İslami Liderlik ve Adaletli Yönetim İlkeleri kaydında İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikte ister dinleyiciler. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hadis-i Ali Yül Murtaza Radıyallahu Anh isimli eseriyle devam ediyoruz. Emiri'l müminin'in Hazreti Ali tarafından Malik Bin Haris el Eştere gönderilen bir tavsiye, bir nasihat mektubunun muhtevasını sizlere aktarmaya başlamıştım…
İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikte ister dinleyiciler. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hadis-i Ali Yül Murtaza Radıyallahu Anh isimli eseriyle devam ediyoruz. Emiri'l müminin'in Hazreti Ali tarafından Malik Bin Haris el Eştere gönderilen bir tavsiye, bir nasihat mektubunun muhtevasını sizlere aktarmaya başlamıştım bir önceki bölümümüzde. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bir iş yapacağın zaman öylesine ihtiyar etmelisin ki, seçmelisin ki hakkaniyet itibariyle en mütevasıtı, adl itibariyle en şümullüsü halkın rızasını celp etme bakımından bütün durumunun hesaba katıldığı iş olsun. Zira ammenin hoşnutsuzluğu birkaç ferdin veya zümrenin istemesini hükümsüz bırakır. Birkaç kimsenin gazabı ise ammenin rızası isteği içinde kaynar gider. Ammeyi hoşnut edecek hareket, umuru idareye tevkin edecekleri adamların müşterek kararı ile tahakkuk eder.
Zira o vekillerin takrir ve tasvip edecekleri mesail halkın rızasına muvafık olur. Bu dairede tatbik edilen muamelat-ı hükumete karşı halkın itiraz hakkı kalmaz ve daima memnun bulunur. Fakat halkın rızasına uygun olmayan muamelat-ı hükumet mutlaka hükumetin müstebid ricalinin icraatı potseraneleri olabilir. Sonra vali için hasısa takımı kadar iyi günlerde yükü ağır basan, kara günlerde yardımı az dokunan, adaletten hoşlanmaz, istemekten usanmaz, verilince teşekkür bilmez, verilmezse değme gadirlerle savunmaz ve felakete sabırsız tek zümre yoktur. Halbuki İslam'ın rüknü Müslümanların şirazesi amme-i ümmet olduğu gibi düşmana karşı duracak bir silah varsa da ancak odur. Onun için samimiyetin, meylin daima bunlarla olmalı. Rahiyen arasında yanına yaklaştırmayacağın, kendisinden en çok nefret edeceğin adamlar ise halkın ayıplarını en fazla araştıran kimseler olmalıdır.
Zira insanların öyle ayıpları vardır ki onların örtülmesi herkesten fazla valinin vazifesidir. Binaenaleyh bu ayıpların sana gizli kalanlarını sakın eşme. Senin vazifen muttali olduklarını ıslahtan ibarettir. Sana meçhul kalanlara gelince onlar hakkındaki hükmü Allah verir. Evet, sen ayıbını gücün yettiği kadar ört ki Allah da senin gizleyenden gizli kalmasını istediğin şeylerini örtsün. İnsanlar hakkındaki bütün kin ukdelerini çöz. Seni intikama doğru sürükleyecek iplerin hepsini kes. Sence açıklık kazanmamış şeylerin Kafesi hakkında anlamamış görün? Şunu bunu çekiştiren gammazların sözüne sakın hemen inanıverme. Çünkü gammaz ne kadar saf görünürse görünsün yine dessas, yine iyekardır.
Sakın ne seni zarurete, sıkıntıya, darlığa düşürmek ihtimaliyle korkutarak iyilik etmekten vazgeçirecek bahili, cimriyi, ne muazzamatı umura karşı azmini gevşetecek korkağı, ne de cevre saparak sana ihtirası iyi gösterecek Haris meclisi meşveretine sokma. Çünkü cimrilik, korkaklık, ihtiras, ayrı ayrı tabiatlardır ki Allah hakkında beslenen suizan bunları bir araya getirir. Sana müşavir olacakların en kötüsü senden evvel eşrara hemdem olan, onların cürümlerine iştirak eden kimselerdir. Böyleleri katiyen senin mahremin olmamalı. Çünkü bunlar canilerin yardakçıları, zalimlerin yaranıdır.
İslami Liderlik ve Adaletli Yönetim İlkeleri ne anlatıyor?
İslami Liderlik ve Adaletli Yönetim İlkeleri kaydında İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikte ister dinleyiciler. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hadis-i Ali Yül Murtaza Radıyallahu Anh isimli eseriyle devam ediyoruz. Emiri'l müminin'in Hazreti Ali tarafından Malik Bin Haris el Eştere gönderilen bir tavsiye, bir nasihat mektubunun muhtevasını sizlere aktarmaya başlamıştım…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 7 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ne hacet hiçbir zalime zulmünde, hiçbir günahkara cürmünde yardım etmeyenler için de bunların yerini tutacak öylelerini bulacaksın ki ötekilerin reyü tedbirine tamamıyla sahip, lakin visru vebalinden kesinlikle mason, işte senin için böylelerinin yükü en hafif, yardımı en çok, sana şefkati herkesinkinden ziyade senden başkasına muhabbeti o nispette az olur. Bu gibilerini hem umumi meclislerde kendine mukarrep edin. Sonra bu adamların içinde en ziyade onu beğenmelisin ki sana acı hakikatleri herkesten ziyade o söylesin Ve şayet sevdiği kullarından sadır olmasına Allah'ın razı olmadığı bir harekette bulunmak istersen, hoşuna gideceğini, gitmeyeceğini hiç düşünmeyerek sana mümaşatı bıraksın. Bir de sadık ve vera sahibi adamları kendine mahrem ittihaz et. Seni alkışlamalarına yapmadığın birtakım işleri sana isnat etmek suretiyle keyfini hoş etmelerine karşı dikkatli bulun.
Zira alkışın çoğu insanı azamet, kendini büyük görmeye sevk eder, Gurura yaklaştırır. Sakın insanların kötüsüyle iyisi indinde müsavi olmasın. Yani senin yanında aynı derecede olmasın. Zira müsavatın böylesi, iyileri iyilikten soğutur, kötülerin de fenalığa meyilini devam ettirir. Bilmiş ol ki, valinin rahiyesine hüsnü zannına en çok sebep olan şey kendilerine iyilikte bulunması, yüklerini hafifletmesidir. Hüsnü zan edersen birçok yorgunluklardan kurtulursun. Sonra hüsnü zannına en çok layık olan adam senin hakkındaki tecrübeleri iyi çıkandır. Soyu zannına en layık olanı da hakkındaki tecrübeleri fena çıkanıdır. Bu ümmetin sadırları, yani canı mesabesinde olan büyükleri tarafından işlenerek herkesin ülfet ettiği, Raiyenin güzelce tatbik ettiği bir sünneti salihayı sakın kaldırayım deme. Bu eski sünnetleri herhangi birine aykırı gelecek yeni bir sünneti ihlasa da asla yanaşma.
Çünkü ecir o sünneti saliha'yı vaz edenin. Vebal de kaldırdığından dolayı senindir. Umuri memlekete uygun gelen tedbiratı tespit ve senden evvelki insanlara doğruluk temin eden esbabı ikame hususunda sık sık ulema ile müzakere et, bu kema ile mubahasede bulun. Malumun olsun ki, raiye tabaka tabakadır. Bunlardan her birinin ıslahı diğerinin ıslahına bağlı ve hiçbiri için diğerinden müstağni kalmak mümkün değildir. Bu tabakalardan bir kısmı Allah yolunda askerlik edenler, bir kısmı ammenin ve hassanın vazife-i kitabetini görenler, bir kısmı adaleti tevziye memur olan kadılar, bir kısmı Rıfkı insaf ile idareyi umur edecek valiler, bir kısmı cizye ve haraç veren zımmiler ve Müslüman halk, bir kısmı ticaret ve sınaat erbabı, bir kısmı da fakr u ihtiyaç içindeki tabakadır.
Cenabı Hak bunlardan her birinin hissesini bildirmiş ve her birine ait hudut ve farizaları ya kitabıyla ya Nebiyy-i Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin sünnetiyle gösterdikten sonra Mer'i ve mahfuz bir uhde olarak bizlere tevdi eylemiştir. Askerler Allah'ın izniyle Rahiyyenin kaleleri, valilerin şerefi, dinin izzeti, asayişin vasıta ve teminatıdır. Raiye ancak bunların sayesinde durabilir. Bununla beraber askerin intizamı da Allah'ın kendilerine ayırdığı araç ile kaimdir ki, düşmanlarına karşı onunla cihat edebilirler, işlerini yoluna koyabilmek için ona güvenirler ve bütün ihtiyaçlarını temin etmek üzere onu arkalarında destek ederler. Sonra bu iki sınıfın mevcudiyeti kadıların, valilerin, katiplerin bulunmasıyla kaimdir. Çünkü düğümleri gerektiği şekilde çözenler, menafiyi cem edebilenler, hususi umumi bütün işlerde emniyetli bulunanlar bunlardır.
Hepsinin bekası içinde ticaret ve sanayi erbabının bulunması şart. Zira esbabı menafi, ticaretgahları ve başkalarının meydana getiremeyeceği asarı sanatı bunlar temin edecek. Sonra erbabı fakr u ihtiyacı teşkil eden son tabaka geliyor ki ihsan ve muavenete müstahaktırlar. Bunlardan her birinin Allah'tan kısmeti ve haceti miktarınca vali üzerinde hakkı vardır. Vali, Allah'ın kendisine tevdi ettiği bu teklifin altından ancak kemali ihtimam ile ve Allah'tan avn ü inayet talebiyle, bir de ağır hafif bütün işlerde nefsini hakka ve sabrı tahammüle alıştırmakla kalkabilir.
Sonra askerlerinin başına öyle birini geçir ki, Allah'a ve resulüne ve imamına karşı sence hepsinden daha muhlis bulunsun, Kalbi hepsinden temiz olsun ve aklı başında olmak itibariyle hepsine tevafuk etsin, gazaplandığı zaman ağır davransın, mazereti sükunetle dinlesin, tuhafaya acısın, kavilerden uzak dursun, öyle öfkeyle kalkıp aczü nedametle oturan takımdan olmasın. Sonra gerek mürüvvet ve hasep erbabına, gerek salahıyla ve mebrur ef'aliyle tanınmış ailelerin efradı ile şecaat ve semahat sahiplerine iltifat et. Çünkü bunlar lütfu kerem sahipleridir. Ana baba çocuklarının işini nasıl gözetirse, sen de askerlerinin işlerini öyle gözet. Kendilerine takviye için verdiğin şey çok bile olsa nazarında asla büyümesin. Haklarında taahhüt ettiğin lütuf az bile olsa gözüne katiyen hakir görünmesin. Çünkü bu sana karşı bezli ihlas etmelerini ve hüsn-i zanda bulunmalarını icap ettirir.
Bir de onlara ait işlerin büyüğünü görüyorum diye küçüğünü takipten geri kalma. Zira küçük bir lütfundan faydalanacakları yer de olur, büyük lütfundan vareste kalamayacakları mevkii de olur. Ordunun başındakiler için de sence en makbulü o kimseler olmalı ki askere iyilikte bulunsun ve hem şahıslarını ve hem de geride kalan ailelerini sıkıntıdan kurtaracak kadar kendi servetinden fedakarlık etsin de bu sayede düşmana karşı cihat ederken hepsinin düşüncesi bu noktada birleşebilsin. Valiler için memlekette adaletin kaim olmasından, bir de rahiyyenin kendisine karşı muhabbet göstermesinden daha büyük medar-ı teselli yoktur. Zira yürekler selamette olmadıkça muhabbet izhar etmez. Sonra askerin senin hakkındaki ihlası ancak emirlerinden memnun olmalarıyla onları istiskal edip bir an evvel başlarından çekilmelerini istememeleriyle kaimdir. Sen kendilerine ümit sahası aç.
Senaya müstahak olanları sena etmekte büyük vakalar atlatmış olanların sel güzeştlerini saymakta kusur etme. Zira bunların kahramanlıklarını sık sık anmak inşallah şecaat erbabını galeyana, harp istemeyenleri de gayrete getirir. Sonra bunlardan her birinin fedakarlığını iyice tanı. Hem sakın birinin hizmetini başkasıyla beraber zikretme. Kimseye de gösterdiği şecaatle münasip düşmeyecek doğum bir payı verme. Daha aşağı bir pay verme. Bir de mevkinin büyüklüğü bir adamın ufak hizmetini büyük görmene, mevkinin küçüklüğü, bir adamın kıymetli yararlılığı küçük görmene asla saik olmamalı. Sonra altından kalkamadığın hadisatı gözüne kestiremediğin gücün yetmeyeceği işleri Allah'a ve resulüne havale et. Cenabı Hak rüşde ermesini dilediği bir kavme ey iman edenler, Allah'a ve resulüne ve sizden olan ulul emre itaat edin.
Şayet bir şeyde anlaşamaz iseniz onu Allah'a ve resulüne havale edin buyuruyor. Allah'a havale etmek demek kitabındaki muhkem ayetlere sarılmak demek. Resulüne havale etmek demek onun her an toplayan tefrikaya meydan vermeyen sünnetine uymak demektir. İnsanlar arasında hüküm için öyle bir adam seç ki, Sencer Raiyyenin en değerlisi olsun, işten sıkılmasın. Murafaya yani mahkemede duruşmaya gelenlere sinirlenerek inada kalkışmasın. Hatasında ısrar etmesin. Hakkı gördüğü anda hatadan döneceği yerde dili tutulup kalmasın. Hiçbir zaman tamah ettiği menfaatin kaybulacağı endişesine düşmesin. Meseleyi künhüne varıncaya kadar anlamadıkça vehleten hasıl ettiği kanaati kafi görmesin.
Şüphe vukuunda en fazla temkinli davranır, hüccetlere en ziyade sarılır, hasmın müracaatından en az usanır, işlerin vuzuha kavuşmasını sabırla bekler, hükmün vuzuha kavuşmasında kati kararını verir, medih ile şımarmaz, tehyic ile eğilip bükülmez olsun. Vakıa böyleleri de pek azdır. Sonra bu adamın vereceği hükümleri sık sık tahkik et ve kendisine zaruretini giderecek halka muhtaç olmayacak kadar ihsanda bulun. Hem kendi yanında öyle bir mevki ver ki, mukarreplerinden hiçbir kimse o mevkiye göz dikmesin ve o adam başkalarının sana gelip de kendisine karşı hainlik edemeyeceğinden emin olabilsin. Evet, bu hususta gayet dikkatli bulunmalısın çünkü bu din kötü adamların elinde esir oldu. Onun namına istenilen yapılıyor ve onunla dünya elde etmeye çalışılıyor. Sonra valilerine dikkat et. Kendilerini iş başına ondan sonra getir. Yoksa tarafgirlik, hodgamlık hissiyle kimseye vazife tevdi etme.
Çünkü bu iki sebep cevr u hıyanete sevk eder. Bir demiş için salah ile maruf ailelerden yetişmiş tecrübe ehli, haya sahibi, İslam'a hizmeti geçmiş adamları araştır. Zira ahlakı en dürüst, namusu şerefi en sağlam, tamahın cazibesine en az kapılan, işin sonunu en doğru gören kimseler onlardır. Esbabı maişetlerini de geniş bir surette temin et. Çünkü nefislerini salaha sevk hususunda bu bir kuvvet olacağı gibi elleri altındaki şeylere el uzatmaktan o sayede müstağni kalırlar. Bundan başka şayet emrine muhalefet ederler yahut emaneti sakatlarlarsa senin için aleyhlerinde kullanacak bir hüccet olur. Sonra bunların icraatını takip et. Arkalarından vefa ve sıdk erbabı kimselerden gözcüler gönder. Zira işleri nasıl gördüklerini gizlice öğrenmek, emaneti muhafazalarına ve raiyye hakkında rıfk ile muamelelerine sebep olur.
Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna gelmiş olduk. Hazreti Ali efendimizin Mısır'a vali olarak atadığı, Malik bin Haris el Eşdere gönderdiği Emirname'yi sizlere aktarmaya inşallah bir sonraki bölümümüzde devam edeceğiz. Görüşünceye dek Allah'a emanet olunuz.
Kaynak: Genel
İslami Liderlik ve Adaletli Yönetim İlkeleri | Mihmandar