Sure Kuran-ı Azimüşşan'da. Hümeze birini arkasından çekiştirmek, onun hoşlanmayacağı, duyduğu zaman memnun olmayacağı sözleri söylemek. İşittiği zaman rencide oluyor. Duyduğu zaman, gönlü daralıyor. Rahatsız oluyor. Memnun olmadığı harekette bulunmak. Arkasından çekiştirmek. Biriyle alay etmek. Başkasını kırmak ve incitmek. Bu anlamlara gelir. Kıyame suresinden sonra Mekke'de inmiş olan dokuz ayettir. Surede başkalarına iyi davranmayanların azap göreceği haber verilmektedir. Demek ki dinimiz toplum yapısının çok güçlü olmasını istiyor. Toplumun yapısının hiç zedelenmemesini istiyor mevlamız. Kafirini komşuluk hususunda bile sen bir küfür ehli ile komşusun. Onun hakkı var bunun. Dinimiz o kadar güzel ki bu yapıyı nasıl koruyor bakınız. Bu sosyal yapıyı öyle muhafaza ediyor ki adam kafir. Ya benim dinimle ne alakası var? Acından üzsün demiyor. Kafir de var.
Eğer bacağından yemeğin kokuları burnuna gidiyorsa ona da götüreceksin. Ve bu güzellikler İmamı Azam efendimiz de yaşandı malum. Gayrimüslim olan komşusunun hastalığını ziyaretinde fena bir koku duyar, sebebini sorduğunda işte beni Müslümanların imamıdır diye evimin tepesini deldi, sizin çocuklar abdest yapıyor. Neden şikayet etmedin, der ve dinimizin komşuluğa vermiş olduğu önemi haber vermek suretiyle imanına vesile olur. Ne kadar güzel dinimiz efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu yapıyı muhafaza için müellefei kulub var. Müellefei kulub adamın inancı yok, sen Müslümansın ama o Müslüman değil. Ya Yahudi'dir, ya Hristiyan'dır, ya Mecusi'dir, ya Ateisttir, neyiz artık. Ona dahi ikram ettim. Onun kalbini İslam'a çekebilmek için yardımda bulunuyor. Kalbini İslam'a ısındırmak için yapıyor bunu. Ne kadar güzel bir din. Artık Müslüman olursa komşu olunca iki hakkı vardır.
Hem komşu hem de Müslüman. Akraba olursa akrabalık cihetinden dolayı üç hakkı olmuş olur. Yani bu yapı öyle korunuyor ki muhafaza ediliyor ki anne ve babaya itaat Allah'a ortak koşmaktan sonra ikinci hata olarak bu bildiriliyor. İkiz ayetler buyrulur. Allah'a ve resulüne itaat edin. Daha sonra bir lüllü veli değil. Anne ve babaya itaat edin. Kuran-ı Azimüşşan'da pek çok ayeti celilede Mevla'yı züc celalimiz, kitabı kerimimizde haberi essayla. Ayeti celilede. Rabbin sadece kendisine kulluk etmesini tavsiye ederim. Anne ve babaya ikram etmeyin. Devam et. Mesela yakın akrabaya, komşuya deyip devam eder. Bu yapıyı güçlendiriyor. Ondan dolayı Mevlana'mız buna riayet ettiği için Yahudisi de Hristiyan'ı da ateşe tapanı da Mevlana'mıza ne diyorlar? Mevlana bir su, Mevlana bir ekmek gibiydi bize diyorlar. Bunu Hristiyanlar söylüyor.
Yani kişi büyüklerimizden duyduğumuz mutlak onlar da Kuran ve sünnetten alarak haber veriyorlar. Eğer iki komşusunun irtihalinde hakikaten iyi bir kimseydi diye ağlatacak olsa Cenabı Hak bildiğinden vazgeçer diyor. Çünkü o kadar memnun, o kadar mesrur etmiş ki, ayrılığından dolayı ızdırap duruyor. Ama ölünce de kurtuldu aman gitti. Delirtmesin Mevla. Böyle sevilecek. Bak Mevla anamız diyorum ya size, sonra kardeşler arası sevgi ve muhabbeti, akrabalık, sıla-i rahim hoşuna ifade edilir mi? Duaların kabul olması bile sıla-i rahmet bağlı. Amellerin makbul olması buna bağlı. Nasıl güçlendiriyor, nasıl kuvvetlendiriyor? Bizim bu yakında bir köyümüz var. Taşan diye bir köy. Anlatılıyor. Taşan denmesinin sebebi böyle mahsur kaldırılmış, kaldırılacak. Kaldırılacağı zaman işte bir çuval diyelim biz kardeşin biri kendi hanesine götürüyor, bir diğeri de nöbet geldikçe kendi evine bırakıyor.
Fakat mahsular bitmiyor. Halbuki yirmi otuz çuvalda bitecek olan mahsul bitmiyor. Neredeyse aynen yerinde kalıyor. Bunu mübarek bir zatı Allah'ın veli kullarından birine soruyorlar. O da diyor siz ne amel ettiniz? Küçük kardeşi diyor ki işte ağabeyim hanımı var, çocukları var, ihtiyacı benden daha fazla olacaktır onun. Çocuklar ihtiyacı benden daha fazla olacaktır o. Çocuklar da çok olduğu için deyip kendi evime götürmedim, onun evine götürdük. Büyük kardeş de diyor ki benim küçük kardeşimin evlenmek için ihtiyacı olacak, yarın askere gidecek, ona bir harçlık verilmesi gerekir, daha başka ihtiyaçları olabilir diye o da onun yerine tabii. Buna İslam ahlakında iğfar verdi, kendi menfaatimi başkasına vermek. Bundan dolayı Allah'ımız bereketlendi. Sami Ramazanoğlu hazretlerini ziyaret etmek bir evliyaullahı müstesna bir amel. Diyorlar ki iki kişi ziyaret edecek.
İşte biri Hasan Efendi olur, bölge bölge tespit ediliyor. Bir de yanına sevdiği kimseyi alır, onunla ziyaretlerini yaparlar. Müstazımız diyor ki benim yerime bir başka kardeşimiz istifade etsin, faydalansın onu gönderiyor. Kendileri kalmıyor. Bize anlattıklarına göre ziyaret etseydim böyle bir haz, böyle bir zevk, böyle bir tada erişemezdim. İnkar ettiğim için, kardeşimi kendi yerime gönderdiğim için Allah'ım bana öyle bir tat verdi, öyle bir lezzet verdi, anlatamam. Böyle işte sen gidiyorsun ben gitmiyorum kavgası yok. Sen daha ileride görünüyorsun, biz ise o seviyede değiliz, Biz ikinci sınıf bir halde kalıyoruz. Siz birinci sınıfsınız. Sizce önüme üç beş kişidir, onun dışındakiler mahrumdur sözleri çok yanlış. Hep bunlar ve ille ne olacak? Demek ki onlar üstadlarının yanında kalbinde yer edinmiş. Değil mi mübarek? Ya biz istifade edemiyoruz. Onlar istifade etsin.
Bu bir hepimizin ortak paylaşım ortak paylaşımıdır. Ne kadar güç ve kuvvet olursa hepimiz aynı ölçüde görüşeceğiz dersek hiçbir sıkıntı olmaz. Mesela Üstadımız hazretleri mübarek insanlarla böyle yedi sekiz kişi manevi bir şirket kurmuşlar. Şirketin şartlarından birisi yarın ahirette Allah'ımızı muhafaza buyursun, bir sıkıntı olacak olursa bir diğeri kardeşin kardeşe şefaati var ya hadis-i şerifte Allah'ın izniyle o da şefaate koşmak üzere diye. Bunu üstadlarından bildirdikleri zaman çok güzel elhamdülillah. Ama biz bütün kardeşlerimiz olarak bir şirketiz. Nasıl şirketiz? Esrariler. Müminler ancak kardeştir. Nasıl kardeştir? Bu Veyl suresini incelemeye çalışırız. Şimdi yapıyı bozmayacağız, mühim olan o. Hem tabiattaki dengeyi bozmayacağız, hem de kendi bünyemizdeki dengeyi de bozmayacağız. Kendi dışımızdaki insanlarla olan, çevreyle olan denge ile bozmayacağız. Denge çok önemli.
Ne bu dediğin derseniz, bu denge şu. Her şeyi hak ettiği yere koymaktır. Denge bu. Bu. Her şeyi hak ettiği yere koymaktır denge bu. Söyle bakalım enfüste dengenerek. En üstte denge şu, bizim nefsimiz şeytanın alevinden o devamlı kötülüğe sevk eder. Bu nedir? Bizim için muzur, bizi helaka götürür. Nefs-i emmarenin yüzde doksanı ateştir, buyurdular. Ene yapacağız bu dengeyi nasıl sağlayacağız? Ruh Rabbımızdan gelmiştir. Biz nefsi, ruha arkadaş edeceğiz. Nasıl edeceğiz? Aldığımız evrak ve izkara dikkat edeceğiz. Teslimiyetimize dikkat edeceğiz. Rabıtamıza dikkat edeceğiz. Muhabbetimize dikkat edeceğiz. Öyle onlar söyler ama söyledikleri başımızın tacı ama bunu şöyle yapmak mecburiyetindeyiz. İşte denge bozuldu. Niye bozulsun denge? Bozuldu denge misalle. Allah'a ve resulüne sizden olan ölüme mürüne itaat edin. Bozuldu işte. İtaat etmek mecburiyetindeyim ne emrediyorsa o. Bitti.
O zaman Kuran inmeseydi, Rasulullah buyurmasaydı, peygamberler de inmeseydi, bu bu demektir. Bu ne demek? İtaat. Bunun için gassa elinde meyyiyet gibi demişler. Kamil bir ölü elinde, böyle mürşidi kamil elinde ölü gibi teslim olma ifadesini kullanmıştır. Bu bizim şahsımızdaki dengeyi anlatmakla bitirelim. Çünkü azalar ne için yaratılmışsa onu uyuyunda kullanacağız. Biraz daha aç. Biz köylü, kentin insanlarız. Biz anlayamayız denge, denge bilmeleriz. Ne demek denge. Arabayla giderken arabayı diyelim ki direksiyonu iyice sağ tarafa kırmış şaram kola gidiyor. O işte sol tarafa kırmış o da. Otuz derken altmış yetmiş, altmış derken doksan yetmiş, virajı dönecek, dönerken diyelim elli ile dönecek doksan ile dönüyor, yüz yirmi ile dönüyor fakat kütle. İşte bu demek denge budur. O zaman aklımızı söyleyen, akıl kadar güzel bir nimet olamaz.
Aklımızı eğer bir başkasının helaki için kullanacak olur. Hile ve puta kurmaya başlarsak denge bozulur. Yok eğer bütün insanlığa faydalı olma duygusu varsa kurtulur. Denge yerinde olmuş olur. Mesela bir şeker rahatsızlığı var. Yahu ne olacak doktor dedi ama benim balığa kaymağı çok canım istiyor. Ye babam ye, ye babam ye. Denge bozulmuş. Halbuki bir ölçü verilmiş, çok kısıyor. Bir ekmek, bir su, yağsız peynir, tuzsuz yemek. Hep böyle hiç şey yapmıyor, daha da kısmışım. Denge iğne basıyor. Orta, şimdi anlaşıldı. Dengeyi kardeşlik dengesini çok iyi vuracağız. Kardeşlik dengesidirken, Hümeze suresini de bitirmeden addede. Rabbimiz ne güzel buyurmuş. Böyle hiç daralmayalım. Sıkıntılandığımızda açalım Kuran-ı Kerim'i göreceksiniz, hep rahatlayacağız. Yahu bu ineli ta bin dört yüz seneyi geçti. Size bir yıl açayım. Açtık bir yer açtım. Bakın nasıl bozulacak, bin dört yüz seneyi geçmiş.
Açtığın bir surette. Ey iman edenler. Cuma günü namazı müezzin minare de Allahü Ekber diye davet ettiğinde, davete bakın, davetin güzelliğine bakın Allahü Ekber diye başlıyor. Hemen ifade edeyim ezanda itikat ibadet ahlak yönü var. Ezanda şeriat var tarikat var marifet var hakikat var. Ezanda ilim var hikmet var. Var. Ezanda istikamet var. Ezanda basiret var. Ezanda hikmet var. Ezanda ıslak var. Böylesi bir ezanı da dinleyememişiz. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Miraç hadisesinin sebeplerinden biri, Rabbimizin ona ezanı dinletmesidir. Şimdi sen böyle diye diye adımı da attırmayacaksın bize. Evet adım da atamayacağız biz. Neden? Sebebi şu, öyle ise konuşturmayacaksın da. Ne yapalım biz bir cenderenin içine girdik. Hayır, biz bir cennetin içine girdik.
Ana karne hayatı ile bu hayatı kıyaslayacak olursak, bu anlattıklarımız şu dünya hayatının sanki ana karnı hayatı gibi olduğunu ifade ettiğimiz tarzdaki hayatı yaşayışta bizim bu dünyaya çıkmamız gibi ana karnı. Bak sıkıymış, meş, yürüyüşünde ortak. Bir hastalıktır, bir ihtiyaçtır, bir cihattır, bir yangındır Allah korusun koşarak gidersin. Yoksa vakarını mümin kaybetmez. Çok da ağır giderek kibre düşmez. Tevazu ile yürü. Bu toprak beni içerisine alacaktır. Bak yürüttü bizi. Yürütemize engel olmadı. Yürüttü ama tefekkürle yürüttü. Yürüttü ama Cahiller uygunsuz söz söylediğinde selam deyip geçin. Yaka paça tutuşup orada uygunsuz bir tavır ortaya koymuyor. Ne kadar güzel yürüttü bizi. Sesimiz sesimizi kestin sen bizim, sesimiz bizim. Ta arş-ı alaya çıktı, niye sesimiz kısılacak ki. Onun, bunun kalbini gönlünü rencide etme. Bak ses nasıl güzel açıktır.
Ezan namaz için davet olunduğunuzda cuma namazı için derhal hareket ediniz. Allah'ınızı zikredin, ibadet, fetahatinizi yapın. Namaz olduğu için alışverişinizi terk edin. Bakın Rabbimiz bırakın alışveriş ezan okundu, artık dönmeyin buyurmuyor. Diyebil etmek için derhal işinize koyulun buyuruyor. Nasıl geçmiş kitap olabilir? Seni mescide hasretmiyor, hapsetmiyor. Malum Hazreti Ömer radiyallahu anh Efendimiz mescidin bir üzerinde oturan kimselere ne yapıyorsunuz deyince biz tevekkün ehliyiz. Hayır dedi siz tevekkün ehli yiyicilersiniz, kalkın çıkın güzelce rızkınızı temin edin. Efendimiz razı olmadı toplayan birini sallallahu aleyhi ve sellem. Elinden dedi bu yiyecekleri alın, bunun eline bir ip bir balta verin gitsin, on beş günde görünmesin, dağdan odun içsin. O odunlar da hem geçimini sağladı hem de infakte bulundu. Demek ki çalışmamızı istiyor. Ne kadar güzel bir denge.
Çoğumuz da var şimdi ben diyor, duyuyorum. Yoksa bu isimleri kolay kolay söylemem. Panik atak diyor, duyduk. Bir mümin de panik atak. Ruhen daralma sıkılma diye bir şey olmaz. Ama en çok sen böyle dediğin kimselerde oluyor. Devamlı ilaç kullanıyorlar, devamlı şuruplar vesaireler. Bunlarla geziyor, ceblerinde haplarla geziyorlar. Size bir hap vereyim de, bir ilaç vereyim de gerçi şimdi herkes sigortalı oldu pek paralı harcanmıyor ama mübarek ayaklarımız Allah yolunda girenler için diyorum incinmesin bir ilaç vereceğim onu kullanacağız. Panik ata, ruhi daralmaya sıkıntıya birebir hesap. Kim bizim zikrimizden ibadet ve taatten ayrılırsa onlar için sıkıntılı bir hayat var buyuruyor Cenab-ı Hak. Onlar için sıkıntılı bir hayat var. Bir hayat var buyuruyor. Fakat biz insanlardan da çok daralıyoruz. Öyle bir daralıyoruz ki insanlar bizi artık bunallıyor, yerimizde oturacak halimiz kalmıyor.
Ona da bir ilaç verilir kullanalım biz yoksa delirip gideceğiz, buyurdu. Şimdi o ruhi daralmalara Allah'ımızı zikredince geçiyor. Biz böyle Kuran'ı açık söylemekle de inanamayız. Çoğunun kafası bu. İlla ilmi bir buluş olacak, bilmem filan. Kitabı Kerim o değil de nedir? Kitabı Kerim'e ulaşamamış. Nasıl Kuran'ı Kerim'le hareket ederek ilmi buluşları temin ediyor ve sağlamıyor. Gök cisimlerini vesairlerini. E değil mi? Arzu ettiğiniz için değil bir kısmı. Diyorlar ki nefesinizi içinize çekip bir müddet durursanız, siz panik atak olmazsınız, ruhen daralmazsınız. O zaman bir Mürşid-i Kamilin tahtı terbiyesine gir, girelim terbiyesi altına, Evrad ve Ezkarımız yirmi sene önce aldıydı, olmaz. İstikariye yatalım, ölüm tefekkürü, rabıta, zikrullah ile gönüllerimizi çalıştıralım, letaiflere geçelim. Nefy ü ispat işte bu. Nefy ü ispat desen inanmıyor aklıma.
Ama diyorsun ki, bunu şimdi ilim kendini o kadar ilerledi ki şöyle diyor, Nefesimizi göbeğimizin altına alıp da nefes almadan la ilahe illallah diye yirmi bir defa deyip imanımız durulacak olsa, tamam bitti. Aslında sarılırsak işin Allah'ın izni çok rahatız. Bir ilaç daha ver. Altı bin altı yüz altmış altı tane ilaç. Fakat bazı hastalıklar çok yaygın oluyor. Bir devre geliyor. Diyor ki, umum herkeste var bu hastalığa. Bu Çin gribi diyorlar herkeste meydana geldi aman ha dikkat edelim bol su alınsın, şöyle hareket edilsin deniyor. Temiz havalarda bulunulsun, odalar böyle rahatlatılsın, havalandırılsın deniyor mesela. Onun için bütün ülke bir ilaç kullanıyor. Bakın daralıyoruz, bunalıyoruz, ona bir ilaç. Bir de buna girdiğimiz zaman bir saat isteyecek. Velülmi külli dedik. Sahihallahi bir ayet, bir saat. Biz dengeyi sağlayacağız dedik. Vücudumuzda denge, çevremizde denge, eşyada denge.
Bu da alacak yirmi saat. Ne yapardınız nasıl cahil bu işin? O zaman iyi gayret edeceğiz, bir programımız olacak. Bunu bin kere dedik o programı icra edeceğiz. Eğer siz Allah'ın yolunda gayret ve çaba gösterirsen onlar size zarar veremez buyuruyor. Mevla'yı Zülcelalimiz, buyuran Halıki Lem'yezil. Siz Allah'ın yolunda gayret gösterirseniz, onlar size zarar veremez, böyle. Bir daha ilave isteriz, ilaçlarda takviye de oluyor. Mesela bir antibiyotik, bunu bile kullandırmazlar. Böbreklere zarar var, diğer aksakma sıkıntıları doğuyor diye. Yalnız onun zararını giderecek bir ilaç. Bu ilacın hiçbir yan tesiri neyi yok ha, alırsınız ilaçları eczaneden hemen bunaldığınız ilaçlar da yazar. Diyor ki yan tesirleri, bilmem planları, uykusuzluk meydana gelir vesairler mi, bunda hiçbir şey yok. Kuran ilacında elhamdülillah her şeyi şifa. Her şeyi nuru.
Şimdi bir ilaç daha çok önemli olduğu için demem gerekiyor. Eğer siz sabreder Allah'tan korkarsanız, onların hilekarlıklarının hiçbirisi size tesir etmez. Üstazımız çok misal verirlerdi. Vereyim bir misal isterseniz. Bunu validemizle söylediysin diyeceğim. Onun zaten ruhu şad olmuştur. Valideyi muhteremimiz Rahmetullahi aleyh şunu şu anlatır. Yalnız çıkarabilirsin. Çünkü eksiği etki olacak bunun. Şunu çok derdi, kadının birisi kim ne ederse onu bulur. Bu daha güzel nasıl ifade edilir acaba? Neden bulur, giden bulur, kime ne kötülük giderse onu bulur, bilmem ne. Her neyse bir şey. Bir kadın devamlı bunu söylermiş. Bir diğeri de bunu söyleye söyleye kadına hırslanırmış. Yahu ne bu demiş. Kim ne derse onu bulur, kim ne derse onu bulur. Bunun bu sözüne tahammül verememiş bir ekmek hazırlamış ama içine de zehir bırakmış. Kim ne derse onu bulur, haydi kim ne olacak bir göstereyim ona demiş.
Göndermiş. İki zehirle dolu. Bir lokmasını alsa kadın kıvrılıp kalacak. Kadının bu ekmeği yapan zehirlemek için, bu kadına ekmeği yapan hanımın çocuğu askerden gelmiş. Evini bir yoklaştırmış. Anam yok demiş. Niye demiş hemen bu kimliği derse bulur diyen kadına gelmiş. Anam nerede demiş. Herhalde komşuya gitti, nereye gittiyse bilmiyorsan gel yalnız bir rahat et demiş önüne. Karnın dağçı olabilir. Anam bir bazlama da yapmıştı, bir ekmek de yapmıştı. Onu da yedir. Çocuk onu yiyince hayatına hatime çekilir. Anası gelir hale vakıf olunca eyvah vahtır. Nedir? Ene yapayımdir geldi. Sen bana ekmek hazırlamışsın ben yemeğimde o yesin diye vermiştim. Kim ne ederse onu olur, işte ortaya çıktı. Şimdi daha iyi anlar gayet Celileyh. Maide suresi yüz beş, o da Allahu alem ali Ümran yüz yirmi. Eğer sabreder müttaki olursanız onların hileleri ayaklarına dolaşır.
İnşallah kimseye kötülük dileyen bir insan değiliz biz. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ben rahmet peygamberiyim. Bizim üstadlarımız düşmanlarına gözyaşı döken insanlardır. Çünkü almış olduğu terbiye bu. Peygamberimiz aleme rahmet için gönderilmiş, düşmanına bile, düşmanına bile kavmin bilmiyorlar da onun için yapıyorlar. Hidayet verdi buyuruyor. Bu uzayacak bayağı. Ashabe Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi ve başkalarını ayıplamayı, servet biriktirip onu saymayı adet edinenlere yazıklar olsun. Böyle evine geliyor, şurada şu malım var diyor, burada bu malım var. Hiçbir şey olmasa dahi maaşım da yüksektir diyor. Hep bunları sayıyor. Yatağa giriyor onu sayıyor. Kalkmıyor onu sayıyor. Şurada şu param var, burada bu param var. Artık diyor sıkıntıda çekmeyiz Allah'ın izni edeyim artık. Rabbimizin lütfuyla keremiyle ile birkaç tane var burayı da kiraya verdim.
Aylık kiralar da tepildi. Rahatım diyor. Zaten bir kadın bir de biziz. Çocukları da evlendirdik. Ayeti celleye açacak olursak bu tavırlara girmeyin demek. Acaba bu malın hesabını nasıl vereceğim Rabbimiz katında tek tek soracak Cenabı Hak. Bol günde her nimetten hatta ekmeğin kırıntısından bile diye düşünmemiz gerekir. Efendim bir tanesi velilerden birine diyor ki efendim senin misafirinliğin çok geliyor. Sen işe güzel bakacak tabi kimse değilsin. Kalkıp bizim gibi bahçeyi çapalayacaksın, gübreleyeceksin, ilaçlarını çıkacaksın, bu duyacaksın, elmayı toplayacaksın sandıklara, bilmem plana. Soğuk hava deposuna götüreceksin, getireceksin sen bunu yapama. Ben senin tarlamına orta gideceğim diyor. Sen dua et yeter bana diyor. Yarısı senin yarısı da benim. Tabi ekin ekmişler yalnız o orta gittiği zat, Efendi Hazretlerinin tarafında bir tane ot bile yeşermemiş.
Fakat kendi tarafında bayağı yükselmiş, çok verimli. Efendi hazretleri demiş ki tarlayı bir gezelim evladım demiş. Olur demiş ama ne yapayım demiş. Benim tarafı onun gibi göster. Varmışlar tabi ne oldu demiş nasıl oldu. Bizim ekinler efendim işte bakın size ayırdığımız yer ne kadar güzel. Yetişti, büyüdü, gelişti. Burada fakirin yeri. Efendi ağlıyormuş. Efendim niye ağlıyor. Bak senin yerin daha verimli oldu daha güzel mahsul alınacak. Allah'ımın indindeki nimetlerden acaba mahrum mu kalacağım. Dünyada nimetlere erişip de ukrada bulamayacak mıyım? Deyip bunu ağlamaya. Aman efendim diyor ağlama ben sizin tarafınız suyu hiç bitmeyen tarafım. Benim tarafım da çokça mahsul alınacak mekan. Onlar bu paraymış, pulumuş, servetmiş, şöhretmiş, şehvetmiş. Bunları düşünmez. Kafamızı iyi kullanalım. Aklımızı başımıza alalım. İyi tefekkür edelim. Allah'ımız bize bu edelim.
Allah'ımız bize bu aklı vermiştir. Bu aklı Onun emri doğrultusunda hareket ettirmek suretiyle yanlışlığa gitmemeye çok ayıp O servetini biriktirmiş, ona sahip gibi. Şu kurumda lütfen haram var. Bu kurumda bu kadar param var. Çekerim, alırım. Hesap ettim yeter artar bile deyip durmayın. Onun zekatını düşünün. Ondan fakir ve yoksulun hakkını düşünün. Onun hesabını düşünün. Bakın helal malın hesabın haram malın azabı var. Şimdi nereden gelirse gezsin. Birden gelirse gezsinin büyük bir sıkıntısı var. Izdırabı var Rabbimiz katında. Şimdi bunlar bunu hesap etmezler. Ehlullah öyle mal mülk hesabına girmezler. Zaten mal mülk onların peşinde aynen gölge gibi takip eder. Çünkü onlar bölgeyi düşünün. İnsan giriyor. Giderken gölgesi onu takip edip durur. Ben bölgeyi takip edeceğim deseniz bölgeyi tutmanız mümkün değildir. Ne kadar koşsak bile tutamayız.
Allah'ımız ey dünya bana kulluk edene köle, sana köle olanı da kendine köle idin buyuruyor. Ne olacak? Şu dünyada da nimetlerimizin helal yoldan kazanılması için gayret ve çaba ama hırsla hoşbabız mendili. Onlar neyi sayıyorlar? Onların saydığı şu, Üstadımız hazretleri böyle birçok buz içerisine girdi bir zat. Çok varlıklıyken, çok varlıklı bir kimse iken el arabasında ne dersiniz siz bilmem, böyle çekirdek satmaya başladı. Böyle bardakların içerisinde çekirdek satıyor ama çok zengin bir insan. Halk dahi diyorlar ki ya bu kadar zengin adam, şimdi el arabasının üzerinde çekirdek satıyor diye çok böyle utananlar, üzülenler, sıkılanlar oluyor. Mürşidimiz Üstadımız hazretleri ona dokuz yüz altmış dört, on yedi bin lira para verdik. Bak bu tarihte. Ortaokul. Sevgili üstadımıza hesap veriyor. Efendimiz öyle muhasebe tutulacak, o zaman da böyle bir tavır pek yoktu.
Bu kadar ileri değildi muhasebe işleri. Dediler tutuluyordu. Gelip hesap veriyor. İşte efendim dükkanımız şu kadar kazındı. Size de şöyle aittir. Böyle konuşuyorduk. Bunu konuşurken demiş ki efendim siz dokuz yüz altmış dört olarak düşünün, o tarihler olarak. On bin lira kadar da, on bin lira kadar da fakir ve yoksula verecek. Öyleyse diyeceksiniz sen çok zenginsin, emin olun, bizim zenginliğimiz bildiğiniz gibi değil. Gelin hepimiz zengin olalım. Hepimiz imanla zenginiz. Hepimiz ibadetle ve taatle elhamdülillah. Zelle. Ama biz fabrikatör olmak istiyoruz. Fabrikatör ne? Biz dünyada ilk sıraya giren zengin olmak istiyoruz. O zaman kabul. Bu mübarek yolda çok iyi gayret edip, Rabıta-ı Şerife ile, Zikrullah ile gönüllerimizi arındırıp, Rıza-yı ilahiyeye talip olduğun zaman, dünyadaki zenginlerin ilk sırasına girdindir.
Bunun için hutb-u ahtablar, hutb-u azamlar, hutb-u cihanla, vavsil azam, vavsil huyalar çok ilginç. Çok ilginç. Ama bir tane de o maldan almazlar derler ki, Rabbimizin huzuruna biz razı olduğu amelle varacağız. Ne kadar taatimiz varsa Ümmet-i Muhammed'in günahkarlarına başlamayız. Onlar bu. E o kadar mal ne oldu? Koskoca inşallah. Bunu Allah'ımıza söylüyorum, bize düşeni vakıf olarak verdik elhamdülillah. Hiçbirisine, hiçbirisine meylet vermediler. Şu zenginim eve ne yapacak ki? Nasıl zenginsin? Bir de dua ederseniz, kalbimiz de zikrederse, o zaman günde yüz bin defa Allah der bundan iyi zenginlik vardır. Habire onun bir kuruşunu bile götüremezken, Ölüyü, üç şeyi takip eder, ailesi, çocuğu, çoluğun, malını ve amel. İkisi geri döner. Geri dönen nedir? Malum işte çoluğu çocuğu, aile içinde. Malım mülkü, takip eden nedir? İşte yapacağımız tatiller.
Bir kardeşimiz hiç iftihar etti de yıllar oldu, demiş ki bana çok anlattı üstadım, ne olur kalbimiz olsun, biraz gayret gösterelim de zikretsin, bir kalbimi zikrettirsem tamamdı diye. İnşallah vakit bulursak şey yapar istenen de bir cenazeyle yetişmem gerekiyor.