diyor. Diyor ki sadece bana Hacı Hasan Efendi Hazretlerinin yapmış olduğu nasihat bir cilt kitap olurdu diyor. Bundan anlayacağınız bize çokça söz söylemektense öyle derler. Binlerce kelam etmekten bir gram iş yapmak ondan üstündür. Allah'ımız ilk ayeti celilelerde, BAGARA suresinde baktığımız zaman. Ey iman edenler salih amel işleyin buyuruyor. Bunun ötesi yok artık. Biz bu zamana uzanan efendi hazretlerini üstadımızı düşünsek zaten şiirinin birinde de onu söylemiş. Acıdığım için diyor bunları yazdım diyor. Yoksa kendileri için bir sıkıntı yok. Onlar esası yakalamış, hakta erimiş, hakikati bulmuş kimseler Fakat size diyor acıdığım için ben bunları yazıyorum diye. Sami Efendi Hazretlerinin hiçbir ihtiyacı yok. Bakıyoruz vücudu, aileleri yıpranıyor. Çok büyük sıkıntılar çekiyor.
Sırf ümmet-i Muhammed kurtulsun diye. Maide suresine bakıyoruz esalne, Ben nimetimi tamamladım buyuruyor Cenabı Hak. Size din olarak İslam'ı seçtim ve ondan da razı oldum. Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem mübarek sözleri, böyle çok üstün insanlar düşünsek acaba ne kadar sözleri var desek pek böyle çok yer işgal etmiyor. Fakat asırlar geçmesine rağmen aleyhisselatu vesselam benimizin mübarek sözleri hem tazeliğini koruyor hem de hayatımızın her alanına uzanıyor. Sırf yeme hakkında bir kitap, bir cilt, bir kitap hazırlamışlar. Sadece yeme hususunda. Biz bunu promosyon olarak da dergimizin Mecmuu'l Adap diye bir eser. Bu efendimiz hazretlerinin mübarek elinden düşmezdi. Okurlardı bunu. Bu kitapta aleyhissalatu vesselam efendimizin kullanmış olduğu yüzükler, giyimleri, hangi renkleri seçerlerdi? Yemeleri, içmeleri her hususu hemen hemen tam olmasa bile ele alır.
Bunun yanında sahil eserler çok. Şimdi düşünüyorum. Tabii siz de düşünürsünüz. Tefekkür etmemiz icap eder, düşünmemiz gerekir. Her şey ayan beyan belli. Burada yol gösterilmiş. Diyelim ki biz nereye gideceğiz? Niğde'ye gideceğiz. Yol belli. Buradan çıkacağız ana yoldan. Belki otuz kilometre geçer. Ondan sonra Adana'ya doğru giden yol. Belli. Her şey belli. Belirsiz bir şey yok. Yalnız bu belli olan hususlar bir noktaya kadar. Cenabı hak, sa' bir un celle celaluhu. Allah'ımız sa' bir un. Bunu Türkçeleştirmeye de gerek yok. Türkçeleştirdiğimiz zaman manasını bozuyoruz biz. Sabırlıdır diyelim. Fakat bir noktaya kadar devam eder. Bir olur, iki olur, üç olur. Hadiseler malum. Bunlar hep bizim ibret almamız için. Bahar gelir ibret almamız için. Kainatın yeşerdiği, canlandığı, hışır ölüyken tekrar dirildiği.
Bu bizim Allah'ımızın kitabı keriminde Celle Celalühü ölüyken dirilttiğimiz buyuruyor kalp hakkında. Bunları çağrıştırmadıkça hiçbir şey olmaz. Efendimiz gibi bir devlet sallallahu teala aleyhi ve sellem bakıyorsunuz inanan cümle var. Bunlar Ashab-ı Müziğinden oluyor. Kuran-ı Kerim'de vasfediyor. Bir de inkarında olanlar var. Onlar da cehennemin dibini boyluyor. Bir de inkarında olan var. Ortalığı karıştıran var. Nifak, zümresi var. Peygamberimiz de olsa sallallahu teala aleyhi ve sellem eğer gönüllerimizi açmazsak, Allah'ımızın hidayetine mazhar olunmazsa elde edilecek hiçbir şey yok. Meşayı kiram hazeratı peygamberlerimizi söylüyor. Bir Nuh aleyhisselam peygamber evladıdır. Fakat hali malum. Amelin salih. Amelin salihlerin amelinin dışındadır. Bir bakıyoruz Meşşain-i Zam Hazretleri'ne yine aynı.
Bu bizim gayretimizle, çabamızla, üstadımızın da şiirlerinde dediği gibi gayretli bir salih göremez oldunuz. Demek düşünürmüş. Tefekkür edermiş. Bu sebep de diyor gayretli bir salih göremez oldu. Çalışmamızı istiyor. Her şeyi belirlemiş Evrad Ezker hakkında. Bir adap risalesi çok güzel. Biz bunu dediğimiz zaman diğer eserleri okumayalım demiyor. Okuyalım. Müspet olan eserleri okuyalım. Başta bunun listesini de çıkardılar. Sıddıy-i Azam'dan bu zamana kadar gelen Meşşai İzam Hazaratının eserlerini ortaya çıkardılar. Size Sami Efendi Hazretlerinin kalpte Sallallahü's-Sıdri eserlerinden bazı notlar göstereceğim. İslam garib olarak doğdu, garipliğe dönecek. Bunu anlatılmaya gerek var mı? Garipliğe döndüğünü anlatmaya gerek var mı? Cinsiyet değişimine kadar girerse bu caminin güzelliğini bu kelimelerle bozmamıza gerek var mı? Allah'ımızın varlığının tartışıldığı şu zamanda gerek var mı buna?
Çok iyi biliyorsunuz. İslamiyet garib olarak başladı, garib olarak nihayete gelecektir, buyurmuştur. Hadis-i şerifte sözü edilen İslam hakiki İslam'dır. Bu İslam'ın sahibi olan Müslüman, ebediye mürted dinden çıkan olmaz. Garip oluşu ise kendisiyle dostluk kurup anlaşacak bir kimsenin bulunmayıştır. Bu sebeple biz namazlarda, duada Allahümmemahşurna fi zümurrasis salihi. Boşuna söylenmiyor. Ya Rabbi bizi salihler zümresinden kıl diyoruz. Yalvarıyoruz Cenabıhakk'tan. Bütün salih ameller, salih amel dediği zaman bazı mallar var. Defolun derler. Hatalı olur. Yerine göre ezik olur. Çürük olur vesaire. Sıkıntılı olur. Salih amel denildiği zaman rüya deposundan kurtulmuş, kibirden kurtulmuş, hasetlikten kurtulmuş, kötü ahlaktan kurtulmuş nur olmuş. Şunun gibi daha da anlayabilmemiz için bir kaba yemek koyacaksak o kabın temiz olması lazım. Gönül kabının mor olması gerekiyor, tertemiz.
Allah'ım bize şu hayatta her şeyi misal olarak göstermiyor. İman nurunu artırır, salih amel, her amel değil. Salih amel. Böyle kafamızı göreceğiz. Beyin jimnastiği denir ya beyin jimnastiği demek bu. Acaba amelin salih mi değil mi diye düşüneceğiz. Cenabı hakk'ın kabul ettiği amel hangi ameldir? Eserine. Allah'a ortak koşulmayan, Allah'a ortak koşulmayan demek hem bu şirki celiği var. Şirki celiği açıktan Allah'a ortak koşmak. Mevla'mızı yaratıcı olarak kabul edip hüküm de kabul etmemek. İşte bu zamanın adeti budur, böyle olacak demek bunun dışında bir şey değildir. Bu da bir şirktir aslında. Eğer okumuşsak Kuran-ı Kerim'de burada vardır. Efendimize aleyhissalatu vesselama Adiyy bin Hatem geldi. Dedi ki ya Muhammed biz müşrik değiliz. O zaman Efendimiz sordu, söyleyin. Çünkü kitabı Kerim'de es-salne, Allah'ın dışında onları kendilerine rab ittihaz ediyorlar. Bu şu demek.
Buyurdu ki aleyhissalatü vesselam efendimiz, bu Adiyy bin Hatem'dedir, biz ya Muhammed Allah'a ortak koşan bir kimse değildir. Biz dedi müşrik değiliz. Söyleyin buyurdu. Sizin ruhbanlarınız, ruhban deyince sizin itaat ettiğiniz kimseler, baş kabul ettiğiniz kimseler, baş kabul ettiğiniz kimseler size bir söz söylese, o sözle Allah'ımızın emrine uymasa, siz buyurdu ruhbanlarınız söz söylediği zaman ona itaat eder misiniz? Evet, ederiz dediler. İşte bu da bir şirktir. Allah'ın Celle Celalühü emri ilavesi varken bir başkasının sözünü kabul etmiyor. Misal ver derseniz vereyim, bu bizim beynimizde kirletir. Kalbimize de huzur vermez. Şu camiye de uymaz. Şu kadar deyin evlilikler, ticari hususlar, düğünler vesaireler, ev hayatı, komşuluk hayatı vesaire. Hep düşündüğümüz zaman ortaya çıkarım.
Salih amel zinci zaman Kehf suresindeki en son ayeti celile ifade ettiğimiz en son onlar Allah'a ortak koşmazlar. Burada bir şirki celiğ Allah'a ortak koşma Celle Celalühü. Bir de şirki hafi riyadır, gösteriştir. Salih olursa amel iman nurunu artırır. O halde taat, hasenat ve ilahi marifetlere vasıl olmaya devam et. Öyle bir söz söyledi ki efendi hazretleri uzun konuşmaya hiç hacet bırakmadı. Rabbi Zülcelal'imizi tanımaya devam et diyor. Bunu bir nazari olarak bilme var. Nazari işte bu sudur diyoruz. Bunun şuhudi olması içtiğimiz zaman fark etmektir. Allah'ımızın Celle Celalühü tanınması, gönülden tanıyabilmek. Bu da rabıtadır, zikirdir, murakebelerdir. Bunlarda yoğunlaşmalarla olur. Zira Allah'ı bilmek amellerin en faziletlisidir. Boşuna demiyorlar bunu çok tekrar ediyorlar. Marifetullah'a yerin diyorlar.
Bu sebeple efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme amellerin hangisi efdaldir ya resulullah denince cevaben Allah'ı bilmek şeklinde cevap vermiştir. Hikem ve atayiye diye çok güzel bir eser var. Onun çokça da şerhi yapılmıştır. Orada bu konuya şöyle temas ediyor. Cenabı hak'ı tanıyarak yapılan zerre kadar amel, Cenabıhakk'ı tanıyarak yapılan zerre kadar amel, dağlarca yapılan amelden üstündür. Biz amelden soruyoruz, siz ilimden cevap veriyorsunuz denilince sallallahu teala aleyhi ve sellem amelle az ilim fayda verir. Fakat cehaletle birlikte çok amelin de faydası yoktur diye cevap vermiştir. Bu da ancak içi tevhid aynası ile temizlenmek, öyle güzel ifadeler var ki okuduğumuz zaman keselim dört kalemle çalışma diye bu gençlere anlatılıyor. Bunlar bilirler bunu. Dört kalemle çalışmayın. Biz en azından bir kalemle çalışalım. Şu düzen sözlerin altını çizelim. Ne buyuruyor?
Bu da ancak içi tevhid aynası ile temizlenmek ve çeşitli zikirlerle meydana gelir. Bunu ancak alimler düşünüp anlayabilirler. Bir hazine diyelim. Büyük bir hazine. Bu hazinenin, sanduk içerisinde diyelim, sanduk içerisinde anahtarla biz açabiliriz. Açtığımız zaman o hazineye erişilmiş oluyor. İnsandaki öyle bir hazine var ki, kalp zikri melakut alemi ile alaka kurmaktır. Zikrediyor bizim kalbimiz yandı, battı, vurdu. Şükuneteydi bu değildi. Bunun ötesinde arada bin tane perde Ruh zikrinin alemi, alemi ceberrut. Allah'ımızın sıfatlarının tecelli ettiği yerdir. İnsanda bu mevcut ama. Sır zikri ise lahut alemiyle alakalı. Hafisi alemi rahmaniyetle alakalı. Allah korusun öldüğümüz zaman bir çukur dolduran kimse olmayalım mı? Ne demek bu? Ne çukur doldurmasıymış?
Hayatımız nefsani istek ve arzuları, yeme, içme, giyim, kuşam, eğlenme, arabamızın güzelliği, telefonumuzun güzelliği, hayat şartlarımızın yerinde olması, bir başkasına bakarak o şöyle hayat yaşıyor, biz niye öyle yaşayamıyoruz dediğimiz zaman bu hayatımız bittiği zaman, can çıktığı zaman hayat biter. Fakat hayatı rahman olan Allah'a dayalı olursa, ahlakı ahlakı Muhammedi ve ahlakı ilahi olursa derdi bütün düşüncesi o kalp zikrinde de diyelim ki Evliyaullah buyuruyor ki dil ile zikretmek gaflettir. Gaflet olur mu? Dil ile zikretmek gaflettir. Ne olacak? Bu dediği kalp ile zikrederek Alem-i melekut Allah'ımızın esma sıfatının tecellisine ermektir. Hacasın Efendi bunu anlattı. Sami Efendi hazretleri bunu anlattı. Es'adı evveli ta ebabet musıddike kadar hep bunu vurguladılar. Gelin buna erişindir. Hacı Hasan efendi boşuna demedi açtım pazarımı alan alsın dediği bu.
Bunun dışında eğer hayatımız bu nimetlerle mütenahim olursa, nimetlenecek olursak, ahlakımızın ahlakı ilahi, ibadetimizin ihlas, ihsan, takva, Rabbimizi görür gibi ibadet etmek ve muamelatımızda aleyhissalatü vesselam efendimize uygun düşerse geçmiş selefi salihin onlara uyarsa bu ölüm bizi hakiki hayata kavuştur. Ne olur? Aleyhissalatü Vesselam efendimiz hayırlı insanları haber verirken bir odadan diğer odaya geçmek gibi tarih olurdu. Bir cenazedeki de o cenaze sahiplerinden biri şöyle diyordu. Yeri de yatmasın, nur da yatsın diyordu. Cüneydi Bağdadi Kaddafi sallallah sırra. Rüyamda İblis'i sanki çırılçıplak gördüm. İnsanlardan utanmaz mısın dedim. Cevaben dedi ki eğer bunlar insan olsaydı şeytan söyledi. Çocukları topla oynadığı gibi bunlarla oynamazdı. Sabah ezan okunurken yataklarda kalmazlardı. Teheccü namazı gibi kıymetli bir taat, kalpleri öldürülmeyecek olan taat ona kalkarlardı.
Eğer bunlar çocukların topla oynadığı gibi onlarla oynamasaydın sadece midelerini düşünen kimse olmazlardı. Midemizin doyurmasını istiyoruz. Fakat bunu doyurmakla birlikte asıl insanın hayatının anlamı Rabbimizi tanımak, kalbimizi doyurmak, iman nuruyla doyurmak, ibadet ve taat nuruyla, güzel ahlak nuruyla doyurmaktır. O halde insanlar kimdir dedim. Şeytan cevaben dedi ki onlar şu nezsi mescidi'ndeki bir kavimdir ki bedenimi onlar benim zayıflattılar. Kalbimi de yaktılar. Her ne zaman onları aldatmaya kalksam derhal Allah'ı zikrederler. Bunda ısrar etmezler. Nefislerinin arzusunda ısrar edip de peşine düşmezler fikir olarak. Hatır olarak, düşünce olarak. Neredeyse zikirlerinin nuruyla yanacak hale gelir. Öyle bir düşünce geldiği zaman dersen Allah'a döner onlara. Salatü selamlarla, tevhidlerle, zikirlerle Allah'ım bu nedir başıma gelendir der. İki ani mukayiptan bir zat.
Bu hac zuhur etmiş, anlattı bize. Dedi ki ben dedi hiç kadınla hatırlamam dedi. Nasıl olduysa kadınlar benim hatırıma gelmeye başladı. O daha dedi de söyleyemem. Nasıl bir Allah'a döndüm dedi. İşte şeytan bunu dedi. Diyor. Ne zaman aldatmaya kalksam hatırlarına, bu düşünceyi getirsem şeheviyi, hayvani duyguları zikirlerinin nuruyla yanacak hale geliyorum. Dikkat kesildim ve bir gece adı geçen mescide gittim. Mescide girdiğimde oturmuş başları örtülerle kapalı üç kişi gördüm. Beni fark ettiklerinde bir tanesi başını çıkardı ve dedi ki ya ebel kasım sana herhangi bir şey söylendiğinde kabul eder dinlersin. Bunların Allah yolundaki gayretlerine bak. Allah'tan başka gönüllerinde hiçbir şey yok. İşte bunlar hakiki Müslümanlardır. Geldi, dayandı Ebul Hasan-ı Harakani. Ebul Hasan-ı Harakani ta Bayezid'd-i İslamiden sonra demeyelim günümüz, günümüz Ebul Hasan-ı Harakanilerini biz söylemiyoruz.
Bu üstadımıza da dendi. Efendim büyüklerden anlatıyorsunuz. İşte şu şöyle bir halde, güzel bir durumda. Bunu ne olur? Hayatta söyleseniz de bir ellerini öpsek, dizlerinin diline otursak, öldükten sonra söylüyorsunuz diyor. Üstadımıza yakın bir kimse. Dense davula konur da çalınır. Heva, şehvet ve bid'atin yok olması kitap ve sünnetle amel sevgisinin kalplerde iyice yerleşmesi için akıllı insanın nefis ve tabiata karşı mücadele etmesi gerekir. Ebu'l Hasan arakani buyurur ki Cenabı hak kırk yıldır kalbime nazar eder, kendisinden başka bir şey göremez. İsimlerini vermiyorsundur bize. Biz bildiğimiz yok, duyuyoruz. Ne olur hallerinden haber ver, onlara cenneti konuşsan üzülürler. Onlar cemal aşığıdır. Aynı bizim gibi insanlar. Fakat işi yoluna koymuşlar. Bunlar böyle bir darun başında çilehanede mi? Yo. Dünya işleri senden benden çok fazla. Ama işi diyoruz yoluna koymuş. Nasıl koymuş yolunu?
Zahiri insanlarla batını Allah ile. İbrahim El havvas Kudse sezirruh demiştir ki ben bir defasında şöyle bir hatıra geçirdim diyor ve Zünnun-i Mısri hazretlerine geçiyor. Buyurmuş ki Zünnun-i Mısri Hazretleri hayatında kendisine zındık dinen Allah'ın büyük bir belgesi bu da. Hayatında kendisine zındık dinmiştir. İnsanlar bu. Yolunu şaşırmışsa, Allah'ımız şaşırtmasın, insanlarımız bu. Bu bakımdan insanlara göz dikmez onların. Mevla'ya göz dikerler. Onların hedefleri Mevla'dır. Boşuna uğraşırlar. Onlarla uğraşan başını Elcies Dağı'na vuran kimse gibidir. Bulmaz ki. O Mevla ile olmuş. Onunla, onun zikriyle, aşkıyla, muhabbetiyle bitmez ve tükenmez, esrarıyla. Onunla bize düşen itaat etmek, emri ilahiyeye riayet etmek ve bu kitaplardan ancak hakikati görürüz. Biz bunları bilir miydik? Ancak okuyoruz mübarek eserleri, mübarek gözünü kaybetti. Bunu hazırlamak için.
İnsanlar arasında fesat altı şeyden girmiştir. Ahiret ameline karşı niyet zayıflıyor. Oradan çıkalım, bir bakkalın yanına oturalım veya bir başka meslekte sahip olan hangisi bize ahiretten konuş? Düşünelim. Biz bile konuşmayalım. Bize bugün Sami Efendi hazretlerinin eserini okudum da orada çok güzel notlar elde ettim. Onu size anlatayım mı diyen kaç kişi onun evladı olanlar içerisinden çıkar. Haklı değil mi efendim gayretli bir salih göremez oldum dedi. Bedenlerinin şehvetleri elinde rehin olması. Akıl, nefsin elinde bir köle gibi bir hapishane gibi. Akıl nefsin arzusu içerisinde had sormuştur. Ecelin her an gelebilme ihtimaline rağmen tul-i emeli bırakmamaları. Olan hadiseler anlatacak değil. Gece saat bir buçukta olanlar, vesair vakitte olanlar, bundan sonraydı Allah'ımız budur. Mahlukların rızasını Halık'ın rızasına tercih etmeleri sebebiyle fesad ortalığı almış, yürümüştür.
Heva ve heveslerine uyup nebilerinin sünnetini terk edip arkalarına atmaları sebebiyle buyuruyor. Altıncı olarak selefin zelle kabilinden olan hatalarını delil kabul etmeleri. Geçmiş büyüklerimizden bir hata görmüşse yine ricalu'l Gayb'a dayanacak. Kendisini belli etmemek için bazı şekle girer. Biz bunu anlayamadığımız için değişik hallere girebiliyoruz. Onların bize mühim olan mübarek sözleri dikkat edeceğimiz esaslardır. İşte o büyük insan olsa bunu yapar mıydı? Biz yapınca ne olacak? Bunu söyledi. Selefi salihin geçmiş büyüklerimizin ve günümüzde olan zelle kabilinden hata bile değil yerine göre. Kulluğunu kişinin bilmesi için olan haller. Hüccet edinip, delil edinip onların asıl örnek alınacak menakabını terk etmeleridir.
Heva, şehvet ve bidatin yok olması, kitap ve sünnetle amel sevgisinin kalplerde iyice yerleşmemesi için, yerleşmesi için akıllı insanın nefis ve tabiatla, nefis ve tabiata karşı mücahede etmesi gereklidir demiştir. Notlarında devam buyuruyorlar. Müminler canlarını kendi istekleriyle satarlar. Büyük bir hakikate temas buyuruyorlar. Müminler canlarını kendi istekleriyle satarlar. Müminin nefsinin değeri de cennettir. Veli kullar evliyaullah'a gelince onlar da nefislerini kendi istekleriyle kendilerini cennet mukabili ayetçilere satarlar. Caferi Sadık rahmetullahi hazretleri kendinizi diyor cennete değil cemali ilahiye satın. O halde Allah yolunda süluk eden kişiye gerekli olan beşeriyet vatanından çıkmak, akranların diyarından uzak kalmaktır ki böylece hakiki mücahit ve manevi şehit olabilsin. Neyi söyledi bize anlayabildiğimiz kadarıyla? Ve şeriat vatanında.
Esali Elbili Hazretleri buyuruyor ki Cenabı hak aklınızı ve ruhunuzu hakim kılsın. İşte buna geçmektir. Söylediği bu. Aklımızı nefsin esaretinden kurtarır vahye, dayalı bir akıl. Ruhunuzu dediği de bir şiirde de geçer. Tenini turaba bırak, ruhunu miraca sal. Ne müsiyetli iştir günde beş vakit lisan. Ruhunu diyor miraca sal. Miraçta ne oldu? Vahiy bitmiştir ama ilham, Allah'ımız sevdiği kulların kalbine hakikati indiriyor nur şeklinde. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuştur, gariplere müjdeler olsun ve yine bir Hadis-i Şerif'le kim garip olarak ölürse şehit olarak ölmüş olur. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem gariplikle halktan kesilip Halık'a yönelmeye işaret etmektedir. Efendi Hazretleri buyuruyor ki buradaki gariplik mahlukattan kurtulup, o mahlukatı yaratan Halık'a yönelmektir. Bu mahlukatın içinde yaşarken eserden müessire geçmektir.
Baktığı her eşyada eğer bir şeyi çok güzel görüyorsa onun saniyeni görmek, onu yaratanını görebilmek. Eğer gidediğimizde bir tat varsa o tadı vereni bilmek gibi. Hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır, ey Enes devamlı olarak abdestli olmak imkanına sahipsen böyle. Zira ölüm meleği Azrail kulun ruhunu abdestli olarak kabz ederse onun için şehitlik yazılır. Çünkü abdest masivadan Allah'tan başkasından alakayı kesmeye işarettir. Nitekim namazda Allah ile ihtisare işarettir. İttisal dedi Allah'ımıza kavuşmaya. Şunu bilelim, infisal de yok, infisal de yok, ittisal de yoktur. Ne muttasıız ne de muntasısınız. Ne anladım? Ne Allah ile biliriz, ne de ondan uzağız. Sebebi ise ne ise Allah'ımız hiçbir şeye benzemez. O zaman onunla birliğimiz nedir? Onun emriyle, onun ahlakıyla, onun tavsiyesine uymakla zaten insan ben ruhumdan ruh üfledim diye buyuruyor. İnsanı kendisine halife olarak yaratmış.
Daha ne olacak? Kimseye hitap etmezken insana hitap ediyor. İnsanı muhatap kabul ediyor. Siz kalkar da bir çok düşük seviyede olan kimseyi muhatap kabul etmezsiniz. Çünkü ne eli belli, ne yüzü belli. Ne konuştuğu belli. Nefsani arzularımızla memnun olmuşuz. Onunla insan konuşur, görüşme. Konuştuğu, görüştüğü insanın devamlı ne olmasını ister? Diğer bir ayet celîlede Allah'tır, resulüdür. Namaz kılan, zekat veren salih bunlardır. Hedef bu. Çünkü abdest masivadan Allah'tan başkasından alakayı kesmeye işarettir. Nitekim namaz da Allah ile ittisale işarettir. Namazdan doymayı sebepleri bu işte. Namazdan doyamıyor. Bir veli haber haline muttali olurdu. Habir de o kimsenin namaz kıldığına şahit olur. O kimsenin evine gelir. Der ki babanız sizin ne haldeydi. Babamız Allah'a şöyle yalvarırdı.
Ya Rabbi öldüğüm zaman artık amel kesiliyor ama ben senden bir dilekte, bir tazarru ve niyazda bulunuyorum. Ben kabrimde de namaz kılayım. Taharete devam etki rızkın artsın buyurmuştur. Zahiri taharet maddi rızkın genişlemesine sebep olduğu gibi batıni iç temizlikle marifet, ilham gibi manevi rızkın artmasına sebep olur. Bir delikanlı telefonda aşık olduğuyla görüşünce kendinden geçiyor. Ne demek ilhamat-ı ilahi ve tecellilere mazhar olmak? Dedem bile söylüyor, naz makamını anlatıyor dedem, Rahmetullah Ali. Essadi Elbili Hazretleri'nin şiirine tahmis yapıyor. O iki mısra, üç mısra daha ekliyor. Orada naz makamını anlatıyor dedem Rahmetullah Ali. Allah'ımızla dilleşmek, gönül olarak, kalp olarak, dış temizliğimizle maddi rızkımız genişliyor. Eğer gönlümüz temiz olursa yapmış olduğumuz vazifelerle o zaman marifet-i ilahi hasıl oluyor. Allah'ımızı tanımak.
O tanınmaz zaten zatını tanıyamayız. Onun ancak sıfatlarını, isimlerini, fiillerini daha başka ona artık adım atan yaşar ifadesi mümkün değil. İşte o zaman kalp mesut bir hayat ile yaşar. Nefsin kötü sıfatları yok olur. Bu da ancak hakiki cihadın neticesinde sağlanır. O halde kim nefis bağından kurtulur, ölümü kendi iste isteğiyle tercih ederse, O ebediyen yaşar. Burada söylemek istediği şu, ölümü diyor kendi eliyle tercih ederse, ölmeden evvel ölmek kalmamış onun dünyada bir bağı yok, alakası yok. Var ise geçimim helalinden olsun diye çalışıyor, gayret gösteriyor. Mevla ile, kulun halktan falika yükselmesi gerekir. Bu levha yapacağımız söz. En azından gönlümüze bir levha olsun bu. Çizilmeyen, yok olmayan, sönmeyen gönlümüzde bir nur olsun bu söz. Kulun halktan Halık'a yükselmesidir. Allah bunu istiyor zaten bize. Görüyoruz ölüm hadiselerinde biz Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz.
Bunu gerçek olarak yaşayabilmek. Bu ne demek? Biz şimdi anlamak istiyoruz. Öyle bir yüksek söz söyleniyor ki, kulun halktan insanlardan zatına yükselmesi gerekir. Bu nasıl olacak? Biz izah istiyoruz şimdi. Bu zaman bize hadis-i kudsi imdadımıza yetişiyor. Kulum bana nafilelerle yaklaşır, o zaman gören gözü işiten kulağı kavuralayan eli, yürüyen ayağı olurum diyor. Nefsin için ihtiyacı tamden. Hatta Allah'a bağlanarak tam zenginliğe ermesi icap eder ki böylece bütün hayırları elde eder ve bütün felaketleri önler. Kul Allah'a koşup cemaline vasıl olduğu zaman ve celalini müşahedeye daldığında Allah'ın Celle Celalü, esamle. Sorullah. İmamı Rabbani Hazretlerinin zikri budur. Sen Allah de geç ve sonra da onları bırak ki daldıkları batakta oynayaya dursunlar. Kavlini, sırrını görebilir.
Şunun kızıydı, şunun geliniydi, şunun arabasıydı, şunun varlığıydı, bunun musuydu, bununla uğraşacağınıza diyorum, bunları terk edin de Allah deyin. Bunu söylüyor. Allah dedim. Bunlarla meşgul olma. Yapacaksın, tavsiyeni yap. Tebliğini yap. Görevini yap. Sen onlar üzerine zorba değilsin diyor. Herhalde acıdıklarından üstadımızın dediği gibi üzerinde şiddette duruyorlar. Biz neyiz ki o zamanın kutbu ayaklarınıza turap olayım diye, bu kasabada kasabanın camilerinde neler söylüyor? Ayaklarınıza turap olayım yapmayın diye. Diye. Çırpındı durdu. Balık bilmezse Halid bilir. Yapıyordu sohbetini, bunu kimse bilmez. Gelenler onu bir delikanlı gibi görüyordu. Ondan sonra yatağa düşüyor, doktor geliyordu. Bizim derdimize. İnsanın kendisini tamamen Allahu Zülcelal'e verebilmesi için önemli olan önce mal, sonra evladı, daha sonra da nefsi terk etmesi gerekir. Ne olacak?
Malını terk et, malını terk etmek, evladını terk etmek zahirde insanlarla, batında Allah ile olmak demek. Yoksa hepsini terk etmiş bir köşeye çekilmiş manasında değil bu. Zaten bunu hoş da görünmezler. Bu sebeple akıllı insan Allah'ı çok çok zikretmezdir. Zira zikir iç dünyanın temizlenmesine sebep olduğu gibi kalbin cilalanmasını da sağlar. Cenabı Allah buyuruyor esanı, layık olmayanın mübarek dilinde bunları kıldı. Tek tek dersleri anlattı. Murakabeye geldiği zaman murakabe ayetlerini birkaç defa dikkat etti. Murakabe-i ahediyeti anlattı. Mahiyeti anlattı. Akrabiyeti, muhabbeti Ayet cellelerde verdiler. Allah Celle Celalühu çok anın ki felaha kavuşasınız, umduğunuzu elde edesiniz. Kulun Allah'a vasıl olmasından daha büyük bir felah olabilir mi? Diyoruz ya, bir tanesine çekil işte araba çıktı kafayı bozdu. Bir teneke teneke. Bir teneke eline geçince bu benim mi?
Bu benim mi deyip kafayı bozdu. Allah'ımızı bulmak bu mu? Haşa yüz bir kere haşa. Allahu Teala şöyle buyurmuştur. Ey iman edenler, hep birden sulhu selama girin. Şeytanın adımları ardına düşmeyin. Yani Allah'a teslim olun, gizli ve aşikar tamamen ona itaat edin. İnsanlar yanında güzel, Sohbetler de güzel. Zikirler de güzel. Camiler de güzel. Bunun yanında yalnız kaldığınızda da diyor o şekli muhafazaydı. Kimse görmez deyip hataya girmeyin. Esani elbili hazretlerinin bu hususta çok güzel bir mektubat'ta sözleri var. Buyuruyor ki beni Ahmet Mehmet'ten de mi daha haşa utanıyor insan? Daha diyor böyle diyeyim de ne anlaşırsa anlaşılsın. Beni Ahmet'ten Mehmet'ten daha mı dun tutuyorsun? Yarın huzuruma geleceksin. Hangi avukatın, hangi feylesofun, görüşlerine güveneceksin, dayanacaksın. Benim huzuruma gelip sen bizzat hesap vereceksin.
Başkalarından utandığını benden utanmamak suretiyle ne kadar yanlış yaptığını biliyor musun? Rivayet edilir ki Abdullah bin Selam ve arkadaşlarının Tevrat hükümlerinden cumartesiye saygı, develerin etleri ve sütlerini haram kabul etme gibi bazı şeylere bağlılıkları devam ediyor ve bunlardan vazgeçmenin İslam'da da İslam'da da mubah olduğunu zannediyorlardı. Bu inanış her ne kadar kendi şeriatlarında vacip ise de daha önceki adetlerden ayrılmak kendilerine garip geldiği için bunun helalliğine inanarak bu inanç üzere devam edip dediler ki ey Allah'ın Resulü, Tevrat'ta Allah'ın kitabıdır. Bize müsaade et de gece namazımızda ondan okuyalım. Bunun üzerine Efendimiz nesh edilen hiçbir şeye iltifat etmeyin. Kendi telif ettiğiniz şeyleri bırakın. Bunları bırakmayı bir gariplik sebebi saymayın. Zira Hak Teala ile beraber gariplik olamaz. Bu ancak şeytanın süslemesidir.
Şeytanın adımları ardına düşmeyin. Zira o sizin apaçık düşmanınızdır. O halde mümin Allah'ın emirlerine boyun eğmeli, heva ve hevesten ve şeytanın izlerine tabi olmaktan sakınmalıdır. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi ve Sellem Allah Celle Celalü'yü ümmetimden açıkça şikayet etmektedir. Ve şöyle buyurmaktadır. Ben şeytanı onlar için huzurdan kovdu, kovdum. Fakat onlar bana isyan ve şeytana itaat ediyorlar. Adamın biri kırk sene oruç tutar. Sonra Allah'tan bir ihtiyaç ister. Fakat bu isteğine icabet edilmez. Bu zat nefsini kötüler ve nefsini kast ederek ey şer sığınağı bu senin kötülüğündendir der. Bunun üzerine o zaman peygamberlerine vahyedilerek bu kişi şöyle demesi emredilir. Senin nefsini öldürmen benim için kırk sene oruç tutmandan daha sevimlidir. Şunu iyi bil ki Allah'ın ey iman edenler hep birden İslam'a girin kavlinde bir umumi, bir de hususi mana vardır.
Umumi mana iman eden bütün müminlere şamil bir hitattır. Yani ey müminler İslam'ın zahiri ve batıni şartları içerisine girin. Onun şartları da efendimiz Salli Allahu Aleyhi ve Sellem'in söylediğidir. Müslüman o kimsedir ki Müslümanlar onun elinden ve dilinden zarar görmez. Mümin de insanların itimadını kazanan kimsedir. Hususi manaya gelince bu da insanı şahsıyla birlikte bütün zahiri ve batıni uzuvlarına yapılan hitaptır. İnsan bilfiil bütün azalarıyla İslam'a girmelidir. Ne güzel bir yan buyurmuş. Göz bakarken, kulak duyarken, ağız yerken, el tutarken ve ayak yürürken Allah'ın emrine tamamen teslim olmalı nehiylerinden sakınmalıdır. Hatta malayaniyi kendini ilgilendirmeyen halleri tamamen terk etmelidir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.